Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-179-9
13x19.5 cm, 224 s.
Liste fiyatı: 22,00 TL
İndirimli fiyatı: 17,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Ölümü Gömdüm, Geliyorum
Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2013

Baba Armenak, Vartuhi, Yakup, Fener Bekçisi Salih, Hizmetçi Firdevs, Kontrbas Öğretmeni Rıza, Dökümcü Niko, Ruhi Bey, Kürk Tamircisi Yorgo, Anjel, Hayrünnisa, Genelev Kadını, Muhassen, Ester, Bayan Sara... Alkolikler, fahişeler, iktidarsızlar, aseksüeller, cenaze kaldırıcıları... Boşluktalık, maskelilik, hayaletimsilik… Erotizm ve ihlal, ölüm ve yeniden doğum... Birbirlerine çarpılmış ve bölünmüş, kendilerine biçilen rolleri oyna(yama)yan kişimsiler...

Modern Türkçe şiirin kökten-yenilikçi şairlerinden Edip Cansever, yayımladığı on yedi kitabın yedisinde uzun, dramatik yapılı şiirler kurmuş, düzyazı ile dramanın olanaklarını seferber ederek lirik şiiri çoksesli, çokgözlü bir anlatıma evriltmiştir. Tektipleştirici hamasetin revaçta olduğu yıllarda "yersiz heyecanlar biriktirmeyen" Cansever, ayrıksı sayılan karakterlerden alternatif bir ekoloji yaratmış, ötekileştirilen insanı teşrih ederek eşduyum kapasitemizi artırmıştır.

Ölümü Gömdüm, Geliyorum'da Devrim Dirlikyapan, şairin yedi kitabını "dramatik monolog" bağlamında irdeliyor. Cansever'in görüşlerini ve önceki eleştirileri hesaba katarak şiirlerin dekorunu, nesnelerini çözümlüyor, özgün parametrelerini belirliyor. Dirlikyapan'ın derinlikli okumasına göre, bu dramatik şiirlerin temelinde yatan Phoenix (Anka) imgesi her kitapta evrilerek karşımıza çıkmaktadır. Bir yandan da bu şiir serüveni Rimbaud, Rilke, Kafka, Eliot, Beckett, Camus, Berger gibi edebiyatçılarla, Bruegel, Picasso, Chagall gibi ressamlarla yoğrulmuştur. Kübist bir şairdir belki de Cansever. Ceninler ağır tabutlarını taşırken cenazeleri kaldıran Âdem'dir.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Giriş
A. Dramatik Monoloğun Tanımı ve Kapsamı
B. Cansever'de Dramatik Monolog Düşüncesi
C. Önceki Çalışmaların Değerlendirilmesi

Birinci Bölüm
İlk Dramatik Yapıt: Umutsuzlar Parkı
A. Nesnel Bağlılaşık ve "Amerikan Bilardosuyla Penguen"
B. Bir Yanda "Yoksulluk Odası", Bir Yanda "Milyonerli Çember"
C. Boşluk İçinde İmgesel Bir Mekân Olarak "Umutsuzlar Parkı"
Ç. Dramatik Şiir: Rollere Bölünmüş İnsan

İkinci Bölüm
Dramatik ile Lirik Arasında Nerde Antigone
A. Antigone "Salıncak"ta mı?
B. Cansever'de Sıkıntı, Enstantane ve Aralık
C. Koronun İçinde Bir Şairin Sesi

Üçüncü Bölüm
Üçüncü Sesin Keşfi: Tragedyalar
A. Tragedya Kuramı ve Cansever'in Notları
B. Cansever'de Trajik Olan ve Tanrıların Tanrısı Alkol
C. Tragedyalar'da Üçüncü Sesler

Dördüncü Bölüm
Bir Duruşmalar Kitabı: Çağrılmayan Yakup
A. Yakup'ların "Dava"sı
B. Dökümcü Niko ve Tanıkları

Beşinci Bölüm
Mutlu Anlatıcının Doğumu: Ben Ruhi Bey Nasılım
A. Ruhi Bey'de "Yaşamı Besleyen Ölüm"
B. Bir Cenazenin Yeniden Doğuş Korosundakiler

Altıncı Bölüm
"Sevişmenin Gölgesi"nde Bezik Oynayan Kadınlar
A. Anısız Dünyalarında Anılarla Boğulanlar
B. Şairin Şairi "Ester'in Söyledikleri"
C. Çokgözlü Bir Bakma Biçimi

Yedinci Bölüm
Oteller Kenti'nde Yaşamın Sürekliliği
A. Cansever Şiirinde Otel
B. Oteller Kenti'nde Anlatıcılar
C. Oteller Kenti'nde Cinsellik ve Zaman

Sonuç

Kaynaklar
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 9-12

Bu kitap Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nde 2007 yılında tamamladığım "Phoenix'in Evrimi: Edip Cansever'de Dramatik Monolog" başlıklı doktora tezimin gözden geçirilmiş, eklemeler yapılmış, bazı kısımlarının yeniden yazılmış halidir. Tezin önemli bir kısmı, duvarlardan geçebilen güneşin altında klimaların üflemekten vazgeçtiği, gece gündüz "sana kırmızı çok yakışıyor" diye çığlık atan bir lunaparkın komşuluğunda, hamamböceklerinin uçabilme, sivrisineklerin görünmez olabilme, akademisyenlerin ise para ya da puan getirmiyorsa ders değil selam bile vermeme becerilerini nasıl kazanmış olabileceklerini düşünerek, bir Robinson adasında, bir Kıbrıs odasında yazıldı.

Başka türlü yazılamaz mıydı? Elbette yazılabilirdi. Örneğin kuramsal çerçeve daha geniş tutularak biçimsel çözümlemeye ve tür açısından incelemeye daha fazla odaklanılabilirdi. Bunun yerine anlamaya dönük bir çalışma tarzı tercih edildi. Edip Cansever'i anlamaya çalışmak, ömrümün hiç de azımsanmayacak bir diliminde Lusin'lerle, Yakup'larla, Ruhi Bey'lerle, Ester'lerle, Bayan Sara'larla akraba olmamı gerektirdi. Yine de bu kitabın çözümlenen şiirleri tükettiği iddiasında olmadığı hemen söylenmeli.

Edip Cansever'le maceramız, 1990'lı yılların başında çiçeği burnunda bir üniversite öğrencisiyken, Eskişehir'de başladı. Değerli dostlarım Murat Yurdakul ve Ergün Kimiran ile gerçekleştirdiğimiz bol alkollü Cansever gecelerinden sonra, kimi zaman bir "etkilenme endişesiyle" uzak durmaya çalışsam da, sık sık çarpıp durdum o "Medüza"lara. Cansever'e yeterince vakit ayırıp onu didik didik edebilmek için ise, verilen burs sayesinde geçinme derdiyle meşgul olmayacağım bir bölümü, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nü kazanmam gerekti. Fakat, 2003 yılında, Edip Cansever'in 75. yaş gününe bir armağan olarak ithaf ettiğim "'İkinci Yeni' Dışında Bir Şair: Edip Cansever" başlıklı bir yüksek lisans tezi, yetmedi. Bir de doktora yapmak gerekiyordu. Neyse ki, o yıllarda Bilkent'te, öğrencilerine en başta düşünmeyi, eleştirmeyi ve yazmayı öğreten, öğrencilerinden yarar sağlamaya güdümlü ve "ben ödeve inanmıyorum" diyen akademisyenlerin tersine onların ödevlerini kendi çalışmalarının bile önünde tutan, Süha Oğuzertem adında bir "adam" vardı. Hiçbir zaman sadece bir "danışman" ya da sadece bir "hoca" olmadı. Bazen kafa kafaya verip şiirler üzerinde birlikte düşündüğümüz oldu. Edip Cansever'in kitaplarının elektronik ortamdaki kopyalarını sağlaması, işimi büyük ölçüde kolaylaştırdı. Birikimi, zekâsı, güler yüzü ve anlayışıyla, tez yazma stresini keyifli bir uğraşa dönüştürdü.

Şiirler üzerinde çalıştıkça Cansever'in ne kadar çok sayıda yapıta gönderme yaptığını fark ettim. Bazen göndermelerin hangi yazara ve hangi kitaba yapıldığını bulmak yetmiyor, hangi çeviriden geldiğini de saptamak gerekiyordu. Bu yüzden yapıtların, Cansever'in okumuş olabileceği çevirilerine ulaşmaya çalıştım. Emin olamadıklarımdan ise hiç söz etmedim. Cansever'in yaşadığı yıllarda yayımlanan dergilerde yapılacak bir çeviri taraması, eminim çok daha fazla göndermeyi açığa çıkaracaktır. Göndermeler arttıkça, Edip Cansever'in kitaplığını görme arzusu da arttı. Ancak, uzakta olmam nedeniyle Cansever ailesi ile çok geç, çalışmanın son aşamasında iletişime geçebildim. İstanbul dışında olduğu için Mefharet Hanım'la görüşmemiz mümkün olmadı. Ancak, çok yaşasın Emine Birol Cansever, Edip Cansever'in odasının fotoğraflarını gönderdi. Kitaba bir katkısı olmasa da, Cansever'in odasını görmekten büyük heyecan duydum.

Tezin yazma sürecinde Edip Cansever'i tanıyan yazarlardan yalnızca Füsun Akatlı ve Hüseyin Cöntürk ile görüşebildim. Füsun Akatlı, aynı zamanda yüksek lisans tezimin savunmasında da jüri üyesiydi. Olumlu eleştirileriyle cesaret verdi. Burada iki eşsiz yazarı da saygıyla anıyorum. Cöntürk'le tanışmam, Edip Cansever'in dergilerde kalan bazı yazılarına ulaşmamı sağladı. Diğer yazıların da peşinden gittim ve Milli Kütüphane ile TDK ve TTK kütüphanelerinin epey tozunu yuttuktan sonra, Edip Cansever'in yazılarını derlediğim Şiiri Şiirle Ölçmek kitabı ortaya çıktı (YKY, 2009). Bir ara, değerli arkadaşım Nuri Aksu ile birlikte, TRT için modern tekniklerle çekilecek bir Edip Cansever belgeseli üzerinde çalıştık. Senaryo yazıldı, yönetmen belirlendi. Ancak, bizden kaynaklanmayan bazı nedenlerle proje rafa kaldırıldı.

Bu kitap, aynı zamanda bir dönemin, 33 yaşına kadar uzatabildiğim öğrencilik yıllarının, daha çok da Bilkentli yılların sonunun ifadesi. Bu yüzden teşekkür etmem gereken çok insan, çok yaşanmışlık var. Öncelikle sağladıkları eşsiz olanaklar nedeniyle Bilkent Üniversitesi'ne ve Türk Edebiyatı Bölümü'ne teşekkür etmeliyim. Zengin hazinesi, hızlı ve içten çalışanları sayesinde, onsuz nereye gitsek kendimizi kitapsız hissettiğimiz Bilkent Kütüphanesi'ne, kim bilir kaç kez sabahladığım Bilgisayar Laboratuvarı'na, fakültenin önündeki söğüt ağacına, kafelerine ve kahve otomatına, hiç cimri davranmayan kar yağışına... hepsine teşekkür borcum var. 15. Yurt'un üç numaralı odasında kalmak güzeldi. Yurttan servise binmek, serviste İlhan Başgöz'le karşılaşmak güzeldi. Türkiye'nin ilk öğrenci sempozyumlarında sunuş yapmak, sürekli değiştirdiğimiz mekânlarda Orhan Tekelioğlu'nun dersine girmek ve onun müzik arşivini kıskanmak, Yaşar Kemal'i derste görmek, Osmanlıcayı Zuhal Kargı Ölmez ve Kudret Emiroğlu'dan, Osmanlı şiirini Mehmet Kalpaklı'dan, mesnevi edebiyatını Nuran Tezcan'dan öğrenmek güzeldi. Metin And, İlhan Başgöz ve Sevda Şener'den ders almak, her şeyden öte bir onurdu bizim için.

Yüksek lisans tezimde danışmanlarım Talât Halman ve Hilmi Yavuz'du. Her ikisine de hem keyifli dersleri, hem de yardımları için çok teşekkür ederim. Doktora tezimde jüri üyesi olan Mehmet Kalpaklı, hem sözleri hem de tezime düştüğü notlarla büyük moral verdi; Fazlı Can, özellikle Phoenix'e ilişkin görüşleriyle zihnimi açtı; Laurent Mignon, eleştirileriyle önemli eksiklerimi gidermemi sağladı; 1995'te aldığım ilk şiir ödülümün jürisinde de yer alan Ali Cengizkan, desteğini hiç esirgemedi. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim. Yüksek lisans tezimde jüri üyesi, doktora tezimde danışmanım, bu kitabın da editörü ve isim babası olan Süha Oğuzertem, ilgisini ve desteğini Bilkent'ten sonra da sürdürdü. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.

Başta her zaman yakınımda bulduğum İbrahim Acar ve Yalçın Armağan olmak üzere, hayatıma girip çıkan, hayatımdan yanıklar bırakarak çıkan, hiç çıkmayan bütün dostlarıma teşekkür ederim.

Ve kendisi de iyi bir Cansever okuru olan, metnimi özenle gözden geçirerek anlamlı önerilerde bulunan Tuncay Birkan'a... Ve sık sık "bu kitap neden bitmiyor oğlum" diye soran anneme, babama, kardeşlerime... Ve yazmayı bitirip onunla ilgilenmemi bekleyen biricik kızıma... Ve can yoldaşım Jale'me...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ali Galip Yener, ''Gününü yakan bir şiir'', Kitap Zamanı, 3 Haziran 2013

Ece Ayhan’ın “sivil şiir” dediği ve Sezai Karakoç dışındaki temsilcileri itibarıyla Türk şiirinde poetikanın pozitivist ve bir bakıma dinsel olana karşıt ucunda duran İkinci Yeni şiirinin önemli adlarından biri Edip Cansever’dir. Cansever’in şiiri üzerine yapılan bir doktora çalışması kitaplaştı. Devrim Dirlikyapan, ''Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri'' alt başlığını taşıyan Ölümü Gömdüm, Geliyorum adlı eserde, şairin 17 şiir kitabından uzun şiirleri içeren yedisini dramatik monolog türünün imkânları bakımından çözümlüyor. Şairin belli varoluş problematiğinden yola çıktığı ve çok sayıda özgün karakterle dramanın imkânlarından yararlandığı bu yedi kitap, şiirinin omurgasını oluşturur. Yazar, her kitaba bir bölüm ayırarak bu şiirde düzyazı ile tiyatronun katkısı bağlamında dramatik yapıyı ve anlatıcıların konumunu ele alıyor.

Dirlikyapan; Rimbaud, Rilke, Kafka, Eliot, Beckett gibi edebiyatçılarla Bruegel, Picasso ve Chagall gibi ressamların yoğun etkileri çerçevesinde Cansever’in şiir macerasının izini sürüyor.

Dramatik monolog nedir?

Giriş bölümünde dramatik monolog türünün ne olduğu tartışılıyor. Araştırmacı E. A. Howe’a göre, dramatik monoloğu lirik şiirden ayıran temel özellikler, anlatı gibi romansal nitelikler ve dramatik öğedir. Dramatik monologda konuşma, konuşmacıya ait olarak algılanır. Bu, lirik şiirdeki ben’i okurun şairle özdeşleştirmesinden farklı bir durumdur. Bu türde bir yandan şairle konuşmacı, öte yandan ise okurla konuşmacı arasında apaçık bir mesafe vardır. K. Hamburger adlı bir araştırmacı ise lirik şiir ile kurmaca arasında bir tür olarak gördüğü bu yapıya ''rol şiiri'' der. Türün esas özelliği, şairden farklılığı ad, unvan, meslek, cinsiyet gibi özelliklerle ayırt edilen bir karakterin konuşmasına dayalı olmasıdır. Türkçe şiirde bir ya da daha çok karakterin konuşmasına yer veren şairler arasında A. H. Tarhan, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Nâzım Hikmet sayılabilir. (s. 22-24)

Edip Cansever’in dramatik şiirlerinin yukarıda zikredilen şairlerin şiirlerinden temel farkı, zaman zaman kendi sesine yer verse de, karakterlerini toplumda marjinal olarak bilinen kesimlerden seçmesi, böylece şair ile anlatıcı arasına olduğu kadar, anlatıcı ile okur arasına da bir mesafe koymasıdır. Onun şiirinde dramatik monolog, şairin çok sayıda karakterin sesini yansıtarak -ki bu konuşma ritmi onun şiirine Garip akımından taşınan neredeyse tek özelliktir- modern dünyanın çeşitli rollere bölünüp yaşamak zorunda kalan insanını metne taşıma gayreti çerçevesinde önem kazanır (s. 31). Ahmet Oktay’a göre ise Cansever’in şiirinin temel kaynakları, Anglosakson şiiri ile yenilikçi, varoluşçu edebiyat ve özellikle T. S. Eliot’ın yapıtlarıdır. Bu etkiler altında çok sesli bir şiir geliştirmeye çalışan Edip Cansever, mitoloji ya da tarihe değil, toplumsal hayattaki çelişkilere dayalı bir şiir kurmuştur. Oktay Şairin Kanı’nda (2001) bu şiiri, şair dünyayı değiştirilemez olarak algıladığı, sınıf gerçekliğinin dışında marjinal karakterler yarattığı ve dünyayı sadece yorumlamakla kaldığı için haklı olarak eleştirir.

Şairin toplumsaldan kaçışı

Devrim Dirlikyapan, “Kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum/ yeniden doğmak için çıkardığım yangından” diyen Cansever’in şiirine, Ahmet Oktay’ın eleştirilerine kulak tıkayarak eleştirisiz bir sevgiyle yaklaşmış. Eliot’ta karakterlerin yaşadıkları ikilemlerden dini inanç yoluyla kurtulabileceği fikri varken, Cansever’in dramatik monologlarının temelinde küllerinden yeniden doğarak kendini yenileyen Anka kuşunun, Phoenix’in değişim sürecinin bulunduğunu söylüyor ve bu kıyaslama ile kitabı kapatıyor yazar. İkinci Yeni şiirinde Cansever örneğinde olduğu gibi neden genel anlamda din dışı, pozitivist öğelerin baskın olduğu, neden Hıristiyan-Yahudi edebi geleneğinin Cansever şiirini etkisi altına aldığı konusunu; şiirde marjinal kişiliklere yer verilirken toplumun tinsel hayatına dair figürlerin ve toplumsal meselelerin tamamen dışlanması yaklaşımını hiç sorgulamıyor. Bence Edip Cansever’in şiiri, cumhuriyetin kurucu otoriter modernleşmesinin edebi alanda bıraktığı kalıcı hasarın somutlaştığı bir örnektir. Cansever’in kendini toplumsal hayatın manevi ikliminden izole ederek Phoenix imgesinin ve alkolle beraber düşünmenin acı verici soyutluğuna sığındığı bir şiir yazdığını söylemek durumundayım.

Devamını görmek için bkz.

Nilay Özer, ''Nasıl olan Edip Cansever'', Radikal Kitap Eki, 9 Ağustos 2013

Devrim Dirlikyapan’ın, Ölümü Gömdüm, Geliyorum adlı çalışması, Edip Cansever’in (1928-1986) 17 şiir kitabından yedisi üzerine bir yakın okuma. Kitapta Umutsuzlar Parkı (1958), Nerde Antigone (1961), Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1969), Ben Ruhi Bey Nasılım (1976), Bezik Oynayan Kadınlar (1982) ve Oteller Kenti (1985); uzun bir şiirden ya da uzun bir şiirin bölümlerinden oluşmaları, özgün kurmaca karakterler içermeleri, dramanın olanaklarıyla donatılmış bir anlatım sergilemeleri gibi ortak özellikler bağlamında inceleniyor. Dirlikyapan’a göre, birçoğu “dramatik monolog” türü içinde değerlendirilebilecek bu yapıtlar Cansever’in poetikasında belirleyici bir yere sahip.

Şiirde anlatıdan, farklı anlatıcılardan hoşlananların yabancı olmadıkları bir tür bu. Turgut Uyar’ın Yekta’sı, Ahmet Oktay’ın Dr. Kaligari’si, Cansever’in Ruhi Bey’i, Yakup’u ilk elde akla gelen örnekler. Şiirde sözdizimi ve imge yapısında büyük değişiklikler yapan Cansever’in, diyalog, iç monolog gibi teknikleri kullanmasını, onun, insanı toplumdan soyutlanmamış bir birey olarak ele almasına bağlayan Dirlikyapan, şairin hem biçimsel anlamda yeniyi araştırmak hem de yeni temaları işlemek için kısa ve uzun şiir şeklinde iki tarz geliştirmeye çalıştığını savunur. Genellikle lirik olan kısa şiirlerinde yaşanan anları şiirleştiren Cansever, uzun şiirlerinde insanın varoluş sorunsalları üzerinde durmuştur. Şairin bu tarz sorunsalları işlemeye uygun bulduğu dramatik monolog tanımlanırken kullanılan kaynaklar arasında en ilginci Elisabeth A. Howe’un Dramatic Monologue adlı çalışmasıdır. Mesela Howe’a göre Browning, Tennyson, Ezra Pound ve Eliot’ın ünlü dramatik monologlarının tek ortak yanı şiirlerde konuşan kişinin şairden farklı biri olmasıdır. Dramatik monologda anlatıcılar, şiirin başlığında ya da alt başlıklarında adları belirtilen, kurgusal, mitik ya da tarihsel karakterlerdir. Howe, dramatik monologları, anlatı, zaman-mekân kurgusu gibi romansal niteliklere ve dramatik öze sahip olmaları bağlamında lirikten ayırır.

'Us'u şiire ölçü yapmak

Dirlikyapan, Cansever şiirinde dramatik olanın ve dramatik monoloğun kaynaklarını araştırır. Şair, ortaöğretim yıllarından başlayarak dünya edebiyatıyla ilgilenmiş, Rus ve Latin klasiklerini okumuştur. “Yaşam Öyküsü” başlıklı yazısında Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’ndan çıkan çevirileri kaçırmadığını söyler mesela. Dirlikyapan buna bir açıklama getirir: Hasan Ali Yücel’in milli eğitim bakanlığı yaptığı 1938-46 yılları arasında içlerinde Yunan tragedyalarının da bulunduğu 500 kitabın çevrildiğini, Cansever’in tragedyalarla ve dramatik olanla ilk karşılaşmasının böyle gerçekleştiğini vurgular. Cansever’de dramatik monologun bir başka kaynağı T. S. Eliot’ın etkisi başta olmak üzere Anglo-Sakson şiiridir. Şair çeşitli yazılarında Eliot’ın adını anmış, onun “nesnel bağlılaşık” kavramını kendi şiirlerinde uygulamaya çalışmıştır. Dirlikyapan, Cansever’in dramatik monolog tarzını da Eliot etkisiyle benimsediğini söyleyerek, Türkiye’de şiir bağlamında hep dile getirilen ama altı pek de doldurulmayan “İkinci Yeni şiirinin Anglo-Sakson kaynaklarla ilişkisi” konusunda da kayda değer bir katkı sunmuş olur.

Cansever, “us”u şiirine ölçü yapmak istemiş, bütün sanatsal türleri şiirin potasında eriyebildikleri oranda şiirin malzemesi olarak görmüştür. Dirlikyapan’a göre, şairin dramatik monoloğa yönelmesinin başlıca nedeni bu tür poetik seçimlerden ziyade “şiiri bölmek” düşüncesidir. Cansever, “Şiiri Bölmek” başlıklı yazısında modern dünyada insanın çeşitli rollere büründüğünü ve bir kişilik yitimine uğradığını söylemiştir. Şairin, modern dünyanın bölünmüş bireyini anlatabilmek için seçtiği yol şiiri bölmektir. Bölüne bölüne kimliğini yitirmiş ben’e bir etkinlik kazandırmanın yolu dramatik bir şiirden geçecektir. Dirlikyapan, Cansever şiirinde dramatik monoloğun mitolojiye ya da tarihe değil toplumsal yaşamdaki çelişkilere ve çatışmalara dayanmasını ayırt edici bir özellik olarak görür.

Küllerinden doğan

Kitabın adının, Cansever’in Ben Ruhi Bey Nasılım adlı yapıtından alınmış “Ölümü gömdüm, geliyorum” dizesi olması boşuna değildir. Dirlikyapan’ın incelemeleri göstermektedir ki, şairin bu yedi kitabında da küllerinden doğan anka kuşu (Phoenix) imgesi önemlidir. Dirlikyapan, bu imgenin her kitapta yeniden üretildiğini saptar. Cansever şiirinde “ölüm” teması “Phoenix” imgesinden hareketle ele alınmakta, bu haliyle bir yok oluşu değil yeniden doğuşu temsil etmektedir. Dirlikyapan’ın şu ifadeleri Cansever’in dramatik monologlarının Phoenix’in evrimi olarak görülebileceği tezini destekler: “Umutsuzlar Parkı’ndaki anlatıcılardan biri “bir yığın ölüden” gelmiştir. Benzer şekilde Tragedyalar’ın Stepan’ı da “bir ölü gömme töreninden doğmuş”tur. Yine Tragedyalar’da Lusin’in çirkinliği aşmak için onun içine düşmek gerektiğini düşünmesi ve Diran’ın ‘Unutulmuş bir erkekliğin/ Acısından oluşan bir Anka’ya benzetilmesi, Phoenix’i yeniden üreten imgelerin başında gelir. Çağrılmayan Yakup’ta yer alan bir anlatıcı, ‘düzlük’le savaşır ve her defasında ‘yeniden’ yenilir. Ben Ruhi Bey Nasılım’da ise ilk kez bir karakter ölülerini yangınla gömmeyi başarır ve yeniden doğumun mutlu sürecini yaşar.”

Sıkı dokulu, metinlerarası şiirler

Devrim Dirlikyapan, İkinci Yeni hakkında üretilen genelleştirici yorumlara mesafe koymuş, doğrudan Cansever’in yapıtlarının önerdiği bir okuma biçimine yönelerek Türk edebiyatında şiir eleştirisinin ihtiyaç duyduğu türden bir çalışma ortaya koymuştur. Cansever’in ilk dramatik yapıtı olarak incelenen Umutsuzlar Parkı, Cansever’in şiirinde nesne, dekor, insan, nesnel bağlılaşık gibi konuları öne çıkarır. Umutsuzluğun kaynağı insanın başkaları tarafından uygun görülmüş bir hayatı yaşamasıdır. Dramatik ile lirik arasında ele alınan Nerde Antigone’dan başlayarak Cansever şiirinin metinlerarası niteliği kendini gösterir. Dirlikyapan büyük emek vererek yapıtlardaki tüm göndermeleri ortaya çıkarmış ve ancak metinlerarası ilişkiler bağlamında mümkün olacak yorumlara ulaşmıştır. Nerde Antigone adının nasıl oluştuğu, Tragedyalar’ın Sartre’ın Gizli Oturum adlı oyunuyla ilişkisi çok sayıdaki örnekten yalnızca ikisidir. Dirlikyapan çalışmasının yedi bölümünde yedi kitabın sırlarını çözmeye çalışırken Eliot’un “Şiirin Üç Farklı Sesi” başlıklı makalesinde belirttiği seslerin izini sürer. Cansever şiirinin heyecan verici odakları; aykırı kimlikler, alkol, çokgözlülük, cinsellik, ölüm, bakış, görsellik ve daha fazlası... Edip ölümsüzlüğü tanımlasın diye!

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.