Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-988-7
13x19.5 cm, 128 s.
Liste fiyatı: 14,50 TL
İndirimli fiyatı: 11,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Jonathan Crary diğer kitapları
Gözlemcinin Teknikleri, 2004
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
7/24
Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu
Özgün adı: 7/24
Late Capitalism and the Ends of Sleep
Çeviri: Nedim Çatlı
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2015

Yirmi birinci yüzyıl kapitalizminin sürekli genişleyen dur duraksız süreçleri hayatın her alanında feci sonuçlara yol açıyor. Artık neredeyse kesintisiz işleyen piyasalar bizi sürekli faaliyete zorluyor, topluluk fikrini ve siyasi ifade biçimlerini aşındırıyor, gündelik hayatın dokusuna zarar veriyor. Bildiğimiz anlamda bir zaman olmayan bu 7/24, yoğun bir tüketimcilik ile yeni denetim ve gözetim stratejileri birbirinden ayrılmaz hale geliyor. Bireyin dikkati tahakküm altında; çağdaş teknoloji kültürünün mecburi rutinleri içinde insan algısı giderek zayıflıyor. Buna karşılık 7/24 kapitalizm ile bünyesi gereği bağdaşmayan yenileyici bir geri çekilme olan insan uykusu, büyüme ve birikimin kolektif reddine açılan bir imkân olarak da karşımızda duruyor:

“Hayatımızın sahte ihtiyaçlar batağından azade olarak, uykuda geçirdiğimiz büyük kısmı hâlâ insanın çağdaş kapitalizmin açgözlülüğüne yönelik en büyük tahkirlerinden biridir. Uyku, kapitalizmin zamanımızı çalmasının ödünsüz kesintiye uğratılmasıdır. İnsan hayatının daha aza indirgenemez gibi görünen ihtiyaçlarının çoğu —açlık, susuzluk, cinsel arzu ve son zamanlarda arkadaşlık ihtiyacı— metalaştırılmış ya da finansallaştırılmış biçimlere dönüştürülüyor. Uyku ise devasa bir kârlılık motorunun sömürgesi haline getirip hizmetine koşamadığı bir insan ihtiyacı ve zaman aralığı fikrini gündeme getiriyor.”

Jonathan Crary Gözlemcinin Teknikleri ile başladığı arkeolojisini, birbirinden ilgi çekici örneklerle destekleyerek 7/24’le sürdürüyor.

OKUMA PARÇASI

Giriş bölümünden, s. 13-18

Kuzey Amerika’nın batı kıyısında yaşamış herkes, yüzlerce kuş türünün her yıl kıta sahanlığı boyunca mevsimsel olarak bir aşağı bir yukarı çeşitli mesafeler kat ederek göç ettiğini bilir. Bu türlerden biri, beyaz-taçlı serçedir. Güzergâhları, güzün Alaska’dan kuzey Meksika’ya, oradan da her bahar tekrar kuzeye doğrudur. Pek çok kuştan farklı olarak beyaz-taçlı serçenin, göç sırasında yedi güne kadar varan, olağandışı bir uyanık kalabilme kapasitesi vardır. Bu mevsimsel davranış, hiç dinlenmeksizin, geceleri uçarak yollarına devam ederken gündüzleri de yiyecek peşinde koşmalarına imkân sağlar. ABD Savunma Bakanlığı söz konusu canlıları incelemek için son beş yıldır büyük paralar harcıyor. Başta Wisconsin’in Madison kentinde olmak üzere, çeşitli üniversitelerde devletin finanse ettiği projeler yürüten araştırmacılar, insanlara uygulayabilecekleri bilgiler elde etme ümidiyle, kuşların bu uzun uykusuz dönemleri sırasındaki beyin faaliyetini araştırıyor. Amaç, insanların uykusuz kalabilmesini ve üretken ve verimli biçimde iş görebilmesini mümkün kılmanın yollarını keşfetmek. Başlıca hedef esasen uykusuz askerin yaratılması, dolayısıyla beyaz-taçlı serçe incelemesi projesi insan uykusu üzerinde hiç değilse sınırlı bir hâkimiyet sağlamaya yönelik daha geniş kapsamlı bir askeri girişimin sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Pentagon’un ileri araştırmalar biriminin (DARPA) [1] öncülüğünde, çeşitli laboratuvarlardaki biliminsanları nörokimyasallar, gen terapisi ve transkraniyal manyetik uyarım gibi deneme niteliğindeki uykusuzluk tekniklerini test ediyor. Kısa vadeli hedef bir askerin en az yedi gün uykusuz kalabilmesini sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesiyken, uzun vadede, zihinsel ve fiziksel performansı yüksek seviyelerde tutarak, belki de bu zaman diliminin en az iki katına ulaşmak hedefleniyor. Halihazırdaki uykusuzluğu sağlama araçları beraberinde hep zararlı bilişsel ve psişik yetersizlikler getirmiştir (örneğin teyakkuz seviyesinde azalma). 20. yüzyıl savaşlarının çoğunda yaygın biçimde kullanılan amfetaminler ve daha yakın geçmişteki Provigil gibi ilaçlar bu duruma örnektir. Söz konusu bilimsel arayış uyanıklık halini tetikleme yolları bulmaktan ziyade vücudun uykuya olan ihtiyacını azaltma peşindedir.

ABD askeri planlamasının stratejik mantığı yirmi yılı aşkın bir zamandır canlı bireyleri komuta, denetim ve icra halkasının pek çok kısmından çıkarmaya yönelik. Robotlu ve diğer uzaktan kumandalı hedef belirleme ve öldürme sistemlerinin geliştirilmesine harcanan milyarların haddi hesabı yok; bunun sonuçları Pakistan, Afganistan ve diğer yerlerde insanı dehşete düşürecek biçimde gözler önüne serildi. Ne var ki, yeni silah paradigmalarına ilişkin abartılı iddialara ve askeri analistlerin ileri sistem operasyonlarındaki insan unsurundan sürekli anormal bir “ayak bağı” olarak söz etmesine rağmen, ordunun büyük insan ordularına ihtiyacı öngörülebilen gelecekte hiç de azalacak gibi değil. Uykusuzluk araştırması, fiziksel becerileri insandışı aygıt ve ağların işlevselliğine iyice yaklaşan askerler arayışının bir parçası olarak anlaşılmalıdır. Bilim-ordu ortaklığı insan-makine etkileşiminin pek çok türünü güçlendirecek “idrak artırma” biçimleri geliştirmeye yönelik olarak muazzam çalışmalar yürütüyor. Ordu aynı zamanda, korkuyu önleyen bir ilacın geliştirilmesi de dahil, beyin araştırmalarının pek çok başka alanını da finanse ediyor. Sözgelimi füze donanımlı insansız hava araçlarının (İHA) kullanılamayacağı, dolayısıyla ne kadar süreceği belli olmayan görevler için uyku rezistanslı ve korku geçirmeyen komando ölüm mangalarının gerekeceği durumlar olacaktır. Bu çalışmalar kapsamında, beyaz-taçlı serçeler insan bedenine makinesel bir süreklilik ve etkinlik modeli dayatmaya katkıda bulunma amacıyla Pasifik kıyısı çevresindeki mevsimsel ritimlerinden koparılmıştır. Tarihte de görüldüğü gibi, savaşla ilintili yenilikler kaçınılmaz biçimde daha geniş bir toplumsal çevreye asimile edilir ve uykusuz asker de uykusuz işçi veya uykusuz tüketicinin öncüsü olacaktır. Uykusuzluk ürünleri, ilaç firmalarının agresif satış taktikleriyle önce bir hayat tarzı seçeneği olarak sunulacak, nihayetinde ise pek çok insan için bir zorunluluk haline gelecektir.

7/24 pazarlar ile kesintisiz çalışmaya ve tüketime yönelik bir küresel altyapı yerleşik hale geldi, şimdi de bunlara daha iyi uyan bir insan özne yapım aşamasında.

1990’ların sonlarında bir Rus / Avrupa uzay konsorsiyumu, güneş ışığını dünyaya geri yansıtacak uydular yapıp yörüngeye oturtma planlarını duyurdu. Bu tasarı, 1700 kilometre irtifada güneşle senkronize yörüngelere, her biri kâğıt inceliğindeki malzemeden, katlanabilir parabolik yansıtıcılarla donatılmış bir dizi uydu yerleştirmeyi gerektiriyordu. Her bir ayna uydu, tamamen açılıp çapı 200 metreye ulaştığında, dünyadaki yaklaşık 26 kilometre karelik bir alanı, ay ışığının yaklaşık 100 katı bir parlaklıkla aydınlatma kapasitesine sahip olacaktı. Projenin başlangıçtaki hedefi, Sibirya’da ve Rusya’nın batısında uzun kutup geceleri yaşayan ücra coğrafi alanlarda endüstriyel ve doğal kaynak sömürüsü için, dış mekânda çalışmanın yirmi dört saat sürmesini mümkün kılacak aydınlatma sağlamaktı. Fakat şirket daha sonra planlarını, gece vakti bütün metropoliten alanlarına ışıklandırma sağlama imkânını içerecek biçimde genişletti. Bu projenin elektrik aydınlatmasındaki enerji maliyetlerini düşüreceğini ileri sürerek, şirket hizmetlerinin reklamını “gece boyunca gün ışığı” sloganıyla yaptı. Projeye hemen itirazlar geldi, hem de pek çok yerden. Gökbilimciler, yeryüzünden yapılan çoğu uzay gözlemi için doğuracağı sonuçlardan dolayı kaygılarını dile getirdi. Biliminsanları ve çevreciler, gece ve gündüzün düzenli olarak birbiri ardına gelmemesi uyku dahil çeşitli metabolizma düzenlerine sekte vuracağından, hem hayvanlar hem de insanlar için zarar verici fizyolojik etkileri olacağını beyan etti. Kültürel topluluklar ve insani yardım örgütlerinden de itirazlar yükseldi, gece gökyüzünün bütün insanlığın erişimine açık müştereklerimizden biri olduğunu ve gece karanlığını yaşama ve yıldızları seyretme imkânının hiçbir şirketin elimizden alamayacağı temel bir insan hakkı olduğunu ileri sürüyorlardı. Gelgelelim, bu herhangi bir anlamda bir hak ya da ayrıcalıksa, sürekli kirli hava ve yüksek yoğunluklu ışıklandırmanın yarı karanlık yarı aydınlığında kalmış olan şehirlerdeki dünya nüfusunun yarıdan fazlası için bu hak çoktan ihlal ediliyor. Gerçi projeyi savunanlar, bu tür teknolojinin elektriğin gece kullanımını düşüreceğini ve gece göğüyle karanlığının kaybının küresel enerji tüketimini azaltmak için ödenen küçük bir bedel olduğunu öne sürmüştür. Her halükârda, gerçekleştirilmesi kesinlikle imkânsız bu atılım, daimi bir aydınlatma durumu ile küresel mübadele ve dolaşımın durmak bilmez işleyişini birbirinden ayrılmaz gören çağdaş bir tahayyülün belli başlı örneklerinden biridir. Söz konusu proje, bütün bu girişimci aşırılığıyla, araçsallaştırılmış ve bitmez bir görünürlük durumunu örten ya da engelleyen her şeye karşı kurumsal bir hoşgörüsüzlüğün abartılı ifadesidir.

Pek çok olağanüstü nakil (extraordinary rendition) kurbanının ve 2001’den bu yana hapsedilenlerin gördüğü işkence biçimlerinden biri uykudan yoksun bırakmadır. Tutuklulardan özellikle birinin neler yaşadığı gayet iyi biliniyor, fakat durumu böyle belgelenmemişse de aynı muameleyi görmüş daha yüzlerce insan var. Muhammed el Kahtani’ye, şimdilerde Pentagon’un “İlk Özel Sorgulama Planı” olarak bilinen ve Donald Rumsfeld’in de imzasını taşıyan şartnameye göre işkence yapılmıştır. El Kahtani genelde yirmişer saatlik sorgulamalara maruz kaldığı iki aylık bir dönemin büyük kısmında uykudan yoksun bırakılmış. Işık şiddeti yüksek lambalarla aydınlatılan, bangır bangır müzik verilen, yatılamayacak kadar küçük hücrelere kapatılmış. Askeri istihbarat çevrelerinde bu hapishaneler Karanlık Taraf’a (dark side) atıfla Karanlık Mekânlar (dark sites) diye bilinir, buna karşılık el Kahtani’nin hapsedildiği yerlerden birinin kod adı Parlak Işıklar Kampı’dır. Uyku yoksunluğu, Amerikalılar ya da vekilleri tarafından ilk kez kullanılmıyor. Ayrıca sadece bunu ön plana çıkarmak yanıltıcı olur, çünkü Muhammed el Kahtani ve daha niceleri için uyku yoksunluğu kapsamlı bir dayak, aşağılama, uzun süre bağlı tutma ve suda boğulma etkisi yaratma programının sadece bir parçasıydı. Olağanüstü nakil mağdurlarına uygulanan bu “programlar”ın pek çoğu Davranış Bilimleri Danışma Ekiplerindeki psikologlar tarafından, bireyin duygusal ve fiziksel hassasiyetlerini saptayıp istismar etmek amacıyla kişiye özel tasarlanmıştır. Uyku yoksunluğunun işkence olarak kullanımı yüzyıllar öncesine dayanır, fakat sistematik kullanımı elektrikle aydınlatma ile sürekli yüksek ses araçlarının bulunduğu tarihlere denk düşer. İlk defa Stalin’in polisi tarafından 1930’larda rutin olarak uygulanan uyku yoksunluğu çoğunlukla, İçişleri Halk Komiserliği (NKVD) işkencecilerinin “taşıma bandı” dediği şeyin, yani insanların türlü türlü gaddarlığa maruz kalıp şiddet gördüğü ve bunun sonucunda telafisi imkânsız zararlara uğradığı organize bir işkence silsilesinin ilk etabını oluşturuyordu.

Uyku yoksunluğu nispeten kısa bir süre içinde psikoza yol açar, birkaç haftadan sonra da nörolojik hasara neden olmaya başlar. Bazı deneylere göre, iki ila üç hafta uykusuz kalan sıçanlar ölüyor. Uyku yoksunluğu insanı aşırı bir âcizlik ve itaate sürükler, böyle bir durumda kurbandan anlamlı bir bilgi almak imkânsızdır, çünkü her suçu üstlenip bir sürü şey uydurabilecek bir haldedir. Uykunun esirgenmesi bir dış kuvvetin benliğe el koyması, bireyin ayrıntılı olarak hesaplanmış biçimde paramparça edilmesidir.

Notlar
[1] The Defense Advanced Research Projects Agency, ABD Savunma Bakanlığı’nın İleri Araştırma Projeleri Dairesi.Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Kerem Görkem, "İnsanın ve kapitalin uykuya bakışı", K24, 15 Ekim 2015

Uyku, başlı başına ve koşulsuz halde bir düşünce ve merak konusu. Hemen hepimiz, hayatımızın bir döneminde uyku ya da uykunun getirdikleri hakkında temel şeyler düşünmüş, bu konularda kendi kendimize birtakım sorular sormuşuzdur: “Neden uyuyoruz,” “Hiç uyumasak ne olur,” “İnsan neden rüya görür,” “Bilinçaltı kendisini neden uyku anında belli eder” gibi. Bu noktada, uykunun getirdikleri kısmını açmak önemli. Rüya, bilinçaltı ve uyku bozukluğundan dolayı ortaya çıkan bazı hastalıklar gibi aslında her biri ayrı bir yazının konusu olabilecek bu kavramları ancak uyku üzerinden tanımlayabiliriz çünkü. Aynı zamanda, uykudan türeyen (ya da uyku sayesinde var olan) bu kavramlar esasen kendi içlerinde ayrı birer araştırma konusu. Rüyalar üzerine romanlar yazılıyor, bilinçaltı psikoloji eğitiminde önemli bir yer tutuyor, uyku bozukluğundan dolayı ortaya çıkan hastalıklara (bunlardan ilk akla geleni ve en çok bilineni uyurgezerlik belki de) tıbbi çareler aranıyor. Fakat, eğer ki yakınılan bir başarısızlıksa, bir şeyleri sorgulamaya her şeyden önce uykudan başlamak gerek. En temel soru ise şu: Uyku hakkında ne biliyoruz?

İşte, Jonathan Crary’nin 7/24: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu adlı çalışması önceki paragrafta değindiğim noktaların yakınında gezinen, tıpkı yayınevinin aynı seriye dâhil diğer kitapları gibi “aydınlatıcı” bir kitap.

Sözlükleri bir kenara koyacak olursak, uykunun anlamı (ya da anlattığı şey) kimselerin zihninde değişiklik gösterebiliyor. 7/24'ün alt metinde okura kavrattığı ve metnin tamamında sıkça vurgulanan bir nokta da bu “anlam değişimlerinden” belki de en önemlisi: İnsanın ve kapitalin uykuya bakışı.

Bunu açacağım.

Uyku, toplum içerisinde ve sermayenin açtığı şemsiyenin altında kendisine iyi- kötü bir yaşam alanı oluşturabilmiş ortalama bir birey için, günün yorgunluğundan arınmak ve sonraki “tıpkı gün”e hazırlanmak anlamına geliyor. Yani insanlar uyanıyor, çalışıp yoruluyor, sonra tekrar uyuyup uyanıyor; bu döngü geç yaşlara dek böyle devam ediyor. Onu bir keyif aracı olarak görmek bir yerde dursun, sabah olup alarmın hiç çalmamasını dileyerek uyumaya çalışan insanın birkaç saatliğine de olsa “hakikaten” uyuyabilmesi bir mucize bugün. Çağımız insanının uyku konusundaki beklentisi hemen hemen bundan ibaret ve korkunç bir alışmışlık söz konusu.

Kapitale göre ise uyku, “devasa bir kârlılık motorunun sömürgesi haline getirip hizmetine koşamadığı bir insan ihtiyacı ve zaman aralığı fikrini gündeme getiriyor, bu yüzden küresel şimdiki zamanda bir aykırılık ve kriz mahalli olarak kalıyor” (s. 21). Bu yüzden, kapital uyku konusundaki memnuniyetsizliğini çözüme eriştirmek için, özne durumundaki insana uykunun gereksizliğini anlatmaya çalışıyor. Ortada çekincesizce iddia edilen müthiş bir hedef var ve uykunun, olsa olsa bu hedefe giden yoldaki bir engel olduğu işaret ediliyor. Evet, o hedefin adı -pürüzlerinden temizlenmiş haliyle- başarı. Bu noktada, “Kapital insanların başarılı olmasını ister mi” yerinde bir soru olur. Gelgelelim bir başkası çıkıp da “İster, ama niye ister” derse eğer, işte o zaman asıl noktaya gelmiş oluruz. Kapitalin kendi araçlarıyla, toplum içerisinde yaşayan insana “başarı” olarak addettiği şey, esasen kapitalin insandan istediği şey. O “şeyler” bir biçimde, dilden dile, “başarı” adını alıyor ve bütün bunlar olurken gerçekleşen süreç bir ikna mekanizmasını gerektiriyor. Kapitalin uyku meselesini devreye soktuğu yer de tam olarak burası işte: “Uyku yoksunluğu insanı aşırı bir acizlik ve itaate sürükler, böyle bir durumda kurbandan anlamlı bir bilgi almak imkânsızdır, çünkü her suçu üstlenip bir sürü şey uydurabilecek haldedir” (s. 18). İşte bu hal, insanın bile isteye şemsiyesi altında yaşadığı kapitale gönlünün razı olduğu, bir diğer deyişle “bilinçsizleştiği” ana denk geliyor.

Buradan sonra, Crary’nin “bir zaman olmayan” olarak tanımladığı 7/24, insanın yaşamına dâhil olan her şeyi -uyku dâhil-, istila etmeye başlıyor. Kapitalin sunduğu olanaklardan payına düşeni alabilmek için kapitale hizmet ediyor insanlar, bu yolda uykularından feragat ediyor. Haftanın beş günü, dokuzar saat kapitale hizmet eden birey, kalan zamanlarda “farklı” bir şey yapabilmek adına, kapitalden aldığı parayı kapitale iade ediyor. Bu durum farklı dil ve kültürlerde tatil, eğlence, seyahat gibi kelimelerle tanımlanıp güzelleniyor. Fakat bütün bunlar olurken, 7/24 yaşayan insan, artık eskiden olduğu kişi olmuyor, “özneleri sadece elde etmeye, sahip olmaya, kazanmaya, boş boş etrafa bakmaya, çarçur etmeye ve dalga geçmeye odaklanmaya” (s. 41) alıştırıyor kapital. 7/24 yaşayan insan, kapital süzgecinden geçtiğinde uykusuzluğun öznesi ve sermaye şemsiyesinin yağmurdan koruduğu bir “şeker” haline geliyor.

7/24, “bir zaman olmayan” tanımından ziyade, kapitalin kurduğu dünyanın ritmine ayak uydurabilen yelkovanıyla, o dünyaya ait bir saati işaret ediyor. Kolumuza ya da duvara her baktığımızda gördüğümüz bir saat o.

Jonathan Crary, 7/24: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu adlı çalışmasında işte o saatin nasıl işlediğini anlatıyor.

Devamını görmek için bkz.

Ali Bulunmaz, "Kapitalizmin 7/24 parlayan güneşi", Cumhuriyet Kitap Eki, 15 Ekim 2015

Jonathan Crary 7/24: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu'nda, giderek kesintisiz hale gelen yaşamı, çalışma ortamlarını ve tüketim “kültürü”nü inceliyor. “Kapitalizmden çalınan zaman” olarak nitelenen uykuyla, uykudan çalınan zamanı karşılaştıran Crary, “dikkatini topla” diye buyruk veren sistemin, uykusuz bırakma yöntemleriyle bunu kendisinin nasıl alaşağı ettiğini tartışıyor.

Eskiden hayatta kalmanın yalın ve yazısız kuralları vardı. Mesela doğayla uyumlu yaşama, gerektiği kadar, daha doğrusu ihtiyaç ölçüsünde tüketme, haddini bilme ve karşındaki insana saygı duyma... Ne zaman ki Homo Erectus'tan Homo Faber'e, oradan da Homo Sapiens'e uzanan çizgide son durağa, yani Homo Economicus'a geldik işin büyüsü bozuldu; müthiş bir rekabet, hırs ve sahip olma dürtüsü hepimizi kuşattı. Bunun beklenen sonucu ise “daha fazla” ile başlayan cümlelerin kurulması, hatta onun hayatımızın tek gerçekliğine dönüşmesiydi. Dolayısıyla taşlar yerinden oynadı, kurallar değişti; aslında kural filan da kalmadı.

Kabul etsek de etmesek de daha vahşi bir dünyada yaşıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, doğa babında değil; sömürdüğümüz ve yakıp yıktığımız tabiatın yerine geçirdiğimiz kendi dünyamız anlamında. Bunun en belirgin tanımı sahte gerçeklik: İhtiyaçlar fazla, tüketim bu yüzden en tepede, kendimize ayırdığımız zaman ise yerlerde. “Vakit kaybı” olarak nitelenen uykudan bahsetmek de abesle iştigal.

Artık “ne kadar az uyku o kadar çok verim ya da üretim” şiarıyla hareket ediyoruz. Kesintisiz faaliyet, durmaksızın hareket eden ve her şeyi belirleyen piyasa, bizi inanılmaz ölçüde meşgul ederken tüm dikkatimizi ve benliğimizi alıp götürüyor. Duruma uyananlar da uyarıyor: Bu gidiş iyi değil!

"Sağlam iradeli bireyler"

Gözlemcinin Teknikleri: On Dokuzuncu Yüzyılda Görme ve Modernite kitabıyla tanıdığımız Jonathan Crary, yukarıda bahsi geçen gidişatın ciddiyetini ve saçmalığını fark edenlerden. Uykusuzluğu, verimliliğin koşulu olarak gören sistem, aklı başında her insanın gözüne takılıyor elbette. Crary, uykudan çalmanın, verimlilik uğruna benliği paramparça ettiğini ısrarla savunuyor. Bir başka deyişle sistemin yarattığı askerlerin bizi sürüklediği ve çoğunlukla görmekten sakındığımız açmazlara; “performans” adı altındaki işkencelere nasıl evrildiğini anlatmaya uğraşıyor.

“En iyi performansı” sergilemek için dişini tırnağına takan “sağlam iradeli bireyler” oluşturulurken gerçekte ilaçlarla ayakta kalmaya çabalayan, bol bol psikiyatra görünen, sürekli depresyonda ve son derece huzursuz kişilikler haline getiriliyoruz. Bir bakıma makineleştirilen insan, 7/24 çalıştırılarak hem “etkin” ve “verimli” birer yaratığa dönüştürülüyor hem de mükemmel şekilde denetlenip tüketiyor. Crary, uyku yoksunluğunun insanı “aşırı âcizliğe” ve “itaate sürüklediğini” söylüyor; şu anki durumumuzu özetleyen bir belirleme bu. Kapitalizm güneşi tepemizde gece gündüz parlıyor.

Uykusuz bırakma, hangi şekilde uygulanırsa uygulansın şiddeti farklı olmakla beraber bir işkence. Yarattığı en belirgin durumsa zamansızlığa (zamandan kopmaya) ve uydurma bir dünyaya geçiş. “Kesintisiz işleyiş ilkesi” burada anahtar kavram; 7/24'ün “mantığı” bu: Crary'nin deyişiyle “statik tekrar.” Var olan durum, bir bakıma gerçek hayatınkinden uzaklaşıp 7/24'lük ritme kaymak anlamına da geliyor. Nihayet, uykusuzluk “doğal” gibi görünüyor, daha doğrusu bizim bunu böyle algılamamız isteniyor: “Ne var ki uyku, artık zorunluluk ya da doğa kavramlarından ayrı tutulan bir deneyim. Başka pek çok şey gibi uyku da daha ziyade değişken ama sadece araçsal ve fizyolojik bakımdan tanımlanabilen yönetilebilir bir işlev olarak tanımlanabiliyor.”

Gözlerimiz tamamen açık

Crary'nin hatırlattığı ve vaziyete cuk oturan bir başka mevzu, hayatımızın önemli parçalarından “uyku modu.” Buradaki “uyku”nun aldatıcı olmaması gerektiğini söylüyor yazar çünkü o anda bile hiçbir şekilde tam olarak kapanma veya kapatma söz konusu değil. Yani bütünüyle istirahatten bahsetmek imkânsız. Bahsedilecekse de bu çok pahalı bir süreç artık. Üstelik vücuda giren kimyasallar da ayrı bir konu. 7/24 çalışma veya ayakta kalma; gözler kapalıyken bile beynin işleme durumu, benliği altüst eden bir süreç kısacası: “7/24, zamansız bir zamanı ilan eder, maddi ya da teşhis edilebilir hudut çizgilerinden çıkarılıp alınmış bir zamanı, silsilesiz ya da tekrarsız bir zamanı.”

Crary'e göre 7/24 asla hedefsiz değil; rekabet, ilerleme, sahip olma, kendini sağlama alma ve konfor üzerinden yürüyen bir öğütücü. Zamanı yiyip bitiren hız bütün bunları peşine takan bir lokomotife benziyor. “Birey” de kendisine sürekli yeni uygulamalar indiren bir mekanizmaya... Bu mekanizmanın işleyişi veya dayatmasıyla “birey” uysallaşırken tüketim, birikim ve açgözlülüğü talanla ya da yaşamı köreltmeyle eşleştiren her türlü “çatlak ses” de 7/24'ün neferleri tarafından itinayla bastırılıyor. Böylece hepimiz bir şekilde sakinleştirilip (ya da uyuşturulup) bize dayatılanları satın alıyor, kişiliğimizin yönetilmesine izin veriyor ve “ölmeden önce yapılacaklar, okunacaklar, izlenecekler listelerine” yöneltiliyoruz. Gözlerimiz tamamen açık biçimde 7/24 “toksik yiyecek ve suyla beslenip nükleer reaktörlerin yakınında yaşayan uysal tebaa”ya dönüşüyoruz.

Alarm erteleme rekortmenleri ve 7/24'ün neferleri

7/24'ün gelip dayandığı bir başka nokta kâr güdüsü. Bunu sağlayan da düzenli çalışma. Daha doğrusu, insanları sapma olmayan bir rutine alıştırma veya doğal koşullardan inorganik şartlara geçiş. Günümüzün “verimli” ve disiplinli, hatta esnek çalışma koşullarının çerçevesini de çiziyor bu “mantık.” Tabii sadece o değil; 7/24 kapitalizm, yoğun dikkat gerektirmesinin ve çok çalışmayı buyurmasının yanında “çoklu işlemler ve eğlencelerin takip edilebileceği” biçimde yürüyor. Zaten aklımızı teslim ettiğimiz “akıllı cihazlar” da bu yüzden var, öyle değil mi? Onların, 7/24 kapitalizmini tamamlaması ve rutinimize hizmet etmesi bu şekilde açıklanamaz mı?

Hıza alışmamızı sağlayan ve bir anlık bekleme tahammülümüzü bile sekteye uğratan 7/24 kuralları, aynı zamanda gündüz düşlerine dalmamızı engelleyip herhangi bir gecikmede sinirlerimizin laçka olmasına yol açıyor. Dikkatimizi toplamamızı emreden ve dağıtan 7/24 “mantığı”, bizi dört koldan sararak denetimini sıkılaştırıyor.

Bugün geçerli olan sistem, bizi atıl ve cansız bir karaktere bürünmemiz için zorluyor. Bir anlamda şeyleşme deneyiminde bir başka faza geçmemiz isteniyor. Bu da sahip olma, birikim yapma ve güce erişmenin tek değer olduğunu söylüyor. Beri yandan da geç kapitalizmin yazılı veya yazısız kurallarına biat edilmesi gereken bir düzen o.

Peki, bahsi geçen o düzenin tarifi nasıl yapılabilir? Crary buna yanıt veriyor: “7/24 beklemesiz bir zaman, talep üzerine bir ânındalık, başkalarının mevcudiyetinden yalıtılma yanılsaması sunar (...) 7/24, doğrudan demokrasinin her biçimi için elzem olan birey sabrı ve saygısını köreltir; başkalarını dinleme ve konuşmak için sıranın sana gelmesini bekleme sabrını...”

7/24 bir praksis. Bunun içinde uyku ise gündüz var olan sığlığın iplerinin gece salınması anlamına gelir. Onun dışında, sistemde herhangi bir anlamının bulunduğu da söylenemez. Crary'e göre toplumsal ile doğal arasında bir yerlerde duran uyku, mevcudiyeti korumaya yardım eder; o, “küresel şimdiki zamanın büyük ağırlığının reddi” olarak da değerlendirilebilir.

O halde bugün devam eden mücadelenin iki ucu da netleşmiş olur: Bir tarafta alarm erteleme rekortmenleri, öbür cenahta ise daha çok “üretme”, tüketme ve performansını arttırma meraklıları, yani 7/24'ün neferleri...

Devamını görmek için bkz.

Emek Erez, "Geç kapitalizme bir direnme biçimi: Uyku", Edebiyat Haber, Kasım 2015

Kapitalizmin yaşamımızın her noktasında yer aldığı, neredeyse bedenimizin tüm noktalarına temas ettiği bir çağ durumunu yaşıyoruz. Bu sistem geliştirdiği yeni teknolojilerle, yaptığı deneylerle insan bedeninin doğasına aykırı pek çok uygulamayı da devreye sokmuş durumda. Geçtiğimiz haftalarda Metis Yayınları tarafından basılan, Jonathan Crary’nin 7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu adlı kitabı, geç kapitalist dönemde sistemin 7/24 nasıl yaşamımızın ortasında olduğuna odaklanırken, uykumuza bile nasıl müdahale edilmeye çalışıldığını gözler önüne seriyor. Çeşitli bilgi ve enformasyon ağları, tüketim kültürü ve daha pek çok sebeple insan kendi varlığından ve doğasından uzaklaşıyor. Yazar belki de sisteme direnen tek yanımızın uyku olabileceğini düşünüyor ve uykuyu tarih içerisindeki anlamlarıyla birlikte ele alarak, uyumanın sisteme karşı nasıl direniş durumu yarattığını tartışmaya çalışıyor.

Crary, anlatısına Kuzey Amerika’nın batı kıyısında yaşayan beyaz taçlı serçelerden bahsederek başlıyor. Bu serçelerin özelliği: Pek çok kuştan farklı olarak, göç sırasında yedi güne kadar varan, olağan dışı uyanık kalabilme kapasiteleri. Bu mevsimsel davranış, hiç dinlenmeksizin, geceleri yollarına devam ederken gündüzleri de yiyecek peşinde koşmalarına imkân sağlıyor. Bu serçelerin konumuzla ilgisi ABD Savunma Bakanlığı’nın büyük paralar harcayarak bu kuş türü üzerinde çeşitli çalışmalar yürütmesi. Amaç ise: insanların da bu kuşlar gibi uyumadan kalabilmesi, üretken ve verimli olabilmesi yani esasen insan, sistem tarafından 7/24 insan nasıl sömürülebilir? sorusuna yanıt aranması anlamına geliyor. Bu durum aslında en başta da belirttiğimiz gibi sistemin bedenimize direkt olarak müdahale etmesi anlamına geliyor. Hiç uyumadan, gece gündüz demeden çalışan insanlar ya da aslında insanın robotlar olarak tekrar üretilmesi. Boş alanın tamamıyla sistemin kontrolüne geçmesi, Paul Lafargue’un o ünlü denemesinde bahsettiği “tembellik hakkı” denilen ve bir türlü alınamayan hakkın tamamen yok olması. 7/24 tahakküm, 7/24 sömürü...

Crary 7/24 uygulamasının tüketimle olan ilişkisini de gözler önüne seriyor. Son yıllarda bir şekilde gördüğümüz mağaza, kafe, restoran tabelalarını hatırlayalım; “7/24 açığız”, “7/24 hizmetinizdeyiz” ilk bakışta tamamen insan hizmetine sunulmuş, masum bir durummuş gibi görünen bu uygulama aslında uyumadan, gece gündüz demeden tüketin demek olmuyor mu? Yazara göre: “7/24 pazarlar ile kesintisiz çalışmaya ve tüketime yönelik bir küresel alt yapı yerleşik hale geldi, şimdide bunlara iyi uyan bir insan özne yapım aşamasında.” Bu durumu yukarıda bahsettiğimiz çalışmalarla ilişkilendirdiğimizde aslında ortaya çok açık bir sonuç çıkıyor; sistem insanın doğası dışında, yeni “özneler” üretmeye çabalıyor. Ve bunu gerçekleştirmek için insan doğasına her türlü müdahaleyi “normal” görüyor. İnsanı insanlıktan çıkarıp, yedi gün yirmi dört saat kendisine hem çalışarak hem de tükettirerek hizmet edecek köleler yaratmayı hayal ediyor.

Tüm bu bahsettiklerimiz çok kara bir anlatı gibi dursa da aslında çok uzağında değiliz gibi geliyor bana. Ve elbette tüm bu uygulamalar sadece insan türüne zarar vermiyor. Crary’nin de dikkat çektiği gibi tüm bunlar: “7/24 daimi harcama ve kendisini ayakta tutan sonsuz müsriflik beyanıyla, ekolojik bütünlüğün dayalı olduğu döngüleri ve mevsimleri öldüresiye bozmasıyla, çevre felaketlerinden ayrı tutulamaz.” Bu durum Neolitik Dönem itibariyle insanın denetimine geçen ve ötekileştirilen çevrenin sonunun başlangıcı olarak da değerlendirilebilir. İnsan tarafından çoğu zaman sadece faydalanabileceği nesnelermiş gibi algılanan doğa varlıkları, hayvanlar, ağaçlar, toprak sistemin amaçlarını tam anlamıyla gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, çok daha ağır darbe alabilir ve hâttâ tamamıyla yok olabilir.

Görüldüğü üzere kapitalist sistemin tam anlamıyla kontrolü ele geçirdiği bir dünya insan doğa ve hayvanların her açıdan yok olması anlamına geliyor; ama her şey bitti mi diye sorarsak, Crary’nin kitabının en önemli noktası da bence burada ortaya çıkıyor. Yazar uykunun hâlâ kapitalizmin önünde önemli bir bariyer olduğunu düşünüyor. Çünkü sistem ne kadar çabalarsa çabalasın, doğaya tam anlamıyla hüküm edebilir konumda değil. Bu nedenle de ona göre uyku: “Kapitalizmin zamanımızı çalmasının ödünsüz kesintiye uğratılmasıdır.” Sadece uykuyla sistem mi değişir gibi bir düşünce oluşabilir kafamızda ama tarih içerisinde, çeşitli dönemlerde uyku hakkındaki görüşlerin genelde olumsuz olması, ona yüklenen anlamın sistemle ilişkisi kurulduğunda esasen hiç de yabana atılamayacak bir konu olduğuna işaret ediyor. Örneğin Crary’nin aktarımıyla 17. yüzyılın ortalarında, Lock’a göre uyku: “Tanrının insanlar için amaçladığı öncelikler olan çalışkanlık ve rasyonelliğin kaçınılmaz olsa da kesintiye uğraşıydı.” Hume’a göre: delilik ve humma ile eş değer olarak görülüyordu. 19. Yüzyılın ortalarında daha düşük ve “ilkel” bir hale gerileme olarak anlaşılıyordu. Bu dönemde sadece Schopenhauer uykuya olumlu anlam yükleyerek: insan varoluşunun “hakiki özünü” sadece uykuda bulabildiğini öne sürüyor. Bu görüş ve düşüncelerde görüldüğü gibi uyku genellikle insan varlığının önünde bir engelmiş, “hastalıklı” bir durummuş gibi algılanıyor. Modern dönem bu birikimlerin ışığında uykuyu “akıl dışı” bir yere koyuyor ve kapitalizmle birleşince belki de uyku insanı her türlü sömürmenin önünde bariyermiş gibi algılanıyor.

İnsan bedenini 7/24 tahakküm altına alınması basit bir şey değil. Uykusuzluk yazarın bahsettiği gibi: “Bir duyu yitimi, bir hafıza yitimi alanıdır; deneyim imkânını bertaraf eden bir şeyin alanıdır.” Crary, Blanchot’nun bir cümlesini değiştirerek bu durumu bir de şöyle ifade ediyor; “7/24 bir bakıma felaket ânı veya felaketin sonrası gibidir; ayırt edici özelliği bomboş bir gökyüzüdür, ne bir yıldız vardır ne de başka bir işaret, yönünüzü şaşırır ve bir türlü bulamazsınız.” Sistemin amacı da böyle bir şey gibi geliyor bana, tüm zamanımızı çaldığında, biz artık hiçbir şeyi ayırt edemez noktaya geldiğimizde, sadece tüketmeye ve çalışmaya odaklandığımızda, hafızamızdan geçmişin izi silindiğinde, kendi varlığımızı tamamen kaybetmiş olacağız. Sistemin zincirleri boynumuza tam anlamıyla takılı hale gelecek ve nereye çekerse oraya gideceğiz.

Şöyle bir soru gelebilir aklımıza. Böyle bir dünyada nasıl uyuyacağız onca yaşanan olumsuz durum uykularımızı kaçırıyor. Bu doğru bir durum ve bana göre de uykusuzluk bir “hastalık” değil, gayet normal bir durum. Crary: “Zamanın bu noktasında, daha az baskıcı biçimde örgütlenmiş bir dünya olsaydı bile, uykusuzluk “hastalığını” ortadan kaldırmak mümkün olmazdı.” Diyor. Amerika’dan verdiği uyku hapı satış istatistikleri de zaten bu durumu ortaya koyarken, aslında bir şeye daha işaret ediyor: Sistem insanın uykusuzluğunu da ilaçlarla kâr edilecek bir duruma çoktan taşımış.

Yazı boyunca genel olarak olumsuz bir perspektif çizmiş olsak da bu kitabın iki olumlu sonucu var bana göre. Birincisi yaşadığımız kapitalist dönem tüm çabalarına rağmen insan doğasını tam anlamıyla tahakküm altına alabilmiş değil. İkincisi ise yaşadığımız ortamda verimli bir uyku çok mümkün olmasa da, insan bedeni hâlâ bir şekilde uyumak için direnerek kapitalizmin 7/24 sömürme amacını sekteye uğratıyor. Aslında tüm metin boyunca anlattıklarımızdan şöyle bir slogan da çıkarabiliriz: “Kapitalizmin tüm dayatmalarına rağmen; tembellik hak, uyku direniş.”

Devamını görmek için bkz.

Uğur Cumaoğlu, "Kapitalizmin tek ve vazgeçilmez tüketim nesnesi insandır", Kitaphaber.com, 28 Aralık 2015

Kapitalizmin tek ve vazgeçilmez tüketim nesnesi insandır. Geçmişten günümüze kadar ki süreç içerisinde kapitalizm, insanın tüketim hastalığının kronik hale gelmesi ve bunun eylem olarak sürekliliğini sağlamak için her türlü fedakârlığı (!) yapmıştır. İlk başlarda insan doğasına yönelen ve onu anlayıp çözmeye çalışan bu rahatsızlık, zamanla insan doğasının kontrol yöntemlerini de keşfetmiş ve tüketime yönelik her türlü pratiği geliştirerek günümüze taşımıştır.

Bu pratikler, sadece insan doğasının çözülebilirliği ile alakalı değildir. Varlık olarak, insan dışında kendine has özelliklere sahip olan, fakat bu özellikleri insana da uyarlanabilen veya insanı her an tüketime teşvik edebilecek her şey bu araştırmaların nesnesidir. İnsan, en başta kendini ve ele geçirdiği her şeyi tüketen klinik bir vakıa olarak bu talihsizliğinin tarihini yaşamaya mecburdur. Zira tehlike anında takip edebileceği bir yol veya acil çıkış kapısı artık yok.

Jonathan Crary, tam da bu minvalde 7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu adlı eserine bahsettiğimiz noktadan hareket ederek çarpıcı bir giriş yapar. Kuzey Amerika’nın batı kıyıları Alaska’dan Kuzey Meksika’ya mevsimsel olarak göç eden beyaz-taçlı serçe kuşunu örnek verir. Yedi gün boyunca hiç uyumayan, gece sürekli yol alan ve gündüzlerini de yiyecek aramakla geçiren bu kuş türü, ABD Savunma Bakanlığı’nın son beş yıldır epey ilgisini çekmiş ve bu türün araştırmalarına yüklü miktarda paralar harcanmış. Yapılan bu araştırmaların amacı, kuşların uzun süre uykusuz kaldığı bu sürede onların beyin faaliyetlerini araştırmak ve insanlara uygulanabilecek bilgiler elde etmek. Böylece insanların uykusuz kalabilmesini, üretken ve verimli bir biçimde iş görebilmesini mümkün kılmanın yollarını keşfetmek. Burada asıl hedefin uykusuz askerlerin üretilmesi olduğunu ve bunun, aslında bilimin kendi ürettiği ordusunu daha da güçlendirmek için kapsamlı bir askeri girişimin bir parçası olduğu dile getirilir. Nörobiyolojik ve nörokimyasal testlerle elde edilmek istenen birincil sonuç, bir hafta boyunca uykusuz kalabilen askerler elde etmek ve ikincil olarak da bu süreyi iki katına çıkarmak.

Crary, benzer örneklerle sonunda şu can alıcı değerlendirmeyi yapar; ‘’Tarihte de görüldüğü gibi, savaşla ilintili yenilikler kaçınılmaz biçimde daha geniş toplumsal bir çevreye asimile edilir ve uykusuz askerde uykusuz işçi veya uykusuz tüketicinin öncüsü olacaktır. Uykusuzluk ürünleri, ilaç firmalarının agresif satış taktikleriyle önce bir hayat tarzı seçeneği olarak sunulacak, nihayetinde ise pek çok insan için zorunluluk haline gelecektir. 7/27 pazarlar ile kesintisiz çalışmaya ve tüketime yönelik bir küresel altyapı yerleşik hale geldi ve şimdi de bunlara daha iyi uyan bir insan özne yapım aşamasında ’’ Crary, yine bu bölümde çerçeveyi genişleterek örnekleri çoğaltır ve Rusya’dan Guantanamo’ya, uyku ve insan doğası ilişkisinden uykusuz tüketime, Hume’dan Marx’a, konu alanı ile ilgili modern tartışmalardan tarihi gerçekliklere kadar birçok benzer ve sağlam ilişki sunar.

Crary, geceleri şehri aydınlatan sokak lambalarının masumiyetini de sorgular ve aslında onların, aydınlatmaktan çok 7/24 çalışmayı ve tüketimi sağlayan önemli örnekler olduğunu söyler. 7/24, zamansız bir zamanı ilan eder. Maddi ya da teşhis edilebilir hudut çizgilerinden çıkarılmış silsilesiz veya tekrarsız bir zamanı ifade eder. 7/24 içi boş ve soyut bir slogan olsa da imkânsız zamansallığı bakımından amansızdır. 7/24 iletişim ve tüketimin taleplerinin dışında yaşamaya dair güvenilir veya açık seçik seçeneklerin olmasına izin verilmez. Zira doğrudan zorlamanın olmadığı durumda bile, bize yapmamız söylenen şeyi tercih ediyoruz ve bütün hayali ihtiyaçlarımızın bize dışarıdan dayatılmasına izin veriyoruz.

Crary, sonuç olarak uykunun insan yaşamının doğal bir unsuru olduğunu dile getirir ve Uyku, sömürülemez ve asimile edilemez yanlarına rağmen, küresel alanın dışında değildir. İnsan kültürlerinin uzun zaman boyunca uykuyu ölümle özdeşleştirmesinin sebeplerinden biri, her ikisinin de bizim yokluğumuzda dünyanın devamlılığını gösteriyor olmasıdır. Her gece insanın şalteri indirdiği derin bir uyku umudu, aynı zamanda umulmadı bir şeye gebe bir uyanışın beklentisidir der.

Devamını görmek için bkz.

Bülent Falakaoğlu, "Kapitalizm uykumuza neden göz dikti?", Evrensel Gazetesi, 18 Ekim 2015

Bilmem hiç düşündünüz mü?

Uykunuzun köleleşmeye barikat, özgürleşmeye bir araç olabileceğini...

Bence bir an önce hep beraber düşünmeliyiz!

Neden mi?

Beyaz taçlı serçe. Göçmen bir kuş.

ABD Savunma Bakanlığının, kapitalistlerin (sermayenin) ilgi alanında. Bu kuşun ilgi odağı olmasının sebebi neslinin tükeniyor olması değil. Beyaz taçlı serçenin göç sırasında yedi güne kadar varan, olağan dışı uyanık kalabilme kapasitesi...

ABD savunma bakanlığı söz konusu kuşu incelemek için büyük paralar harcıyor. Üniversiteler, bilim insanları devlet desteğiyle bu kuşların beyin faaliyetlerini inceliyor.

Amaç: İnsanların uykusuz kalabilmesini ve üretken ve verimli biçimde iş görebilmesini mümkün kılmanın yollarını bulmak. Aynı zamanda uykusuz askerin yaratılabilmesini sağlamak.

1990’ların sonlarında bir Rus/Avrupa uzay konsorsiyumu, geceleri ortadan kaldıracak bir sistem üzerinde çalışmıştı. Güneş ışığını dünyaya geri yansıtacak uydular yapıp yörüngeye oturtma projesi!

Projenin başlangıçtaki hedefi, Sibirya’da ve Rusya’nın batısında uzun kutup geceleri yaşayan ücra coğrafi alanları aydınlatmaktı. Sonra proje bütün kentleri kapsayacak şekilde genişletildi.

Amaç, endüstriyel ve doğal kaynak sömürüsü için, dış mekanda çalışmanın yirmi dört saat sürmesini mümkün kılacak aydınlatma sağlamaktı.

Uykusuzluk nereye?

Tarihte görüldüğü gibi, savaşla ilintili yenilikler kaçınılmaz biçimde daha geniş bir toplumsal çerçeveye uygulanır. Uykusuz asker de uykusuz işçi de uykusuz tüketicinin öncüsü olacaktır artık.

Uykusuzluk ürünleri, ilaç firmalarının agresif satış taktikleriyle önce bir hayat tarzı seçeneği olarak sunulacak. Sonrasında ise pek çok insan için bir zorunluluk haline gelecek.

Peki niçin tüm bunlar? Elbet de “haftanın 7 günü 24 saat” projesinin parçası olabilmemiz için.

Şöyle ki... 7/24 pazarlar ile kesintisiz çalışmaya ve tüketime yönelik bir küresel altyapı oluştu zaten. Şimdi sıra buna daha iyi uyan bir insan yaratmaya geldi.

Gelişmiş kapitalist dünyada pek çok kurum onlarca yıldır 7/24 çalışıyor. Ancak bireyin pazarlar, enformasyon ağları ve diğer sistemlerin kesintisiz işleyişine uyacak biçimde tekrar düzenlemesi yenidir.

7/24 bir farksızlık zamanıdır. Uykunun zorunluluğu ya da kaçınılmazlığı gibi bir şey söz konusu değildir. Emek açısından, dur duraksız ve sınırsız çalışma fikrini akla yatkın, hatta normal kılar.

Sadece durmaksızın çalıştırmakla bırakmaz. 7/24, daimi harcama ve kendisini ayakta tutan sonsuz müsriflik beyanıyla, ekolojik bütünlüğün dayalı olduğu döngüleri ve mevsimleri bozmasıyla çevre felaketinden de ayrı tutulamaz.

Uyku Kapitalizm İçin Kötüdür

Kapitalizm için uyku beyhudedir. Bünyevi pasifliktir. Üretim, tüketim ve dolaşımda kesintiye ve kayba yol açar. 7/24 hedefiyle çatışır.

Çok değil daha bir kuşak önce Kuzey Amerika’da uyku 8 saatti. Bugün, “hayatımızın üçte birini uykuda geçiriyoruz” sloganıyla savaş açılan uyku süresi ortalama 6,5 saate indi.

“Daha az uyku hayatı dolu dolu yaşamak değil mi?”, “Eğer ilaçla 100 saat çalışabilir hale gelirsek bunun nesi kötü ki?” soruları aslında 7/24’ü meşrulaştırıyor. Giderek kapitalizm çalışma sürelerini uzatıyor, dinlenme sürülerini azaltıyor. Pazar günleri de dahil dinlenmek, kapitalizm için maliyet demek. Dinlenmenin giderek kapitalist için pahalı hale geldiği bir dünyada dolu dolu hayat yaşamak mı? Hiç inandırıcı değil!

7/24 akışı, gece ile gündüzün, aydınlık ile karanlığın eylem ile istirahatın arasındaki ayrımları silikleştirir. Bu akışa uykusuzluk gerekir. Zira uykusuzluk üretme, tüketme ve ıskartaya çıkarmanın durmaksızın gerçekleştirildiği bir durumdur.

Marx’ın deyişiyle ‘doğal bariyer’lerden biri olan ve 7/24 kapitalizmin tam tekmil gerçekleşmesinin önündeki son büyük engellerden biri olan uyku ortadan kaldırılamaz. Lakin talan edilip enkaz haline getirilebilir.

Beter Bir Denetim Altındayız

7/24 sürekli erişebilme hali ne kadar lüks değil mi? Oysa hiçbir birey 7/24 alışveriş yapamaz, oyun oynayamaz, çalışamaz, blog yazamaz, bilgisayarına dosya indiremez ya da mesaj atamaz. Fakat tüketilmeyecek, alışveriş edilemeyecek, ağ kaynaklarından yararlanılmayacak hiçbir an kalmadı. Böylece hem toplumsal hayat hem de özel hayat istila altında.

Örneğin dijital görüntü ya da enformasyon olarak kaydedilemeyecek ya da arşivlenemeyecek neredeyse hiçbir durum yok artık. Bilgisayarda nerelerde gezindiğiniz. Nelere odaklandığınız. Hangi tüketimin pazarı olabileceğiniz rahatlıkla kayıt altına alınabilir. Hatta rüyalarınız bile bilgisayara indirilen bir dosya gibi istenirse arşivlenebilir.

Faşizmden beter bir denetim altındayız!

7/24 işleyişinin tüm toplumsal sonuçlarını Jonathan Crary’nin 7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu kitabından okuyabilirsiniz.

Uyku ve Gelecek Düşü

Yazının başında “Uykunuzun köleleşmeye barikat, özgürleşmeye bir araç olabileceğini hiç düşündünüz mü?” diye sormuştum.

Eğer düşmediyseniz bir an önce düşünmelisiniz. Çünkü büyük bir tehdit altındayız. Jonathan Crary o tehdidi şöyle özetliyor: “Yirmi birinci yüzyıl kapitalizminin sürekli genişleyen dur duraksız süreçleri hayatın her alanında feci sonuçlara yol açıyor. Artık neredeyse kesintisiz işleyen piyasalar bizi sürekli faaliyete zorluyor. Topluluk fikrini ve siyasi ifade biçimlerini aşındırıyor, gündelik hayatın dokusuna zarar veriyor. Bildiğimiz anlamda bir zaman olmayan bu 7/24, yoğun bir tüketimcilik ile yeni denetim ve gözetim stratejileri birbirinden ayrılmaz hale geliyor.”

Jonathan Crary mutlaka okunası muhteşem kitabında bizi uykuya sahih çıkmaya çağırıyor ve ekliyor: Kapitalizmsiz bir gelecek hayallerinin uyku düşleri gibi başlaması mümkün!

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.