Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-938-2
13x19.5 cm, 248 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
At Çalmaya Gidiyoruz, 2008
Lanet Olsun Zaman Nehrine, 2012
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Anıl Ceren Altunkanat, "Susma, reddet!", Sol Kitap Eki, 19 Mart 2014

Reddediyorum’u okuduğum sırada Berkin yaşıyordu. Berkin direniyordu. Berkin gitti. Gözlerinin karasına bulandı günler. Ve öfkeye. Ve dirence, bu zulme karşı direnişe. Çünkü Berkin gittiyse, o minik çocuğu tutamadıysak ellerimizin arasında, bu ancak boyun eğmeyi reddedelim diyedir. Berkin direncini, yaşamak için savaşan yüreğini bize emanet etti diyedir. Yüzünü kara çıkarmayalım diyedir.

Reddediyorum’u okurken başka duyarlılıklar, başka izler peşindeydim. Şimdiyse Reddediyorum: Susmayı, unutmayı, boyun eğmeyi, Berkin’i yarı yolda bırakmayı, bu cinayeti sineye çekmeyi reddediyorum.

Satıra düşen her dirençli, her umutlu sözcük senindir Berkin. Bizi affet.

Sakar bir rastlantıyla başlıyor Reddediyorum. İki çocukluk arkadaşı, Tommy ve Jim, olmadık bir yerde, beklenmedik şekilde karşı karşıya geliyor. Bu karşılaşmada bir aksilik var, bir yerine oturmazlık; geçmişlerini okumadan bile anlıyoruz bunu. Roller değişmiş desek; her rol eğreti. Araya giren otuz yılın verdiği soğukluk desek... Yok, soğukluk araya yıllarla değil, anlarla girer; soğukluk için her zaman bir yakınlık gerekir. Peki, ne?

Per Petterson bu soruyu yanıtlamak için bizi geçmişin darmadağın çıkınına daldırıyor. Bu çıkında iki kişi daha bir görünüp bir kayboluyor: Siri ve Bayan Berggren. Bu dört kişi tuhaf bir dörtgen oluşturuyor; kenar uzunluklarının oranı ve açıları kestirilemez bir yalnızlık dörtgeni.

Jim kırık bir adam. Bir çocukluk anısıyla, bir sakarlığın ruhundaki derin yankısıyla boğulmuş bir adam. Kendini dinlemekten, kendini suçlamaktan ve bir süre sonra bu ruhsal kakofoni içinde kendini ve yaşamı bulamamaktan yorgun bir adam. Koşarken yapılan gayet kendiliğinden bir kol hareketi… Ama hangimiz biliyoruz ki ufacık bir jestle kimi, nasıl devirdiğimizi? Jim kendi benliğinde gördüğüne inandığı bir yansımaya hapsolur: akıl hastanesi, yalnızlık ve ardından tam bir işlevsizlik...

“Başlangıçta hastanenin herhangi bir servisinde yatıyormuşum gibi yapıyordum. Bir süre böyle idare ettim, çünkü ben hayatta kendime bir rol vermeyi tasarlayıp, o rolü üstlenmeyi ve rolün gerektirdiği biçimde görünmeyen seyircilerime oynamayı iyi becerirdim, işin tuhafı hep de kendime kendimi oynama rolü verirdim.”

Kendine mahkûm bir adam; tek seyircisi kendisi. Oysa komşunun çocukları uyurken, intihar edip gürültü çıkarmaması gerektiğini düşünecek denli incelikli… Tommy’nin çocukluk dostu Jim, şimdi ıssız benliğine tutsak olan Jim...

“Aklından şunları geçirdi: Benim adım Jim. Nerede olduğumu biliyorum. Oysa bilmiyordu. Bilemiyordu.”

Dörtgenin bir köşesindeyse Tommy; trajik bir çocukluktan gelen, aile dağılınca kardeşlerini bir arada tutmaya çalışan, bunu başaramayınca “para kazanmayı” başaran Tommy. Kullanılmayacak eşyaların, giyilmeyecek kıyafetlerin, yaşanmayan bir yaşamın Tommy’si. Ama daha önemlisi, romanın akışı boyunca, sayfa sayfa bu varoluşu reddeden Tommy.

“İşte o an ayağa kalktım. Barışmak yok diye geçirdim içimden. Bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey yok. Bu bağı reddediyorum.”

İşte, bu cümleyle anlıyoruz Tommy’nin yaşamını yeniden kuracağını. Çünkü insan ancak bir iç ödeşme sonucu reddedebilir; hayır deme bilincidir insanı reddetmeye götüren. Seçimdir. Boyun eğmemektir. Hayır demektir. (Burada insanın aklına ister istemez, farklı bir yönde ama yine aynı cesaret ve bilinçle seçim yapan Kâtip Bartleby düşüyor.) Tommy korkusuyla ve kendiyle savaşmayı seçerek kurmaya girişir yeni benliğini. Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz, olmamalı.

“Birden içimi bir korku kapladı. Ne yapmıştım ben? Her şey değişecek, diye düşündüm. Bunu yapamam, yapmam olanaksız. Bununla birlikte beklemekte olduğum fırsata kavuştuğumu da biliyordum. Kaçırırsan, dedim kendime, işin bitik. Her şey eskisi gibi olmaya devam edecek. Ama her şey eskisi gibi olmazdı. Olması mümkün değildi. Her şey değişmeliydi. Aksi takdirde bitmiştim ben...”

Ve Bayan Berggren; Tommy ve Siri’nin yıllar önce evden, bir cehennemden kaçan anneleri. Reddedişle açılan ama yaşama değil, katıksız yalnızlığa uzanan bir kapı. Kendisine ait her şeyi küçük bir valize doldurup, çocuklarını bırakıp denize açılan bir kadın; Petterson’un dilinin yalınlığı Bayan Berggren’in öyküsünde bedenleniyor. Bazen yaşamak için gitmek gerekir. Nokta.

“Yanına hiçbir şey almamıştı kadın, geride de hiçbir şey bırakmamıştı.”

Siri’nin öyküsünü okurken, Bayan Berggren’in, yanına çocuklarının birer fotoğrafını bile almadığını öğreniyoruz. Geride bir şey bırakmadığını anlamak içinse Siri’yi tanımak yeterli.

Ailenin dağılmasının ardından tek yakınını, kardeşi Tommy’i de yöresinden sürer Siri; geçmiş kötüdür, ancak gelecekte bir umut olabilir. Oysa Siri yalnız, belki annesininkinden de yalnız bir kaderi kucaklar. Bir uçurum kadın olur; iç yankılarını bastırmak için çocuklara adar kendini. “Hayatını biriyle paylaşma yeteneğinden yoksun” olduğuna inanır; bir anlamda haklıdır, paylaşım – mutluluğu bile paylaşsanız – acı verir. Risklidir. Siri artık risk alamaz, o da zaten dağılmış olan çocukları, belki böylece kendi çocukluğunu, toplamaya girişir. Gerçekçidir Siri, öyküsünde umuda pek yer yoktur. Ama bir insan kendini başkalarına adamışsa, umut zaten yetersiz ve yersiz kalan bir sözcüktür. Siri’nin mutluluğu ve umudu kopuştur, unutuştur.

“Üzüleyim diye mi oluyor bütün bunlar. Uzun bir süredir üzülmemiştim. Neden üzülecekmişim ki. Hayır üzülmedim. Şaşırdım, şaşırmaktan da öte belki...
(...)

Evet tam da böyle. Kendimi mutlu hissediyordum.”

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.