Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-773-9
13x19.5 cm, 200 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Orhan Koçak, "Üvez buruk bir meyvedir", Sabah Kitap Eki, 28 Temmuz 2010

Şiiri kendi engeliyle birlikte yazmak: 40 yıldır Süreyya Berfe'nin şiirinin üstlendiği sınav bu oldu. Şiiri şiir gibi davranmaktan alıkoyan engel, şiirin bir parçası, hatta belki asıl gücü ve 'muharriki' haline gelmeliydi. Bazen Berfe'nin bu bitmeyen uğraştan sıkılıp kaçtığını düşündük; ama çoğu zaman, tıpkı bu son kitabında olduğu gibi, sınavdan nerdeyse hiç terlemeden ve zaferle çıktığını gördük, daha çetin engellere hazırlandığını hissettik. Şiir için epey hacimli bir kitap, Seferis ile Üvez. 198 sayfa ve üç bölümden oluşuyor: "Yorgo Seferis'e İskele Işıkları", "Üvez" ve "Bugün Salı mı Şimdi". Orta bölüm, Berfe'nin daha önce sık sık "Şiir Çalışmaları" adıyla yayımladığı anlık doğa izlenimleri dizisinin bir devamı gibi. Başlıksız, kısacık, bazen iki dizelik parçalar. Üvez, Berfe'nin sevdiğini bildiğimiz başka meyvelerin de temsilcisidir: Alıç, iğde, muşmula... Markette satılmayan, dayanıksız yemişlerdir bunlar. Pazarda veya bir seyyar satıcıda karşımıza çıktığında bile çoktan geçmişte kalmış bir çağın acıklı kalıntılarına dönüşmüşlerdir. Ama bir yerlerde yetişmeye de devam ediyorlardır! (Üvez ağacı genellikle toplu halde bulunmaz, başka ağaçların yanında ya da az uzağında tek başına büyür.) Öte yandan, bu 'nadir' bitkilerin başka 'ekolojik' ürünlerle birlikte kazıkçı Teşvikiye manavlarının raflarını süslemesini önleyecek bir merci de yoktur. Kaygılı bir doğayı üstlenmiştir Berfe'nin şiiri; kaygılı ve çarpıntılı. Tarihin, toplumsal çekişmenin, insan tutkularının seyircisi, aynası ve kurbanı olan bir doğa. Bir fragman şöyle: "Biraz fazla / yaşadığımı düşündürüyor / bu bahar". Bir başkası: "Kışın / hiç dokunmadığım / hayranlıkla baktığım ne varsa / çiçeklendi". Şu da var: "Eski yıllar gibi / bile olamıyoruz // Arkamıza bakmadan / çekip gidemiyoruz". Ama şu da var: "Kış gelsin / Sığırcıklar / insancıklardan iyidir". İzlenim demiştim, belki yanlış. Çarpışma veya karşılaşma anlarının uyandırdığı düşünceler demek daha uygun olacak. Bir fragman şöyle: "Anadilini iyi bilen bir şair / iki dil biliyor demektir". İkinci dil hangisidir acaba? 'İnsancıkların' bitmek bilmeyen konuşmalarının da vasatını oluşturan bütün anadillerin dışındaki o öbür dil? Anadilin içinde saklanmış bâtınî bir dil mi? Berfe'nin bu türden safsatalara itibar etmediğini biliyoruz. Yoksa 'sığırcıkların' dili mi, doğanın dilsiz lisanı mı? Ve anadili iyi bilmek de ancak konuşmanın biraz dışına çekilmek ve engeli daha iyi hissetmekle mi mümkün oluyor? Sorularla gelen bir doğa Berfe'ninki. Ama yine de doğa, çünkü dönüyor, kayıplar vermiş bile olsa başladığı yere bir kere daha geliyor. 'Üvez'in önceki 'Şiir Çalışmaları'ndan farkı da bu dönüşü vurgulayan plan: Bir kış sonu başlıyor, baharın, yazın ve sonbaharın farklı cevaplarından geçerek bir başka kışın başlarına erişiyor.

Engeli şiire dönüştürüyor

İlk bölümün daha tarihsel bir yükü var: Bugüne kadar Ege'nin iki yakasında 'insancıkların' konuşa konuşa (ve sık sık da jetleri kaldırarak, Kardaklara bayrak dikerek) ağdalaştırdığı bir konu: Nüfus mübadelesi ve sonrası. Burada iki tür engel ya da tehlike vardır. Biri, sanki bu mesele daha önce hiç konuşulmamış ve bugün de çeşitli konuşmaların malzemesi değilmiş gibi yaklaşma safdilliği. İkincisi de çatışmanın kendisiyle hiç ilgilenmeden sorunun varlığından 'nemalanmaya' bakmak: Hem Bozcaada'da sirtaki-çiftetelli dostluğuna kadeh kaldırmak, hem de "Türkiye Türklerindir," medyasının ateşli silahlarından biri olmak. Bu iki tehlikeyi de savuşturuyor Berfe'nin 37 bölümlük uzun şiiri. Arka planda süregiden epeski bir konuşmanın uğultusunu da hissediyoruz, ön planda şiirin kendisini bu gürültüden sıyırışını da. Ne demek istediğimi belki en iyi şu satırların sessiz ihtişamı anlatır: "Boş duran köylerin taş evleri / bırakmadı peşimizi / yerinden yurdundan kovulmuş zaman da // ... // Sarnıç duruyor sarnıç olduğu için / Eğilip baktın suyuna / su aynı su değil / Bakıştınız ama". Ya da bitişteki o üç noktayla başlayan cümle: "...bellek durmadan çalışıyordu." Sonuçta bağışlayıcı da olabilecek bir intikamcı gibi. Eğer kitabın ilk iki bölümü engellere rağmen ve engellerle birlikte yazılmış bir şiirin örnekleriyse, üçüncü bölümde dosdoğru engelin şiirini yazıyor Berfe, engeli şiire dönüştürüyor. Soru uzun bir süredir şudur: İletişimin uğultusunun çok arttığı, her şeyin kapitalist çarkların içine çekilip öğütüldüğü bir dünyada 'lirik şiir' -enayi durumuna düşmeden ve yalan söylemeden- hâlâ mümkün müdür. Ve gerekli midir? Yeterli midir? Cevabı şiirin kendisi versin: "Sabah sabah / her günkü yolumun üstünde / kauçuk yaprakları // Seni düşünmeye yelteniyorken / ağır darbeler yemiş / çok yorulmuş / kauçuk yaprakları // Masanın üstüne koysam / evcil bir kış yaşasam onlarla // Bırakmaz ki genç işsizler / kumlayıp ağartacaklar jeanleri / biz de ses çıkarmadan giyeriz / kumlu ciğerleri genç ölüleri // Bu renk poyraz 5-7 / bu kıvrım yıldız karayel 8-10 / Açılsak bahara artık // Bırakmazlar ki şu kadar PKK'li etkisiz hale getirildi / şu kadar şehit // Sabah sabah her günkü yolumun üstünde / kumlanmaktan çürümüş / ciğerleri sönük / kavruk hayatlı / jean yaprakları // Yazdıklarım içime sinecekken / trilyonluk makam arabası // Duymaz olaydım / dökülmeye başladı şiirin / hiçbir şey ifade etmeyecek / modası geçmiş mısraları // Kapıyı zorlayıp girdi içeri / kumlanmış jeanlar / silikosise yakalanmışlar / alaca bulaca utançlar / ve kauçuk yaprakları". Nokta. Daha çok parça okumak isterdim bu üçüncü bölümden, yerim dar, ancak şu dizeleri alabiliyorum: "Bir anlasam şiirden / şiirden ne anladığımı bilsem / Aşktan -yalan- / yaşlılıktan -doğru- anlarım / Belki bilirim yaşlı olanları / sadece onları // Yaşlı karmaşık ilişkileri / Yaşlı sıkıntıları bıkmaları // Yaşlı istememeleri ve sonuçlarını / ve benim gibi bütün yaşlıları / Yaşlarına göre geç de olsa anlarım // Aşktan ve şiirden / ve insan sevgisinden / ve senden anlamam // Şiir olsun diye değil / sahiden anlamam". İçinde Melih Cevdet'in de Turgut Uyar'ın da seslerinin uzaktan uzağa uğuldadığı bu inkâra inanmak gerek.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.