Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605--316-090-8
13x19.5 cm, 352 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 32,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,20 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Narsisist Entrikalar
Nahit Sırrı Örik'in Yapıtlarına Psikanalitik Bir Bakış
Yayına Hazırlayan: Süha Oğuzertem
Kapak Deseni: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2017

Aşk deyince aklımıza muharebe, zafer, tahakküm gelmeli. İnsan ilişkileri deyince maddiyat, statü, gençlik, güzellik. Ebeveyn-çocuk ilişkileri ise zaten baştan çıkar üzerine kuruludur. Kadınlar manipülatif, azgın ve haindir. Erkekler ise egemen olamadıklarında zavallı. Bazen taktik ittifaklara yönelseler de imkânı olan herkes başkasını ezerek öne çıkma gayretindedir. Her bir kötücül karakter bir diğerinin kurdudur.

Bu tip karakterlerle kurguladığı yapıtlarında Nahit Sırrı Örik okura “gayri romantik” bir evren sunar. Güvensiz bir dünyadır bu. İyiliğe, sevgiye, şefkate yer ol(a)mayan bir dünya.

Nahit Sırrı’nın roman ve öykülerine psikanalitik açıdan yaklaşan Hülya Dündar Şahin, Türkçe edebiyatta “şeytanilik” denince ilk akla gelen metinlerin bu yazarının “entrika” temelinde ördüğü kozmosu “patolojik narsisizm” bağlamında irdeliyor: büyüklenmecilik, hayran olunma arzusu, kıskançlık, haset, acımasızlık, para ve iktidar hırsı, sömürücülük. Narsisist Entrikalar’da Örik’in kurmaca yapıtlarının yetkin bir haritasını serimleyen Şahin, saptadığı örüntülerden yola çıkarak narsisizmin metinlerin edebi özelliklerini ne şekilde belirlediğini de çözümlüyor. 20. yüzyıl Türkiyesi’nde yaratılan eşitlikçi, özgürlükçü edebiyattan farklı bir kulvarda yol alsa da, külliyatıyla toplumdaki “dikey” ilişkilerin ve hiyerarşik mekanizmaların adeta sistematik bir panaromasını sunan Örik’in bütünlüklü bir portresine ulaşmayı hedefliyor.

İÇİNDEKİLER
Önsöz

Giriş
A) Nahit Sırrı Örik: Yaşamı ve Yapıtları
B) Nahit Sırrı Örik’in Yapıtları Hakkındaki Çalışmaların Değerlendirilmesi

Birinci Bölüm
Karakterler ve İnsan İlişkileri
A) Karakterlerin Temel Kişilik Özellikleri
B) Yapıtlardaki Temel Değerler

İkinci Bölüm
"Aşk" İlişkileri
A) Kadın Karakterler
B) Erkek Karakterler

Üçüncü Bölüm
Ebeveyn-Çocuk İlişkileri
A) Anne-Çocuk İlişkileri
B) Baba-Çocuk İlişkileri

Dördüncü Bölüm
Narsisizm ve Yapıtların Anlam Dünyası
A) Narsisizm Kuramının Gelişimi
B) Narsisizm ve Yapıtlardaki Psikolojik Örüntüler

Beşinci Bölüm
Entrikaların Yapısı
A) Olay Örgüsü
B) Karakterizasyon
C) Mekân
Ç) Dil ve Üslup

Altıncı Bölüm
Nahit Sırrı Örik’in Edebi-Psikolojik Bir Portresine Doğru
A) Nahit Sırrı Örik: "Bir Küçük Çocuk"
B) Kurmacadan Biyografiye Bir Geçiş: Bilinmeyen Yönleriyle Nahit Sırrı

Sonuç
Kaynaklar
Dizin
OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 11-14

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yetişen yazarlar arasında kendine özgü dili ve üslubu ile dikkat çeken, hemen her edebi türde eser vererek Türkçe edebiyata pek çok yapıt kazandıran Nahit Sırrı Örik (1894-1960), 20. yüzyıl Türk edebiyatının dikkate değer yazarlarındandır. Buna rağmen Nahit Sırrı’nın adı, “Nahit Sırrı Nerede Unutuldu?” başlıklı yazıda Orhan Koçak’ın da belirttiği gibi, ne Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Edebiyat Üzerine Makaleler’inde ne de Berna Moran’da geçer. Yazara sadece Tahir Alangu, antolojisinde yer verir, o da bunun için neredeyse özür diler (52). Alangu, Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman başlıklı yapıtında Nahit Sırrı’nın hayatı ve yapıtları hakkında kısaca bilgi verip bu yapıtlar hakkında düşüncelerini yine kısaca belirttikten sonra yazısının sonunda yazara yer verişini şöyle gerekçelendirir:

Nahit Sırrı gibi yazarlarda gördüğümüz “İstanbul şivesi”nden artık kesin şekilde “Türkiye Türkçesi”ne doğru gittiğimiz görülüyor. Nahit Sırrı ve eserleri ise, bu güçlü akışa karşı koyamadığı halde, bıraktığımız eski değerlerin güzelliklerini bize yine de duyuruyor. Onun bu antolojiye alınışının sebebi, bu hatırlatmayı bir savunma, bir direnme haline getirmeden yapmağı becermesidir. (245)

Alangu’nun sözleri, Koçak’ın dikkat çektiği gibi, gerçekten de bir “özür” niteliğindedir. Ahmet Oktay’ın, Koçak’ın “Örik’in ölümünden sonra nerdeyse unutulmasını ve bugüne kadar ciddi bir değerlendirmeye konu olmamasını neye bağlarsınız?” sorusuna verdiği şu cevap, Nahit Sırrı’nın neden yeterince ilgi görmediğinin anlaşılması bakımından oldukça önemlidir:

Nahit Sırrı Örik’in unutuluşunun ya da unutturuluşunun ardında [...] ideolojik ve psikolojik engeller vardır. Örik’in ürettiği yıllar, ister tek partili ister çok partili dönem göz önünde bulundurulsun, Cumhuriyetçi söylemin egemen olduğu yıllardır. Yani kültürel yaşam Kemalist doğrultuda oluş(turul)maktadır. Zaten Alangu’nun “ihtiyatî” cümleleri bu durumu açıkça yansıtmaktadır. O tarihlerde Örik’in öne çıkardığı tarihsel içerik, eleştirel vurgular taşıyor olması dolayısıyla, yazınsal bağlam çerçevesinin görülmesini engelleyen bir içeriktir. Dahası, Örik’in özgürlükçü Eros’u da kendi dönemi için bir hayli irkiltici ve ürkütücüdür. (52)

Ahmet Oktay’ın gerek ele aldığı konular gerekse cinsel tercihi nedeniyle yadırgandığı anlaşılan Nahit Sırrı hakkındaki şu sözleri de yazarın edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler tarafından neden adeta yok sayıldığını açıklayıcı niteliktedir:

Örik’in saray çevrelerini, eski Osmanlı yaşamını betimlemesi gerici sayılmıştır. O betimlemelerdeki ironik ve sinik biçem anlaşılmamıştır. Ayrıca, Yakup Kadri’nin Ankara ve Panorama’da öne çıkardığı Cumhuriyet’in “ilk inkılâpçı kadrolarının” “arsa spekülasyonlarında” heder oluşlarına yönelik eleştirileri belki de Hakimiyet-i Milliye’nin başyazarlığını yapmış olmasının sağladığı psikolojik/politik üstünlük pozisyonu dolayısıyla bağışlanırken, Örik’in, örneğin Tersine Giden Yol’da başkentin gündelik yaşamına ve bürokrasinin işleyişine yönelttiği kinayeler hoş görülmemiş olabilir. (52)

Oktay’a göre Cevdet Kudret’in üç ciltlik Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman adlı kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar’a olduğu gibi Örik’e yer vermemesinin nedeni de “yazınsal ölçütleri bilerek devre dışı bırakan politik/ideolojik tercihtir” (52).

Nahit Sırrı’nın Cumhuriyet Dönemi edebiyatındaki yerinin ve uğradığı ihmalin anlaşılması için Handan İnci’nin “‘Tersine Giden Yol’: Nahit Sırrı Örik” başlıklı yazısındaki şu sözleri de oldukça aydınlatıcıdır:

Cumhuriyet dönemi edebiyatının “tersine giden yol”udur Nahit Sırrı. 1930’ların başında edebiyatın ana yoluna konmuş tabelalara (ulusçuluk, arı Türkçe, Anadoluculuk...) hiç itibar etmeden yürür, ama yürüdüğü yolda “yıldız olmak kolay değil”dir o günlerde. Nahit Sırrı geçmişten hızla ve şiddetle kopmaya çalışılan bir dönemde, Tahir Alangu’nun deyimiyle “...çevresi ve anlatışı ile bir ‘geçmiş zaman’ havası dalgalandırmakta”dır. Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatını inceleyen antolojisine Nahit Sırrı’yı neredeyse çekine çekine alan Alangu, onu farklı bir yolun yolcusu olarak gösterir: Nahit Sırrı, “Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişen yazarlar arasında kendine has bir yolu olmuş, devrimler Türkiyesinin Tanzimât’tan beri sürüp gelen bir yaşayışı ve onu aksettiren bir kültürü ve dili sür’atle tasfiye edişi karşısında, çöken bu devrin kalıntılarını anlatmıştır.”

Yaşar Nabi Nayır da Nahit Sırrı’dan söz ederken “ayrı yol” metaforunu kullanır. Varlık dergisini birlikte çıkaran arkadaşların bir süre sonra araları açılmaya başlar. Yaşar Nabi, yeni kuşağın kalesi haline gelen Varlık’ta ona artık neden yer vermediğini açıklarken şöyle diyor: “O eski dili ve eski düşünme tarzı ile gençler arasında yadırganmaması imkânsızdı. Çalışmalarına verdiği yönle kendisi ayırmıştı yolunu bizden.”

Gerçekten de Nahit Sırrı’nın Türkçesi 1930’lara ters düşecek bir konak Osmanlıcasıdır, ama Nahit Sırrı’nın dille sorunu sadece “onlara” göre eski olmakla kalmaz. Nahit Sırrı, hem zamanına yabancı bir dil kullanmıştır hem de zeminine; İstanbul’da bile Fransızca yazmıştır. (90)

M. Kayahan Özgül’ün San’atkârlar’a yazdığı önsözde dile getirdiği düşünceleri de Örik’in ve ona yönelik tepkinin anlaşılması bakımından dikkate değerdir. Örik’in dedesi mühtedi İbrahim Paşa’ nın din ve medeniyet değişikliğinin “hayatı boyunca sürecek bir adaptasyon dönemini” başlattığını, torunu Nahit Sırrı’nın ise “önce dede evi ile Osmanlı, sonra Osmanlı ile Avrupa ve nihayet Avrupa ile Türkiye Cumhuriyeti arasında benzeri bir kaderi yaşa[dığını]” (12) ifade eden Özgül, sözlerine şöyle devam eder:

Konak, Avrupa ve Türkiye zeminlerinde N. Sırrı hep uyumsuz tarafını öne çıkarır, ortamla hep ters düşer. [...] Osmanlı’da Avrupa’yı, Avrupalılaşan Türkiye’de Osmanlı’yı arayan bir yazarlık merakı geliştiriyor gibidir. Cumhuriyet sonrasının eskiyi reddedip her şeye sıfırdan başlamayı hedefleyen resmi ideolojisine mukabil ve muhalif bir çizgide, unutsun istenenle unutulsun isteneni yeniden karşı karşıya getirir. (13)

Örik’le ilgili olarak üzerinde durulan en önemli konulardan biri de Abdülhak Şinasi Hisar’a olan benzerliği ve/veya ondan farklı olan yönüdür. Tahir Alangu, “Eski zaman yaşayışının kenarda köşede kalmış kalıntıları, can çekişen eski töreler ve insanlar, Tanzimât’tan beri sürüp gelen bir kibar tabakanın önce maddî ve onun sonucu manevî düşkünlüklerinin tasviri [...] onun en çok başarı göstereceği bir hikâye alanı olacaktır” (243) dediği Nahit Sırrı’yı Hisar’la karşılaştırırken şunları söyler:

Onun, yine aynı vâdide yazan Abdülhak Şinasi Hisar’la bir çok birleşen tarafları olmakla beraber, Nahit Sırrı’nın çağımızın hiçliği ve geçmişin üstünlüğünü belirtmek amacı ile hareket etmediği anlatışından iyice bellidir. Tarihî eserlerindeki objektiflik bir bakıma edebî eserlerine de geçmiş, anlattıklarını ancak bugünkü düşkünlükleri içinde gösterip, idealize etmek cihetine gitmemiştir. Eski ve solgun resimler üzerinde efendice, sâkin ve heyecansız üslûbu ile anlattıkları, belli belirsiz bir ironi ile hüzün arası bir tesir bırakmaktadır. (244)

Aynı konuya Ahmet Oktay, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nda Nahit Sırrı’ya ayırdığı bölümde şöyle değinir:

Yapıtlarında yakın tarihin siyasal/toplumsal olayları, kişileri, yaşayış biçimi üzerinde duran Nahid Sırrı, belli açıdan Abdülhak Şinasi Hisar’ı çağrıştırır. Ancak Nahid Sırrı, geçmişe bakarken yitip giden bir zamanın insanlarını, uzamlarını, eşyalarını anımsarken, Hisar gibi nostaljik bir tavır yansıtmamaktadır. Cumhuriyet’le eski dönem insanları ve yaşama biçemi arasına giren ayrılığa gerçekçi bir anlatımla dikkatleri çekmektedir daha çok. (1153)

Nahit Sırrı’nın geçmiş yaşantılara dair pek çok “ölü teferruatı acıyla hatırla[dığını]; ama, arkasından da ağlama[dığını]” (“Bir İnter-Mezzo’ya...” 13) söyleyen Kayahan Özgül, benzeri bir yargıyı şöyle dile getirir: “İşte tam bu noktada onun Abdülhak Şinasi Hisar’dan farkı belirir. Hisar, âdeta bir “passéiste’ iken, Örik geçmişi özlemez; sadece, onu hatırla(t)makla mutlu olur gibidir” (13). İki yazar arasındaki benzerliğe Hasan Özçam da şöyle dikkat çeker: “Nahit Sırrı, eserlerinde anlattığı dönem ve üslûbu dolayısıyla en çok Abdülhak Şinasi Hisar’la benzerlikler göstermektedir. Hatta birer yazılarının ismi bile neredeyse aynıdır. (Nahit Sırrı: ‘Kanlıcanın Bir Yalısında’; Abdülhak Şinasi Hisar: ‘Kanlıca’daki Yalı’” (“Unutulan Bir Yazar...” 246-47). Yazar hakkındaki bu yargılara İnci Enginün de Örik’in eserlerinin “eskiyi hatırlayış ve tasvir bakımından Abdülhak Şinasi Hisar’ınkilerle benzer yönleri bulun[duğunu]” söyleyerek katılır (298).

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Tuğçe Isıyel, "Bir yazarın psiko-edebi portresi", Sabitfikir Dergisi, 24 Temmuz 2017

Nahit Sırrı Örik’in ölümünün üzerinden 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, kitaplarıyla son çeyrek yüzyılda tanışabildik. Çoğu kişi, hayattayken yayımlanan ilk romanı Kıskanmak’la tanıdı kendisini ve maalesef bunun ötesine de pek gidemedi. Çoğu yazarımız gibi değeri sonradan anlaşılabildi. Eski Zaman Kadınları Arasında 50’li, Abdülhamit Düşerken 70’li yılların ortasında yayımlanmıştı ama örneğin Turnede Bir Artist Öldürüldü romanını 1958 yılında tamamlamış olmasına rağmen kitap haline getirildiğini maalesef göremedi. Tersine Giden Yol 1995’te, Bilinmeyen Yaşamlarıyla Saraylılar 2002’de, Yıldız Olmak Kolay mı? 2006’da basıldı. Gece Olmadan! ve Kozmopolitler romanları ise ancak 2012 yılında...

Nahit Sırrı Örik’in karakterleri adeta kötünün, entrikanın, hasedin, kibrin, hırsın sembolü gibidirler. Çetrefili, tuzağı bol, şefkatsiz, güvensiz bir dünyanın içinde soluklanmaya çalışırlar. Bu dünya aynı zamanda siyah ve beyaz gibi keskin hatlarla ikiye bölünmüş bir dünyadır. Ara renklere pek yer yoktur. Onun romanlarında dünyanın can pazarı bir yer olduğunu iliklerimize kadar duyumsarız. Böylesi karakterler yaratan bir kişinin iç dünyasında neler olup bittiği ve karakterlerindeki bu kötücüllüğün ardında nasıl bir psikoloji bulunduğu elbette okuyucuları için önemli bir merak kaynağıdır.

Son yıllarda edebiyat ve psikanalizin yakın ilişkisine dair birçok kitaba rastlayabiliyoruz. Ancak bir yazarı ve onun tüm eserlerini psikanalitik bir bakışla yorumlayan bütünlüklü araştırmalarla nadiren karşılaşıyoruz. Var olan eserler ya yalnızca birkaç makaleden ibaret oluyor ya da yazarın birkaç eseriyle kısıtlı kalabiliyor. Hülya Dündar Şahin tarafından kaleme alınan Narsisist Entrikalar ise, o nadiren karşılaştığımız çalışmalardan... Değeri sonradan anlaşılmasına rağmen Nahit Sırrı Örik’in bu anlamda “şanslı” olduğunu düşünüyorum.

Narsisizm kilit rolde

Narsisist Entrikalar, Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarını “karakterler ve insan ilişkileri”, “aşk ilişkileri”, “ebeveyn-çocuk ilişkileri” ekseninde ele alıyor. Hülya Dündar’a göre Örik’in yarattığı roman karakterlerinde gözlemlenen başlıca kişilik özellikleri büyüklenmecilik, hayran olunma arzusu, kıskançlık ve haset, bencillik ve acımasızlık, para ve iktidar hırsı, çıkarcılık ve sömürücülük. Kitabın önemli bir kısmı ise narsisizme ve Örik’in romanlarının anlam dünyasına ayrılmış. Çünkü Örik’in roman karakterlerinin başlıca kişilik özellikleri, ilişkileri, bu karakterlerin psikanalitik literatüre göre narsisist kişilik örgütlenmesi gösterdiklerini düşündürüyor. Nahit Sırrı Örik’in psiko-edebi portresini şöyle çizmiş Hülya Dündar Şahin: “Nahit Sırrı’nın yapıtlarında temsil edilen duygu ve değerlerle ‘narsisist’ olarak adlandırılabilecek bir dünya betimlediği, bu dünyanın değerleriyle donatılmış karakterler yarattığı ve ayrıca narsisizmin yapıtlardaki entrikaların yapısını da belirlediği görülmektedir. Bu bakımdan narsisizmin, Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarını anlamlandırmamızda kilit bir rol oynadığı söylenebilir. Narsisizmin romanlarda bu kadar öne çıkması, Örik’in de narsisist bir kişiliğe sahip olabileceğini, romanlarında yarattığı narsisist kişiliklerin onun kişiliğinin yansımaları olarak değerlendirilebileceğini düşündürür.”

Narsisist Entrikalar, bir yazarın eserleri ile yaşamı arasında oldukça sıkı bir bağ olduğunun, ikisini asla birbirinden ayıramayacağımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca psikanalitik edebiyat literatürüne bütünsel ve doyurucu bir katkı sunması bakımından da oldukça kıymetli bir kaynak.

Devamını görmek için bkz.

Süreyya Elif Aksoy, "Aşk, narsisizm ve entrikalar", Cumhuriyet Kitap Eki, 10 Ağustos 2017

Narsisist Entrikalar: Nahit Sırrı Örik’in Yapıtlarına Psikanalitik Bir Bakış, Hülya Dündar Şahin’in 2009’da tamamladığı doktora tezine dayanıyor. Kitapta, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin önemli yazarlarından Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarında daha önce dikkat çekmemiş bazı ilişki ve kişilik kalıpları ‘yakın okuma’ tekniğiyle ortaya çıkartılarak psikanalitik kuram ışığında yorumlanıyor.

Gün ışığına çıkan yönleriyle son dönemde yeniden keşfedilen roman ve öykü yazarı Nahit Sırrı Örik’in (1894-1960) yapıtlarındaki psikolojik ve edebî entrikaların izini süren, modern eleştiri örneği bir kitap, Narsisist Entrikalar: Nahit Sırrı Örik’in Yapıtlarına Psikanalitik Bir Bakış okur karşısında.

Modern edebiyat eleştirisi neyi değiştirdi? Öncelikle, edebiyat incelemelerini yazardan yapıta ilerleyen bir süreç olmaktan çıkararak, yapıt odaklı bir pratik hâline getirdi. Türk edebiyat eleştirisinde de yakın zamana kadar egemen olan ve bir dönem edebiyat tarihi çalışmalarına önemli katkıları bulunmuş olsa da zaman içinde sorgulanmaya başlanan “hayatı-sanatı-eserleri” kalıbının yerine, metin incelemelerinin ana hedef olduğu bir eleştiri anlayışı yerleşti. Aslında, metin odaklı yaklaşımların kökleri çok erken çağlara Aristoteles’in Poetika’sına kadar uzanırsa da yirminci yüzyıla gelene değin yazarın yaşam öyküsü ve yapıtın üretildiği tarihsel-toplumsal koşullara ağırlık veren; sıklıkla öznel yargıları da içerebilen bir yaklaşımın geçerli olduğu söylenebilir. Batı dünyasında, bu geleneği dönüştürerek edebiyat çalışmalarını bugünkü metin odaklı ve tematik bütünlüğe önem veren sistematiğine kavuşturan, önce dilbilim kökenli çalışmalar ve daha sonra çeşitli kollardan gelişen modern eleştiri kuramları olmuştur. Günümüzde edebiyat eleştirisi; gerek tarih, sosyoloji ve felsefe gibi edebiyat dışı disiplinlerin kavramlarından yararlanan, gerek edebiyata özgü kuramlarla gelişen bir birikime sahiptir.

Ne mutlu ki, ülkemizde de son dönemde, bu özelliklerin çoğunu bir arada görebileceğimiz bir edebiyat eleştirisi yeşermeye başladı. Edebiyat eleştirisine yeni bir soluk getiren kurumların başında, çok yönlü birikimi ve geniş ufkuyla Talât S. Halman’ın kurduğu Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyatı Bölümü geliyor. Narsisist Entrikalar: Nahit Sırrı Örik’in Yapıtlarına Psikanalitik Bir Bakış, Hülya Dündar Şahin’in bu bölümde, 2009’da tamamladığı doktora tezine dayanıyor. Kitapta, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin önemli yazarlarından Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarında daha önce dikkat çekmemiş bazı ilişki ve kişilik kalıpları “yakın okuma” tekniğiyle ortaya çıkartılarak, psikanalitik kuram ışığında yorumlanıyor. Hülya Dündar Şahin aynı zamanda, dönemin belirleyici edebî yönelimi olan Millî Edebiyat akımı içinde hareket etmediği için erken Cumhuriyet Dönemi edebiyat kanonunda geri planda kalmış olan Nahit Sırrı Örik’i -bazı yapıtlarının ilk kez kitaplaşmasına da katkıda bulunarak- Türk edebiyat tarihi içinde yeniden konumlandırıyor.

Kötücül karakterler, adı var kendi yok aşklar

Yayınevinin, Süha Oğuzertem’in yönetmenliğinde gerçekleştirdiği Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi kapsamında yayımlanan kitap, Örik’in bilinen altı romanı (Kıskanmak, Kozmopolitler, Yıldız Olmak Kolay mı?, Tersine Giden Yol, Gece Olmadan! ve Sultan Hamit Düşerken) ile tüm öykülerini ele alıyor.

Çalışmada, Nahit Sırrı Örik’in karakterlerinin, büyüklenmecilik, bencillik, haset, acımasızlık, para ve iktidar hırsı, çıkarcılık gibi kötücül özellikleriyle öne çıktıklarını; Örik’in yapıtlarında aşk gibi görünen tüm ilişkilerin ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin aynı kötücül değerler ile örülü olduğunu, yapıtlardan alıntı ve aktarmalarla gösteren Hülya Dündar Şahin, bu tabloyu narsisizm kuramı ışığında yorumluyor.

Dündar Şahin, yazarın tüm yapıtlarının odağında kötücül bir duygunun bulunduğunu ve yapıtın olay örgüsü ile anlam dünyasının, kişilerin kötücül doğaları çevresinde örüldüğünü söylüyor. Örik’in karakterlerinin kötülük potansiyelinin bazı örnekleri şunlar: Kıskanmak’ta Seniha’nın çocukluğundan beri kıskandığı ağabeyi Halit’ten intikam alma isteği; Yıldız Olmak Kolay mı? romanında, sırf şöhrete kavuşmak için bir gazino patronu ile ilişki yaşayan Selma’nın çıkarcılığı; Gece Olmadan!’da hayatına giren iki erkeğin ölümüne, sadece kendisine servet bırakmadan gittikleri için üzülen Semiha’nın acımasızlığı; Sultan Hamid Düşerken’de Mehmet Şahabeddin Paşa ve kızı Nimet’in iktidar hırsı. İnsana ilişkin hiç iç açıcı bir tablo değil.

Bu kadar kötücül duygu içinde aşk nerede? Hülya Dündar Şahin’in şöyle diyor: “Nahit Sırrı Örik’in yapıtları aşk ilişkileri bakımından ilk bakışta oldukça zengin görünür; hepsinde tutkulu aşklar ve âşıklar var gibidir. Ancak karakterlerin psikolojilerine yönelik dikkatli bir okuma, bu ilişkilerin aşka ya da sevgiye değil, çeşitli çıkar ilişkilerine dayandığını gösterir.”

Edebî teknikler

Yapıtlarda aşk ilişkilerinin fethetme ve ele geçirme kavramlarıyla kurgulandığını; avına yönelik isteğini, onu ele geçirdikten sonra yitiren avcının duygusunun yaygın bir tema olduğunu söyleyen Hülya Dündar Şahin, bunların narsisistik kişilik yapısıyla örtüştüğünü açıklıyor. Okumasının kuramsal boyutu için kapsamlı bir hazırlık yaptığı anlaşılan Dündar Şahin, Sigmund Freud’un ortaya attığı kavram ve tartışmaları geliştiren Otto F. Kernberg, Heinz Kohut, D.W. Winnicott ve Melanie Klein gibi isimlerin çalışmalarıyla oluşan Narsisizm kuramının güzel bir özetini de sunuyor.

Nahit Sırrı’nın karakterlerinin, “birbirlerinin fiziksel özelliklerine hayran olmakla, bedenlerine ilgi duymakla birlikte duygusal bir yakınlık geliştiremedikleri”; ilişkilerinin uzun süreli ve nitelikli olmadığı; “aşkı duygusal ve cinsel bir boyutu olan ve karşılıklı yaşandığında ruhu zenginleştiren bir yaşantı olarak” değil; salt fiziksel güzellik, cinsel cazibe, servet ve şöhret arzularına araç olarak gördükleri anlaşılıyor (253-54). Ortaya çıkan tablo şu ki, Örik’in yapıtlarında aşk söylemi çok ama âşık olabilen yok.

Aşk, asırlardır nice yazar ve düşünürün mesele edindiği, tartışmalı bir kavram; hayatta da edebiyatta da. Hülya Dündar Şahin’in incelemesinin aşka ve edebiyatta aşk temsillerine dair söylenecek daha çok söz olduğunu göstermiş olması, bu alandaki çalışmalara önemli bir katkı.

Bu aşamada başka bir soru akla gelebilir. Kurmaca karakterleri bir bir psikanaliz kanepesine alıp; değerlerini, ilişkilerini, aile geçmişlerini irdelemek ve onlara psikolojik bir tanı koymakla edebiyat hakkında bir şey söylemiş oluyor muyuz? Edebiyat dışı bir disipline bu denli yaslanan bir okuma, edebiyatın ve edebiyat eleştirisinin özerkliğine halel getirmez mi?

Dündar Şahin, bu olası sorunun yanıtını, özellikle kitabın “Entrikaların Yapısı” başlıklı bölümünde veriyor; bu bölümde, ana bulgusu olan narsisistik kalıbın anlatı sanatının çeşitli boyutlarıyla kurduğu bağları açıklıyor ve psikolojik yapı ile edebî yapının birbirleriyle nasıl eklemlendiğini sergiliyor. Böylelikle “psikolojik yorumlar, edebî yorumlara dönüştürülüyor” (29-30).

Bir yazarın yapıtlarında, yoğun ve tutarlı bir narsisistik yapı ortaya çıkar da o yazar, bu psikanalitik bakıştan nasibini almaz mı? Kitabın son bölümü, Nahit Sırrı’nın da tıpkı karakterleri gibi narsisistik bir kişiliğe sahip olabileceği savını tartışıyor. Böylelikle, yazardan çıkıp yapıta giden geleneksel eleştiri tersine çevrilerek yapıttan yazara doğru bir yol açılıyor. Tersine Giden Yol bu defa yazarına, Nahit Sırrı’ya yöneliyor…

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.