Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-575-9
13x19.5 cm, 216 s.
Liste fiyatı: 24,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Asılı Adam
Ai Weiwei’in Tutuklanışı
Çeviri: Haluk Barışcan
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2015
2. Basım: Ekim 2017

Asılı Adam: Ai Weiwei'in Tutuklanışı'nda, Batılı güçlerin onaylamakta pek zorlanmadıkları, hatta küresel kapitalizme katılışını hayranlıkla izledikleri Çin'de, adalet ve özgürlük peşine düşen bir adamın hikâyesini okuyacaksınız.

Sichuan eyaletinde 2008'de gerçekleşen dev depremde on binlerce kişi hayatını kaybeder. Ölenler içinde çocukların sayısı beklenmedik ölçüde yüksektir. Çin'in en önemli kavramsal sanatçılarından Ai Weiwei 2008'de gerçekleşen dev depremde ölen okul çocukları anısına işler yapmaya ve ailelerle birlikte protesto gösterilerine katılmaya başlayınca, gözde sanatçıdan tehlikeli bir muhalife dönüşen yolculuğu da başlayacaktır.

2009'da Almanya'da açtığı Üzgünüm başlıklı retrospektifteki "Hatırlama" adlı yerleştirmede, 9000 adet çocuk sırt çantası kullanarak depremde kızını kaybeden bir annenin şu cümlesini yazar: "Bu dünyada mutlu bir şekilde yedi yıl yaşadı." 2010'da Tate Modern'deki Ayçekirdekleri sergisiyle ününü pekiştirince, Çin'deki muhalif eylemleri iyice göze batmaya başladı, takip ve taciz arttı, sonunda 2011'de tutuklandı. İki ay kadar sonra, demeç vermeme, yaşadıklarını anlatmama, eski çevresiyle görüşmeme şartıyla serbest bırakıldı. Hükümet onu karalamak icin vergi kaçakçılığı iddiasıyla 1,7 milyon Euro para cezasına çarptırdı ve ülkeyi terk etmesini yasakladı. Bir süre sussa da sonuçta dayanamayan Weiwei inanılmaz tanıklığıyla Çin'in pek göz önünde olmayan bir veçhesini anlattığı uzun bir söyleşi verdi: Çin'de devlet mekanizması nasıl çalışır, bu milyarlık ülkede rıza nasıl oluşturulur, düzenin bekçileri neler hisseder, ilk kez bu kadar içten bir anlatıda bütün dünyaya aktarılmış oldu.

OKUMA PARÇASI

Birinci kısım, s. 11-13

Temmuz 2011'de Ai Weiwei Beijing’de ev hapsinde tutuluyordu. Gözaltından yeni çıkmıştı, gazetecilerle ve diğer muhaliflerle görüşmesi yasaktı; her hareketini gözetçilerine önceden bildirmesi şarttı ve evden her çıktığında sivil polisler tarafından takip ediliyordu. Bu umduğu “özgürlük” değildi tam anlamıyla, ama kısa bir süre sonra anlayacağım gibi, içeride yaşadıklarıyla karşılaştırılamayacak kadar iyi bir durumdu.

Dünyanın dört bir yanındaki binlerce kişi gibi ben de Çin’in en ünlü sanatçısının kemersiz pantolonunun belini kavramış halde polis tarafından kapısının önüne öylece bırakılıverişini ekranda izlemiştim. Ürkmüş görünüyordu ve büyük bir şaşkınlık yaşıyor gibiydi; ayaklarını sürüyerek çelik kapıdan evinin avlusuna girerken kameralara tek söyleyebildiği basınla konuşmasının yasak olduğu ve bunun anlayışla karşılanacağını umduğu olmuştu. Çin Komünist Partisi, her ne kadar ülkeyi uluslararası topluluğun modern ve önde gelen bir üyesi olarak sunmaya çabalasa da, muhaliflere hoşgörü göstermeyi beceremiyor ve yurtdışındaki algılanışını daha olumlu bir hale getirme yönündeki girişimleri de, Weiwei’in Beijing Olimpiyatları’na ilişkin olarak söylediği gibi, “sahte bir gülümseme”den öteye geçemiyordu. Söylenebilecek olan ile söylenemeyecek olan arasındaki görünmez sınırı geçtiğinizde ne kadar ünlü ya da önemli olursanız olun hâlâ tutuklanıyordunuz. Çin hükümetini açıkça eleştirmeye cesaret eden birkaç kişiden biri olduğu için Ai Weiwei’e hayranlık duyan, Çin’deki ve diğer ülkelerdeki pek çok insan açısından özellikle moral bozucu ve ürkütücü bir andı bu.

Birkaç yıl öncesine kadar Batı’daki insanlar açıklanamaz sanat eserleri üreten ve sık sık kıkırdayan bu bilge sakallı, garip, ayı gibi adam hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Bütünüyle bakıldığında nevi şahsına münhasır biri gibiydi. Sanat dünyası içindekiler için bile garip bir varlıktı. İlk bakışta Çinli bir zamane Dadacısı sanılabilirdi, ama eğer öyleyse Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sıyla George Orwell’in 1984’ünün bir tür kırması sayılabilecek bir ülkede iş gören bir Dadacıydı söz konusu olan. Ayrıca siyasi aktivist ve blog yazarı olarak da ortaya çıkmıştı, hem de bu iki özelliğin insanın sonunu getirebildiği bir ülkede.

Londra’da Tate Modern’in Turbine Hall’unda 2010 yılında sergilenen Ayçekirdekleri adlı çalışması dünya çapında ün kazanmasını sağladı ve daha çok insanın eserleriyle yakından ilgilenmesine yol açtı. Bu insanlar bir dizi garip nesne ve tuhaf yerleştirme sanatı çalışmalarıyla karşılaştılar. Hayatın sıradan, geri planda kalmış nesnelerini kurcalayıp tamir etme ve değiştirme üzerine uzmanlaşmıştı sanki: birbirine girmiş sandalye ve tabureler (Üzümler); mermerden yapılmış sandalyeler; mermerden kapılar; İki Ayağa Bir Pabuç; mermerden bir kapalı devre kamerası; yere sıralanmış yüzlerce kömür peteği; birbiri üzerine bindirilmiş ve bir daire oluşturacak şekilde düzenlenmiş bisikletler; sınai boyaya batırılmış yüzlerce Neolitik çömlek. Bunların yanı sıra daha büyük çaplı çalışmaları da vardı: 2007’de Almanya’nın Kassel şehrinde düzenlenen Dokumenta 12 için hazırladığı Peri Masalı’nda 1001 Çinli bir hafta boyunca şehrin sokaklarında dolaşmıştı. Bir diğer örnek 2009’ da Üzgünüm adlı retrospektifi kapsamında Münih’teki Haus der Kunst’un cephesine yaptığı Hatırlama adlı akıllara kazınan duvar resmidir. Bu eserde 9000 çocuk sırt çantası kullanılarak “Bu dünyada mutlu bir şekilde yedi yıl yaşadı” yazılmıştı. 2008 yılındaki Sichuan depreminde çocuklarını kaybeden annelerden birinin sözüydü bu. Derme çatma yapılmış okul binaları depremde başlarına çökünce binlerce çocuk hayatını yitirmişti.

Weiwei’in sanatı ciddiydi ama kimi zaman saygısızdı da; yaratıcıydı ama sıradandı da. Bildik nesneler onun dokunuşuyla değişim geçiriyor, yeni ve tekinsiz bir ışık altında karşımıza çıkıyordu. Otuz yıl içerisinde, insanları gerçeğe bir kez daha bakmaya ve onu yeni gözlerle görmeye zorlayan, kısmen tanınabilir bir yeraltı dünyası yaratmayı becermiş gibiydi.

Ancak Ai Weiwei’in başını Çin hükümetiyle derde sokan, gerçek hayattan aldığı nesneleri bozup yeniden yapması değildi. Sanatı ile, hükümetten şeffaflık ve hesap verme sorumluluğu talep eden, ifade özgürlüğü isteyen gürültülü kampanyaları iç içe geçtiğinde belirmeye başladı sorunlar. Tutuklanmazdan önce Ai Weiwei’in sanat dışı faaliyetlerinin yoğunluğunu ne kadar vurgulasak azdır. Yanında bin beş yüzün üzerinde kişi çalıştırdığı dönemler olmuştu; sanatı, onun enerjisi ve kişiliğinin sayısız dışavurumundan biriydi sadece. Sanat, mimari, blogculuk, kitap yazarlığı, kampanya faaliyetleri, hepsi doğal yan ürünlerdi. Her şeyden önce son derece radikal bir gündemi olan, baskı altına alınamaz bir Demiurgos idi Ai Weiwei. Tutuklanana dek gerçek gücü ve yönelişi pek dikkat çekmemişti; bunun muhtemel sebebi de zekâsı ve esprisi nedeniyle geçmişte daha çok muzip mizaçlı biri, bir tür Duchampvari palyaço olarak görülmüş olmasıydı. Ancak yüzeyin altında çok daha karanlık bir şey gizliydi. Weiwei kendine vermiş olduğu bir görevi yerine getiriyordu: Asıl tutkusunun Çin’i değiştirmek olduğunu ifade etmişti ve Yunan mitolojisindeki Erinyeler gibi, mevcut düzenin hem çocuğu hem de cezalandırıcısı idi.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Cem Erciyes, "Sanatçının baskıcı rejim karşısında çaresi...", Radikal Kitap, 9 Haziran 2015

2010’lu yıllarda dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri Çinli muhalif Ai Weiwei oldu. Bunda Weiwei’nin sanatçı potansiyeli kadar, ülkesi Çin’in çektiği ilgi de etkiliydi. Çin, 2000’lere inanılmaz hızlı büyümesiyle Batılı ülkeler için bir ekonomik tehdit olarak girdi. Üstelik liberal demokrasinin esamisi okunmayan totaliter bir ülke olarak bunu yapıyordu. Dolayısıyla herkes bu ülkeyi her zamankinden çok merak eder olmuştu. Dünyayı kasıp kavuran sadece Çin malı elektronik ürünler değildi; Çinli çağdaş sanatçılar da Batılı merkezlerde ilgi görüyordu. İşte tam da bu sırada Ai Weiwei, çok yönlü bir sanatçı, inatçı bir muhalif ve karizmatik bir kişilik olarak adını duyurmaya başladı.

2008’deki Olimpiyat stadının tasarımını da üstlenen Çin’in prestjili sanatçısı Ai Weiwei, ülkenin ünlü şairlerinden birinin oğluydu. Avrupa’da birbiri ardına sergiler açmaya başladığı sıralarda aslında rejimle arasının hiç de iyi olmadığı ortaya çıktı. Weiwei, durmadan Komünist Parti’yi eleştiriyordu ve sık sık başı belaya giriyordu. Londra’daki Tate Modern’in büyük salonunu milyonlarca el yapımı seramik ay çekirdeğiyle doldurması gibi dev sanat işleri kadar, Çin hükümetiyle yaşadıkları da haber oldu. Yolsuzluğa karışan yöneticiler nedeniyle çürük inşa edilip ilk depremde yüzlerce çocuğa mezar olan okullar için düzenlediği kampanya sonrası polisten dayak yedi. Yediği dayağın neden olduğu beyin kanaması bir Almanya seyahati sırasında ortaya çıktı ve ameliyat oldu. Eleştirilerini sürdürünce Şanghay’daki atölyesi, ‘ruhsatsız’ diye yıktırıldı. Üstelik o atölyeyi kurmasını, bölgeyi ‘soylulaştırmak’ isteyen yerel yönetim istemişti... Yazıp konuşması yasaklanınca Twitter’ı keşfetti ve burada yeniden bir fenomene dönüştü. Sonunda 2011’de en kötüsü oldu ve Ai Weiwei bir gün havalimanında göz altına alındı. Bu 40’lardan beri neredeyse değişmeyen bir tehlikeydi. Göz altına alınıp koybolmak... Weiwei 81 gün sonra serbest bırakıldı. Ertesi gün, Çin’i iyi tanıyan bir İngiliz gazeteci, sanat eleştirmeni Barnaby Martin, Ai Weiwei’yle konuşmak üzere sanatçının Bejing’deki (eskiden Pekin denilen yer) evine gitti. Elimizdeki Asılı Adam-Ai Weiwei’nin Tutuklanışı adlı kitap o evdeki iki günlük sohbetin ürünü.

Siyasi polise sanat anlatmak

Weiwei, kendi tasarladığı bir ev-stüdyo olan mekanında, kapıda polis beklerken ziyaretçisini kabul ediyor ve ona 81 günün hikayesini anlatıyor. Günlerce bir sandalyede dimdik oturmak zorunda kalması, hücresinde bile her dakika hemen dibinde durmakla görevlendirilmiş iki askerle birlikte yaşaması gibi, Çin işi işkencelere maruz kalmış. Tutuklanma gerekçeleri ise mali yolsuzluk ve ahlaksızlık. Evli olduğu halde sevgilisinden bir çocuğu var. Sorgucuları onu sürekli çok ucuza mal ettiği eserleri çok pahalıya satmakla suçlamışlar. Hala sanat olarak Mao’nun Devrimci Gerçekliği’ne bağlı ve Weiwei’nin işlerine bakıp ‘bunun nesi sanat?’ diyen insanlara sanatçının kendini anlatması tabii ki hiç de kolay olmamış. Ama sonunda uluslararası itibarının da etkisiyle serbest kalabilmiş.

Bernaby Martin’in kitabı Weiwei’yle konuştuklarını anlatırken bir yandan da Çin Halk Cumhuriyet’inin kuruluşundan Kültür Devrimi’ne ve Tiannanmen Meydanı’na ülkenin siyasi tarihini hatırlatıyor. Weiwei’nin de dahil olduğu günümüz çağaş sanatçı kuşağının nasıl yetiştiğini öğreniyoruz. Pek çoğu 40’ların devrimci ailelerinden gelen, 60’larda Kültür Devrimi sırasında büyük yoksulluk, zulüm ve ölüm gören, 80’lerde özgürlüğü hayal etmeye başlayan Tiannanmen katliamı ve diğer baskılarla dağılan bir kuşak. Mesela Weiwei’nin babası Ai Qing, 30’larda Milliyetçi Çin’in hapse attığı devrimci şiirleri komünist önderlerin ezbere okuduğu çok ünlü bir şair. Hatta 1940’larda Mao’nun dostluk kurduğu, eleştirilerine kulak verdiği biri. 60’ların sonunda ise Gobi Çölü’nde genel tuvaletleri temizlemekle görevlendirilmiş bir ‘aydın’...

Weiwei, Batı’da olup biteni merak eden, gizli tartışma grupları kuran sanat öğrencilerinden biri. O dönem katıldığı Yıldızlar grubu bugünkü Çin çağdaş sanatının kilometre taşları arasında sayılıyor. O grubu kuran 12 kişiden hayatta, Çin’de ve faal olan neredeyse sadece o var... 80’lerin başında bir yolunu bulup eğitim için ABD’ye gidiyor. Bir tür ‘geç dönem Dadacı’ olarak kavramsal işlere yöneliyor. Kitaba adını veren elbise askısından Duchamp portresi gibi ‘yoksul’ ama ‘esprili’ işleri o yıllarda üretiyor. (Sanatçının New York yıllarını geçen yıl SALT Beyoğlu’ndaki bir sergide görmüştük.) Fakat Weiwei, ABD’li bir sanatçı olmak istemiyor. Tıpkı Almanyalı ya da İngiltereli olmak istemediği gibi. Kendi ülkesinde yaşayıp üreten bir sanatçı. Nitekim yaptığı neredeyse tüm işler Çin tarihi, kimliği ve bugünkü Çin hakkında. Documenta’da da sokaklarda gezen 1001 Çinli’den tutun da iç içe geçmiş yüzlerce eski tabureden ya da bisikletten oluşan devasa enstalasyonları gibi... Fakat susmayı hiç de tercih eden biri değil. Elimizdeki kitaba konu olan tutuklanışından hemen sonra, hücresini birebir canlandıran bir enstalasyonunu 2013’te Venedik Bienali sırasında sergilemişti... Son dönem en beğenilen işlerinden biri, baskıcı yönetimin soğuk ve sert halini bir bakışta hatırlatan som mermerden bir güvenlik kamerası...

Ai Weiwei bir yandan müzeler, koleksiyonlar, küratörlerle çevrili günümüzün küresel sanat endüstrisinin yıldızlarından biri. Çok zengin ve çok ünlü. Çin sanatının en güçlü ismi. Ama öte yandan 20’lerin 30’ların Almanyası’nda, 50’lerin Türkiyesinde (yoksa 2000’lerin mi demeliyiz?), 60’ların İspanyası’nda, 70’lerin Latin Amerikası’nda olduğu gibi totaliter yönetimle her daim başı belada muhalif bir sanatçı.

Dünyanın her yerinde baskı söz konusu olduğunda sanatçılar nasıl davranıyorsa Weiwei de bugün onu yapıyor. Uluslararası bir star olmanın konforunu bir yana bırakıp her türlü riski alarak bildiğini okuyor. Hele Çin’de bunun tuhaf bir başka geleneği var. Bernaby Martin’in kitabında bizimle tanıştırdığı Mang Ke, Liao Yiwu gibi diğer muhalif yazar ve şairlerin hayatında da aynı şeyi görüyoruz. Kitabın en sonunda tanık olduğu bir ziyaretçiyi anlatıyor. Baba dostu yaşlı adam, kapıdaki polislere aldırmadan Weiwei’ye geçmiş olsun ziyaretine geliyor: “Ne kadar kaldın içeride Ai Weiwei?” diye soruyor. Seksenbir gün cevabını alınca da gülüyor ve şöyle diyor: “Eh, bu iyi, bu hiçbir şey. Hiç sızlanma. Ben yıllarca yattım. Eskiden herkes yatardı. Unut gitsin.”

Devamını görmek için bkz.

Metin Celal, "Asılı Adam", Cumhuriyet Gazetesi, 25 Haziran 2015

Barnaby Martin Asılı Adam'da, insan hakları ve düşünce ve ifade özgürlüğü açısından pek de parlak bir durumda olmayan Çin’de çok ünlü bir sanatçı düzeni eleştirip mevcut yönetime muhalefet ederse başına neler geleceğinin öyküsünü anlatılıyor.

Ai Weiwei, Çinli çağdaş sanatçı deyince ilk akla gelen isim. Çağdaş sanatın yanısıra sinema, fotoğraf ve mimari ile de uğraşıyor. Ama en çok dikkati çeken niteliği muhalifliği.

Ai Weiwei 1957 doğumlu. Babası Ai Qing, Çin Devrimi’nin en ünlü kahramanlarından ve şairlerinden. Mao’nun yakın çevresinde bulunmuş, Çin’in kültür yaşamında önemli roller almış. En yakınında olanların en uzağa savrulmasına iyi bir örnek. Çin’in en yüksek düzeydeki yöneticilerindenken Mao ile araları bozulunca 1959’da ailesi ile birlikte Gobi Çölü’ndeki bir köyde çalıyla kaplı bir çukurda yaşayan ve umumi tuvaletleri temizlemekle görevli bir parya konumuna gelmiş. Ai Weiwei’in babası ile ilk fotoğrafı Gobi Çölü’nden.

Barnaby Martin’in Ai Weiwei’i anlatmaya babasından başlamasının nedeni Çin’de iktidarla sanatçıların ilişkilerinin hemen hiç değişmediğini örneklemek. Çinli yöneticiler partiye yani kendilerine sonsuz itaat istiyorlar. Partinin önerdiği gibi düşünmek, hiçbir şeyi sorgulamamak ve tabii eleştirmemek ilk koşul. Partinin sanat anlayışının dışında eserler vermemek de önemli koşullardan. “Çağdaş Sanat”, “Kavramsal Sanat” gibi batı kaynaklı akımları izlemek, işler yapmak suçlanmak için yeterli.

Ai Weiwei bu sanat anlayışlarının Çin’de ilk örneklerini vermekle kalmamış, sanatçıların parti güdümü dışında birlikte hareket etmelerine önderlik etmiş, çeşitli örgütlenmelere katılmış, sert tepkilerle karşılaştıkça da muhalefeti artırmış. Sanatçılığının yanında bloglarda yazdığı muhalif yazılar ve kitaplarıyla da tanınmış.

Örneğin 2008'de Sichuan eyaletinde gerçekleşen dev depremde ölen okul çocukları anısına işler yapmakla kalmıyor, çürük okul binalarının çökmesi ile çocuklarını kaybeden ailelerle birlikte protesto gösterilerine de katılıyor. Sichuan’da yediği dayak nedeniyle beyin kanaması geçiriyor. Sürekli izlenmeye, taciz edilmeye başlıyor ama aldırmıyor. 2009'da Almanya'daki retrospektifinde "Hatırlama" adlı yerleştirmede 9000 adet çocuk sırt çantası kullanıyor ve depremde kızını kaybeden bir annenin "Bu dünyada mutlu bir şekilde yedi yıl yaşadı" cümlesini yazıyor. Buna karşılık olarak Şangay’daki sanat yaşamını canladırsın diye davet edilince kurduğu atölyesi “ruhsatsız” diye yıkılıyor. Blogları engelleniyor. Muhalefetini tweeter üzerinden sürdürüyor. 2010'da Tate Modern'de milyonlarca çekirdekten oluşan Ayçekirdekleri sergisiyle Dünya çapındaki ünü iyice büyüyor ve daha çok göze batmaya başlıyor. Daha sıkı takip ediliyor, telefonları dinleniyor, taciz artıyor. 2011'de Tayvan’a bir sergi açmak için giderken havaalanında tutuklanıyor.

Büyük bir tutuklama dalgasının bir parçası bu. Ai Weiwei ile aynı sırada birçok muhalif de tutuklanmış, nerde bulundukları, neyle suçlandıkları bilinmiyor. Tutuklananlar arasında Ai Weiwei’in yakın çevresi ve onunla birlikte çalışanlar da var. 81 gün boyunca manevi işkencelerle ifadesini alıyor ve Ai Weiwei’i suçlayacak birşey bulmaya çalışıyorlar. Tutuklamaların nedeninin Çin’de Arap Baharı benzeri bir “Yasemin Devrimi” yaşanması korkusu ve mevcut düzeni değiştirecek gösteriler yapılmasının önüne geçmek olduğunu düşünebiliriz.

Barnaby Martin’in kitabının tam adı Asılı Adam: Ai Weiwei’in Tutuklanışı (Mayıs 2015, çev. Haluk Barışcan, Metis yay.). Uzun yıllar Çin’de yaşamış bir gazeteci ve sanat eleştirmeni olan Barnaby Martin, 81 gün tutuklu kaldıktan sonra “demeç vermeme, yaşadıklarını anlatmama, eski çevresiyle görüşmeme, internet kullanmama” şartlarıyla serbest bırakılan ve polis gözetiminde bir çeşit inzivada yaşayan Ai Weiwei'i ziyaret ediyor ve onunla yaşadıkları hakkında uzun bir söyleşi yapıyor. Barnaby Martin Ai Weiwei’in tutuklanışını anlatırken babasından başlayarak Çinli sanatçıların hapise girmesinin neden o kadar doğal karşılandığını da anlamaya çalışıyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri sanat alanında yaşananları da anlatıyor.

Asılı Adam: Ai Weiwei’in Tutuklanışı Çin’de sanatını yapmaya çalışırken özgürlük ve adalet için mücadele etmek zorunda kalan büyük bir sanatçının öyküsünü roman tadında, sürükleyici bir üslupla anlatıyor.

Devamını görmek için bkz.

Yalçın Hafçı, "Despotların kâbusu", Birgün Kitap Eki, Mayıs 2016

Muktedirler sanattan, bilhassa soyut sanatlardan hiç hazzetmez, bunun kökeninde ise örtük bir korku vardır. Bu tür eserlerin bireysel yanı insandaki çeşitliliğe vurgu yapar çünkü. Onlarsa bütün insanları kendilerince mutlak olan birkaç değer etrafında toplamak isterler, herkesin aynı şeyleri düşünmelerini ve gerçekliğe tek açıdan bakmalarını arzularlar. Birlik ve beraberlik hamasetlerinin altında yatan da budur. Farklı yol tutturanlar varsa onlar da bir biçimde cezalandırılır ki aleme ibret olsun. Bilinçli bir ayıklama mekanizması geliştirilir, farklı bir gerçeklik kurulur. İşte her gerçek sanatçı da gerçeğe bambaşka perspektiflerden bakarak bu yapıyı kırmak zorundadır. İktidarlar huzursuz olurlar bundan. Çünkü sanatsal ifade kontrol edilmediğinde insanların iç dünyaları da kontrol edilemez olur. Unutmamak gerekir, bütün önemli toplumsal dönüşümlerin öncesinde estetik bir devrim söz konusudur.

Sorgu

Çinli kavramsal sanatçı Ai Weiwei, 2011 yılında sivil polislerce başına kukuleta geçirilerek gözaltına alınır ve Çin rejimini eleştiren faaliyetleri ile ilgili olarak bilinmeyen bir otel odasında günlerce süren sorgulamalara tabi tutulur.

Asılı Adam’da Barnaby Martin batılı bir gazeteci gözüyle bu sorgulamayı irdeliyor, bir anlamda o da Çin’i sorguluyor. Kitap, Ai’nin tutuklanması sonrası şartlı salıverilmesinden hemen sonra yazarın onunla görüşmelerinden oluşuyor daha çok. Ayrıca yazarın dilinden dünü bugünüyle Çin ve sanat, daha çok da kavramsal sanat konu ediliyor. Öte yandan Çin’de baskı gören, yazdıklarından dolayı hapse atılan başkaca yazarlara da değinilirken, hava kirliliği, çarpık yapılaşma ve Çin’in nereye doğru yol aldığı Orweelvari bir tutumla resmediliyor. Ai’nin sorgulanması ise tüm bunları anlatmak için bir zemin olarak kullanılıyor sanki.

Ai’nin babası Çin’in Devrimi’nin en ünlü şairi ama devrim sonrası parti çizgisinden uzaklaştığı için Gobi Çölü’ne sürülmüş. Ai’nin çocukluğu ve gençliği bu türden zorluklarla geçmiş, bir süre Amerika’da yaşamış ve Çin’e kavramsal bir sanatçı olarak dönmüş. Günlük, sıradan, bayağı nesnelerden esinlenerek onlardan anlam üretmek olarak tanımlayabiliriz Ai’nin sanatını. En ünlü eseri Londra’daki Tate Modern’de sergilenen Ayçekirdekleri adlı çalışması. Yüz milyon kadar el boyaması seramik ayçekirdeğinden oluşuyor bu çalışma. Sanırım Ai bunda Çin’deki insanların yansımasını görüyor. Göz için olmayan bir sanat onunkisi. Tüm eserleri de bu derecede soyut ve akıl dışı.

Elbette bu sanatın kitleler nezdinde çok alıcısı yok, hatta sanat olarak bile kabul edilmiyor. Ancak Ai buna tezat biçimde Çin’in en popüler şahsiyetlerinden biri. Çünkü sanatını hayatıyla iç içe geçirmiş ve bu doğrultuda hükümetten şeffaflık ve ifade özgürlüğü talep eylemlerin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle onun gibi düşünenlerin simgesi haline gelmiş ve sosyal medyada Çin’in en çok takip edilenlerinden. Hükümetin onu tutuklayıp 81 gün boyunca sorgulamasının ve ironik biçimde serbest bırakmaya mecbur kalmasının nedeni de bu. Ama salıverilirken hiçbir basın mensubuyla görüşmemesi şartı konmuş, tabii Ai bu şarta uymuyor.

Araçsal bakış

Açıkçası kitapta Ai’nin sorulara verdiği cevapları daha okunası, samimi ve gerçekçe buldum. Kitabın yazarını ise daha şüpheci bir gözle okudum. Zira liberal batının doğudaki rejimlerin sorunlarına araçsal ve pragmatik bir gözle baktıkları malumumuzdur. Örneğin yanı başımızda yaşanıyor, Suriye demokratik olmamakla suçlanıp müdahalelere uğrarken Suudi rejimi görmezden gelinir.

Öte yandan, yazarın korku filmine dönüştürdüğü abartılı Çin tasvirinin batıdaki okura “Demokrasinin kıymetini bilin” der gibi bir amacı da var. Temel hikâye bu olunca sanat, özgürlük gibi tehlikeli şeyler de bir kenar süsü oluyor ancak. Yine de despotların kâbusu olacaktır sanat elbette.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.