Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-006-9
13x19.5 cm, 264 s.
Liste fiyatı: 26,00 TL
İndirimli fiyatı: 20,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Douwe Draaisma diğer kitapları
Bellek Metaforları, 2007
Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer, 2008
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Düş Dokumacısı
Özgün adı: De dromenwever
Çeviri: Türkay Yalnız
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2015
2. Basım: Aralık 2016

Douwe Draaisma'nın kitabı yazma süreci, bir arkadaşının ricası üzerine körlerin düş yaşamı hakkında araştırma yapmasıyla başlamış. "Doğuştan körlerin düşlerinde görsel imgeler bulunmaz, peki ama o zaman ne olur düşlerinde? O boşluk sesler, kokular ve dokunma izlenimleriyle mi doldurulur? Görüntüsüz düşe gene de düş denebilir mi?"

Bu sorular kısa zamanda beraberinde başka soruları da getirmiş elbette: "Düşteki görüntüler gerçekte 'bir tür film gibi' deneyimleniyorsa, neden onca insan düşlerini siyahbeyaz mı, renkli mi gördükleri sorusunu cevaplamayı çok zor bulur? Düş görürken insan düş gördüğünü fark edebilir mi? ... Erotik düşler, en derinlerde yatan cinsel arzuların mı ifadesidir? Kâbuslardaki korku niçin insanın hareket edememesi hissiyle ilintilidir? Uçma düşleri neden her zaman hoş duygular bırakır görende? … Ve elbette soruların en zoru: Bir anlamı var mıdır düşlerin?”

Kimi zaman hatırlamasak da hemen herkesin düş gördüğünü göz önüne alırsak, hepimizin bir noktada merak etmiş olabileceği sorular bunlar. Draaisma ise her zamanki hoş sohbet üslubuyla, bilimsel bulguları ilginç anekdotlarla harmanlayarak ele alıyor bu ve benzeri konuları.

İÇİNDEKİLER
Başlarken

Düş Dokumacısı
Beyin ve Düşler Üzerine

Hareketsiz Hareketli
Düşte Uçmak ve Süzülmek Üzerine

Gece Utancı! Gece Utancı!
Çıplaklık Düşleri Üzerine

Kaldın
Sınav Düşleri Üzerine

"Aman Mary," dedi Bay Lincoln Dalgın Dalgın,
"Sadece Bir Düş Bu"
Kehanet Düşleri Üzerine

Düş Gördüğümüzü Bilmek
Berrak Düşler Üzerine

Prof. Brücke’nin O Şahane Mavi Gözleri
Düşlerin Rengi Üzerine

Görüntü Dışı
Körlerin Düşleri Üzerine

Siz Kesin Bir Radyo Oyunundaymış Gibi
Düş Görüyorsunuzdur!
Vincent  Bijlo’nun Düş Yaşamı Üzerine

Dehşetli Bir Takırtı
Düşte Zaman Üzerine

Gecenin Dehşeti
Kâbuslar Üzerine

Işıkları Söndürebilir miyiz?
Erotik Düşler Üzerine

Gece Kalıntıları

Notlar
Adlar Dizini
OKUMA PARÇASI

Başlarken, s. 11-15

Düşlerle ilgili kitaplardan hep uzak durmuşumdur. Bunlar kitapçılarda hep yanlış bir bölümde bulunur, avra okuma ve bedendışı deneyimle ilgili kitaplarla birlikte, ezoterizm ve ruhçuluk bölümünde. Çoğu da düşlerin yorumlanmasına dairdir, içlerinde düşünüzde gördüğünüz bir anahtarın, şaha kalkan bir atın, devrilmiş bir ağacın ne anlama geldiğini arayabileceğiniz düş yorumu sözlükleri, ansiklopedileridir bunlar. İnsanı aptal yerine koydukları sonucuna varmanız için bu kitaplardan iki tanesini incelemeniz yeterlidir: O at birinde ayrı ötekinde ayrı anlamdadır ve anlaşılan, her ikisinin de temel aldığı düşünce tarzına göre atın on altı yaşında bir kızın mı, altmış yaşında bir adamın mı düşüne girdiği fark etmez.

Düşler üzerine ikinci bir grup kitap ezoterizm bölümünde yer almaz, ama en az onlar kadar cazibesiz görünür. Nörolog veya fizyologların düşler üzerine yazdıkları, daha çok uyku hakkındadır. Bu kitaplardan, REM uykusuyla derin uyku, EEG’deki alfa dalgalarıyla beta dalgaları, değişen hormon düzeyleriyle hareket sisteminin bloke ve debloke edilmesi arasındaki farklılıklara dair her şeyi öğrenirsiniz. Gerçekten düşler üzerine olan bölümse genellikle kısadır ve uykudaki beyin veya bedende yapılan ölçümlerin açıklamalarıyla geçiştirilir.

Kendi düş yaşamım da beni ateşli bir bilimsel meraka zorlamadı. Varla yok arası bir şey zaten. Gördüğüm tek tük düşler –sınav düşleriyle ilgili bölümde yazdığım, Annejet van der Zijl’le olanın dışında belki– pek az şaşırtıcıdır, onları da çoğun çabucak unutuveririm. Çok simge içeren bir yanları olmaz, yahut varsa da ben gözden kaçırırım. Düşlerini anlatanların anlattıkları da nadiren bir etki bırakmıştır bende. Öykü tekniği açısından düşler vahim eksiklikler gösterir. Olmadık bir yerden başlar ve tam düğümün çözülmesini beklediğiniz anda biterler; akış düzensiz, olaylar tuhaftır. Er ya da geç, konuşan bir tavşan belirir, sonrasında da anlatılana dikkati vermek gittikçe güçleşir. “Ne rüyaydı ama...” diye başlayıp “derken uyandım”la biten bu anlatılara öykü denemez pek. Henry James, “düş anlat, okur kaybet”i bir edebiyat yasası olarak formüle etmişse de, bunun kahvaltı sofraları için bir görgü kuralı olmasında hiçbir sakınca yoktur.

Ne var ki düşler konusundaki bütün bu duyarsızlığım üç yıl önce aniden son buluverdi. Ressam bir arkadaşım, kendisi için körlerin düşleri hakkında bilinenleri araştırıp araştıramayacağımı sordu. Doğuştan körlerin düşlerinde görsel imgeler bulunmaz, peki ama o zaman ne olur düşlerinde? O boşluk sesler, kokular ve dokunma izlenimleriyle mi doldurulur? Görüntüsüz düşe gene de düş denebilir mi? Kendisi için bu konuda bir dosya açacağım sözünü vererek okumalara başladım.

Daha önce elimi attığım hiçbir konu körlerin düşleri kadar dal budak salmamıştı.

Bir Alman hekimi, daha 1838’de, körler yurdunda kalanların kendisine anlattığı düş deneyimlerini raporlamıştı. Günümüzdeyse körler, MRI tarayıcılarıyla yapılan deneylere katılmak üzere laboratuvarlara davet ediliyorlar. Araştırmalarla geçen yüz elli yıl içinde, birbirinden ilginç sorular silsilesine yanıtlar elde edilmiş durumda. Görüntülerin olmayışı öteki duyulara daha geniş bir alanın açılması anlamına mı gelir? Körler daha çok, sözgelimi müzik ya da konuşmalar üzerine mi düş görür? Beyinlerindeki görme merkezleri kullanılmadan mı kalır, yoksa o merkezler yavaş yavaş diğer duyularca mı işgal edilir? İnsan ileri yaşta kör olursa, zamanla görüntüler de silinmeye başlar mı düşlerinden? Düşlerinde bir süre daha kendilerini, tıpkı ampütasyon yapılmış kişilerin yıllarca düşlerinde bedenlerini sağlam olarak gördükleri gibi, gözleri gören biri olarak görmeye devam mı ederler? Kör birisi rüyasında kendini, gören biri olarak düşleyebilir mi? Ya da kör olduğunu görüntülerle görebilir mi düşünde?

O tek bir duyunun kapanması bir pencere açmıştı. Körlerin düşlerinde, kimi zaman deneysel araştırmaya, kimi zaman da tekrar körlerin içebakışlarına başvurmayı gerektiren sorular gizliydi. Ne ki bunlar, benim kendi düşlerim hakkında onca yıl doğal kabul etmiş olduğum şeyleri de bir güzel alaşağı etti. Gören biri olarak, düşünce deneyi yöntemiyle düşünüzde görsel ne var ne yok atmaya çalışıp, sonra geriye kalanın, körlerin düş yaşamı hakkında bir izlenim verdiğine inanırsanız, körlerde görsel imgeler olmasa da uzamsal imgelerin olduğunun ayırdına genellikle varamazsınız. İstemeden fazlasıyla şeyi atmışsınızdır. Körlerin düşlerinde sandalyenin rengi değil, şekli vardır.

Uyku laboratuvarından çıkan fizyolojik bulgular da, daha iyi incelendiğinde düşler açısından ilginç sonuçlar göstermiştir. REM uykusunda gözler gözkapakları altında fıldır fıldır oynar, “Rapid Eye Movements” (Hızlı Göz Hareketleri) adını uykunun bu dönemine veren de budur. Önceleri bu hareketlerin, insanın düşte geçen olayları gözleriyle takip etmeye çalışmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu teze karşı önemli bir argüman, doğuştan körlerde yapılan deneylerden çıkmıştır: Bu hızlı göz hareketleri onlarda da vardır.

O arkadaşıma körlerin düşlerine ilişkin öğrendiklerimi bir rapor halinde ilettim, beklemediğim denli ilham verici bir soru sormuş olduğu için de kendisine teşekkür ettim. Ne var ki bu araştırma beni, belki de hiç üzerinde durmayıp umursamadan geçtiğim şeyler üzerine daha derin düşünmeye sevk etti. O andan itibaren de sorular birer birer kulisten sahneye fırlamaya başladı. Düşteki görüntüler gerçekte “bir tür film” gibi deneyimleniyorsa, neden onca insan düşlerini siyahbeyaz mı, renkli mi gördükleri sorusunu cevaplamayı çok zor bulur? İnsan izlediği filmin renkli mi, siyahbeyaz mı olduğunu bilmez mi? Şayet düşlerini renkli gördüklerinden eminse insanlar, düşteki sahneler doğal renklerinde mi olur, yoksa düşleyene düş gördüğünü belli etmek açısından, bunlar hafiften değişiklikler mi gösterir? Düş görürken insan düş gördüğünü idrak edebilir mi? Ve bu, düşe yön verilebileceği anlamına da gelir mi? Düşteki tuhaf olayları, tutarsızlıkları tamamen normalmiş gibi kabul ederken, insan neden anlatırken birden bunların imkânsız şeyler olduğunu idrak ediverir? Üzerine bir an olsun düşünmediğim ama şimdi açıklanmalarını arzuladığım ayrıntılar çıkıp duruyordu. Çoğu insan stresli dönemlerinde sınav düşleri görür. Bir sınava, çoğunlukla da lise yıllarında girdikleri bir tanesine yeniden girmeleri gerekir ve bu kez hiç de başarılı geçmez. Fakat niçin, araştırmaların gösterdiği gibi, hem de zamanında başarıyla vermiş olduğunuz bir sınav olur bu hep? Gündüz yaşanan stres neden hiç başarısız olduğunuz bir sınavı hatırlamanıza sebep olmaz?

Körlerin düşleri konusunda başıma gelen, diğer tür düşlerde de tekrarlandı. Sınav ya da çıplaklık düşü, erotik düş ya da kâbus, berrak düş ya da uçma düşleri olsun, hepsinde, okur ya da üzerine düşünürken bir şeyleri ortaya çıkarıyormuş gibi oluyordu insan; o düşlerin esrarengizliği adeta sis perdelerini araladıkça ancak ortaya çıkıyordu. Birkaç ay sonra düşler üzerine yazmamak imkânsız olmuştu.

Düş Dokumacısı’nın bölümlerinin çoğu merakımın uzayan ipliklerine bağlana bağlana ördü kendini. Erotik düşler, en derinlerde yatan cinsel arzuların mı ifadesidir? Cinsel fantazilerle aynı mıdırlar, yoksa düşlerin kendi repertuvarı mı vardır? Kâbuslardaki korku niçin genellikle insanın hareket edememesi hissiyle ilintilidir? Uçma düşleri neden her zaman hoş duygular bırakır görende? Uçarken, havada süzülürken düşme korkusunu neden hiç duyurmaz bu düşler? Düş görmek ve düş gördüğünü bilmek gibi tuhaf bir ikilik nasıl ortaya çıkmıştır? Ve elbette soruların en zoru: Bir anlamı var mıdır düşlerin? Düşleyen hakkında bir şey anlatırlar mı? Yoksa düşlerimiz, beyin hücrelerimizin kaotik yaylım ateşinden başka bir şey olmayıp, sakar bilinçdışımızın ya da beynimizin bir bölümünün beceriksizce bir örüntü dokumaya çalışma çabası mıdır?

Düşlerle rakamları, rakamlarla düşleri hep yan yana tutmayı yeğledim. Düşlerle ilgili bilimsel yayınların çoğunda, özellikle de son dönem yapılanlarda, düşler nadiren yer alıyor. Sayılıyor ve sınıflandırılıyorlar; kişilik yapısı, yaş, cinsiyet, yaratıcılık, kültür, uyku evresi, ilaç kullanımı, beyin aktivititesi, hormonlar ve daha bir sürü başka etmenle bağıntıları inceleniyor ama düşlerin kendisi gitgide kayboluyor. İnsana ne kadar tuhaf gelse de, erotik düşlerle ilgili derleme makalelerinde erotik düşler, kâbuslarla ilgili monografilerde kâbuslar yer almıyor. O literatür, farklı türdeki kâbusların uykunun evreleriyle yahut erotik düşlerin cinsel uyarılmanın fizyolojisiyle bağlantısını açıklamak için var – insanların düşünde ne gördüğünü, bu düşlerin onlar için ne anlama geldiğini açıklamak için değil.

Düş defterleri ya da günlükler gibi, düşlerin topluca bulunabildiği yerlerde de simetrik olarak aynı itiraz geçerli. Oralarda da düşlerin kendi analiz ve ilişkilendirilmeleri noksan. Çağdaş düş araştırmaları perspektifinden itirazlar olsa da, 1900 yılında Freud, Düşlerin Yorumu’yla hem düşleri hem de bilimsel araştırmasını ele alma açısından cesur bir denemede bulunmuştur. Aynı liyakati, Hollandalı meslektaşı, psikiyatr ve yazar Frederik van Eeden’ın çalışmaları da hak eder. Van Eeden yalnızca, görülen düşün içinde düş görüldüğünün idrak edildiği “berrak düş”ün isim babası değildi; kendisi aynı zamanda, 1875 yılında, on beş yaşındayken düşlerini günlüklerine ve düş defterlerine not etmeye başlamış ve bunu 1927 yılına, ölümünden beş yıl öncesine dek sürdürmüştü. Düş defterleri bin kadar düş içeriyordu. Freud’un Düşlerin Yorumu’nda, çıplaklık, uçma, sınav düşleri gibi hemen herkesin ara sıra gördüğünü düşündüğü düşleri “tipik düşler” olarak adlandırıp bunların listesini verdiği vakitlerde, Van Eeden zaten çeyrek yüzyıldır böyle düşleri not edip kendi özel hayatının o ânıyla ilintilendirmişti. Birçoğumuz gibi Van Eeden’ın da düşlerle ilgili belleği olağanüstü değildi; onları sabahleyin hemen yazması gerekir, defterlerinden de görüldüğü üzere, bazen iki hafta öncesinin düşünü bile hatırlamadığı olurdu. Ancak sizi temin ederim ki, gördüğü düşlerden bazıları sizlerin de belleklerinize kazınacaktır. Anlattıkları, her kahvaltı sofrasında dikkatle dinlenilmeyi hak edecek türdendi. Van Eeden, Freud ile birlikte bu kitapta en fazla atıfta bulunulacak yazar olacaktır.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ali Bulunmaz, " Rüyalar: Bizim şu paralel hayatımız", Kültür Servisi, 16 Aralık 2015

Uzun yıllar boyunca, psikolojideki yan yollar ya düz bir anlatımla bize öğretildi ya da kasten atlandı. Şunu demek istiyorum: Bir iki cümleyle geçiştirilen konular, sonrasında psikolojiye tam anlamıyla yoğunlaşan ve onu gerçekten enine boyuna anlayıp anlatmaya uğraşanlar tarafından sürekli genişletilen bir alan haline getirildi. Örneğin rüyalar üzerinde yetkinleşen isimlerle karşılaştık, onların kitapları Türkçeye çevrildikçe daha az ilgilenilen pek çok nokta da belirginleşti.

Draaisma, sadece psikoloji tarihiyle değil, az önce bahsettiğim alan genişletmeye de merak duyanlardan biri. Bu anlamda deneysel psikolojinin damarlarında gezindiğini görüyoruz. Bunun dikkat çekici yansıması, rüyalarla ilgili çalışmaları.

Gördüğü rüyaları önemsemeyen, hatta hemen unutan Draaisma, başkalarının anlattığı rüyaların da kendisi üzerinde pek bir etki yapmadığını söylüyor. Ta ki bir ressam arkadaşı, ondan körlerin rüyalarına dair bir araştırma yapmasını isteyene kadar.

Doğuştan körlerin rüyalarının, hiçbir görsel imgeye sahip olmadan nasıl şekillendiğini anlamaya uğraşınca Draaisma’nın kafasında belli sorular dolanmaya başlıyor: Körlerin zihnindeki görsel boşluk nasıl dolar? Görüntüsüz düşe, düş denebilir mi? Bu sorular, onu 1800’lerin ortalarında yapılan araştırmalara dek götürüyor. Bulduğu ilk şey, körlerin rüyalarında renkleri değil şekilleri gördüğü.

Körlerin gördüğü düşlerle ilgili çalışmaları daha geniş bir açıdan ele alması, büyük çaplı bir araştırma yapmasını tetikler ve böylece Düş Dokumacısı isimli kitap doğar. Kendisinin de dediği gibi, burada düş defterleri tutan Van Eeden ve psikanaliz babında Freud’a çokça atıf yapar.

Kitabın adında geçen “dokuma” ibaresi ise dokuma tezgâhıyla insanın sinirsel mekanizmaları arasında kurduğu bağdan ilerigeliyor: “Beynimizin bazı kısımları, bizler uyurken nöbet tutmak zorunda kalıp düş olarak deneyimlediğimiz öyküleri dokumaya başlar.” Dolayısıyla Draaisma, düşün değdiği her noktayı dikkatle inceliyor; beyni, vücut hareketlerini, korkuları, erotizmi, renkleri, ışığı, günlük yaşamın rüyalara yansımasını ve kâbusları ele alıyor.

Düşlerin dışavurumunun veya anlatılmasının, öznel hayatın ifşası gibi algılandığını söyleyenler var. Fakat rüyaları açık etmek ve onları incelemek, bir tarafıyla psikolojiye katkı sunmak da demek. Draaisma’ya göre, Van Eeden ve Freud, böylesi bir araştırmada öne çıkıyor. Özellikle psikanalistlerin, düşlerin ti’ye alındığı zamanlardaki ısrarlı çabaları sayesinde, psikolojide bu tür bir alan açıldığı gerçeğinin üstüne gidiyor yazar: Psikanalistlerin -vakti zamanında her yöne çekilen- “gece hayatı” dediği düş incelemelerine saygılarını sunuyor. Benzer bir yoldan ilerleyip beynimizin, görülen düşü bir mesaj gibi algıladığını; o mesajla ya rahatladığımızı ya da huzursuz olduğumuzu belirtiyor. Yani yakalayabildiğimiz rüyalar, öyle hemen kaldırılıp bir köşeye atılamıyor, beynimizdeki dokumacılar tarafından yorumlanıp bir forma sokuluyor.

Rüyalar, bu nedenle Draaisma’ya göre asla anlamsız değil. Düşünüzde uçtuğunuzu görseniz bile bunun gelip dayandığı bir yer var. Tıpkı İngiliz yazar Mary Arnold-Forster’ın, Kasım 1914’teki rüyalarından birinde olduğu gibi. Onun gördükleri, düşlerdeki uçuşlar için bir araştırma kapısı açacak, üstelik uçma düşlerinin şafak sökerken yoğunlaştığı bulunacaktı. Dahası, rüyalardaki çıplaklıktan utanç duyma ve sınavlarla ilgili düşler de çoğunlukla psikanalizin alanına giriyor; Draaisma buralarda yine Van Eeden’ın ve Freud’un kapısını çalıyor.

‘Gece kalıntısı’

Rüyaların yorumu öyle bir noktaya varıyor ki yaşananlarla onlardan önce görülenler örtüştürülüyor; oralardan geleceğe dair kehanetler veya haberle çıkarılabiliyor. Draaisma, bunlara Abraham Lincoln’ün düşünden hareket edip dalıyor ve işi paranormal rüyalara dek götürüyor. Ancak “Gece görülen kaç tane düş, ertesi gün ayrıntılarıyla gerçek olur?” sorusu hep aklının bir köşesinde duruyor.

Draaisma’nın araştırmaları, düz bir psikoloji anlatımının ötesine geçip tarihle, felsefeyle ve kültürle bütünleşiyor; berrak bir düş gördüğümüzde neyle karşı karşıya olduğumuzu bilişimiz gibi hangi yoldan ilerleyeceğini ve o yolda neyle yüzleşeceğini de kestiriyor. Kısacası düşteki renkleri kolayca seçebiliyor. Bu arada koyduğu dipnot da ilginç: “Düşü, renkli veya siyah-beyaz bir film olarak düşünmek aldatıcı bir metafordur.”

Draaisma, düşleri geniş bir bakış açısıyla masaya yatırırken zihnimizi meşgul eden bu süreçle ilgili olarak hemen hiçbir şeyi atlamamaya özen gösteriyor. Bunlardan biri ve en popüler olanı kâbuslar. Çoğunlukla sırtüstü yatarken görülen kâbusların psikanalitik anlamda tam olarak çözülemediğini ifade ediyor.

Kâbusun, bilim-dışı olarak adlandırıldığı veya uyku felci şeklinde nitelendirildiğini sıralayan Draaisma, “uyku terörü” biçimindeki yorumların bunlara eklendiğini söylüyor. Draaisma, kâbusların asla tekdüze olmadığını ve belli bir nedene bağlanamayacağını; travmaların, uyku bozukluklarının, uygulanan veya uygulanmayan tedavilerin ve anıların tetiklediği kâbusların ortaya çıkabileceğini hatırlatıyor. Tabii bunlara ölçümlenen sinirsel süreçleri de ekleyebiliriz.

Draaisma’ya göre, düşler görülür ve onlarla ilgili hemen her şey belli bir zamanın ardından yazılır. Epey bir malzeme de yitip gidiyor: “Gelgelelim, düşlerin çoğundan uyandıktan sonra pek az bir şey kalır. Kimi zaman düş görüldüğünden emin olmanın dışında hiçbir şey kalmaz; rüyanın atmosferi bir süre devam eder, oysaki kendisi yitip gitmiştir ve gün içinde de geri dönmez.”

“Gece kalıntısı” veya “uçucu” olarak adlandırılan düşlerin, onları görenler ve araştıranlar için kesin olmayan kimi yanları var. Rüyaların bu kafa karıştırıcı yapısı, aynı zamanda onların ilgi çekiciliğini de artırıyor. Draaisma, işaretler şeklinde algılanabilecek rüyaların, “hangi alfabeden geldiğini bilmeyi çok istediğini” vurguluyor. Zaten hayatımıza paralel giden ikinci bir hayat olan rüyalarla ilgili araştırmaları canlı tutan biraz da bu değil mi?

Devamını görmek için bkz.

Bürkem Cevher, "Üniversite sınavına tekrar girmelisin", Agos Kitap/Kirk, Ocak 2016

Douwe Draaisma’nın körlerin (kitapta bu şekilde kullanılmıştır) düş yaşamı hakkında yaptığı araştırmalar sonucunda ortaya çıkan oldukça güzel bir kitap, Düş Dokumacısı. Draaisma, literatürdeki çoğu bilimsel araştırmanın düşlerin içeriği ile değil, daha çok uykunun nörofizyolojisi ile ilgili olduğunu fark etmiştir.

Düşlerin içerikleri üzerine yapılan bilimsel araştırmaların pek çoğunda veriler, yine düşler üzerine düşünmüş bilim insanlarının düş günlüklerinden elde edilmiştir. Draaisma, bilimsel bir arka plan oluşturmak amacıyla kitabının ilk bölümünde uykunun ve düşlerin nörofizyolojisi üzerine kısa bir özet sunmaktadır. Daha sonra da düş içeriklerini belirli bir sınıflandırmaya tabii tutarak en sık görülen düşler üzerinden düş yaşamımızı anlatmaya başlar. Kitabı okurken okurlar kendi düş yaşamlarını daha dikkatle incelmeye başlayacak, düşleri yorumlamaktan ziyade, niçin o akşam belirli bir düşün görüldüğünü anlamak isteyeceklerdir.

"Uçuyorum, o halde düş görüyorum"

Draaisma’ya göre en sık görülen düşler arasında lise veya üniversite yıllarındaki bir sınavdan kaldığımızı gördüğümüz düşler yer alır. Bu düşleri çoğunlukla stresli dönemlerimizde görürüz; düşlerin neredeyse tümünde daha önceden başarılı olduğumuz bir sınavdan kalmışızdır. O sınava tekrar girmemiz gerekir, ancak sürekli aksilikler meydana gelir; kalemin ucu mütemadiyen kırılmaktadır, biz daha sınava başlarken sınav gözetmeni sınavın bitmesine beş dakika kaldığını duyurur, sınavın hiç bilmediğimiz bir dilde yapıldığını fark ederiz ve bunun gibi pek çok aksilikler olur, o sınavı bir türlü bitiremeyiz. Yazara göre bu düşlerin görevi “insanı gerçekten böylesi inandırıcı korkunç bir senaryoyla karşılaşmaması için uyarmaktır... [B]öyle düşler hayatınızda, sorumluluk ya da uğraşların sizi bir gerilime soktuğu, uykuda da bundan bütünüyle kurtulamadığınız zamanlarda ortaya çıkar.”

En sık görülen bir diğer kategori de kendimizi uçarken gördüğümüz düşlerdir. Bu düşlerin çoğunda bunun düş olduğunun idrakine varırız; literatürde, düşteyken düş gördüğümüzün farkında olduğumuz düşlere “berrak düşler” denmektedir. Çoğunlukla düş görenin zor bir durumdan, korkunç bir yaratıktan kaçarken, bunun ancak bir düş olabileceğini düşünmesi ve o durumdan da uçarak kaçabileceğini fark etmesi ile ortaya çıkar bu rüyalar. Bu düşlerin ilginç olan yönü, düş gören düş gördüğünün farkındadır ancak yine de kaçması gerektiğini düşünür; düş gördüğüne göre istediği her şeyi yapabilir, o da uçmayı tercih eder.

Başka uçma düşlerinde ise kişi güzel bir havada gökyüzünde süzülmekte, aşağıda ırmaklar akmakta, yemyeşil ormanlar yatmaktadır. Zor bir durumda olmasa da çoğu düş gören böylesi bir durumda “gerçekte uçmam mümkün değil, öyleyse bu bir rüya olmalı” çıkarımında bulunur. Uçma düşlerinin aynı zamanda da berrak düşler olması düş görenlerin uçma düşlerini genellikle huzurlu olarak nitelemesine neden olur. Zor bir durumdan kaçmak zorunda kalmış olsa da düşünü istediği gibi yönlendirebilmek düş görenin memnuniyet ve huzur hissetmesine neden olmaktadır.

Görmeyen bir insan nasıl düş görebilir?

"Doğuştan körlerin düşlerinde görsel imgeler bulunmaz, peki o zaman ne olur düşlerinde? O boşluk sesler, kokular ve dokunma izlenimleriyle mi doludur? Görüntüsüz düşe gene de düş denebilir mi?” Araştırmalara göre körlük beş yaşından önce meydana gelmişse, düşlerde görsel imgeler olmaz. Yedi yaşından sonra gelişen körlükte ise görüntülerle düş görme yetisi kaybolmaz. Ancak bu kornea, retina veya görme sinirlerinde meydana gelen hasarlar nedeniyle oluşan körlükler için geçerlidir. “İnsan, beynin oksipital lobunda bulunan görme alanı hasarı sonucu kör olmuşsa, düşlerinden görüntüler de kaybolur."

İnsan dili görsel dominant bir dildir. Görsel metaforlar çok kullanılır, ne ki bu metaforlar körler tarafından da kullanılır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki görme engeli olmayan kişilerin de düşleri zannettikleri kadar görsel değildir. “Kimlik veya teşhise dair özel hisler, düşlerde dış görünüşten tamamıyla kopabilir. His temel gibidir. Görüntüler uyandırmaz onu, o görüntülerden önce gelir his. Bu yüzden de görüntüler adeta rastlantısal ve karışmaya açıktır biraz, “ der Draaisma.

Düş Dokumacısı ilginç konuları derli toplu sunan ve okurun ilgisini yüksek tutan bir kitap. Türkay Yalnız’ın güzel çevirisiyle okuması keyifli, öğretici olduğu kadar da eğlenceli, aynı zamanda keyifli okumalar ve güzel rüyalar vaat eden bir kitap. Kitabı okuduktan sonra daha çok sayıda berrak düşler görmek ve düş yaşamı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyeceksiniz.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.