Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-636-7
13x19.5 cm, 320 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Dinin Soykütükleri, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Amed Gökçen, "Hıristiyanlık, İslamiyet ve modernlik içinde sekülerlik", Agos Kitap/Kirk, 15 Şubat 2008

“Din” ve onu besleyen, ondan beslenen, onun yapı taşlarını oluşturan mekanizma ve oluşumlara ilişkin söylemlerin her geçen gün farklı mecralarda tartışıldığı görülüyor. Bir şekliyle aslında dini bir fikirden yola çıkarak tavır geliştirmeyen “oluşum”ların ve devletlerin bile artık aşağı yukarı hangi mezhep veya din eksenli politika geliştirdikleri herkesçe biliniyor. Çünkü “din” artık sadece kutsal bir görev değil bir gelenek, bir “ödev” anlamı da taşıyor. Bu sebeple “din” ve onun “yollar”ı gündelik hayatımızda daha fazla yer tutuyor. Tartışma, sadece, doğrudan “din”in yapısına ilişkin konuları içermiyor. Özellikle 19. yüzyılın ortalarından itibaren “ateist” ve “kafir” suçlamalarından kurtulmaya çalışanlar da bu tartışmanın bir tarafı olmaya başladı.

Talal Asad Sekülerliğin Biçimleri Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Modernlik çalışmasında bu suçlamalara karşı çıkanları “özgür-düşünürler” olarak adlandırıyor. Özgür-düşünürler kendi kişisel güvenliklerini düşündükleri için değil, hızla sanayileşen bir toplumda yeni yeni ortaya çıkan kitlesel toplumsal-reform siyasetini yönlendirmeye çalıştıkları için “ateist” ve “kafir” sıfatları önemliydi. Bu tanımlamalar kargaşasına önemli bir katkı ise 1851 yılında “Sekülerizm” sözcüğünü kullanan Geogre Jacob Holyoake tarafından sağlanmıştır. “Holyoake sekülarizm sözcüğünü kullanarak kendini teizm-karşıtı konumunu Bradlaugh’un ateist beyanlarından ayırmayı amaçlıyordu ve her ne kadar Bradlaugh, Charles Watts, G.W. Foote ve diğer ateistler seküler hareketle özdeşleştirilmişlerse de, Holyoake her zaman sekülarizmin toplumsal siyasi ve etik amaçlarının ille de ateist inancına bağlı olmayı gerektirmediğini göstermeye çabalamıştı.”

Talal Asad “dini” ve “seküler”in esasen sabit katogoriler olmadığını, fakat görünüşte seküler olan kurumların üzerindeki örtüleri kaldırdığımızda aslında dini olduklarının anlaşılacağını da iddia etmiyor. Tersine, hiçbir şeyin özünde dini olmadığını ve de “kutsal dili” ya da “kutsal deneyimi” tanımlayan bir evrensel öz olmadığını savunuyor. Hıristiyan yaşamı ile seküler yaşam arasında kopuşlar olduğunu ve bu kopuşlarda sözcüklerin ve pratiklerin yeniden düzenlendiğini, eski söylemsel gramerlerin yerini yenilerinin aldığını varsayıyor. Bu nedenle, Talal Asad Sekülerliğin Biçimleri adlı çalışmasında, sıklıkla ‘dinin’ vazgeçilmez bir parçası olduğu –en azından dinle yakın bir bağa sahip olduğu– iddia edilen bir söylemin tarihinden parçalar alarak, kutsal ve seküler olanın nasıl birbirlerine dayandıklarını göstermeyi amaçlıyor. (s. 38)

“İddialara göre ancak seküler bir anayasa, dini azınlıklara yönelik dini şiddeti ve hoşgörüsüzlüğü –tümüyle ortadan kaldıramasa bile– dizginleyebilir. Kurumsal din ile zalimlik arasında kurulan bu sıkı bağın kökleri Batı Avrupa’nın din savaşları deneyiminde ve seküler Aydınlanma denen karmaşık harekettedir. Fakat bu bakış açısı yirminci yüzyılın dinle zerrece alakası olmayan yıkıcı zalim güçlerini –Nazi Almanya’sı, Stalin Rusya’sı, İmparatorluk Japonya’sı, Kızıl Khemerler, Mao’nun Çin’i– ve on dokuzuncu yüzyılda Afrika ve Asya toplumlarının Avrupalı güçlerce yine dinle hiçbir alakası olmayan zalimce fethini görmezden gelme eğilimindedir. Elbette seküler zalimliğin bu örnekleri kurumsal dinin zulüm ve şiddet kaynağı olamayacağı anlamına gelmez. Ama sonuçta dini hareketler merhamet ve sabır da vaazetmişlerdir.”

Talal Asad Sekülerliğin Biçimleri’nde, Wittgenstein’dan esinlenen bir perspektifle, dünyanın pek çok yerinde sert kamusal tartışmalar yaratan bir kavram olan laikliğin ya da sekülarizmin Hıristiyanlık ve İslam tarihi içinde izlediği gelişim sürecini değerlendiriyor ve bu tartışmaları genellikle dinleri konu almış olan antropolojinin araştırma nesnesi haline getiriyor. “Modern seküler anlayışların biçimlenişinde faillik ve acı kavrayışlarının, insanın acıyı ortadan kaldırma sorumluluğu hakkındaki fikirlerin çok önemli bir yeri olduğunu gösteren Asad, buradan işkence, zulüm ve savaş konusuna geçerek seküler devletlerde bunların nasıl meşrulaştırılabilmiş olduğunu inceliyor.”

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.