Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-019-9
13x19.5 cm, 368 s.
Liste fiyatı: 35,00 TL
İndirimli fiyatı: 28,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Necmiye Alpay diğer kitapları
Türkçe Sorunları Kılavuzu, 2000
Dilimiz, Dillerimiz, 2004
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayanlar: Necmiye Alpay, Hakan Tahmaz
Barış Açısını Savunmak
Çözüm Sürecinde Ne Oldu?
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Katkılar: Necmiye Alpay, Şemsa Özar, Hakan Tahmaz, Ahmet Faruk Ünsal, Arzu Yılmaz, Atilla Yayla, Ayşe Betül Çelik, Cuma Çiçek, Ebru Günay, Emel Ataktürk Sevimli, Evren Balta, Ferhat Kentel, Galip Dalay, Hakan Yılmaz, Harun Ercan, Levent Korkut, Maya Arakon, Mehmet Emin Ekmen, Murat Çelikkan, Nil Mutluer, Selma Irmak, Turgut Tarhanlı, Yasemin İnceoğlu
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2015

Kürt sorununda çatışmayla geçen otuz küsur yıldan sonra ilan edilen Çözüm / Barış Süreci, bugün belirsiz bir dönemeçte. Henüz hangi adımların atıldığını, neyin neden ters gittiğini anlayamadan çatışma günlerine büsbütün geri döneceğimiz korkusu yaşıyoruz. Türkiye ve komşu ülkelerdeki gelişmeleri anlama, sürecin olanak ve zorlukları üzerine bilgilenme ihtiyacı kendini her zamankinden fazla hissettiriyor.

Barış Açısını Savunmak bu amaçla hazırlandı. Kitapta, Türkiye Barış Meclisi’nin Şubat 2015’te düzenlediği “Çözüme Doğru” konferansının sunumları ile “Çözüme Doğru: Olasılıklar, İmkânlar ve Sorunlar Üzerine” adlı rapor, güncellenmiş halleri ve kapsamlı bir kronoloji ile birlikte yer alıyor. Siyasetçi, akademisyen ve hukukçularca yapılan sunumlar Çözüm Süreci’nin yanı sıra, Gezi’den yeni anayasa çalışmalarına dek Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecine de ışık tutacak nitelikte. Çalışmanın düşünce dağarcığımıza “insani güvenlik, şiddetsizliğe geçiş, geçiş dönemi adaleti, hakikat hakkı, cezasızlığın önlenmesi” gibi yaşamsal kavramlar katması, barış çalışmalarının kültürel açıdan zenginleştirici yönünü de gösteriyor.

Şu andaki gidişat “çözüme doğru” görünmese de, iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyenlerin oyununa teslim olmamak için, şair Neşe Yaşın’ın tabiriyle “barış açımızı” korumak zorundayız. Bu kitabı çatışmasızlığın yanı sıra hak ve özgürlükleri de içeren, kalıcı bir barışa katkıda bulunma umuduyla yayımlıyoruz.

İÇİNDEKİLER
Kullanılan Kısaltmalar
Sunuş
Necmiye Alpay

Birinci Kısım
Çözüme Doğru:
Olasılıklar, İmkânlar ve Sorunlar
Üzerine Değerlendirme


1 Barış Süreci’ne Giden Yol
Ayşe Betül Çelik, Evren Balta, Levent Korkut
Murat Çelikkan, Nil Mutluer
2 Barış Süreci: Müzakereler ve Hukuk
Ayşe Betül Çelik, Evren Balta, Levent Korkut
Murat Çelikkan
, Nil Mutluer
3 Toplumsal Barış ve Barış Süreci’nin Toplumsallaşması
Ayşe Betül Çelik, Nil Mutluer
4 Barış Süreci’nde İnsani Güvenlik
Evren Balta
5 Barış Süreci ve Geçmişle Yüzleşme
Murat Çelikkan

İkinci Kısım
Çözüme Doğru Konferansı

I Çözüm Süreci’nin Dünü, Bugünü ve Geleceği
1 “Çıplak yüz karşısındakini de soyar”
Selma Irmak
2 Çözüm Süreci Üzerine
Mehmet Emin Ekmen
3 Savaş Kültüründe Barış Yapmak
Ferhat Kentel

II Deneyimler ve Dış Etkenler
1 Dünya Deneyimleri Işığında Kürt Meselesi ve Çözüm
Harun Ercan
2 Bölgesel Gelişmelerin Çözüm Süreci’ne Etkileri
Arzu Yılmaz

III Çözüm Çalışmalarının Toplumsal Zemini
1
 Kadınların Gözüyle Çözüm Süreci
Ebru Günay
2 Çözüm Süreci’nde Medyanın Rolü ve Tavrı
Yasemin İnceoğlu
3 Türkiye’de Farklı Kimlikler ve Çözüm Süreci: Kamuoyundaki Algılar ve Tutumlar
Hakan Yılmaz
4 Barış Süreci’nde Sivil Toplumun Rolü
Ahmet Faruk Ünsal
 
IV Çözüm Süreci: Riskler ve İmkânlar
1 Geçmişle Yüzleşme, Mağdur Odaklı Bakış ve Onarım
Emel Ataktürk Sevimli
2 Çözüm Süreci’nde Kırılmalar: Çatışmalar, Müzakereler ve Sınırlar
Cuma Çiçek

V Çözümün Siyasal Zemini
1 Paramiliter Yapıların Silahsızlandırılması
Şemsa Özar
2 Barış Müzakerelerinin Kurumsal Yapısı: Güney Afrika ve Kuzey İrlanda Örnekleri
Maya Arakon
3 Çözümü Kolaylaştırıcı Toplumsal Faktörler
Galip Dalay
4 Çözümün Hukuki Çerçevesi Üzerine
Turgut Tarhanlı

Ekler
Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun
Bakanlar Kurulu Kararı
Kanun Kapsamında Yürütülecek Çalışmalara
İlişkin Esaslar
Çözüm Süreci Kronolojisi
Katkıda Bulunanlar
OKUMA PARÇASI

Sunuş, Barış Açısını Tutturmak s. 13-19

Bizim ülkemiz sağır odalar gibi yapılandırılmıştır, yani ses geçirmeyecek şekilde. Duvarlarınız ses geçirmiyorsa, bitişiğinizde her tür işkence yapılır, insanlığın dışına çıkılır ve siz bir şey duymazsınız. Ta ki patlamalar başlayıncaya, kan ve can kayıpları her yere sıçrayıncaya kadar. Çoğu kez hakikate yaklaşmaya bunlar da yeterli olmaz, çünkü hakikat silinmiş, yerine hazır suçlama sözleri konulmuştur.

Kürt sorununda hakikati silen, silmeyi iş edinen, zora dayalı asimilasyon politikasıdır. Kürtler buna “inkâr ve imha politikası” adını verdiler.

Son onyıllar boyunca Kürtlerin bir numaralı talebi anadillerinde eğitim talebiyse, bunun nedeni ezici baskıların ve aşağılanmanın en çok dil üzerinden uygulanmış olmasıdır. Kürtlerin dilleri dilden, kültürleri kültürden, hatta isyanları isyandan sayılmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti büyük harfli Batı karşısındaki eksiklenme duygularını küçük harfli batı olma çabasıyla bastırmaya çalışmıştır.

Biz böyle böyle yüz yılı tamam etmeye yaklaştık. Kürt sorununda iş savaşa vardı ve otuz küsur yıl, kırk bin küsur kaybımızın ardından, bundan iki buçuk yıl önce, çift taraflı ateşkes sağlanıp Çözüm Süreci ilan edildi. Cumartesi Annelerinin, insan hakları örgütlerinin, temel hak ve özgürlükler temelindeki sayısız girişimin mücadeleleri ve hakikate yaklaşma çabaları devam ediyor. Ancak bu çabaların adaletle ilgili yönü, devlet katlarında genel bir karartmaya karşı karşıya kalmaktan kurtulamadı. Hukukun ve hatta yasaların devlet eliyle çiğnenmesi bir kısır döngü halinde: Bir ihlal sorgulanır ya da yargılanırken başka ihlaller işleniyor. İhlal soruşturmalarında zamanaşımı süreleri tepe tepe kullanıldığı gibi, kuşku uyandıran her şiddet olayında yayın yasağı konulması kuşkuları katmerli hale getiriyor. Barış sözcüğü bile yetkili ağızlar için bir tabu.

Oysa barış dar anlamıyla bir çatışmasızlık haline işaret etse de, geniş anlamıyla bir haklar ve özgürlükler, dolayısıyla zihniyet meselesidir. Kalıcı barış dediğimiz budur. Avrupa, ABD ve Japonya bunu ancak iki dünya savaşı arasında, insan denen varlığın ulaşabileceği en aşağı noktalara kadar gittikten sonra anlayabilmişti. Ne kadar anlayabildiyse. Peki ya biz?

Bir sürecin akıbetini anlamak için, ne yöne doğru gittiğine bakılır. Çözüm Süreci’nin kalıcı barışa yöneldiğini söyleyebilir miyiz? Asgari müştereklerden, hak ve özgürlüklerden oluşan bir temelimiz var mı, ya da böyle bir hedefimiz var mı? Kalıcı barış, iç açıcı olmayan yakın tarihimizle yüzleşmemizi ve geleceğimizi kurmak konusunda tüm taraflardan ve yurttaşlardan hatırı sayılır çabalar talep ediyor.

Sürecin ilanına kısa bir süre kala Paris’te Kürdistan Enformasyon Bürosu’na yapılan saldırıda PKK kurucularından feminist aktivist Sakine Cansız’ın Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez adlı arkadaşlarıyla birlikte öldürüldüğünü düşünürsek, görüşmelerin buna rağmen başlayabilmiş ve sürdürülmüş olmasının ateşkese güç verdiğini söyleyebiliriz. Hrant Dink suikasti toplumda geniş bir kesimin Ermeni meselesini hissetmesine nasıl yol açtıysa, Sakine Cansız ve arkadaşlarına yönelik suikast de Kürt sorununda sürecin anlamını elle tutulur bir hale getirdi. Buna bir açıdan kirli savaş, bir başka açıdan kurban kültürü diyebiliriz. Ancak, sağır oda etkisi devam ediyor ve biz insanlar büyük gerçekleri bir anda hissedemiyoruz. Cezaevlerindeki açlık grevlerinin anlamı da hemen kavranamamıştı. Üstelik, Roboski başta olmak üzere, Suruç, Zergele diye devam eden çoğu olayda sorumlular hâlâ karanlıkta.

7 Haziran 2015 seçimlerinde en çok konuşulması gerekirken en az konuşulan konu Çözüm Süreci oldu. Oysa 2015 Newroz açıklamasıyla birlikte HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın deyişiyle “izleme kurulu, müzakerelerin başlaması ve [silahları bırakma kararını verecek olan] kongre” konularının üzerinde tamamen uzlaşılmıştı.[1] Seçimlere fazlasıyla müdahil olan Cumhurbaşkanı’nın meseleyi neredeyse sil baştan eden açıklamaları, bu uzlaşmayı Demirtaş’ın sözleriyle “muğlak hale getir(di)”. İktidar partisinin gitgide daha mutlak bir biçimde “şahsi oynayan” bu “doğal” lideri, sürece kendi damgasını vurma garantisini görmediği anda, gücünü tam ters yönde, çözüm çabalarını sıfırlama yönünde kullandı ve partisine oy kaybettirdi. Seçim sürecinde HDP’ye yönelen şiddetin arkasındaki gücün kimliği sorusu vahim çağrışımlara yol açtı, devlette bir barış iradesinin varlığından, dahası, iktidarın IŞİD ve Kürt hareketi karşısında ikili oynadığından duyulan kuşkuyu son haddine vardırdı. Bu kuşku Abdullah Öcalan’a uygulanmaya başlanan tecrit politikasının yanı sıra, provokatif saldırıların, yayın yasaklarının, yeniden ayyuka çıkan gözaltı ve tutuklama furyalarının artması ölçüsünde büyüdü ve toplumun çeşitli kesimlerinde öfkeleri körükledi. Medya henüz faili belli olmayan her patlamaya PKK etiketini yapıştırmakta ve düşmanlık dilini devreye sokmakta gecikmedi. PKK cenahından gelen “misilleme” gibi açıklamalar, bir yandan bir güç gösterisine duydukları ihtiyaca işaret ederken, bir yandan da yangını körükledi. Harareti fırsat bilen her tür kışkırtıcılık devreye girerek barışın pahasını bir kez daha yükseltti. Savaş bu kez yerel ve “düşük yoğunluklu” olmaktan çıkıp bir iç ve dış savaşa dönüşme tehlikesi arzetmeye başladı. Bu arada geleneksel sol ve CHP içerisinde belirli bir barış bilinci nihayet yükselmeye başladıysa da, yeterince güçlü ve kapsayıcı bir irade henüz kendini gösterebilmiş değil. Bin bir çıkar ve suç öğesinin başrolü oynar hale geldiği ortamlarda barış açısını tutturmak kolay olmuyor.

“Barış açısı”, Kıbrıslı şair Neşe Yaşın’ın kavramı. Türkiye Barış Meclisi’nin bakış açısını anlatmak için en uygun deyimlerden biri. Barış açısı, kendi bakış açımızı diyaloğa ve çözüme uyarlamamız, analizlerimizde ve söylemlerimizde diğer tarafın gerçekliğini hesaba katmamız anlamına geliyor. Türkiye Barış Meclisi esas olarak Kürt sorununda bu kavramı somutlaştırmaya yönelik çalışmalar yapan bir girişimdir. 2007 yılında toplanan “Türkiye Barışını Arıyor” konferansının[2] ardından oluşurken, toplumda Kürt sorununun ve barışın konuşulmasına katkıda bulunmayı, diyalog için platformlar oluşturmayı hedefledi, zaman içinde de inandırıcı ve önemsenen bir odak oldu. Bunun bir nedeni, gerekli emeğin çoğunu 1999 yılında Barış Grupları adıyla art arda dağdan gelen ve teslim olduktan sonra 5-9 yıl arasında hapis yatan eski gerillalara borçlu olmamızdı. Başka bir deyişle soyut değil, gerçek bir barış girişimidir söz konusu olan. İnandırıcılığın bir başka nedeni, siyasi partilerden farklı olarak, iktidar perspektifiyle değil, kalıcı bir barış perspektifiyle, tüm kesimlerle birlikte hareket etmeyi amaçlaması ve bunu belirli ölçülerde başarması oldu. Barış Meclisi’nin çoğu etkinliği Ankara ve İstanbul’da yer aldıysa da, ülkenin Kürdistan’ında, Trakya’sında, Karadeniz, Akdeniz ve Ege’sinde de girişimler ve çalıştaylar, paneller düzenlendi. Bir kitle hareketinden çok, doğuda ve batıda barışın ilgilileri için bir araya gelme vesileleri yarattı. Çalışmalara hemen hemen tüm kesimlerden çağrılılar katıldı. Bir anlamda Akil İnsanlar deneyiminin öncüsü olan küçüklü büyüklü platformlar oluştu.

2015 Newroz’una yaklaşırken, Kobanê, IŞİD ve ülkenin önündeki seçimler gibi yaşamsal olguların da etkisiyle herkeste sürecin bir dönüm noktasında olduğu duygusu belirginleşmişti. Kobanê herhalde devletlerin hesaplarını, ama aynı zamanda sivil toplum kesimleri olarak bizleri derinden etkiledi. Meşru müdafaa kavramını derinlemesine hissettik. IŞİD’i anlatmaya herhalde ne gerek vardır ne de imkân. Ona karşı halk desteğiyle direnen PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) o ölçüde de meşruluk kazanması gerekirdi, ancak “sağır oda” etkisinin tam olarak kırıldığını, bizim toplumumuzda IŞİD ve Rojava gerçekliğinin de, aslında Kürt gerçekliğinin de bütünüyle kavranabildiğini söylemek zor.

Hiçbir barış, bitişiğindeki diğer sorunlardan bağımsız değil. Bizim barışımız özellikle öyle; onu artık IŞİD, Rojava ve mülteci olgularını dikkate almadan düşünmemize olanak yok. Elbette bu durum Kürt sorununu ülke içinde çözme sorumluluğumuzun önceliğini ortadan kaldırmıyor. Ve devletin özellikle haklar ve özgürlükler alanında atmak zorunda olduğu her adım için sonu gelmez tereddütler geçirmesi, hatta gerileme niteliğinde adımlar atması ölçüsünde güven kaybı yaşanıyor, gerginlik artıyor, çözüm zora giriyor.

Türkiye Barış Meclisi 2015 başlarında önümüzdeki sürecin olanak ve zorlukları üzerine bilgi ve görüşleri derleyip toparlama ihtiyacıyla “Çözüme Doğru” başlıklı bir rapor hazırladı ve 21-22 Şubat 2015 tarihlerinde, İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nün de katkılarıyla aynı başlık altında bir konferans düzenledi. Yirmiden fazla yazar, gazeteci ve akademisyenin katkılarını içeren bu çalışmanın metinlerinden büyük bir bölümü daha sonraki aylarda güncellenerek elinizdeki kitabı oluşturdu. Daha sonraki aylarda yaşanan gelişmeler ne yazık ki hepimizde gidişatın “çözüm” yönünde olduğu konusunda kuşkular uyandırdı. Dolayısıyla, kitabın adını başlangıçta “Çözüme Doğru” olarak düşünmüşken, şu aşamada olan biteni özetleyerek kamuoyunu bilgilendirecek ve barışı savunma kararlılığımızı belirtecek şekilde “Barış Açısını Savunmak: Çözüm Süreci’nde Ne Oldu?” olarak değiştirmek gereğini duyduk.

Rapor bölümü, ilgili alanlarda çalışmaları olan beş yazar ve akademisyen tarafından hazırlandı ve sürecin kronolojisi de eklenerek tamamlandı. Konferans metinleri ise, sürecin farklı boyutları konusunda çeşitli perspektiflerden yapılan inceleme ve yorumları bir arada sunuyor. Bu çalışma sırasında bir kez daha ortaya çıktı ki, Kürt sorunu ve barış / çözüm süreci, ne kadar içeriden yaşamış olursa olsun hiç kimsenin bütünüyle (ve bütün güncelliğiyle) bilemeyeceği, hatta sorulması gereken bütün soruları fark edemeyeceği kadar derinlikli ve uzun erimlidir. Okurların göreceği üzere elinizdeki çalışma, az çok bildiğimizi, izlediğimizi sandığımız olayların esasına ve inceliklerine, ayrıca dünyadaki benzer çatışma deneyimlerinden yansıyan bilgilerle çıkarılan derslere, dolayısıyla sürecin zorluk ve kolaylıklarına dair pek çok ipucu barındırıyor. Öte yandan, sunumlar yalnızca çözüm sürecine değil, Türkiye’nin genel demokratikleşme sorunlarına da ışık tutacak nitelikte. Bu nedenle, tüm ayrımcılık mağdurlarının ve barış ilgililerinin gerek rapordan gerekse sunumlardan pek çok noktada yararlanacakları söylenebilir. Çalışmanın düşünce dağarcığımıza ve dilimize “insani güvenlik, şiddetsizliğe geçiş, geçiş dönemi adaleti, hakikat hakkı, cezasızlığın önlenmesi” gibi yaşamsal önemde kavramlar katması, barış çalışmalarının demokrasi kültürümüz açısından vazgeçilmez yönünü de gösteriyor.

Dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır, bu önsözde “çözüm süreci” sözünü başlangıçta büyük harfle yazarken daha sonra küçük harfe geçtim. Bunun nedeni, terimin bizim tarihimiz bağlamında öncelikle 21 Mart 2013’te başlayan özgül bir sürecin adı, yani bir özel ad olmasıdır. Bugün “Çözüm Süreci”ne karşıyız diyen pek çok politikacı gerçekte genel olarak bir çözüm sürecine değil, Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri arefesinde berhava etmiş göründüğü tarihsel sürece karşıdır. Başka bir deyişle, çoğu kişinin kastettiği, Recep Tayyip Erdoğan güdümünde başlayan ve yine onun geri almasıyla şu aşamada hukuki adıyla kadük olmuş görünen süreçtir.

Terimin küçük harflerle yazılmış hali ise, toplum olarak kısa erimde başımıza her ne gelirse gelsin, hangi yeni çatışma hatta savaş uğraklarından geçersek geçelim, uğruna mücadeleden ve yeniden yürürlüğe koyma çabamızdan vazgeçemeyeceğimiz bir aşamanın, bir barış anlayışının adıdır. Kürt sorununda şu ya da bu biçimi almış bir “barış / çözüm süreci”, toplumumuz için her durumda vazgeçilmez ve er geç ulaşılması gereken bir temel aşama, bir temel taşıdır.

Bu bapta savaşa hizmet edenlere tarih hiç iyi bir gözle bakmayacak ve “kıyıcı” sıfatını uygun görecektir.

Barış Meclisi olarak, bu çalışmayı gerçekleştiren biliminsanlarına, araştırmacılara, siyaset yorumcularına, aktivistlere, ayrıca metinlerin kitaplaştırılmasını üstlenen Metis Yayınları’na pek çok teşekkür ediyoruz.

Bu sunuşu, hocamız Turgut Tarhanlı’nın bu kitapta bulacağınız “Çözümün Hukuki Çerçevesi Üzerine” başlıklı yazısında geniş bir biçimde analiz edilerek temellendirilen, anahtar niteliğindeki bir bilgiyle bitirmek istiyorum:

“Mutlak olsun ya da olmasın, bugünün hukuku bakımından esas olan, haklara saygı ve koruma yükümlülüğüdür. Bu nedenle, ‘özgürlük-güvenlik dengesi’ gibi genel ve kuşatıcı bir denklem, ölçü, esas, ilke, parametre, vb. söz konusu dahi olamaz.”

Necmiye Alpay

Türkiye Barış Meclisi Sekretarya Üyesi

Notlar


[1] Bkz. Kronoloji, 26 Mart 2015 tarihli bölüm. Demirtaş’ın bu sözlerini doğrulayan nitelikte açıklamalar, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’dan da geldi. Bkz. Kronoloji, 14 Haziran 2015 tarihli bölüm.Metne dön.
[2] Bu konferans Vecdi Erbay tarafından yayıma hazırlanarak kitaplaştırılmıştı: Türkiye Barışını Arıyor, İstanbul: Aram Yayınları, 2007.Metne dön.

NOT: Türkiye Barış Meclisi, mensuplarının ve destekleyenlerinin gönüllü çabaları ve katkılarıyla çalışıyor. Bu kitapta yer alan çalışmalar da aynı şekilde gönüllü birer emek ürünü olan rapor ve konferans bildirilerinden oluşan kolektif bir üründür ve kitabın telif geliri Barış Vakfı’nın kuruluş çalışmalarına ayırılacaktır.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Yücel Kayıran, "Barış, en önemli siyasi projedir", Radikal Kitap, 16 Ekim 2015

Sanırım bugünlerde göz ardı edilmemesi ve okunması gereken en önemli kitap, Necmiye Alpay ile Hakan Tahmaz’ın yayına hazırladıkları, “Çözüm Süreci’nde Ne Oldu?” altbaşlıklı Barış Açısını Savunmak olsa gerek. Her ne kadar bugün Çözüm/Barış Süreci belirsiz bir döneme girmiş ve gidişatın yönü alabildiğine belirsiz olsa da, Barış Süreci’ne karşı olanların iktidarına ve entrikasına karşı çözüm/barış sürecine ilişkin bilgi ve bilincin korunması gerekir. Necmiye Alpay, kitaba yazdığı “sunuş” yazısında, Çözüm/Barış Süreci’nin “Paris’te Kürdistan Enformasyon Bürosu’na saldırıda PKK kurucularından feminist aktivist Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürüldüğü” günlerde, görüşmelerin buna rağmen başladığına dikkat çekerken, “Hrant Dink suikasti toplumda geniş bir kesimin Ermeni meselesini hissetmesine nasıl yol açtıysa, Sakine Cansız ve arkadaşlarına yönelik suikast de Kürt sorununda sürecin anlamını elle tutulur bir hale getirdi”ğini söylüyor. Ben, bu ayrıma, kitapta yer alan bir cümleyi daha eklemek istiyorum; her ne kadar bugün kesintiye uğrasa da, Çözüm/Barış Süreci’yle birlikte bir başka diyalektik durum da başlamış durumda: “ilk defa çoğu Türk için, Kürtlerin tarihi hakkında ne kadar bilgisiz ve duyarsız olduklarıyla yüzleşme imkânı doğmuştur.”

Kuşkusuz şu iki adlandırma birbirinden farklı: Büyük harfler yazılan “Çözüm/Barış Süreci” ifadesiyle, küçük harfle yazılan “çözüm/barış süreci” ifadeleri. Alpay, bu iki farklı ifade arasındaki ayrımı şöyle dile getiriyor. Büyük harfle yazılan “Çözüm/Barış Süreci” ifadesi, “terimin bizim tarihimiz bağlamında öncelikle 21 Mart 2013’te başlayan özgül bir sürecin adı, yani özel bir ad olmasıdır. Terimin küçük harflerle yazılmış hali ise, toplum olarak kısa evrimde başımıza her ne gelirse gelsin, hangi yeni çatışma hatta savaş uğraklarından geçersek geçelim, uğruna mücadeleden ve yeniden yürürlüğe koyma çabamızdan vazgeçmeyeceğimiz bir aşamanın, bir barış anlayışının adıdır.”

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer ifade ise “barış açısı” deyimi. Terimle ilgili şu ayrımı yapıyor Alpay: “‘barış açısı’, Kıbrıslı şair Neşe Yaşın’ın kavramı. Türkiye Barış Meclisi’nin bakış açısını anlatmak için en uygun deyimlerden biri. Barış açısı, kendi bakış açımızı diyaloğa ve çözüme uyarlamamız, analizlerimizde ve söylemlerimizde diğer tarafın gerçekliğini hesaba katmamız anlamına geliyor.”

"Çözüme Doğru" raporu

Barış Açısını Savunmak, üç kısımdan oluşuyor; Türkiye Barış Meclisi’nin hazırladığı “Çözüme Doğru” başlıklı raporu analiz eden yazılardan oluşan ilk kısım. Bu kısımdaki yazıları, Ayşe Betül Çelik, Evren Balta, Levent Korkut, Murat Çelikkan, Nil Mutluer kaleme almış. Kitabın ikinci kısmındaki yazılar, Türkiye Barış Meclisi’nin, İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası ilişkiler ve Siyaset Bölümü’nün katkılarıyla gerçekleştirdiği “Çözüme Doğru Konferansı’nda, Atilla Yayla, Selma Irmak, Mehmet Emin Ekmen, Ferhat Kentel, Harun Ercan, Arzu Yılmaz, Ebru Günay, Yasemin İnceoğlu, Hakan Yılmaz, Ahmet faruk Ünsal, Emel Ataktürk Sevimli, Cuma Çiçek, Şemsa Özar, Maya Arakon, Galip Dalay Turgut Tarhanlı gibi akademisyenler tarafından sunulan bildiri metinlerinden oluşuyor. Kitabın belge niteliğindeki kısmı ise, “Ekler” bölümü. Buradaki “Çözüm Süreci Kronolojisi”, çok önemli bir belge niteliğinde.

Bugün gelinen nokta bakımından, “Çözüme Doğru” raporunda dile getirilen bir ayrım üzerinde özellikle durmak gerekir. Bu ayrımlardan biri, tarafların “barış”tan ne anladıklarına ilişkin. “Hükümet yetkilileri” barıştan “öncelikli olarak PKK’nin silah bırakmasına odaklanmakta; Kürt tarafı ise, Kürt meselesi ile topyekûn yüzleşilmesi, barışın toplumsallaşması, çatışma ortamını yaratan ve besleyen düzenin bunu bir daha yaratmayacak şekilde dönüştürülmesi ve ‘Demokratik Türkiye’ talebinde bulun[maktadır].”

Bir diğer önemli ayrım ise, Türkler ile Kürtler, birbirleriyle ilgili olumsuz algı ve tanımlamalarına ilişkindir. Yapılan bir araştırmanın verilerine göre, “Türklerin yüzde 40’ının aklına ‘Kürt’ denince ‘cahil, eğitimsiz ve geri’ gibi sıfatlar gelmekte, Kürtler de Türk denince daha çok milliyetçiliğe referans veren olumsuz sıfatlar kullanmakta”dır.

Bu minval üzere, Çözüm Süreçi’nde yaşanılan temel korku, Türkler ile Kürtlerin beklentilerinin farklılığından ve karşılıklı güvensizliklerinden kaynaklandığına dikkat çekilmektedir. “Örneğin Türk kesiminin büyük korkusu olan ‘ülkenin bölünmesi’ Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Kürtlerin çoğunun belirttiği bir istek değildir.” Yine “Kürtler için çok önemli olan anadillerinin eğitiminde ve hizmet sektöründe kullanılması talebi, Türklerin birçoğu tarafından, Kürtler Kürtçenin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesini talep ediyor biçiminde” algılanmakta ve bu durum da “ülkenin bölünmesi” korkusuyla izah edilmektedir. Bu nedenle Barış Süreci’nde, her iki kesimim siyasi liderlerinin konuşmaya başlamasının önemi vurgulanmakla birlikte, barışın sadece liderle seviyesinde kalmasının, kalıcı barışın garantisi olmadığına özellikle dikkat çekilmektedir. “kalıcı barış, kurumların demokratikleşmesi ve müzakerelerin sürmesi kadar, algıların değişmesini, birey-devlet ve değişik toplum kesimleri arasında güven duygusunun yeniden tesis edilmesini ve adalet duygusunun hissedildiği bir toplumsal değişimi gerektirir.” Özellikle 7 Haziran sonrasında Barış Süreci’nin askıya alınması ve 10 Ekim’deki Ankara Garı’ndaki katliam sonrası itibariyle gelinen nokta, bu ayrımın ne denli vazgeçilemez bir elzem olduğu hakkında bir fikir verir.

Ahlaki bir arınma

Barış Açısını Savunmak kitabında yer alan şu iki cümle çok önemli: “Barış, Türkiye’nin en önemli siyası projesidir. Sadece siyasi bir arınma değil aynı zamanda geçmişin negatif yükünden kurtulma ve bunun eşliğinde yeni bir gelecek bilinci ve ahlaki bir arınma da getirecektir." İkinci cümle ise şu: “21. yüzyılda Kürtlerin kendi yolunu belirlemesinin önüne geçilemez.”

Bu arada yeri gelmişken, Necmiye Alpay’ın http://barisesittir.blogspot.com.tr/ linkinde yer alan Barış Eşittir adlı blog yazı toplamına da değinmek gerekir. Necmiye Alpay’ın bu blogdaki yazılar toplamı aslında bir kitap bütünlüğü oluşturmakta. Nitekim 29 Aralık 2014 tarihinde oluşturulan bu bloğa şu notu düşmüş Alpay: “Bu blogdaki yazılarımı belki ‘Barış Eşittir’ adlı bir kitap olur diye toparlamıştım. Kitap olamayınca buraya yükledim. Yükü uygun bölümler halinde yandaki “Sayfalar”a paylaştırdım.” Barış Eşittir, şu ‘sayfalar’dan oluşuyor: “Önsöz”, “İnsan Hakları Savunucularını Kim Savunacak?”, “Taşın Altı Boş”, “İkidillilik”, “ ‘Devlet Politikası’”, “Söylenemeyenlerin Gerginliği”, “Barışın Yükü”, “Dildeki Irkçılık ve Ayrımcılık”, “Dil Barışı, Barışın Dili”, “Pax Erdoganica mı?” Alpay’ın Barış Eşittir toplamındaki yazıları üzerinde, bu yazılarda geliştirilen düşünce ve ayrımlar üzerinde ayrıca durmak gerekir.

Devamını görmek için bkz.

Ahmet İnsel, "Barış açısını savunmak", Cumhuriyet Gazetesi, 19 Kasım 2015

Bir yanda Silvan’da, Cizre’de, Nusaybin’de şehre inmiş iç savaş provalarının yapıldığı, diğer yandan KCK operasyonlarının yeniden ve belki eskisinden daha da kapsamlı biçimde başlamasının gündemde olduğu adı konmamış savaş günlerindeyiz. Aslında adının konmadığını iddia etmek doğru değil. “Çözüm bitti, bu bir savaş ilanıdır” diyen PKK tarafının karşısında, terör eylemlerinin sorumlusu olarak IŞİD’in adını telaffuz etmemek için kıvranan, “kokteyl terör” gibi trajikomik kavramlarla acınası hallere düşen bir iktidarın işine geldiği biçimde dört bir yana karşı ilan ettiği “terörle savaş” var.

İktidarın terörle savaş bahanesiyle kendisi için tehdit olarak gördüğü bütün toplumsal muhalefet noktalarına karşı topyekûn bir saldırıyı peyderpey uygulaması güçlü bir olasılık. Bu ortamda Kürt sorunu da tamamen güvenlik politikasına teslim edilecek. Türkiye devletiyle artık iyice hemhal olmuş, parti-devlet olma yolunda epey ilerlemiş olan AKP iktidarı için, artık Kürt sorunu neredeyse ülke içi bir sorun olmaktan çıktı. PKK için de öyle. Bundan sonra, Türkiye toplumu içi bir sorun olma noktasına yeniden geri dönmeyecek. O son fırsatı çözüm sürecini 2015’in ilk aylarında yürürlükten kaldıranlar, hepimize kaçırttı. Artık ortak bir yas tutamayan, toplum olma niteliklerini yitiren, siyasal karşıtlığın öldüresiye düşmanlık haline dönüştüğü, iktidar gücünün bindirilmiş kıtalarının farklılığı sadece münafıklık olarak tanımlamaya başladığı bir toplumsal iç patlama sarmalındayız.

Buna karşı siyasal olarak elimizden geldiği kadar direnirken toplumsal barışın temel ilkelerini sürekli hatırlatmayı ihmal etmemeliyiz. Kürt sorununun barışçıl çözümü için silahlı mücadele ve şiddet aracılığıyla aralarında pazarlığı yürüten güçlerin hepsine tavizsiz karşı çıkmalıyız. Şiddeti, silahı, zorla dayatmayı reddetmeye, birlikte yaşamanın barış ve karşılıklı kabulle, herkesin eşit ve özgür olmasıyla mümkün olduğunu söylemeye, bunun en azından toplumsal tahayyülümüzde canlı kalmasını sağlamaya mecburuz.

Türkiye Barış Meclisi imkânları elverdiği kadar bunun mücadelesini veriyor. Ekim ayında yayımlanan Barış Açısını Savunmak; Çözüm Süreci’nde Ne oldu? başlıklı derleme (Metis Yayınları), tam da yukarıda gerekliliğine işaret edilen işi yapıyor. Taraftar refleksine kapılmadan, sorunun çözümünün nerede raydan çıktığını, hangi açılardan baştan ölü doğduğunu, hangi konularda ise gerçek bir umuda tekabül ettiğini gösteriyor. Derlemede yer alan birçok yazı, Kürt sorunu bağlamında ele alınsa da, ondan çok daha geniş biçimde Türkiye toplumunun hakikatle, yüzleşmeyle, diyalogla ve eşitlikle olan yapısal sıkıntılarını aydınlatıyor. Türkiye’de kendini üretmeye vargücüyle devam eden savaşçı kültürün, sadece devlete özgü olmayan militarist gelenek ve reflekslerin barışı inşa koşullarını nasıl sürekli dinamitlediğini gösteriyor. Özgürlük-güvenlik dengesi olarak sunulan kuşatıcı denklemin kamu otoritesinin haklara saygı ve koruma yükümlülüğünün mutlaklığını ortadan kaldırmasının vahim sonuçlarına işaret ediyor.

İktidarın temsilcilerine, kendi ülkesinde işgal gücü kuvveti gibi davranan ve geri çekildiği mahallenin duvarlarına kan, şiddet, nefret kusan sözler karalayan kamu güvenlik görevlilerinin yaptıklarını sorduğunuzda, “ama PKK terörü!” yanıtı veriliyorsa, artık telafisi mümkün olmayan aşamayı geçtik demektir.

Kitabı Hakan Tahmaz’la birlikte derleyen Necmiye Alpay’ın sunuş yazısında toplum olamama halimize ışık tutuyor: “Bizim ülkemiz sağır odalar gibi yapılandırılmıştır, yani ses geçirmeyecek şekilde. Duvarlarınız ses geçirmiyorsa, bitişiğinizde her tür işkence yapılır, insanlığın dışına çıkılır ve siz bir şey duymazsınız. Ta ki patlamalar başlayıncaya, kan ve can kayıpları her yere sıçrayıncaya kadar. Çoğu kez hakikate yaklaşmaya bunlar da yeterli olmaz, çünkü hakikat silinmiş, yerine hazır suçlama sözleri konulmuştur.”

Buna karşı şiddetsizliğin, barışın, eşitliğin hakikatini mümkün olan her yoldan haykırmak için çabalamaktan başka silah olmayacak elimizde.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.