Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-564-3
16x23.5 cm, 496 s.
Liste fiyatı: 34,00 TL
İndirimli fiyatı: 27,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Müge Gürsoy Sökmen diğer kitapları
Bilge Karasu Aramızda, 1997
Barbarları Beklerken, 2010
Ajanda 2014 / # Diren Direniş, 2013
Ajanda 2015 / Beni Siz Delirttiniz!, 2014
Ajanda 2016 / Rüyanın Gör Dediği, 2015
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Irak Dünya Mahkemesi
Nihai İstanbul Oturumu
23-27 Haziran 2005
Çeviri: Yasemin Tezgiden, Ebru Kılıç, Aylin Ülçer, Aysun Babacan, Aziz Ufuk Kılıç, Belma Baş, Deniz Koç, Elçin Gen, Elif Kalaycıoğlu, Emine Ayhan, Emine Bademci, Erkal Ünal, Feryal Halatçı, İlker Kabran, Sevgi Serper, Sevinç Altınçekiç, Sualp Atuer, Taylan Doğan, Vedat Çakmak, Zarife Biliz, Zeynep Gambetti, Işık Ergüden, Çiçek Öztek, Sabri Gürses, Bülent Doğan, Deniz Erbaş, Gürol Koca
Yayına Hazırlayan: Başak Ertür, Bülent Doğan
Kapak ve Kitap Tasarımı: Semih Sökmen
Fotoğraflar: Attila Durak, Ali Öz
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2006

ABD ve yandaşları insanlığın kaderini mi çizecek? Irak'ta saldırıya uğrayan yalnızca Iraklılar mıydı? Bu saldırıya göz yumarsak daha nelere göz yummak zorunda kalacağız? Hatta daha nelere maruz kalacağız? Bu gidişin sonunda geriye yaşayabileceğimiz bir dünya kalacak mı?

Irak Dünya Mahkemesi (WTI), dünya kamuoyunun gözünün önünde, varolan tüm uluslararası kurum ve yasaları çiğneyerek, medyayı açık açık kullanıp yalanlar yayarak, en önemlisi devasa boyutlardaki küresel muhalefetin iradesini ihlal ederek başlatılan Irak Savaşı'nın yalnızca Irak'ı mahvetmekle kalmayıp insanlığın gelecek umutlarını da yıktığını düşünen, dünyanın dört bir yanından, her kesimden insanın güçlerini birleştirmesiyle oluştu.

23-27 Haziran 2005'te İstanbul'da toplanan Irak Dünya Mahkemesi ABD Başkanı Bush ile, onunla birlikte hareket eden dünya devletlerini Irak'ta savaş çıkartmaktan suçlu buldu.

John Berger'ın mahkemeye yolladığı dayanışma mesajında dediği gibi, bu silahlı efendiler yalnızca masumları katletmiyorlar, insan hafızasını da katlediyorlar. Esinini Vietnam Savaşı'na karşı sivil bir girişim olarak yapılan Bertrand Russell Mahkemesi'nden alan WTI, bu kıyım ve ihlallerin tekrarlanmaması için kayıt tutmayı, Irak'a karşı saldırı ve işgalin arkasında yatan tarihsel, iktisadi, siyasi nedenleri, saldırının yarattığı tahribatı belgelemeyi, muzafferlerin tarihi çarpıtarak yazmalarına karşı önlem almayı hedefledi. WTI sürecinde uzmanlara, tanıklara, habercilere danışılarak ister Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne ya da Birleşmiş Milletler'e yapılacak başvurularda, isterse vicdani retçilerin ret gerekçelerinde kullanılabilecek, yeni küresel muhalefet hareketlerine esin verebilecek bir malzeme bir araya getirildi.

Bu belge kitap başta Irak olmak üzere, dünyanın her yerinde onurlu bir barış kurmak için uğraşmaya, baskı ve zulme karşı hep birlikte hayır demeye devam etmemiz umuduyla yayımlanmıştır.

İÇİNDEKİLER
1. Bölüm: Savaşın Sorumluluğunu Taşıyanlar

Müge Gürsoy Sökmen : Sunuş
Arundhatı Roy: Vicdan Jürisi Adına Açılış Konuşması
Rıchard Falk: İddia Heyeti Adına Açılış Konuşması

Birinci Oturum
Uluslararası Hukukun Ve Kurumların Rolü
Phıl Shıner: Önleyici Saldırının Ve Tekyanlı Kuvvet Kullanımının Yasadışılığı
Hans C. Von Sponeck: 2003 Irak İşgalinin Öncesinde Ve Sonrasında Bm'nin Tutumu
Larry Everest: Abd Ve İngiltere'nin Irak'a Müdahalesinin Tarihi
Jım Hardıng: İnsani Müdahale Doktrini
Amy Bartholomew: "İmparatorluğun Hukuku"Na Ve İnsan Haklarının İmparatorluğun Kılıcı Olmasına Muhalefet
Issa G. Shıvjı: Hukukun İmparatorluğu Ve İmparatorluğun Hukuksuzluğu
Anthony Alessandrını: Küresel Savaş Karşıtı Hareketin İradesinin İhlali Barışa Karşı İşlenmiş Bir Suçtur

İkinci Oturum
Hükümetlerin Sorumluluğu
Baskın Oran: Abd'nin Irak Saldırısında Türkiye'nin Durumu, Politikası, Sorumluluğu
Khaled Fahmy: Irak'taki Savaşta Arap Hükümetlerinin Sorumluluğu
Guglıelmo Carchedı: Avrupa Hükümetlerinin Sorumluluğu
Walden Bello: Uluslararası Hukukun Ve Evrensel İnsan Haklarının İhlalinde "Gönüllüler Koalisyonu"Nun Rolü

Üçüncü Oturum
Medyanın Sorumluluğu
Saul Landau: Medyanın Rolü
Davıd Mıller: Medyanın Savaş Ve İşgal Sırasında Oynadığı Somut Rol
Mete Çubukçu: Savaş Muhabirliğinin Ahlaki Sorumlulukları
Jayan Nayar: Medyayı Yaptıklarından Sorumlu Tutmanın Gereği Ve Zemini
Ömer Madra: Alternatif Medya Arayışı

2. Bölüm: Savaşın Ve İşgalin

Somut Ayrıntıları

Dördüncü Oturum
Irak'ın İstilası Ve İşgali
Dahr Jamaıl: Irak'ta Savaş Suçları Ve Son Durum Üzerine Tanıklık
Akira Maeda, Sayo Saruta, Koyiçi İnamori: Seyreltilmiş Uranyum Silahlarının Kullanılması
Thomas M. Fasy: Irak'ta Kullanılan Seyreltilmiş Uranyum Silahlarının İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri
Denıs Hallıday: Bm'nin Irak Savaşı Ve İşgali Sırasındaki Tutumu
Hana İbrahim: Güvenlik Ve Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet
İman Hammas: Günlük Hayattaki Yıkım
Tım Goodrıch: Abd Ordusunun Yaptıklarına İlişkin İçeriden Tanıklık
Amal Savadi: Tutuklamalar, Gözaltılar Ve Hapishane Koşulları
Fadıl El Bedrani: Toplu Cezalandırma
Herbert Docena: İktisadi Sömürgeleştirme
Muhammed El Rahu: İşgal Altında Irak Hukuku
Abdul İlah El Bayati: Irak Daimi Bir Anayasa Taslağı Hazırlamayı Ne Zaman Başaracak?
Nıloufer Bhagwat: Savaşın Özelleştirilmesi
Nermin El Müfti: İşgal, Topyekûn Hapishane
Barbara Olshansky: Abd'nin Teröre Karşı "Gizli" Savaşı Ve Uluslararası Hukuk: Guantanamo Örneği
Rana M. Mustafa: Felluce Üzerine Tanıklık
Abdul Vahap El Ubeydi: Irak'ta İnsan Hakları İhlalleri Ve Gözaltında Kayıplar
Johan Galtung: İnsan Hakları Ve Abd/İngiltere'nin Irak'a Yasadışı Saldırısı

3. Bölüm: Savaşın Dünyamızın Geleceğine Etkileri

Beşinci Oturum
Kültürel Miras, Çevre Ve Dünya Kaynakları
Gül Pulhan: Irak'taki Kültürel Mirasın Tahribi İstanbul İnisiyatifi'nin Raporu
Amal El Hıdeyri: Kültürel Mirasın Tahribine Dair Tanıklık
Joel Kovel: Savaşın Ekolojik Sonuçları
Su'ad Naci El Azzavi: Irak İşgalinde Yürütülen Askeri Operasyonların Çevreye Verdiği Zararlar

Altıncı Oturum
Küresel Güvenlik Ortamı Ve Gelecek Alternatifleri
Ayşe Gül Altınay: Militarizm Ve Şiddet Kültürü
Nadje Al-Alı: Toplumsal Cinsiyet Ve Savaş: Iraklı Kadınların Zor Durumu
Lız Fekete: Irkçılığın Ve Hoşgörüsüzlüğün Yaratılması
Samır Amın: Ekonominin Militarizasyonu Ve Militarizasyon Ekonomisi
Ahmed Muhammed El Ceradat: Amerikan Ve İsrail Çıkarları Uğruna Ortadoğu'nun Tekrar Düzenlenmesi
Vamid Nadmi: Kutuplaşma Ve Siyasal Alternatiflerin Daralması
John Ross: "Dolaylı Hasar": Meksika Örneği
Chrıstıne Chınkın: Devlet Güvenliği Mi İnsan Güvenliği Mi?
Ken Coates: Barış Hareketinin Bundan Sonraki Adımları
Corrıne Kumar: Yeni Bir Siyasal Tahayyüle Doğru
Bıju Matthew: Alternatif Bir Gelecek İçin Alternatifler
Wtı İstanbul Oturumu İçerik Komitesi: Bir Alternatif Olarak Wtı: Deneysel Bir İddia
Rıchard Falk: İddia Heyeti Adına Kapanış Konuşması
Arundhatı Roy: Vicdan Jürisi Adına Kapanış Konuşması
Vicdan Jürisi Kararı
Jüri Kararı Uluslararası Hukuk Eki

Ekler

I. Wtı Nihai İstanbul Oturumu Programı
II. Vicdan Jürisi Biyografileri
III. Irak Dünya Mahkemesi Oturumlar Listesi
IV. İstanbul Oturumu'na Katkıda Bulunanlar
OKUMA PARÇASI

Müge Gürsoy Sökmen, Sunuş, s.17-19.

Irak Dünya Mahkemesi (WTI) süreci, dünyanın dört bir yanında çoğu birbirini hiç görmeden çalışan yüzlerce insanın ortak çabasıyla gerçekleşti. Çeşitli ülkelerde belli konulara odaklanarak yapılan yirmi kadar oturumdan sonra bu oturumların bulgularını da içerecek şekilde yapılandırılan nihai oturum 23-27 Haziran 2005 tarihlerinde İstanbul'da Darphane-i Amire'de gerçekleştirildi. Bu kitap bu oturumun tutanaklarından oluşturuldu.

Irak Savaşı, dünyanın her yerinde daha savaş başlamadan yükseltilen görülmemiş boyutlardaki muhalefete rağmen gerçekleştirildi.

Savaş başladığında savaş karşıtı hareket olup biteni kabullenip geri çekilmedi, savaşa ve işgale karşı protestolar sürdü.

Esinini Vietnam Savaşı ertesinde yapılan Bertrand Russell Mahkemesi'nden alan Irak Dünya Mahkemesi, Irak halkına karşı işlenen somut suçların yanı sıra insanlığa ve dünyanın tüm canlılarına karşı işlenen suçları belgelemeyi hedef aldı. Dünyayı yaşanılmaz kılan, insanların zorlukla yerleştirmeye çalıştıkları tüm değerleri geçersizleştiren ve gelecek umutlarını elimizden alan güçlere karşı direnmenin bir parçası olarak olup bitenlerin kayda geçirilmesi gerekiyordu; çünkü yalanlarla, kuvvet kullanarak, ellerindeki tüm güçleri seferber ederek bir saldırı savaşı ve işgal gerçekleştiren ABD ve yandaşları, unutuşa dayanan bir muzafferler tarihi kurmaya, tarihi ilk fırsatta yeniden yazarak muhalefetin tarihini gözlerden silmeye çalışacaklardı.

Savaş karşıtı hareketin homojen olmadığını biliyorduk, herkes farklı farklı nedenlerle yola çıkmıştı. Irak Dünya Mahkemesi sürecini ilk başlatan ekibin içinde uluslararası hukuk konusunda ünlü uzmanlar ve Birleşmiş Milletler'in çeşitli kademelerinde çalışmış kişilerin yanı sıra barış aktivistleri, felsefeciler, siyasetçiler, vicdani retçiler, alternatif küreselleşmeciler gibi kendini çok değişik şekillerde tanımlayan kişiler vardı. Kimimiz varolan uluslararası kurumların ve hukukun iyileştirilmesinin yeterli olacağına inanıyorduk, kimimiz bu kurumların tümden ortadan kalkması gerektiğine; kimimiz kendimizi dünya vatandaşı olarak tanımlıyorduk, kimimiz ülkesel, bölgesel ya da etnik kimlikleri önemsiyorduk... Ancak hedefimizin birliği, farklarımızı aşmak için birlikte çalışmaya yöneltti bizi. Gelecek bizimdir diyebilmek için, hatta dünyanın bir geleceğinin olabilmesi için, sesimizi yükseltmemiz, direnmemiz, direnmek için yaratıcı yollar bulmamız gerektiği açıktı. İnsanlığın ve dünyanın geleceğinin düşmanları kadar çalışkan ve yaratıcı olmadığımız sürece yok olacağımız da öyle...

Mahkemenin hazırlık çalışmaları boyunca sürecin kendisini de sonucu kadar önemsedik, elden geldiğince hiyerarşisiz, yatay bir ağ halinde örgütlenmeye, tartışmaları ve farklı görüşleri yok etmek ya da dışlamak yerine içermeye çalıştık. Hayallerimizin çok gerisinde kalmış ve ders almamız gereken nice nice hatalar yapmış olsak da, en azından "deneysel bir iddia" diyebileceğimiz bir şey gerçekleştirdik, küresel bir özne halinde birlikte çalışmayı, tarihe bir kayıt bırakmayı, ister UCM'ye ya da BM'ye başvurularda kullanılacak, ister vicdani ret hakkı için gerekçe yapılacak bir malzemeyi bir araya getirmeyi, ileride yapılacak ortak çalışmalar için küçük de olsa bir ümit oluşturmayı başardık.

Irak Dünya Mahkemesi Nihai İstanbul Oturumu, uzmanlar ve tanıklardan oluşan bir İddia Heyeti tarafından –dünyanın vicdanını temsil eden kişilerden oluşan bir Vicdan Jürisi'nin nezdinde– bu savaşın ve süregelen işgalin çeşitli veçhelerini ele alan ve belgeleyen sunumlardan oluştu. Üç gün süren ve Savaşın Sorumluluğunu Taşıyanlar; Savaşın ve İşgalin Somut Ayrıntıları ve Savaşın Dünyamızın Geleceğine Etkileri üzerine odaklanan oturumların sonunda Vicdan Jürisi toplanarak önce kısa bir karar metni hazırladı, daha sonra birkaç hafta internet üzerinden tartışıp çalışarak kitabın sonunda göreceğiniz daha ayrıntılı karar metni üzerinde anlaştılar.

Bu kitapta, savaşın korkunç detaylarına dair fotoğraflar bulamayacaksınız. Çünkü biliyoruz ki bu tip detaylar bakanı baktığından uzaklaştırır, başına böyle işler gelenin kendisinden ayrı ve uzakta olduğu yanılsamasına sürükler. Oysa biz, hepimiz Iraklıyız demek istedik, onlara yapılanlar aslında bize de yapılıyor, ya da yarın yapılabilir. Sadece Iraklıların değil bizim de topraklarımız yüzyıllarca temizlenmeyecek şekilde radyasyonla kirletiliyor, sadece onların değil bizim de uzlaşmazlıklarımızı aşmak için çatışma dışı bir alternatif olduğuna dair güvenimiz yok ediliyor, geleceğimiz karartılıyor.

Elinizdeki belge-kitap, sürecin başından beri gönüllü ve fedakâr çabalarıyla hiçi bire çeviren yüzlerce insanın emeği ve desteğiyle oluştu: Hukuk, siyaset, kurumlar tarihi, çevrebilim, toksikoloji, arkeoloji, iktisat, sosyoloji, felsefe gibi konularda bilgilerini esirgemeyen, karşılıksız çalışan uzmanlar; iddianın çerçevesini hazırlamak için aylarca uğraşan hukukçular; hazırlık komitesinin çeşitli aşamalarında yer alıp farklı yönelimleri bir hedef doğrultusunda birleştirmeye, görüş farklılıklarının yol açtığı çatışmaları olumlu bir yönde uzlaştırmaya çalışanlar; sözlü ve yazılı çevirileri gerçekleştirenler; toplantı sırasında her şeyin mükemmelen çalışmasını sağlayan gönüllüler; onlarca insanın farklı ülkelerden bir araya gelmesini madden mümkün kılmak için tek tek katkıda bulunanlar; kaynaklarını kullanmamıza izin veren kurum ve kuruluşlar, ve elbette en çok da bize güvenen, meşruiyetimizi tanıyan, türlü zorluklara katlanarak oturumumuza katılıp bizi bilgilendiren Iraklı savaş karşıtı muhalifler... Çalışma sistemimiz kimsenin kimseye teşekkür etmesini gerekli kılmıyor çünkü hepimiz, herkes, yapmak istediği için ve sonucu önemsediği için katkıda bulundu Irak Dünya Mahkemesi'ne; dolayısıyla birinin birine teşekkür edebileceği bir durumdan ziyade birbirimize güven verdiğimiz, güç verdiğimiz bir durumdan söz edebiliriz ancak.

İstanbul'daki nihai oturumla yolun başına gelmiş olduğumuzu düşünüyoruz. Şimdi bu bulguların mümkün olduğunca yaygınlaştırılması, isteyen herkesin bu malzemeden yararlanmasını sağlamak gibi görevler var önümüzde. Hepimiz bu süreçte epey yorulduk, ama işimiz ne yazık ki bitmedi çünkü ABD ve yandaşlarının saldırıları artarak sürüyor ve bu saldırılara set çekeceğine güveneceğimiz bir güç mevcut değil: buna hayır diyecek küresel öznenin dışında. Aklın umutsuzluğuna yüreğin umuduyla yanıt vermeyi ve hep birlikte hayır demeyi hiç bırakmamamız dileğiyle...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ahmet Öztürk, “Irak Dünya Mahkemesi Kitabı”, solgazete.net, 12 Temmuz 2006

21 Mart 2003 sabahı kahvaltıda yediklerimi boğazıma düğümleyecek haberlerle doluydu televizyonlar. Heyecanlı olduğu sesinin her tonundan belli olan bir spiker, havai fişek gösterisini andıran bombardıman görüntüleri eşliğinde, ABD’nin Irak’a saldırdığını anlatıyordu. Öfke nöbetleri geçirerek dinlediklerimden anladığıma göre, 04:30’da Bağdat’ta patlama ve siren sesleri duyulmuş ardın da, resmi bir açıklamayla Irak savaşının başladığı resmen ilan edilmişti. Acılıydım. Irak’la birlikte bombalanan, insanlığın barış dolu bir dünya hayaliydi biraz da...

Ne kadar da umut doluyduk oysa. ABD güçlerinin, kuzeyden Irak’a girme hayallerini söndüren tezkere zaferini kazanalı, yirmi gün olmuştu henüz. On binlerce yürekle Sıhhiye meydanını doldurup savaş ilanına hazırlanan meclisin duvarlarını çınlatmıştık coşkulu haykırışlarla. Ne kadar da çoktuk! Her çevreden, her görüşten, her sınıftan onbinlerce insan, doğanın binbir rengini andıran bir zenginlikle, bir araya gelmiştik. Sesimiz tekti: “Barış istiyoruz”... Üstelik yankı da bulmuş, tezkere reddedilmişti. Başarmış insanların gururuyla esriktik. Daha sonra hüzünle öğrendik ki, biraz da saflığımızdan geliyormuş esrikliğimiz. En ‘Modern insan’ın, bir coğrafyada yaşayan tüm varlıkları yok edecek kadar gözü dönmüş bir ilkel olabileceğini hesaplayamamıştık çünkü...

İnsan olmanın bedelinin daha da ağır olduğu günler başladı daha sonra. İşgal ve katliamın yanına, defterlerden çoktan silindiğini zannettiğimiz yağma, çapul, talan da eklenmişti… Canlı yayınlarda kederle izlediğimiz görüntüler, insanlığın ilk kez boy verdiği topraklarda, kadim bir kültürün acımasızca yok edildiğini gösteriyordu bize. Hayır, teslim olamazdık dokunulmazlıklarını ilan etmiş günümüzün tiranlarına.. Dili, dini, ırkı, ideolojisi ulusu ne olursa olsun, insanlık değerlerine sahip çıkan erdemli insanlar bir araya gelmeli, bir şeyler yapmalıydık.

Russel Mahkemesine Benzer Mahkeme

Beynimden süzülüp yüreğime saplanan bu sorular içimi burgaçlarken, Cumhuriyet gazetesinde okuduğum bir söyleşi, yeni bir ufuk açtı önüme. Berat Günçıkan’ın Ayşegül Berktay ve Müge Sökmen ile yaptığı söyleşide ABD’nin, Vietnam işgali sonrasında kurulan Russel Mahkemesi’ne benzer bir mahkemenin hazırlığından söz ediliyordu. Başta ABD olmak üzere Irak'ın işgaline ortak olan tüm ülke yöneticileri yargılanacaktı bu mahkemede. Değişik ülkelerde gerçekleşecek bir dizi oturumun ardından İstanbul’da nihai oturumla da tamamlanacaktı. Oluşturulacak vicdan jürisiyle ilgili bir soruyaysa Müge Sökmen: “Benim hayalimde hem dünyanın vicdanını ve aklını temsil eden insanların, hem de zulme uğramış kesimlerin temsilcilerinin yer aldığı bir jüri var. Sadece Irak savaşında zarar görenleri değil, bu sistemden zarar görenleri temsil eden bir jüri: Bir Kızılderili yerlisi, Güney Afrikalı bir siyah, bir Cumartesi Annesi, direnişi de temsilen Bergama köylüsü, Maya yerlisi ya da Zonguldaklı madenci de olsun, suçlar onların gözleri önünde okunsun istiyorum” biçiminde yanıt veriyordu.

22 yıldır maden işçiliği yapıyordum Zonguldak’ta. Büyük madenci grevi de dahil epey bir sürecin de tanığıydım. Jüride yer alacak Zonguldaklı madenci olabilirdim pekala. John Berger’in Suçlar unutulmamalı, kayıtları mutlaka tutulmalıdır. Oysa suçlular, kayıtları silmeye, yok etmeye çalışırlar. Hem masumları hem de hafızayı katlederler” sözleriyle son soru işaretlerini de silidim kafamdan. Hazırlık çalışması yürüten arkadaşlarla iletişime geçtim ve Irak Dünya Mahkemesi’nin Türkiyeli vicdan jürisi üyesi olarak sürece dahil oldum.

Darphane-i Amire’nin gün görmüş salonlarında üç gün boyunca süren mahkeme, işgalin tüm boyutlarıyla irdelendiği bir sempozyum gibiydi adeta. Uluslararası hukukun rolünden, hükümetlerin ve medyanın sorumluluğuna; Irak’ın istilası ve işgali sırasında işlenen suçlardan, gelecek alternatif arayışlarına kadar pek çok konu, iddia heyetinde yer alan uzmanlarca irdelendi uzun uzun. İşgalin insani boyutunun yanı sıra, doğal ve kültürel mirasın tahribi, savaşın ekolojik sonuçları gibi çevresel etkileri de tartışıldı. Vicdan jürisi sözcüsü Arundati Roy “Bu mahkemenin kategorik olarak savunmanın ta kendisi olduğunu söylemek isterim.Mahkeme bizatihi bir direniş eylemi. Tarihin en korkakça yürütlen savaşlarından birine karşı yapılan bir savunma” diyerek açıkladı açılış konuşmasında mahkemenin üstlendiği rolü. Kapanış konuşmasındaysa bir başka yönüne değindi: “Irak Dünya Mahkemesi’ne neden gerek duyulduğunu sormak, yollarda insanların öldüğü bir kaza yerinde duran birine ‘Neden durdun, neden herkes gibi yürüyüp geçmedin?’diye sormaktan farksızdır”

Egemenlerin tarihi çarpıtarak yazmalarına karşı önlem almak en önemli amaçlarından biriydi mahkemenin; muhalif hareketlere esin verecek bir malzemeyi bir araya getirmekse bir başka amacı. Bu açıdan delilleri toplamak, bulguları alabildiğince yaygınlaştırmak ve isteyen herkesin bu malzemeden yararlanmasını sağlamak önemli bir görev olarak duruyordu önünde.

Irak Dünya Mahkemesi’nde “Asmayalım da, besleyelim mi” sesleri yükselmeyecek elbette. İnsanlık suçu işleyenler için, yeni Ebu Garip’ler, Guantanamo’lar da yaratmayacağız. İnsanlığın vicdanında mahkum edeceğiz onları. En çok da çocuklarımızın vicdanında, üretilen belgeleri geleceğe aktarmak gibi bir sorumluluğun da sahibiyiz çünkü.” diye yazmıştım mahkeme öncesindeki bir yazımda. Sevgili Müge Gürsoy Sökmen tam da bunu yaparak, İstanbul oturumunda ortaya çıkan belgeleri 490 sayfalık bir kitapta bir araya getiriverdi. Metis Yayınları arasında çıkan kitap; başta Irak olmak üzere, dünyanın her yerinde onurlu bir barış kurmak için uğraşmaya, baskı ve zulme karşı hep birlikte hayır demeye devam etmemiz umuduyla alıyor kitaplığımızdaki yerini.

Devamını görmek için bkz.

Cem Erciyes, “Gazeteciler sanık kürsüsünde”, Radikal Kitap Eki, 14 Temmuz 2006

İşgalin iyisi kötüsü olmaz; bu her halükârda bağımsızlığın, birilerinin hürriyetinin yok edilmesidir. Tabii birileri hürriyetini yitirirken bir başka grup özgürlüğünü kazandığını ilan edecektir, bir işgalin ideolojiler ve milliyetçilikle yıkanıp yunulmaya çalışıldığı, karanlık bir çabada buralarda bir yerlerde başlar. O nedenle 'işgal' durumunun her şeyden önce ve sonra mutlaka bir 'zorbalık' içerdiğini görmek ve tecavüze asla anlayış gösterilemeyeceğini akılda tutmak gerekir.

Zorbalar kendi kahramanlık hikâyelerini ve ne kadar haklı olduklarını başkalarına dayattığı zaman, yalan olduğu besbelli koca bir hikâyeyi tüm dünya yutmaya başladığı, ya da en azından suskunluğu seçtiği zaman, birileri de sesini yükseltmeye başlar...

Mesela Russell Mahkemeleri gibi, mesela Irak Mahkemesi gibi... 1968'de ABD'nin Vietnam'a ettiklerini her şeyden önce vicdanla, evrensel insan hakları ile yargılamak üzere kurulan Russell Mahkemeleri'nin bir benzeri, Irak Dünya Mahkemesi, geçen yıl İstanbul'da uluslararası aktivistlerinin katılımıyla toplanmıştı.

Bildiriler kitap oldu

Amerikan gücünün Irak'ta yarattığı yıkım, terör, dehşet; dünya vicdanında açtığı derin yara ve aslında kurduğu 'yeni dünya düzensizliği' bu mahkemenin oturumlarında farklı yönlerden ele alındı. Bazen uluslararası hukukun süzgecinden geçirilen bilimsel konuşmalar yapıldı, bazen sadece ve sadece Irak sokaklarında işlenen cinayetler ve korkmadan sokağa çıkamayan kadınlar anlatıldı. Bütün bu bildiriler Metis Yayınları tarafından geçen günlerde basıldı.

Kitabı yayıma hazırlayan Müge Gürsoy Sökmen, Irak Dünya Mahkemesi'nin Irak halkına karşı işlenen somut suçların yanı sıra insanlığa ve dünyanın tüm canlılarına karşı işlenen suçları belgelemeyi hedeflediğini söylüyor 'Sunuş'ta: "Dünyayı yaşanılmaz kılan insanların zorlukla yerleştirmeye çalıştığı tüm değerleri geçersizleştiren ve gelecek umutlarını elimizden alan güçlere karşı direnmenin bir parçası olarak, olup bitenlerin kayda geçirilmesi gerekiyordu." 23/27 Haziran 2005'te Tarih Vakfı'nın Darphane-i Amire binalarında toplandı mahkeme. Açılış konuşmasında Amerikalı hukukçu Richard Falk, Irak'taki işgali büyük bir küresel fırtınanın habercisi olarak nitelerken epey ikna ediciydi: "Irak Savaşı'nın daha büyük bir küresel fırtınanın gözü olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Bu fırtına ABD'nin dünyayı silah zoruyla egemenliği altına alma, dünya halklarını ekonomik küreselleşme yoluyla sömürme ve güvenlik fikrini Washington'daki karargâhından idare etme projesinin şiddetini temsil ediyor."

Peki bu kadar şiddetli bir proje, dünya halklarının neden tepkisini çekmiyor? Bu safiyane, masum soru, aslında çok canavarca bir gerçeğe işaret ediyor. Medyanın ve kapsadığı tüm haberleşme ağının toplumsal sorumluluklarını tamamen bir yana bırakmalarından, halkın, kamunun haberleşme kanalı olduklarını unutup parçası oldukları sermaye gruplarının ve iyi anlaştıkları iktidarların perspektifini kabul etmelerinden söz ediyoruz. Bu gerçek, az önce kullandığım net ifadelerle bile yeterince çarpıcı gözükmüyor, bilakis klişe, sıkıcı ve hiç de ikna etmeyen kimi laflar gibi geliyor kulağa. Çünkü, medyanın değersizleştirme, yineleye yineleye anlamsızlaştırıp yok etme fonksiyonu tarafından epritilmiş gerçeklerin başında kendi işlevsizliği geliyor. İşte bu durum, Irak işgalini mümkün kılan en önemli araçlardan biri oldu. Medyanın zaafı, güçlüler için iyi bir silah gibi kullanıldı. Bu nedenle Irak Dünya Mahkemesi'nde sunulan tebliğler içinde medya üzerine olanlara özellikle bakmak, onları anlamak gerek.

Hatırlanacağı gibi Irak Savaşı'ının iki ana argümanı vardı, 'Saddam rejiminin uluslarası İslami terör ağıyla bağlantısı olduğu, onları desteklediği ve elinde kitle imha silahları bulunduğu'. Hiçbir zaman kanıtlanamayan bu iddiaları Amerikan ve İngiliz yönetimleri ha bire dile getirdi, dünyanın etkili ana medyası da bu haberleri yayımladı durdu. Sonra her şey olup bittikten, Irak koca bir enkaza dönüştükten, ABD askerleri ülkeye ve petrol kuyularına el koyduktan sonra bu iddialar hızla yalana dönüştü. Anlaşıldı ki söylenenler doğru değilmiş. İşte o zaman dünyayı sadece hükümetlerin değil, gazete ve televizyonların da kandırdığı ortaya döküldü. Medya, toplumların doğru kararlar alabilmesi için ihtiyaç duyduğu doğru bilginin peşinde koşmamış, gazeteciliğin temel prensiplerinden biri olan şüpheyi kolayca bir kenara bırakıp kendilerini yaklaşan savaşın muktedirleri tarafından kontrol edilen ılık sulara bırakıvermişti.

İşin daha vahimi, özellikle işgal sırasında medya üzerinde baskının artırılması sonucu zaten farklı bir habercilik için olanak kalmamıştı. Kameralar sadece işgalcilerin siperlerinden olan biteni görüyor, bunun dışında bir bakış açısının olmaması adeta kimseyi rahatsız etmiyordu. Sonuçta bütün dünya düzmece, yönlendirilmiş haberler okudu durdu... Irak Dünya Mahkemesi'nin önemli sanıklarından biri de işte bu nedenle gazetecilerdi.

'Medya o kadar uysallaşmıştı ki' diyordu Soul Landau, "Ordunun gazetecileri askeri birimlere iliştirme emrini bile kabul etmişti"...

Pentagon'un iletişim zaferi

Medyanın tartışıldığı bir oturumda Glasgow Üniversitesi'nden David Miller, medyanın 'koalisyon ülkelerinin halklarına karşı da' suç işlediğini anlattı. Çünkü medya, Irak 'tehdidini', işgalin koşullarını yanlış bildirmiş, muhalefetin marjinalleştirilip görmezden gelinmesine, korku ikliminin yaratılmasına katkıda bulunmuştu. Çünkü 'enformasyon kontrolü' işlemine teslim olmuştu. Miller, bu 'enformasyon kontrolü' felsefesinin medyayı 'kullanılacak' ya da 'nötralize edilecek' biçimde ikiye ayırdığını anlatıyor. Yani medyayı tamamen sizin belirlediğiniz ve istediğiniz haberleri yaymaya zorluyorsunuz. Bunu yapanları, işlerini kolaylaştırarak, onlara daha çok 'hazır haber' servis ederek, onlar için çalışma koşullarını iyileştirerek ödüllendirirken, diğerlerini ucu ölüme kadar varabilen yöntemlerle cezalandırıyorsunuz. Mahkemedeki konuşmaların pek çoğunda bağımsız medyanın, muhalif yayınların nasıl Irak'ta çalışamaz hale getirildiği, bu savaş sırasında ölen, yaralanan, kaçırılan gazetecilerin ne kadar çok olduğu vurgulanıyordu.

Amerikalılar, her alanda olduğu gibi basınla ilişkilerde de yılların geleneklerini, uluslararası anlaşmaları ve her tür evrensel değeri umursamadan gazetecileri sindirmekte, silahlarını onlara çevirmekte, kaldıkları otellerin bombalanmasına, öldürülmelerine göz yummaktaydı. Gazeteci Mete Çubukçu, 17 Mart 2003'te, yani bombardımanın başlamasından iki üç gün önce Bağdat'a doğru yol alırken yüzlerce gazetecinin aksi istikâmete doğru aktığını hatırlıyor. Çünkü Amerikan yönetimi tüm gazetecilerin ülkeyi terk etmesini istemişti. Çünkü Amerikan yönetimi "Bir süre sonra cehenneme çevrilecek Bağdat'ta neler olup bittiğinin bilinmesini istemiyordu". Şöyle devam ediyor Mete Çubukçu: "Bu yüzden savaşın ilk günlerinde işgal kuvvetleri ilerlerken nelerin yaşandığını bilemediğimiz gibi, Felluce'de yaşanan katliam, Irak halkının çektiği acılar, bir ülke ve uygarlığın yıkılışı da haber olamamıştır." Mete Çubukçu, Irak'ta gazeteci istemeyen işgalci güçlerin şu anda mevcut gazetecilerin tümünü, sıkı bir kontrol ve yönlendirmeyle 'iliştirilmiş' gazeteciye dönüştürdüğünü de anlatıyor. Irak Savaşı ile birlikte iletişim literatürüne giren bu 'iliştirilmiş gazetecilik' acıdır ki Donald Ramsfeld ve Pentagon kurmaylarının icadı. Onlar için bir halkla ilişkiler başarısı olan bu 'usül' biz gazeteciler için tartışa tartışa bitiremeyeceğimiz bir 'mesele'.

Savaş öncesinde ve savaş sırasında her tür muhalif sesin 'marjinalleştirilmesi, küçümsenmesi' sadece medya devlerinin kontrolünde olan Amerikan gazete ve televizyonlarında yaşanmadı; pekâlâ biliyoruz ki Türkiye'deki durum da buydu. Tüm dünyada iletişim neredeyse kayıtsız şartsız uzun bir süredir 'ana akım medya'nın elinde. Bu medya da 'ulusal çıkarlar' gibi her yana çekilebilecek savlara sarılıp, hükümetlerle uyum içerisinde savaşı meşrulaştırdı. Amerikan televizyonlarından yayınlan haberlerin yüzde almış dördü savaş yanlısıydı. Neredeyse hiç kimse hükümetlerin yaptığı açıklamaları, iliştirilmiş gazetecilerin gösterdiği savaş oyunlarını sorgulamadı. Sorgulamak istemedi. Haber rekabeti ve pragmatizm, dünya medya tarihinin en karanlık sayfalarından birinin yazılmasını sağladı. Blogların patlaması, internet gazeteciliğinin tekrar gündeme gelmesi, farklı yerel medya ağlarının oluşturulmaya çalışılması ve El Cezire gibi bölgesel medya kanallarının kurulup ilgi görmesi bu travmanın sonucu ortaya çıkan 'alternatif arayışları' aslında.

Irak işgali aklı başında herkes için bir utanç vesilesi olarak kalacak ya, biz gazetecilerin payına da halkları yanıltıp kendi varlık sebebini sorgulanır hale getirmenin utancı düştü...

Devamını görmek için bkz.

Orhan Tüleylioğlu, “Aklın umutsuzluğuna yüreğin yanıtı...”, Milliyet Sanat, 1 Ağustos 2006

Esinini Vietnam Savaşı ertesinde yapılan Bertrand Russell Mahkemesi’nden alan Irak Dünya Mahkemesi’nin, çeşitli ülkelerde belli konularda odaklaşarak yapılan 20 kadar oturumdan sonra bu oturumların bulgularını da içerecek şekilde yapılandıran nihai oturumu 24-27 Haziran 2005 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Irak Dünya Mahkemesi adlı belge-kitap, bu oturumun tutanaklarından oluşuyor.

Irak halkına işlenen somut suçların yanı sıra insanlığa ve dünyanın tüm canlılarına karşı işlenen suçları belgelemeyi hedef alan kitap, Savaşın Sorumluluğunu Taşıyanlar; Savaşın ve İşgalin Somut Ayrıntıları ve Savaşın Dünyamızın Geleceğine Etkileri’ni tartışıp karar metni ile son buluyor.

İçinde uluslararası hukuk konusunda ünlü uzmanlar ve Birleşmiş Milletler’in çeşitli kademelerinde çalışmış kişilerin yanı sıra barış aktivistleri, felsefeciler, siyasetçiler, vicdani retçiler, alternatif küreselleşmeciler gibi kendini çok değişik şekillerde tanımlayan kişilerin yer aldığı mahkeme, ABD’nin istila ve işgaline ilişkin kasıtlı olarak hiçe sayılmış ya da örtbas edilmiş geniş bir kanıt yelpazesini inceliyor; savaş ve barış konularındaki önemli uluslararası hukuk ihlallerinden dolayı liderleri hesap vermeye çağırıyor.

Vicdan jürisi adına açılış konuşmasını yapan Arundhati Roy, bu mahkemenin hiçbir şekilde Saddam Hüseyin’in savunması olmadığını, Irak’a saldırının hepimize, onurumuza, zekamıza ve geleceğimize yönelik bir saldırı olduğunu belirtiyor ve şunları ekliyor: “ Bu mahkeme, savaşın tarihini, galiplerin bakış açısından değil geçici - bu kelimeyi tekrarlıyorum, geçici- olarak yenilgiye uğrayanların bakış açısından belgelemek amacıyla kayıtları düzeltme girişimidir.”

İddia heyeti adına konuşan Richard Falk ise, BM üyelerinin, kesin tanımlı meşru müdafaa koşulları ve Güvenlik Konseyi’nin izni olmadan uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanımından kaçınmakla yükümlü olduklarını hatırlatıyor ve Irak Savaşı’nın daha büyük bir küresel fırtınanın gözü olduğuna dikkat çekerek, “Bu fırtına, ABD’nin dünyayı silah zoruyla egemenliği altına alma, dünya halklarını ekonomik küreselleşme yoluyla sömürme ve güvenlik fikrini Washington’daki karargahından idare etme projesinin şiddetini temsil ediyor. Dünya İmparatorluğu projesi gerçek rengini bir antiterörizm bayrağı altında saklıyor.”diyor.

Vicdanı, siyasal mücadeleyi ve kamuoyunun görüşünü temel alan mahkeme, savaşın hukuka uygunluğu; uluslararası kurumların ve büyük şirketlerin işgaldeki rolü; medyanın sorumluluğu; alternatif medya arayışı; Felluce üzerine tanıklık; seyreltilmiş uranyum içerikli mühimmat, napalm, misket ve benzeri silahların etkileri; işkence yapılması ve bunun meşrulaştırılması; savaşın ekolojik etkileri; Arap hükümetlerinin sorumlulukları; Irak’ın işgal edilmesinin Filistin üzerindeki etkileri ve Iraktaki Amerikan ve İngiliz askeri müdahalelerinin tarihi gibi savaşa ilişkin daha bir çok konuyu ele alıyor. Özellikle Irak’tan gelenlerin kan, yıkım, gaddarlık ve karanlık hikayelerle dolu tanıklıkları, iş anlaşmalarının yapıldığı, yasaların yeni baştan yazıldığı soğuk, hesaplı bir dünyayla baş başa bırakıyor bizi.

Irak savaşı hakkındaki gerçekleri dile getirmek ve yaymak; adalet ve barışçı bir gelecek talep etmek üzere Irak Dünya Mahkemesinin kurulduğunu söyleyen Vicdan Jurisi, kararında, koalisyon güçlerinin hiç zaman kaybetmeden ve koşulsuz olarak Irak’tan çekilmesini, koalisyon devletlerinin, gerçekleştirdikleri yasadışı istila ve işgal ile yol açtıkları insani, ekonomik, ekolojik ve kültürel yıkım nedeniyle Irak’a ve Irak halkına tazminat ödemesini, bunun yanında Guantanama Hapishanesi ile yabancı ülkelerdeki bütün diğer ABD askeri hapishanelerin kapatılmasını; Irak’ta insanlığa karşı suç işlemekten sorumlu olanlar hakkında kapsamlı bir soruşturma yapılmasını; kasten yalan söyleyen gazeteciler, ırkçı, etnik ve dini nefreti körükleyen medya şirketleri ve bu savaştan kâr sağlayan çokuluslu şirketlerin üst düzey yöneticileri hakkında hesap sorma sürecinin başlatılmasını; bu savaştan kâr eden ABD ve İngiliz şirketlerine karşı tüm dünyada şiddet içermeyen eylemler başlatılmasını tavsiye ediyor.

Alışıldık anlamda bir hukuk mahkemesi olmayan ama meşruiyetinin kaynağını insanlığın kolektif vicdanından alan Irak Dünya Mahkemesi, halkları, dünyanın her yerinde onurlu bir barış için uğraşmaya, baskı ve zulme karşı hep birlikte hayır demeye çağırıyor.

Devamını görmek için bkz.

Mustafa Eroğlu, “Küreselleşmenin Değiştirdiği Dünyamıza Dair”, Remzi Kitap Gazetesi, Ağustos 2006

“Irak Dünya Mahkemesi” süreci, birbirinden kilometrelerce uzak ülkelerde yaşayan, konularında uzman yüzlerce aydının ve bilim insanının çabalarıyla ortaya çıkmış bir hareket. Bu oluşumla aynı adı taşıyan kitap, 24-27 Haziran 2005 tarihleri arasında, İstanbul’da gerçekleştirilen nihai oturum tutanaklarını ortaya koyan bir belge niteliğinde. Esin kaynağını Vietnam savaşı sonrasında yapılan Bertrand Russell mahkemesinden alan “Irak Dünya Mahkemesi”, yalnızca Irak halkına karşı işlenen suçları değil, tüm insanlığa ve canlılara karşı işlenen suçları da tarihe not düşüyor.

İnsan hakları ve demokrasi kavramlarının, büyük güçlerce müdahale aracı olarak kullanıldığı bir çağı yaşıyoruz. Öyle ki, demokrasi getirmek uğruna ülkeler işgal edilebiliyor. İnsan haklarını korumak iddiasıyla, bir canlının en temel hakkı olan, yaşama hakkı elinden alınabiliyor! Hatta bu satırları kaleme alırken, İsrail, iki askerinin kaçırıldığı gerekçesiyle Lübnan’ın sivil yerleşim bölgelerini bombalıyor ve onlarca sivilin ölmesine neden oluyor. Yaratılmış krizler sonucu tavan yapan petrolün varil fiyatı, 75 dolar seviyelerinde. Ülkemizde ise, 380 YTL olan asgari ücret IMF tarafından yüksek bulunuyor ve düşürülmesi isteniyor.

Peki bütün bu gelişmeler ne anlama geliyor? Gerçek şu ki, yeryüzünde zengin ve yoksul arasındaki uçurum giderek büyüyor. Bu uçurum ülke içinde, sosyal yaşamda ve toplumsal beklentilerde farklı algılamalara yol açarken, uluslararası platformda da merkez-çevre ülke ayrımını belirginleştiriyor. İletimin olduğu ama, iletişimin olmadığı bir zamanda insanlar, birbirlerine karşı güvensizlik içindeler. Belki de bu nedenle güvenlik şirketleri ve güvenlik sistemleri günlük yaşantımızın bir parçası haline gelirken, uluslararası alanda da silah teknolojisine daha çok kaynak ayrıldığına şahit oluyoruz.

İnsanların belli hedefler doğrultusunda ırk, din ve mezhep çatışmalarıyla birbirinden uzaklaştırıldığı günümüz dünyasında, iletişim teknolojisindeki gelişmelerin insanları birbirlerine dokunabilecek kadar yakınlaştırması ise çağımızın ironisi olmalı. Çünkü küreselleşme, egemen güçlerin kollarını dünyanın her bölgesine uzatabilmesini sağladığı gibi, bilinçli bireyler arasındaki mesafeleri kaldırarak onları bir araya getiriyor öte yandan.

İşte bu noktada, küreselleşmenin yarattığı mesafe tanımazlık durumu, yeryüzünde farklı konularda çalışan birçok uzmanı buluşturarak, “Irak Dünya Mahkemesi” oluşumunu ortaya çıkardı. Bu sıradışı organizasyonun tutanaklarını içeren “Irak Dünya Mahkemesi-Nihai İstanbul Oturumu” kitabı, Müge Gürsoy Sökmen’in yirmi yedi değerli çevirmenin katkısıyla hazırladığı bir çalışma. Kitap yaşanılan süreci üç bölüm olarak okuyucuların ilgisine sunuyor.

Birinci bölümde savaşın sorumluluğunu taşıyanlara değiniliyor. İlk olarak uzmanlar, bu konuyla bağlantılı olarak uluslararası hukukun ve kurumların rolüne değiniyorlar. Özelikle Tanzanyalı akademisyen Issa G. Shıvjı’nın “Hukukun İmparatorluğu ve İmparatorluğun Hukuksuzluğu” adlı sunumunda, egemen güçlerin oluşturduğu hukukun meşruluğu tartışılıyor. Hükümetlerin sorumluluğuna değinilen ikinci oturumda ise, akademisyen Baskın Oran, “1 Mart Tezkeresi’ni” ele alıyor. Birinci bölümün son oturumu olan üçüncü oturumda ise Türkiye’den Ömer Madra ve Mete Çubukçu’nun da katılımlarıyla, medyanın savaştaki sorumluluğuna değiniliyor.

Kitabın ikinci bölümü, Irak’ın istilası ve işgaline ayrılmış. Bu bölümde savaş suçlarından Birleşmiş Milletler’in tutumuna, iktisadi sömürgeleşmeden uranyum içeren silahların kullanılmasına kadar işgal, tüm ayrıntılarıyla masaya yatırılıyor.

Üçüncü bölümde ise Irak’taki kültürel mirasın yok edilişine tanıklık ediyoruz. Bu bölümdeki katılımcılardan Amerikalı bilim adamı Joel Kovel, savaşın yarattığı ekolojik tahribat üzerinde duruyor. Iraklı çevre mühendis Su’ad Naci Azzavi, Irak’taki askeri operasyonların yarattığı çevre zararları konusunda aydınlatıcı bilgiler veriyor. Altıncı ve son oturumda küresel güvenlik ortamı sorunu tartışılıyor. Küreselleşmenin getirdiği değişimin insan üzerindeki olumsuz etkilerinden hareketle, insani değerlerin erozyona uğraması ve en önemlisi hoşgörünün ortadan kalkmasına değiniliyor.

Charles Dickens “İki Şehrin Hikâyesi”nde şöyle demektedir:

“Tüm zamanların en iyisiydi bu...

En kötüsü de!

Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı.

İnançların dönemiydi. İnançsızlığın da.

Mevsim aydınlığın mevsimiydi. Mevsim karanlığın mevsimiydi.

Umut’un baharını, umutsuzluğun kışını yaşıyordu...”

Ortadoğu’daki savaş Dickens’ın nedenli haklı olduğunun belgesi değil mi?

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.