Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-687-9
13X19.5 cm, 264 s.
Liste fiyatı: 26,00 TL
İndirimli fiyatı: 20,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Frans de Waal diğer kitapları
Bonobo ve Ateist, 2013
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
İçimizdeki Maymun
Biz Neden Biziz?
Özgün adı: Our Inner Ape
A Leading Primatologist Explains
Why We Are Who We Are
Çeviri: Aslı Biçen
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2008
3. Basım: Nisan 2017

"Savaştan, şiddetten muaf bir dünyada yaşamak istiyoruz," diyenlere, bunun "insan doğası"na aykırı olduğu söylenir hep. Ama ya biri çıkıp da dillerden düşmeyen bu "doğamızı" sorgularsa? Ünlü primatolog Frans de Waal'in yaptığı tam da bu. Uzun yıllardır primatlar üzerine araştırmalar yürüten de Waal, bilhassa en yakın akrabalarımız olan şempanzelere ve onlardan daha az tanınan bonobolara ilişkin gözlemlerinden sonra, bu ikisinin birbirinden "geceyle gündüz kadar farklı" olduğu sonucuna varmış: "Birisi öfkesini zaptetmekle ilgili sorunlar yaşayan hırslı, haşin görünümlü bir karakter. Diğeri özgür ruhlu bir hayat tarzının eşitlikçi yandaşı."

De Waal'e göre, bunca zamandır görece vahşi akrabalarımızın ön plana çıkarılması tesadüf değil. Bu durumu, bonoboların "insan doğasına dair yerleşik fikirlere uymaması"yla açıklayan de Waal şöyle devam ediyor: "İnanın bana, araştırmalarda birbirlerini katlettikleri ortaya çıksa şimdiye herkes bonoboları ezberlemişti. Asıl sorun barışçıllıkları. Önce bonoboyu tanısaydık, şempanzeyi daha sonra, hatta hiç tanımasaydık ne olurdu hayal etmeye çalışıyorum bazen. İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel bir coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!"

Farklı bir bakış açısı benimsemek için çok mu geç? Olmadığını umuyoruz. Hayvanlara ilişkin klişeleri somut gözlemler ve ilginç anekdotlar aracılığıyla altüst ederek bizi insan doğası konusunda bir kere daha düşünmeye davet eden İçimizdeki Maymun, bu yolda önemli bir adım atıyor.

İÇİNDEKİLER
Teşekkür

1 Ailedeki Maymunlar
İnsan Janus Kafası
Bir İsmin Nesi Var?
Ana Kuzusu
Medeniyet Cilası
Şeytani Yüzümüz
Gizli Kalmış Maymun
Maymunları Çözümlemek

2 İktidar – Kanımızdaki Machiavelli
Bire Karşı İki
Kürsülerdeki Erkekler
İlkel Bir Eğilim
Yerlere Kapanmak
Kız Gücü
Güç Zayıflıktır
Maymunların Magna Carta'sı
Tecrübeli Devlet Adamı
Maymunun Gerisi

3 Cinsellik – Kama Sutra Primatları
Penis Kıskançlığı
Bi Bonobolar
Hanımlar ve Yosmalar
Bekâret Kemerleri
Yüce Dölleyici
Genç Bakire
Şehvetin Cazibesi
Şiddet – Savaştan Barışa
Maymunlar Gezegeni
Düşmanından Nefret Et
Sınırda Kaynaşmalar
Barışa Şans Tanı
Kız Fısıldaşması
Arabulucular
Günah Keçisi
Bu Kalabalık Dünya

4 İyilik – Ahlaki Hassasiyeti Olan Bedenler
Bir Hayvan Ne Kadar Empati Gösterebilir?
Kendini Başkasının Yerine Koymak
Spock'ın Dünyası
Cömertlik Kârlıdır
Sonsuz Minnettarlık
Hak Geçmesin
Cemiyetin Değeri

5 İki Kutuplu Maymun – Denge Kurmaya Dair
Otistiğin Gorille Tanışması
Ehlileşmiş Çelişkiler
Daima Genç
Bir İdeoloji Esintisi
İçimizdeki Hangi Maymun?

Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

İktidar, Kanımızdaki Machiavelli bölümünden, s. 49-52.

Memleketim Hollanda'nın nadir tepelerinden birine bisikletimle tırmanırken, beni Arnhem Hayvanat Bahçesi'nde bekleyen ürpertici manzaraya kendimi hazırlamaya çalışıyordum. Sabahın erken saatlerinde, en sevdiğim erkek şempanze olan Luit'in kendi türünün üyeleri tarafından yaralandığını haber veren bir telefon almıştım. Maymunlar, güçlü köpekdişleriyle büyük zarar verebilirler. Çoğunlukla, bizim "blöf" gösteri dediğimiz şeylerle birbirlerini sindirmeye çalışırlar ama bazen blöf, eylemle desteklenir. Bir gün önce hayvanat bahçesinden çıkarken Luit için endişeliydim ama bu gelişmeye hiç de hazırlıklı değildim.

Normalde kibirli olan ve insanlara fazla şefkat göstermeyen Luit, kendisine dokunulsun istiyordu. Bir kan gölü içinde oturmuş, başını gece kafesinin parmaklıklarına dayamıştı. Onu usulca okşadığımda derin derin iç geçirdi. Nihayet bağ kurabilmiştik ama bir primatalog olarak kariyerimin en hazin anında. Luit'in hayati tehlikesi olduğu çok açıktı. Halen hareket edebiliyordu ama muazzam miktarda kan kaybetmişti. Bütün vücudunda derin yaralar vardı, el ve ayak parmaklarının bazılarını kaybetmişti. Çok geçmeden daha hayati uzuvlarını da kaybetmiş olduğunu gördük.

Luit'in benden teselli beklediği o ânı modern insanlığın bir alegorisi olarak görmüşümdür sonradan: Kendi kanına bulanmış vahşi şempanzeler gibi güvenecek bir dal arıyoruz. Yaralama ve öldürme eğilimimize rağmen her şeyin yoluna gireceğini duymak istiyoruz. Gerçi o sırada sadece Luit'in hayatını kurtarmak üzerine odaklanmıştım. Veteriner gelir gelmez Luit'i uyuşturup ameliyata aldık ve vücuduna yüzlerce dikiş attık. Luit'in testislerinin kopmuş olduğunu da bu umutsuz ameliyat sırasında fark ettik. Testisler skrotal kesenin içinden çıkmıştı ama derinin üzerindeki delikler, bakıcıların kafes zeminindeki samanların arasında bulduğu testislerden daha küçük görünüyordu.

"Sıkılarak çıkarılmış," demişti veteriner sakin bir sesle.

Bire Karşı İki

Luit, narkozdan çıkamadı. Diğer iki erkeğe karşı çıkıp, hızla yükselmenin bedelini ağır ödedi. Bu iki maymun, kaybettikleri iktidarı geri almak için ona kumpas kurmuşlardı. Bunu öyle irkiltici bir şekilde yapmışlardı ki şempanzelerin siyaseti ne kadar ciddiye aldıkları kafama iyice dank etmişti.

İkiye bir manevralar şempanze iktidar kavgalarına hem zenginlik hem tehlike katar. Koalisyonlar anahtar rol oynar. Hiçbir erkek tek başına hüküm süremez, en azından uzun müddet çünkü grup bir bütün olarak herkesten kurtulabilir. Şempanzeler güç birliği etme konusunda o kadar kurnazdır ki bir liderin hem konumunu güçlendirmek hem de toplumun kabulünü kazanmak için müttefiklere ihtiyacı vardır. Tepede kalmak zorla hâkimiyet kurmak, destekçileri mutlu etmek ve toplu isyanı engellemek arasında denge kurmayı gerektirir. Bu kulağa tanıdık geliyor çünkü insanlarda da siyaset aynı şekilde işler.

Luit ölmeden önce Arnhem kolonisi, yeni sivrilmiş genç Nikkie ve bir ayağı çukurda, müsamahakâr Yeroen tarafından ortaklaşa idare ediliyordu. Yetişkinliğe yeni adım atmış, on yedisindeki Nikkie, keş kılıklı, kaslı bir tipti. Çok kararlıydı ama herkesi alt edecek kadar dişli değildi. Artık fiziksel olarak liderlik vazifesini sürdürecek durumda olmayan ama perde arkasında ipleri elinde tutan Yeroen tarafından destekleniyordu. Yeroen, anlaşmazlıkları uzaktan seyreder, ancak her şey ayyuka çıktığında devreye girer, sükûnetle taraflardan birini destekler, böylece herkesi kararlarını dikkate almaya zorlardı. Yeroen genç ve daha güçlü erkekler arasındaki rekabeti kurnazca kullanırdı.

Bu grubun karmaşık tarihine girmeden, Yeroen'in seneler önce iktidarı elinden alan Luit'ten nefret ettiğini söylemekle yetinelim. Luit, üç sıcak yaz ayı boyunca her gün, kolonide herkesi etkileyen gerilimlere sebep olan mücadelede Yeroen'i yenmişti. Ertesi sene Yeroen, Nikkie'nin Luit'i tahttan devirmesine yardım ederek rövanşı aldı. Ondan sonra Nikkie alfa erkek, Yeroen de onun sağ kolu oldu. İçtikleri su ayrı gitmiyordu. Luit'in, tek başına olduklarında ikisinden de korkusu yoktu. Gece kafeslerindeki teke tek mücadelelerde Luit kolonideki bütün erkeklere baskın çıkıyor, yiyeceklerini alıp onları kovalıyordu. Hiçbiri tek başına ona haddini bildiremiyordu.

Bu da Yeroen'le Nikkie'nin sadece takım olarak hüküm sürebildiği anlamına geliyordu. Dört uzun yıl boyunca bunu sürdürdüler. Ama zamanla koalisyonları zayıflamaya başladı. İnsanlar arasında da görüldüğü üzre ayrılığa sebep olan mesele cinsellikti. Kralı kral yapan Yeroen olağanüstü cinsel imtiyazlardan yararlanmıştı. Nikkie başka erkeklerin en çekici dişilerin yanına yaklaşmasına izin vermezken Yeroen için daima ayrıcalık tanıyordu. Anlaşmanın bir parçası da buydu: Nikkie iktidarı kapmıştı, Yeroen de cinsellik pastasından bir dilim. Fakat bu mutlu düzenleme ancak Nikkie'nin anlaşma şartlarını değiştirmesiyle son buldu. Dört yıllık hâkimiyeti esnasında kendine güveni arttıkça artmıştı. Onu tepeye kimin çıkardığını unutmuş muydu? Genç lider iyice ağırlığını koyup, sadece diğer erkeklerin değil Yeroen'in de cinsel maceralarına karışmaya başlayınca işler çirkinleşti.

Hüküm süren koalisyon arasındaki iç çatışma aylar sürdü, ta ki Yeroen'le Nikkie bir dalaşın sonrasında barışmayana kadar. Nikkie' nin peşinden gelmesine, bağırmasına ve her zamanki gibi kucaklaşmak için yalvarmasına rağmen ihtiyar tilki sonunda hiç arkasına bakmadan yürüyüp gitti. Canına tak etmişti. Luit iktidar boşluğunu bir gecede doldurdu. Hem bedenen hem de ruhen, tanıdığım en muhteşem erkek şempanze olan Luit, alfa erkeği konumunda hızla gelişti. Dişilerin gözdesiydi, anlaşmazlıklarda mükemmel hakemlik yapar, zulme uğrayanları korurdu ve şempanzelerin insanlarla ortak bir becerisi olan böl ve yönet taktiğini uygulayarak rakipleri arasındaki ittifakları engellemekte çok etkiliydi. Luit başka erkekleri yan yana gördüğünde ya onlara katılır ya da ayırmak için bir hücum gösterisi sergilerdi.

Nikkie'yle Yeroen, ani statü kaybı yüzünden feci sıkıntılı görünüyorlardı. Cüsseleri bile küçülmüş gibiydi. Ama zaman zaman eski koalisyonlarını tekrar diriltmeye hazır bir görünüm sergiliyorlardı. Bunun, gece bölmelerinde, Luit'in kaçamayacağı bir yerde meydana gelmesi muhtemelen rastlantı değildi. Bakıcıların aydınlığa kavuşturduğu korkunç sahne, Nikkie'yle Yeroen'in anlaşmazlıklarını çözmekle kalmayıp, birlikte gayet eşzamanlı bir biçimde hareket ettiklerini gösteriyordu. Kendilerinde neredeyse hiç yara yoktu. Nikkie'nin vücudunda birkaç yüzeysel tırmık ve ısırık vardı ama Yeroen'de hiç yoktu, bu da onun Luit'i tuttuğunu, bu arada genç erkeğin yapacağını yaptığını gösteriyordu.

Olup biteni asla tam olarak öğrenemedik, maalesef kavgayı durdurabilecek hiçbir dişi de mevcut değildi. Denetimden çıkan erkek çekişmelerine toplu halde müdahale ettikleri görülmedik şey değildir. Ancak saldırının yapıldığı gece dişiler aynı bina içinde ayrı kafeslerdeydi. Bütün olanları takip etmiş ama müdahale konusunda çaresiz kalmış olmalılar.

Luit'in kendi kanının içinde oturduğu o sabah kolonide tekinsiz bir sessizlik vardı. Hayvanat bahçesi tarihinde ilk olarak maymunların hiçbiri kahvaltılarını yemedi. Luit götürülüp, koloninin geri kalanı dışarı –otlu ve ağaçlı iki dönümlük adaya– bırakıldığında, ilk olarak Puist adında bir dişi Nikkie'ye olağandışı şiddetli bir saldırıda bulundu. Öyle ısrarlı bir saldırganlığı vardı ki normalde çok ürkütücü olan genç erkek ağaca kaçtı. Puist, ne zaman inmeye kalksa bağırıp üzerine saldırarak tek başına onu orada tuttu. Puist, Luit'in dişiler arasındaki bir numaralı müttefikiydi. Gece kaldığı yerden erkeklerin tarafını görebiliyordu ve ölümcül saldırı konusundaki fikrini ifade ettiği açıktı.

Böylece, birleşme gereğinden, fazla havalanan bir hükümdarın kaderine kadar ikiye bir siyasetinin bütün unsurlarını sergilemişti şempanzelerimiz. İktidar, erkek şempanzeyi harekete geçiren başlıca şeydir. Ele geçtiğinde büyük faydalar sağlayan, kaybedildiğinde yoğun bir ıstırap veren, daimi bir saplantıdır.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emre Aköz, “Bonobolar nasıl sevişir?”, Sabah, 1 Ekim 2008

On iki yıl önce, tam olarak 16 Ağustos 1996'da, ABD'nin Chicago kentinde bulunan Brookfield Hayvanat Bahçesi'nde çok ilginç bir olay meydana geldi.

Üç yaşındaki bir oğlan çocuğu, primat bölümüne düştü. Bunu gören sekiz yaşındaki bir dişi goril hemen harekete geçti. Çocuğu kucağına alıp emniyetli bir yere götürdü. Bir kütüğün üstüne oturdu ve baygın haldeki çocuğu kucağında sallayarak kendine getirmeye çalıştı.

Daha sonra çocuğu hayvanat bahçesinin bakıcılarına teslim ederken sırtına, "Hadi bakalım, bak sağ salim kurtuldun" dercesine bir iki kere vurdu.

Dişi gorilin adı Binti Jua idi. Kameralara çekilen olay bütün dünyada gösterildi. Binti kahraman ilan edildi. Hatta Clinton, ABD tarihinde bir maymundan söz eden ilk başkan oldu.

Binti'nin sosyeteden haber veren magazin dergilerinin dahi kapağında yer aldığını hatırlatalım.

Peki, goril Binti'nin bu hareketi niye önemliydi? Çünkü Binti'nin davranışı, "empatinin", yani "kendini başkasının yerine koyarak onun durumunu anlama; ötekinin acısını hissetme" yeteneğinin, sadece insanlarda değil, hayvanlarda da olduğunu gösteriyordu.

Dolayısıyla, her ne kadar, saldırganlığı anlatırken, "hayvan gibi vahşi" desek de, bu deyişin her zaman geçerli olmadığının kanıtı gibiydi.

Binti'nin öyküsünü çoktan unutmuştum. Hatırlatan, Hollanda doğumlu hayvan bilimci ve psikolog Frans de Waal oldu.

Uzun süredir ADB'de çalışan Frans de Waal, dünyanın bir numaralı "bonobo" uzmanı. Ben, de Waal'ın çalışmalarını, bundan sekiz yıl kadar önce internet sayesinde öğrenmiştim.

Şimdi de İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz? başlıklı kitabı Türkçeye çevrildi.

Bonobolar, insana çok benzeyen davranışlar gösteren bir maymun türü (primat). Yakın sayılacak bir tarihe (1970 sonları) kadar şempanze ailesinden oldukları sanılıyordu bonoboların. Hatta hayvanat bahçelerinde onlara "pigme şempanze" adı veriyordu.

Ancak zamanla ayrı bir tür oldukları anlaşıldı. Farklılık sadece dış görünüşten, bedensel özelliklerden kaynaklanmıyor. Davranışları da şempanzelerden epey farklı bonoboların. En önemli özellikleri; bonoboların saldırgan ve kavgacı olmamaları.

Ayrıca bonobolar 1960'ların "Çiçek Çocukları" da denilen hippileri andırıyor: "Sevişmeye" bayılıyorlar. (Üstelik bunu, diğer primatlardan farklı olarak, "yüz yüze" yapıyorlar!)

Frans de Waal'in kitabını okumaya yeni başladım. Bitirdiğimde daha ayrıntılı yazmak istiyorum.

Çünkü bilincimiz, zekâmız ve teknolojimiz araya mesafeler koysa da, diğer canlılarla sandığımızdan çok daha fazla ortak özellikler taşıyoruz.

Mesela psikologların, insanları incelerken kullandığı "hiyerarşi-çoğaltan" ve "hiyerarşi-azaltan" şeklinde bir ayrımları vardır.

* "Hiyerarşiyi çoğaltanlar"; kanuna ve düzene önem verir, herkesi yerli yerinde tutmak için icabında sertlik kullanılması gerektiğine inanır.

* "Hiyerarşiyi azaltanlar" ise grup üyeleri arasında eşitliği kurmaya çalışan, serbestliğe prim veren kişilerdir.

Tahmin edeceğiniz gibi şempanzeler birinci kategoriye giriyor. Bonobolarda ise hiyerarşi kaygısı çok daha az.

İnsan toplulukları bu iki özelliği dengede tutabildiklerinde, bireyler daha mutlu yaşıyor.

Devamını görmek için bkz.

Zeynep Elif, “İçimizde bir ‘orman’ var”, Radikal Kitap Eki, 3 Ekim 2008

Bir primatolojistin gözünden insan davranışlarının ele alındığı ve insanoğlunun içindeki ilkelliğin primatların davranışları örnek alınarak çözümlendiği İçimizdeki Maymun, hâlâ ne kadar mağara adamı olduğumuzun da ispatı. Üstelik diğer bilimsel kitapların aksine konuyla ilgilenmeyenlerin dahi zevkle okuyabilecekleri, insanı terimlere ve deneylere boğmayan bir çalışma Hollandalı psikolog, primatolojist ve etolog Frans de Waal özellikle primatların davranış bilimi konusunda yaptığı araştırmalarla tanınıyor. Primatların sorun çözme yöntemleri ve üretim amaçlı işbirlikleri gibi konuları inceleyen De Waal, alanının en önde gelen bilim adamlarından biri, belki de yazdığı kitaplar nedeniyle en bilineni. Kraliyet Akademisi mensuplarından olan bilim adamının ayrıca yaptığı çalışmalar nedeniyle layık görüldüğü pek çok ödül de var. Arnhem hayvanat bahçesinde şempanzeler üzerine yaptığı altı yıllık araştırma ve ABD’de primatlar üzerine yaptığı çalışmalar primat-insan bağlantısıyla ilgili ilginç çözümlemeler getirmeleri açısından da büyük önem taşıyorlar. Öyle ki 2007’de, İçimizdeki Maymun’un hemen ardından De Waal, Time dergisi tarafından dünyanın en önemli 100 insanı listesine girmeyi başarıyor.

Bir primatolojistin gözünden insan davranışlarının ele alındığı ve insanoğlunun içindeki ilkelliğin primatların davranışları örnek alınarak çözümlendiği İçimizdeki Maymun hâlâ ne kadar mağara adamı olduğumuzun da ispatı. Üstelik diğer bilimsel kitapların aksine konuyla ilgilenmeyenlerin dahi zevkle okuyabilecekleri, insanı terimlere ve deneylere boğmayan bir eser. Maymunlardan o kadar da farklı mıyız? De Waal, hiç de farklı olmadığımızı düşünüyor, dahası bugüne kadar yaptığı araştırmalar sonucunda insana ait kabul ettiğimiz ahlak da dahil olmak üzere pek çok özelliğe primatlarda da rastlandığını ortaya koyuyor. “Maymunu ormandan çıkarabilirsiniz ama ormanı maymundan çıkaramazsınız” gibi cümlelerle aslında gayet açık sembolik anlatımlara başvuran De Waal’ın insanların ‘medeniliği’ ve medenileşme süreci konusunda ciddi şüpheleri var.

Her şey başparmakta mı başlıyor?

Güç, seks ve şiddet. İnsanoğlunu hâlâ büyük ölçüde yöneten temel dürtüler. De Waal şempanzelerin, maymunların ve diğer primatların hikâyelerini kullanarak bu öğeleri, çocuk psikolojisinden yetişkin davranışlarına kadar tüm detaylarıyla varoluşumuzu masaya yatırıyor. İnsanların primatlar arasındaki yeri ne sorusuna yanıt ararken hâlâ bizim ne kadar ilkel, ilkel kabul ettiklerimizinse aslında ne kadar medeni olduklarını gösteriyor. Öyle ki sonunda bu uzak akrabalarınızla gurur duymanız gerektiğini hissediyorsunuz. Twycross hayvanat bahçesindeki bir şempanzenin bir kuşu kurtarırken gösterdiği sevecenlik ya da Şikago hayvanat bahçesindeki gorilin üç yaşındaki çocuğu kurtarışı içinize işliyor. Şempanzeler araç kullanmasını beceriyor ve hatta yeni aletler tasarlayabiliyorlar. İnsanlarla iletişime geçebiliyor ve bilgilerini bir sonraki kuşağa aktarabiliyorlar. Başka gruplarla işbirliği yaptıklarında onlarla yiyeceklerini paylaşıyor, gücü elde etmek için cinselliği ve şiddetti kullanmak gibi oyunlara başvurabiliyor kısaca pek çok yönden iyi ve kötü yönleriyle insanlara benzediklerini gösteriyorlar. Cinayet işleyebildikleri gibi sevecenlik ve empati de onların davranış biçimleri arasında yer alıyor.

De Waal böylece son derece okunaklı bir dille içimizdeki ilkelliği tartışmaya açıyor. Ne kadar medeniyiz, davranışlarımızın ne kadar içgüdülerimiz tarafından yönlendiriliyor ve eğer ki hâlâ içgüdülerimizin esiriysek kendimizi primatlardan ne kadar ayrı görebiliriz? Yazarın bu kitabının özellikle gözlemlere ve detaylı açıklamalara dayandırılmış olduğu için evrim teorisine karşı çıkanları çok kızdıracak gibi. Yazarın öyle bir amacı olduğundan değil, aslında hiç de öyle bir amacı olmadığı halde ister istemez bu tartışmadaki en sağlam parçalardan birini yerine yerleştirdiğinden... İçimizdeki Maymun’daki bazı gözlemler ve açıklamalar insanda gerçekten de tüm bu kavramları –düşünen insan, okuyan insan (şimdiden aralarında harfleri ayırt edenlerin oldukları düşünülürse şempanzelerin okumayı öğrenmeleri ne kadar sürecek?), üreten insan– yeniden gözden geçirme ihtiyacı yaratıyor. Sonunda dönüp dolaşıp her şey bir başparmakta mı bitiyor, diye geçiriyorsunuz içinizden.

Frans de Waal’ın şempanzelerin komşularıyla ilişkilerini ele aldığı bölümse daha da düşündürücü. Waal bir şempanze gurubunun eğer çıkarı yoksa gruptan olmayan bir şempanzeye yardım etmek için parmağını bile kıpırdatmayabileceğini gösteren bir araştırmayı sunuyor. Günümüz insan toplumunda da durum bu değil mi? İnsan toplumları da ‘ötekilere’ karşı daha acımasız davranmıyor mu? Sonra sıra hiyerarşi için savaşan şempanzelerden çıkıp savaşmaktansa sevişmeyi tercih eden bonobolara geliyor. Onlar sorunları çözmekte şiddet ve kaba kuvvetten ziyade cinsellikten yararlanıyorlar. (İnsanların kendi çıkarları için cinselliği ne kadar sık kullandıkları düşünülecek olursa bu da şaşırtıcı gelmemiş olmalı.) De Waal, alfa erkek ve dişilerden bahsederek bu durumu açıklıyor ve doğanın varoluşumuzun ne kadar önemli bir parçası olduğunu ispatlıyor. Evrim sorusunun yeniden gündeme geldiği nokta da bu zaten: Eğer maymunlar da basit matematik işlemleri yapabiliyor, masa adabı öğrenebiliyor, sosyal ilişkiler ve hiyerarşiler kurabiliyor, anlayış ve sevecenlik gösterebiliyorlarsa insanların uzak akrabaları olup olmadıkları sorusu daha ne kadar görmezden gelinebilir?

Yazar, son olarak kitabını primatların ellerinden aldığımız dünyayı hatırlatarak bitiriyor. Yakında vahşi doğada yaşayan goriller, bonobolar ya da şempanzeler kalmayacak. 2040’a gelindiğinde primatlardan kalan örnekleri ancak hayvanat bahçelerinde görebileceğiz çünkü biz, insanoğlu, onlara ait yaşam alanlarını yok ediyoruz. De Waal konuyu şöyle noktalıyor: “O zaman insanoğlu kendinden bir parçayı da kaybetmiş olacak.”

Devamını görmek için bkz.

Zeynep Tümer, “İçimizdeki Şeytan ve Melek: Şempanzeler ve Bonobolar, İnsanın İki Yüzü”, Mavi Defter İnternet Dergisi, Kasım 2009

İnsanın bir doğası var mıdır? Eğer insanın bir doğası varsa, bu doğa iyi midir, kötü müdür yoksa nötr müdür? İnsanın doğasının iyi olduğunu savunanların, peki kötülüğün kaynağı nedir sorusuna verebilecekleri tatmin edici yanıtları yok. İnsanın doğası iyidir, onu bozan uygarlıktır söylemi dışına pek çıkamıyorlar. İnsanın doğasının kötü olduğunu savunanlarsa insan eliyle gerçekleştirilen bütün savaşların, cinayetlerin, soykırımların, kısacası dünyamızda varolan bütün kötülüklerin suçunu insanın kötü doğasına atarak kötülükleri meşrulaştırma, akli bir temele yerleştirme çabasında görünüp insan eliyle oluşturulan iyilik ve güzellikleri görmezden gelerek "Ne yapalım doğamız müsaade etmiyor başka türlü davranmamıza" cümlesinde neredeyse ortaklaşıyorlar. Bana göre insan ne mutlak iyi ne de mutlak kötü özelliklerle kuşanmış olarak doğar. Bu nedenle üçüncü görüşü savunuyorum, yani insanın doğasının nötr oluşunu. İnsan iyiyi de kötüyü de yapacak gizilgüçleri içinde barındırarak dünyaya geliyor bence. Daha doğru bir ifadeyle, iyiyi de, kötüyü de eyleyebilecek biçimde doğuyor. İyi ve kötü, nasıl mutlaklaştırılamazsa, aralarındaki birçok ton nasıl görmezden gelinemezse, bence insanlar da iyi ve kötü olarak yaftalanamaz. İyi insanlardan, kötü insanlardan, bencil insanlardan, yardımsever insanlardan bahsedebilsek de insan iyidir, insan kötüdür, insan bencildir, insan yardımseverdir türünden genellemeler kuramayız. Tek tek örnekler tüm genellemeleri yıkar çünkü. İnsanı ancak bu tür genellemelerden, önyargılardan uzaklaşarak anlayabileceğimizi, iyiyi ve kötüyü barındıran doğamızı kabul etmekle işe koyulabileceğimizi düşünüyorum.

İşte bu noktada Primatolog Frans de Waal'in eseri İçimizdeki Maymun imdadıma yetişiyor. "Biz Neden Biziz?" sorusuna insan, şempanze ve bonobo davranışlarını kıyaslayarak yanıt aradığı eserinde insan doğasını sorgulayarak doğamız hakkındaki önyargıları kırmayı amaçlıyor. Bu sorgulamayı yaparken de üç kesimin şimşeklerini üzerine çekeceğe benziyor: evrim karşıtlarının, insanı evrenin merkezine yerleştirenlerin ve ideologların. Evrim karşıtlarının içinde maymun ve insanın aynı anda geçtiği her cümleye öfkelenmeleri alıştığımız bir durum artık. En yakın akrabalarımız olan şempanze ve bonobolarla insanın karşılaştırılmasına şiddetle karşı çıkacakları muhakkak. İkinci kesimse yardımseverlik, yüz yüze sevişme, empati kurma gibi insana has olduğunu düşündükleri kimi olumlu özelliklerin maymun kardeşlerimizle paylaştığımız ortak mirasımız olduğunu görmekten rahatsız olacaklardır. Üçüncü kesimse "Savaştan, şiddetten muaf bir dünyada yaşamak istiyoruz," diyenlere, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyenlere, insanın doğası gereği bencil, kötü, vahşi, savaşkan olduğu yanıtını vermekte güçlük çekeceklerinden...

De Waal eserine "Maymunu ormandan çıkarabilirsiniz, ama ormanı maymunun içinden çıkaramazsınız," cümlesiyle başlıyor. Kendimizi maymun kardeşlerimizden çok da uzakta konumlandırmamız gerektiğini imliyor bence bu cümle. Doğamızı kabul etmemiz gerektiğini, kendimizde beğenmediğimiz şeyler için doğamızı suçlamaktansa beğendiğimiz şeyler için onu takdir etmeyi yeğlememizi vurguluyor... Doğayla bağımızın aslında ne kadar derin ve engin olduğuna da dikkat çeken de Waal eserini, isimlerini anamayacağı kadar çok primata borçlu olduğunu söyleyerek "primat davranışlarıyla bizim davranışlarımız arasındaki büyüleyici ve ürkütücü benzerlikleri incelemek üzere" iyi, kötü ve çirkine eşit mesafede durarak kaleme aldığını belirtiyor.

De Waal'e göre "Geceyle gündüz kadar farklı" olan iki primat akrabamızın olması (şempanzeler ve bonobolar) bizler için büyük bir şans, çünkü "Birisi öfkesini zaptetmekle ilgili sorunlar yaşayan hırslı, haşin görünümlü bir karakter. Diğeri özgür ruhlu bir hayat tarzının eşitlikçi yandaşı. Bilimin on yedinci yüzyıldan beri tanıdığı şempanzeyi duymayan yoktur. Hiyerarşik ve cinai davranışları insanların ‘öldüren maymunlar' olduğuna dair yaygın görüşe kaynaklık etmiştir. (...) Ama henüz geçen yüzyıl keşfedilen diğer yakın akrabamız bonoboyu gözardı etmemeliyiz. Bonobolar sağlıklı bir cinsel iştahı olan gailesiz tipler. Doğaları gereği barışçıl olduklarından, tümüyle kana susamış bir soydan geldiğimizi yalanlıyorlar."

Peki, şempanzeleri bu kadar yakından tanırken -aslında tanıdığımızı sanarken, çünkü şempanzelerde de şiddet her gün görünen bir olgu değil, vahşi akrabamız olarak lanse edilmesi kimi ideologların işine geldiğinden, şempanzelerin yalnızca bu yönü ön plana çıkarılmıştır- bonoboları görmezden gelmemizin, ya da bonoboların bize gösterilmemesinin, yeterince tanıtılmamasının nedeni nedir? De Wall'e göre bunun yanıtı çok açıktır, çünkü: "Bonobolar arasında hiç ölümcül savaş olmaz, avcılık çok azdır, erkek egemenliği yoktur ve muazzam cinsellik vardır. Şempanze şeytani yüzümüzse, bonobo meleksi yüzümüz olsa gerek. Bonobolar savaşmaz sevişir. Primat dünyasının hipileridir onlar. 1960'larda bir ailenin, eve geri dönmek isteyen uzun saçlı, ot tüttüren kara koyunla başı ne kadar beladaysa, bilimin de başı bonobolarla o kadar beladaydı. Işıkları kapadılar, masanın altına saklandılar ve davetsiz misafirin gitmesini umdular."

Ayrıca şu soruyu sormadan da edemiyor de Wall, önce bonoboları tanısaydık ya da şempanzeleri hiç tanımasaydık ne olurdu? "İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!"

Yakın akrabalarımızın nasıl yaşadıklarını, yaşamlarında önemli yer teşkil eden iktidar, cinsellik, şiddet, iyilik ve denge kurmak gibi kavramların yaşamlarının neresinde durduğunu gözlemlerle, anekdotlarla açımladığı eserinde de Wall'in esas olarak vurguladığı nokta içimizde hem bobnoboları hem de şempanzeleri barındırıyor oluşumuz. Bu akrabalarımızın bizlere ayna tutması sayesinde onları tanıdıkça kendimizi de tanıma yolunda ilerleme katedeceğimiz.

İktidar olabilmek için savaşan, karşılarındaki rakip güçlüyse koalisyon kuran, iktidardakini devirmek için gerektiğinde siyasi cinayet bile işleyen şempanzelerin davranışları başımızdaki siyasetçilerin iktidarda kalabilmek için attıkları taklalara benzemiyor mu? İktidar söz konusu olunca herkes iktidarı istemediğini söylüyor, siyasetçiler halka hizmet için çalıştıkları retoriğine sığınıyor, iktidar retoriklerin ardına gizleniyor. De Wall bu nedenle kuzenlerimiz şempanzelerin dürüst siyasetçiler olduğunu vurguluyor. İktidar için savaşıyorlar, üstüne üstlük bunu gizli kapaklı yapmıyorlar. Vahşi, katil diyerek kötülediğimiz şempanzelerden öğrenecek çok şeyimiz varmış gibi görünüyor.

Ya cinsellik konusunda... Cinselliğin birçok toplumda hâlâ tabu olduğunu düşünürsek, cinselliği alabildiğine rahat yaşayan, cinsellik konusunda hiçbir sınır tanımayan bonobolardan öğreneceğimiz hiçbir şey mi yok? Bekâretin önemini hâlâ koruduğu, eşcinsel birlikteliklerinin yasaklamalarla karşılaştığı, eşcinsellerin, travesti ve transeksüellerin öldürüldüğü bir toplumda, örtülerin altına saklanarak cinselliğimizi neredeyse yoksaymaya, günlük yaşamımızın dışına atmaya çalışmamızın cinsel merak oluşturmak dışında bir katkısı oldu mu biz insanlara? Ya da sırf cinselliğini farklı şekilde yaşamak isteyenlerin kanını ellerimize bulaştırmak dışında?.. Eğer içimizde hem şempanze hem de bonobo varsa, şempanze erkek merkezli yaşamı bonobo dişi merkezli yaşamı temsil ediyorsa, ataerkil yaşam da mutlaklaştırılamayacak bir olgu olarak çıkmaz mı karşımıza? "Dedelerimizin, kadınları saçlarından sürükleyen sakallı mağara adamları şeklindeki yaygın imgesi" kırılmaz mı bir nebze de olsa?

Kabul etme zorunluluğu karşımızda tüm çıplaklığıyla dikiliyor: çıplak maymunlarız bizler. Şempanzelerin ve bonoboların yüzümüze tuttukları ayna, iki kutuplu maymunlar olduğumuzu gösteriyor de Wall'e göre, çünkü "Hem şempanzelere nazaran daha sistematik bir gaddarlığımız olduğundan hem de bonobolara nazaran daha empatik olduğumuzdan, en iki kutuplu maymun biziz. Toplumlarımız asla tümüyle barışçıl, tümüyle rekabetçi değildir, safi bencillikle ya da mükemmel bir ahlakla yönetilmezler. Doğada saf durumlar yoktur. İnsan toplumu için doğru olan insan doğası için de doğrudur. Hem iyilik hem zalimlik, hem asalet hem bayağılık bir arada olabilir - bazen aynı insanda."

İşte yüzümüze tutulan bu aynada kendimizi görüyoruz: "Güce susamış, barbar şempanze, barış âşığı, erotik bonoboyla karşı karşıya - bir nevi Dr. Jekyll ve Bay Hyde durumu. Bizim doğamız bu ikisinin sorunlu evliliğidir." Doğamızı, içimizdeki maymunları kabul etmeliyiz, çünkü "diğer gruplarla yaptığımız savaşlar kadar, iyi geçinmemizin de uzun bir tarihi var. İçimizde, hem gruplararası dostça ilişkileri dışlayan şempanze tarafı, hem de sınırın ötesinde cinsel kaynaşma ve tımara izin veren bonobo tarafı var."

Hâlâ vaktimiz varken akrabalarımızdan öğrenebildiğimiz kadar çok şey öğrenmeliyiz, çünkü 2040 yılına kadar maymun habitatlarının -harekete geçemezsek- yok olacağı tahmin ediliyor. "Neredeyse bütün genlerimizi paylaşan, bizden sadece bir parçacık farklı hayvanları bile koruyamazsak, biz insanlar pek zavallı olacağız." İçimizden çok büyük bir parçamızı kaybederek biraz daha fakirleşeceğiz. İçimizdeki ormandan yükselen balta seslerini duyuyor musunuz?

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.