Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-916-0
13x19.5 cm, 256 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

A. Ömer Türkeş, "Duyduğumuz rahatsızlık", Radikal Kitap, 11 Nisan 2014

İtalyan yazar Anna Banti Artemisia’da 1600’lü yıllarda -gerçekten- yaşamış bir kadın ressamın, Artemisia Gentileschi’nin hayatını anlatmış. Ortaçağın erkek egemen dünyasında hem bir kadın hem de bir sanatçı olarak ayakta kalma mücadelesi veren Artemisia, Banti’nin bu sıradışı “biyografik” romanında hayatından ziyade sanatı ve tutkularıyla canlanıyor.

Yazarın okuyucuya seslendiği giriş yazısında “tarihin hatırladığı tek tük isim arasında sayılabilecek cesur ve dahi ressam Artemisia Gentileschi” ifadesiyle selamladığı kahramanın hayat hikâyesi kısaca özetlenmiş; 1598’de Roma’da, Pisalı bir ailede doğdu. Usta ressam Orazio’nun kızı. Genç kızlığa yeni erdiği sıralarda onurunun ve sevgisinin ırzına geçildi. Resmi bir iğfal davasında aşağılandı. Napoli’de resim akademisi açtı. 1638’e doğru, Papa’ya başkaldıran, bölücü İngiltere’ye gitme yürekliliğini gösterdi. Sözleri ve eserleriyle erkek ve kadınların iş hayatında eşit hakları ve her iki cins arasında ruh eşitliği olması gerektiğini savunan ilk kadınlardandı. Ölüm tarihi ise -bazı kaynaklarda 1653, bazılarında 1656 olarak gösterilmekle birlikte- kesin değil.

Artemisia Gentileschi’nin hayatı başka yazar ve yönetmenlere de esin vermişti. Çeşitli tiyatro oyunlarına, “Painted Lady” adlı kısa tv dizisine ve Agnès Merlet’in “Artemisia” filmine konu edilen bu ayrıksı kadını bir kurmaca kişilik olarak canlandıran ilk roman George Eliot’un 1863 yılında yazdığı Romola’sı oldu. Edebiyat alanındaki ikinci Artemisia Gentileschi esinlenmesi olan Banti’nin Artemisia’sı ise başarısını belki de bir talihsizliğe borçlu. Yazarın uzun süre çalıştığı metnin ilk taslağı savaş sırasında -1944 yılında- evin enkazı arasında kayboldu. Banti üç yıl sonra Artemisia’ya çok daha farklı bir biçimde yaklaşacaktı. Bir yandan eski yazdıklarını hatırlayan bir yazar olarak kendisini de hikâyenin içine soktu, diğer yandan Artemisia’nın hayatına yöneldi. Açık bir günlük biçimini alan roman, yazar ile ressam, yazı ile resim arasındaki bir diyaloğa dönüştü.

Banti, okura seslenişinde romanın yazış sürecinin yapıta etkisini şöyle açıklıyor; “Artemisia adlı anlatının tutkulu hedefleri geçmişin ve günümüzün hayatlarını yeni bir yakınlaştırma ve örtüştürme denemesi, tarih ve edebiyatın birlikte yaşayabilmeleri için yeni bir ölçüt; eski ve arı İtalyan halk dillerimizin kendine özgü, temiz pınarlarından akıp gelen lisanını bugün yürürlükte olan İtalyan edebiyatının piçleme bataklığına yeni bir sızdırma girişimiydi. O yaz, ne yazık her savaşta olduğu gibi bu savaşta da yaşanan olaylarda elyazması tamamen tahrip oldu. Bu yüzden yazdığım bu yeni sayfalar en azından, belki de fazlaca sevdiği bir kişiye, ileriki yıllarda yürekten bir sebatla bağlanmaktan asla yorulmayan belleğimin bu azmini haklı çıkarmayı başarmalıydı. Zira bu kez anlatma edimi sadece ‘fragman’ın, bir başka deyişle ‘parça’nın anma gücünü ve biçimini desteklemeyi üstleniyor ve yazdırma edimi içgüdüsel olarak silinemeyecek —aldatılamayacak— kadar güçlü ve baskın kişisel heyecan ve duygulara bağlanıyor.”

İki kişili biyografi

Evet, her şeyi bilen ve gören bir anlatıcının bakış açısından doğrusal ve ayrıntılı bir akışla değil, fragmanlar halinde izleyeceksiniz Artemisia’nın hayatını. Çocukluğu, bir tecavüzle yarıda kalan yeniyetmeliği, ilk resim çalışmaları, namusunun temizlenmesi adına yapılan göstermelik evliliği, babasıyla yollarının ayrılmasından sonra Roma’ya dönüşü, kocasıyla kısa süren aşkı, anneliği, Napoli’de açtığı okul... Uzun bir hayattan alınmış bu kısa kesitler Artemisia’yı çocukluk yıllarından kırklı yaşlara taşıyor. Kırkına geldiğinde “parasız pulsuz, hayal mi gerçek mi olduğu meçhul bir şöhretten, aşk ve sevgiden yoksun” bir halde görüyoruz onu. “Daha büyük hırslar için geç, kendisini tatmin duygusundan feragat için erken” bir yaşta, hayatını ve sanatını babasının yanında sürdürmek ve sonlandırmak üzere İngiltere’ye doğru yola çıkıyor...

Artemisia, 1640’larda yaşamış ünlü bir ressamı merkezine alan, onun hayatının akışı içinde pek çok başka gerçek tarihi şahsiyete -hatta İngiltere kraliçesine- de yer veren bir roman. Ancak popüler kültürün gözdesi haline gelen tarihi romanlarla, daha doğrusu kralların, kraliçelerin, şeyhlerin, dervişlerin güzellemesinin yapıldığı biyografik romanlarla hiçbir benzerliği yok. Öncelikle dili, üslubu ve kurgusuyla, edebiyata bağlılığıyla ayrılıyor onlardan. Kendisinin ve kahramanının iç dünyasını, ressamın sanatını, mekânları, eşyaları, ortaçağın insanlarını tasvir ederken dilin zenginliğinden, dilin yetmediği yerde imgelerden yararlanmış Banti. Işıl Saatçioğlu’nun başarılı çevirisiyle, Artemisia’dan gerçekten de edebi bir metin okumanın tadını alacaksınız.

Artemisia’yı alışılageldik biyografik romanlardan ayıran diğer husus, yazarın biyografik bir roman yazma çabasının beyhudeliğinin bilincinde olması. Bu tür romanların ana mantığı şudur: Tarihin içinden pırıltılı bir isim seçmek, onun hakkında yazılmış doğruluğu tartışmalı bir kaç biyografik kayıttan hareketle bilinmeyenleri bugünün kavram, değer ve hayalleriyle doldurmak, sonunda bir insanın hayat hikâyesine ve “hakikatine” ulaşmak... İşin doğrusu bugünü geçmişe göndermek, tarihi “modern”leştirmek... Bir sanat tarihçisi ve edebiyat eleştirmeni olarak Anna Banti böyle bir anlayışın karşısında duruyor. Nitekim romanın sonlarında kendisinin yazdığı bu hayat “fragmanlarının bile Artemisia’ya haksızlık olduğunu itiraf edecek ve özeleştirisini vermekten çekinmeyecektir.

Bir yazarın tarihi bir şahsiyetten esinlenmesi, onunla kendisi arasında özel bir bağ kurması elbette meşrudur. “Artemisia’nın bu uyanışı, benim de uyanışım aynı zamanda” ya da “Bizi birbirimize bağlayan şey dünya yüzünde duyduğumuz rahatsızlıktı” tarzındaki cümlelerden de anlaşılacağı üzere, Anna Banti ile Artemisia arasında böyle bir bağı var. Ancak söz konusu bağ ressamın özel ya da kamusal hayatından değil sanatından ve bir kadın olarak erkek egemen dünyada verdiği mücadeleden kaynaklanıyor. Tam da bu nedenle Artemisia’da bir kadın ressamın hayatını değil sanatını öne çıkarmış, onun tablolarını edebiyat yoluyla canlandırmaya soyunmuş Anna Banti.

Kitabın sonunda Işıl Saatçioğlu’nun kapsamlı bir değerlendirmesini bulacaksınız. Onunla bitirelim: “Artemisia, sanat tarihçisi ve eleştirmeni Anna Banti’nin (Lucia Lopresti) yıllar boyu her şeyini adadığı resim dünyasını Artemisia Gentileschi’nin biyografisi içinden kuşatma denemesidir. Barok resmin içinde süregelen bir düette gövdesini kuran bu iki kişilik biyografi, bir anlamda yazarın, hem ressam, hem insan olabilmenin sancısına armağanıdır.”

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.