Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-434-9
13x19.5 cm, 175 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 11,10 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Tzvetan Todorov diğer kitapları
Poetikaya Giriş, 2001
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Fantastik
Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım
Özgün adı: Introduction à la littérature fantastique
Çeviri: Nedret Öztokat
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kapak İllüstrasyonu: Albrecht Dürer
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2004
2. Basım: Aralık 2012

Metis Eleştiri'de daha önce Todorov'un Poetikaya Giriş'ini yayımlamıştık. Bu kez, orada betimlediği yöntemini bir edebi türe uyguladığı Fantastik'e yer veriyoruz.

Fantastik, yapısalcı poetikanın en tipik ve en başarılı uygulamalarından biridir. Kitabın çıkış noktası, fantastik olarak nitelenen belli anlatılar değil, bir edebi tür olarak fantastiktir. Edebi tür böylece, anlamı kendi içinde saklı, kendinden ibaret özerk bir kategori olarak değil, diğer komşu türlerden farklılığıyla tanımlanan bir inceleme konusu haline gelir. Yapısalcılığın en temel saptamasıyla uyum içindedir bu yaklaşım: Kültürel bir olgu anlamını ancak farklılıklarla belirlenmiş bir dizi ya da matriks içinde kazanmaktadır.

Hoffmannn, Balzac, Poe, Maupassant, Henry James ve Kafka gibi yazarların metinlerini çözümleyerek fantastik anlatı türünün temel özelliklerini ayrıştırırken, okurun yapısalcı eleştirinin imkanlarıyla, verimiyle daha yakından tanışmasına olanak sağlayan bir başyapıt...

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Orhan Koçak

1 Edebi Türler
2 Fantastiğin Tanımı
3 Tekinsiz ve Olağanüstü
4 Şiir ve Alegori
5 Fantastiğin Söylemi
6 Fantastiğin İzlekleri: Giriş
7 "Ben" İzlekleri
8 "Sen" İzlekleri
9 Fantastiğin İzlekleri: Sonuç
10 Edebiyat ve Fantastik

Kaynakça ve Dizin içerir
OKUMA PARÇASI

Orhan Koçak, "Sunuş", s. 7-10

Todorov'un Fantastik'i yapısalcı poetikanın en tipik –ve en başarılı– uygulamalarından biridir. Çıkış noktası, fantastik olarak nitelenen belli sayıda anlatı değil, bir edebi tür olarak fantastiktir; ve bu da anlamı kendi içinde saklı, kendinden ibaret özerk bir kategori olarak değil, bazı komşu kategorilerden farklılığıyla tanımlanan bir tür olarak incelenmektedir. Yapısalcı araştırmanın en temel postülasıdır bu: Bir olguyu, bir kültürel görüngüyü tanımlayan şey, farklılıklarla belirlenmiş bir dizi ya da matriks içindeki yeridir. Todorov, Poetikaya Giriş kitabında daha ayrıntılı biçimde betimlediği yöntemini –özellikle tür kuramı üstünde durarak– Fantastik'in ilk bölümünde de özetler. En çok da poetikayı bazen "yorum" olarak da adlandırılan hermeneotik ve fenomenolojik eleştiriden ayırt etmeye özen gösterir.

Fantastik metinleri fantastik kılan özellik, Todorov'a göre, metinden okura geçen bir ikircim ya da kararsızlık deneyimidir: Anlatılan olay(lar) gerçek midir, yoksa yanılsama mı? Bu soru şöyle de ifade edilebilir: Anlatılan şeyler, bildiğimiz gerçekliğin yasalarıyla açıklanabilir mi, yoksa büsbütün başka bir gerçeklik alanına mı aittir? Fantastik, bu soruyu cevaplandırmada düşülen kararsızlık kadar sürer. Eğer soruya kolayca birinci cevabı verebiliyorsak, okuduğumuz metin başka bir türe, Todorov'un "tekinsiz" olarak adlandığı türe geçmişizdir. İkinci cevapsa bizi yine bir başka türe, "olağanüstü"nün alanına götürür. Fantastik, bu iki komşu türden farklılığıyla belirlenir; ikisinin arasındaki geçiş bölgesidir.

Todorov'un fantastik türüne örnek olarak aldığı metinler, bugün "fantastik" olarak nitelenen anlatılardan epeyce farklıdır ve çoğu da on dokuzuncu yüzyıla aittir: Gerard de Nerval'in Aurélia'sı, Balzac'ın Tılsımlı Deri'si, Polonyalı yazar Jan Potocki'nin tek romanı Le Manuscrit trouvé à Saragosse (Saragossa'da Bulunan Elyazması), E. T. A. Hoffmann'ın öyküleri ("Hoffmann'ın Masalları" olarak Türkçeleştirilmeleri, bu kitapta ortaya konan yaklaşım açısından yanlıştır, çünkü masal "olağanüstü"nün alanına dahildir), Maupassant'ın bazı öyküleri ve Henry James'in "Vidanın Dönüşü" adlı uzun öyküsü bu metinlerin en iyi bilinenleridir. Böyle bir liste, Todorov'un sadece "yüksek edebiyatla" ilgilendiği gibi bir yanlış izlenim doğurabilir; oysa Todorov ünlü polisiye yazarı John Dickson Carr'ın Yanan Oda gibi bir romanını da fantastik türü içinde ele almaktadır. Ve bu türün bir özelliğinin de "yüksek" ve "popüler" ayrımını –en azından bir süre için– askıya alması olduğunu da belirtir.

Ya bugün "fantastik edebiyat" adıyla andığımız ve çoğunluğu dizi halinde yayımlanan romanlar? Bunların büyük kısmı Todorov'un Fantastik çalışmasından sonra çıkmış metinlerdir. Ama Todorov'un kitabında tanımlanan kategoriler, bu türden metinlerin de sınıflandırılmasına yardımcı olmaktadır. Todorov'un kendisinin de belirttiği gibi, yirminci yüzyılda "bilimkurgu" olarak adlandırılan anlatılar, on dokuzuncu yüzyılda "bilimsel olağanüstü" olarak adlandırılmış metinlerin devamı olarak görülebilir. Bu türden anlatılarda, fantastiğe özgü o duraksama ve belirsizliğe yer yoktur; anlatılan "tuhaf" ya da "doğaüstü" olaylar, anlatılan dünyanın kendi yasaları içinde pekâlâ açıklanabiliyordur. Fantastiği tanımlayan bir özellik de şu iki tür okumaya kapalı olmasıdır: alegorik ve şiirsel (Todorov, burada, alegorik ile şiirselin, tekinsiz ve olağanüstüden farklı olarak, birer edebi türden çok, okurun metne gösterebileceği farklı tepki türleri olduğunu belirtir). Alegorik okuma, olağanüstü veya tuhaf olayları düzanlamıyla değil de bir başka hakikatin ifadesi olarak alan okumadır. Şiirsel okumaysa, hakikatle de tuhaflığın yarattığı belirsizlik ve kararsızlık duygusuyla da ilgilenmez; metni sadece bir söz zinciri olarak görür; metni düzanlamıyla alır ama şiirselliğin de bu düzanlamın bükülmesinden ya da çarpılmasından geldiğini bilir. Buna karşılık, örneğin Ursula K. Le Guin'in bilimkurgu romanları değil ama Yerdeniz dörtlüsü, esas olarak olağanüstü türüne dahildir ve hem alegorik hem de şiirsel okumalara açıktır. Ama "fantastik" olarak kurgulanan ve pazarlanan anlatıların hepsi için aynı şeyi söyleyemeyiz; çoğunluğu, ortaçağ romanslarının alegorik öğelerden (çok genel bir iyi-kötü karşıtlığı dışında) arındırılmış ve bazı daha yeni bilimsel bilgilerle desteklenmiş –ya da süslenmiş– versiyonları olarak kalır.

Yapısalcı yaklaşımın tarihi dışladığı, zaman-dışı kategorilerle iş gördüğü ileri sürülmüştür. Ama işte fantastik konusu, tam da yapısalcılığın bu eleştiriyi geri çevirmesi için bir fırsat vermektedir. Çünkü fantastik türünün bir zamanı, tarih içinde sınırlı bir süresi vardır: Todorov'un kendisinin de belirttiği gibi, on sekizinci yüzyılın sonunda Jacques Cazotte'un Âşık Şeytan'ıyla başlamış ve son önemli ürünlerini de bir yüzyıl sonra Maupassant'da ve Henry James'in "Vidanın Dönüşü" öyküsünde vermiştir. "Bu görece kısa sürenin bir nedeni var mıdır," diye sorar Todorov, "bugün fantastik edebiyat niye yok?" Cevap, fantastik türünün bir iç çelişkisinde aranmalıdır. Fantastik, "gerçek mi yoksa hayal mi?" sorusu karşısında kararsız kalınması demektir. Oysa edebiyat, tam da bu ayrımı aşmaya, anlamsızlaştırmaya yönelen metindir. Kararsızlık, bir bakıma, bu katı karşıtlığın sorgulanması anlamına gelir; fantastiği bir edebiyat türü kılan şey de budur. Öte yandan, gerçekle yanılsama arasında bir kararsızlık olması için yine de bu kategorilerin varolması, gerçeğin hayaliden ayrı olması gerekir – anlatıda sadece bir olayın "tuhaf" veya '"hayali" olduğunun hissettirilmesi, geri kalan her şeyi som gerçek durumuna getirecek ve bu da anlatıyı röportaja indirgeyecektir. Bu yüzden fantastik, edebiyata sadece bir giriştir, "iptidai" edebiyattır. Todorov, kitabın sonunda, Franz Kafka'nın "Dönüşüm" öyküsünün bir tür olarak fantastiğe son verdiğini, çünkü bu türün sorunlaştırdığı karşıtlığı Kafka'nın tümüyle askıya aldığını belirtir. Fantastiğin bir zamanı, bir süresi vardır, ama bu süre türün kendi yapısı ve iç gerilimi tarafından belirlenmiştir.

Todorov bir tarihte ABD'de ders verirken dinleyiciler arasında bulunan bir Fransız edebiyatı hocası, sunuşunu çok berrak, "fazlasıyla" berrak bulduğunu belirtir. Todorov'un cevabı: "Evet biliyorum, benim büyük kusurum bu." Fantastik de bu "kusuru" fazlasıyla sergileyen bir çalışma.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Güneş Pehlivantürk, “Fantastik’e yapısalcı yaklaşımlar…”, Akşam-lık, 14 Mart 2004.

Fantastik edebiyat temelde tekinsiz bir olay karşısında okuyucuda uyanan kararsızlık duygusuna dayanır, baş kişisi ile özdeşleşen okuyucudur bu. Bu kararsızlık iki yoldan çözülebilir; ya olayın gerçekliğe ait olduğu kabul edilir ya da hayal ürünü olduğu sonucuna varılır. Öte yandan fantastik belli bir okuma türü gerektirir ve edebiyat yapıtının üç yönüne (sözel, dizimsel ve anlamsal ya da izleksel) yönlerine göre gruplandırılır. Yazarın ayrıntılı bir biçimde incelediğini söylediği türler kuramı özellikle Anatomy of Criticism adlı yapıtta dile getirdiği biçimde Northrop Frye’ın kuramıdır. Bu kuramdan yola çıkan yazar Todorov türü tanımlayacak ana hatları şöyle belirler; Edebiyat incelemeleri başka bilimlerde geçerli olan aynı ciddiyet ve kesinlikle ele alınmalıdır.

Bu ilk önsavın bir sonucu edebiyat incelemelerini yapıtlar üzerine yapılan her tür değerlendirmenin dışında tutma gerekliliğidir. Genelde edebiyat gibi edebiyat yapıtı da bir dizge oluşturur. Hiçbir şey rastlantısal değildir. Edebiyat çözümlemesi tarihselin içinde eşsürem kesitleriyle çalışmayı gerektirir. Dizgiseli ancak bu eşsürem kesitlerinin içinde aramaya başlamak gerekir. Edebiyat yapıtı gündelik konuşmalarımızda sık sık yaptığımız gibi dünya ile bir gönderme ilişkisi kurma ilişkisi kurmaz, kendinden başka hiçbir şeyi temsil etme işlevi yoktur. Edebiyat ister maddesel ister ruhsal nitelikli olsun gerçekten değil, edebiyattan meydana gelir.

Bu tür tanımlamalardan sonra yine Frye türlerinin alt sınıflamalarına dair bir çok kategori oluşturur yazar: fakat bunu yaparken de bir yandan da Frye’ın sınıflamalarının biçimsel tutarsızlıklarını ortaya koymaktan geri durmaz. Edebi tür tanımından sonraysa sıra fantastiğin tanımına gelir. Yalnız yazar fantastikten bahsederken kendisi bir 20. yüzyıl insanı olmasına rağmen örneklemelerini, daha doğrusu kuramını varsılladığı dayanakları genel anlamda 19. yüz yılda bulur. Biz, 21. yüzyıl okurlarının popüler ve baskın kültür anlayışıyla da çoğalarak fantastik tür deyince bunun Tolkien vb. isimleri ezberlediğimiz açık. Todorov ise Jacques Cazotte’nın Âşık Şeytan’ı ile başlayıp Balzac’ın Tılsımlı Deri’si, Jan Potocki’nin La Manuscrit trouve a Saragosse’sı, E.T.A Hoffmann’ın öyküleriyle devam etmiştir. Bazense Maupassant yada Gogol’un eserlerine de değinmeden geçmez. İlerleyen bölümlerle beraber fantastik incelenirken kendisiyle “kesişme noktasında’’ yer alan saf tekinsiz, tekinsiz fantastik, olağanüstü fantastik ve saf olağanüstü kavramlarına da yer verilir. Edgar Poe’dan Gautier’in Ölü Âşık’ına ve J.D. Carr’ın Yanan Oda’sına doğru yürüyen bir alanda eserler tartışılırlar ve betimlenirler. Yazar, fantastiğin söylemi ve izlekleri gibi inceleme konularını da yazıya dökerek fantastiğin edimsel, dizimsel ve anlamsal işlevleri ile ilgili çıkarımlarını da yaptıktan sonra okuyucusunu çok farklı ve olası konulara teslim ediyor: saf ve yoğun cinsel istek, şeytan ve libido, din, bekaret ve anne, ensest, eşcinsellik, ölüseverlik ve vampirler. Eserlerde, pasajlarla desteklenen konulardan anlaşılan, tensel aşk aşırıya kaçmasa da şiddetli aşk ve onun tüm biçimleri Hıristiyanlık adına kötülenmekte ya da yüceltilmektedir. Son olarak da Kafka’nın Şato ve Dönüşüm’ünden örneklemelerle konuya son veren Todorov bizi şu soruyla baş başa bırakır: fantastik edebiyat artık bitti mi?

Devamını görmek için bkz.

Atilla Birkiye, “Eleştirel birikim oluşur mu?”, Radikal Kitap, 29 Ekim 2004

Edebiyat eleştirisi, doğal olarak bir pratik edimden çok 'ama bununla birlikte', 'kuram'sal alanın sınırları içinde yer alıyor (ya da yer almasını istiyoruz). Devamında da metnin yargılanmasından çok metnin çözümlenmesi günümüz edebiyat kuramlarının eleştireye yüklediği 'misyon'. O zaman eleştirinin kendisi de hangi 'yöntem'e yaslanırsa yaslansın, 'haz' verici bir okuma olabiliyor.

Tabii ki, eleştiri çok farklı işlevleri üstleniyor; ne var ki bizde daha çok 'yargılama', bunu biraz daha tikelleştirelim, 'intikam' alma biçimine dönüşüyor. Edebiyat kuramlarından yoksun kaldıkça da, eleştiri içi boş, bazen süslü bazen sert sözcükler öbeğinden ve yapıta ilişkin bir 'değini/tanıtım' olmaktan öteye gidemiyor. Kuram üretemiyor, çok da şart değil ama, daha önemlisi metne bakmayı bilmiyor, 'eleştirmen'lerimiz! (Bu, metnin hakkını veren, tutarlı çözümleyen, eleştiriyi bir üst metne taşıyan, kuramla ilgilenen yazarların/eleştirmenlerin 'hiç' de olmadığı anlamına gelmiyor). Çoğunlukla da metinle ilişkiyi (eleştiriyi), kişisel eğilimler belirliyor.

Özcesi, eleştirmen geçinenlere, eleştiri yazısı yazdığını sananlara, yazarlara başta da şu 'yeni' romancılara ve onları yayınlayanlara, daha sonra 'şayet ilgisini çekerse' edebiyat okuruna önerilecek birtakım kitaplar yayınlanıyor'.

Metis Yayınları, birkaç yıl önce 'Metis Eleştiri' adlı yeni bir diziye başladı. Orhan Koçak'ın yönetmenliğini yaptığı diziden bugüne kadar 20. yüzyılın 'önemli' ve daha çok roman sorunsalını irdeleyen yedi kitap çıktı: Romantik Yalan ve Romansal Hakikat - Edebi yapıda ben ve öteki, Proust, Poetikaya Giriş, Roman Kuramı, Yazının Sıfır Derecesi, Fantastik - Edebi türe yapısal bir yaklaşım, Edebiyat Yazıları.

Bu kitaplardan ikisi daha önce yayınlanmıştı; kitapların büyük bir kısmı ilk kez Türkçede yer alıyor. Yayınevi diziyle ilgili amacını şöyle belirtiyor:

"Eleştiri alanında daha önce birçok kitap yayımlamıştık. Ancak 2001 yılında edebiyat kuram ve eleştirisini başlı başına bir dizi hâline getirdik. Dizinin birkaç amacı var. Biri, çağdaş edebiyat eleştirisindeki önemli yolların (stilistik, fenomenoloji, yorumsama, Marksist eleştiri, yeni-tarihselcilik, psikanalitik eleştiri, yapısalcılık) örneklerini ve özellikle de bu yolların kesişme noktalarını sunmak. Öte yandan, dizide doğrudan doğruya bu akımların herhangi birine bağlı olmayan önemli eleştirmen ve edebiyat kuramcılarının yapıtları da yer alacak. Modern eleştirinin bazı önemli tartışma bölgelerini konu alan kitaplara da yer vermeyi düşünüyoruz. Bir başka amaç da, Türkçe'de bir eleştirel söz dağarının oluşmasına ve yerleşmesine katkıda bulunmak."

Üçgen arzu

René Girard, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat'ta, yayınlandığından beri 'edebiyat çevreleri'nde sıkça konuşulan 'üçgen arzu' kavramını beş büyük romancının (Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski) yapıtlarında iz sürerek 'oluşturuyor'; böylece 'üçgen arzu' romanı adını verdiği belli bir roman türünü tanımlamaya girişiyor. 'Adatma' izleği içinde, 'romantik yanılsamanın' sert eleştirilerisini de buluyoruz. Lucien Goldmann'a göre, yapıt Roman Kuramı ile birlikte çağdaş roman üzerine yapılmış en sistemli çalışmalardan biri bu.

Proust, Beckett'in ilk kitabı (1930). Beckett, roman sanatının şaheserlerinden Kayıp Zamanın İzinde'nin yazarı Marcel Proust'un romanının merkezinde yer alan 'zaman' sorunu başat olmak üzere, 'arzu', 'ölüm' gibi temaları da ele alıyor. Beckett'in bu eleştirel metni, romanları/oyunları gibi 'sıradışı'.

Avrupa'da olduğu gibi bizde de metinleri, 'kaynak' gösterilen Bulgar asıllı Fransız eleştirmen ve denemeci Tzvetan Todorov'un iki kitabı yer alıyor dizide. Böylece Todorov'un 'ilk' kez yapıtıyla karşılaşıyor okur. Daha önce bir iki makalesi ve Rus biçimcilerinin metinlerinden derlediği 'Yazın Kuramı' yayımlanmıştı. Poetikaya'ya Giriş'i Todorov önce Yapısalcılık Nedir (1967) başlıklı ortak bir çalışma için kaleme almış; daha sonra ayrı bir kitap olarak basılacağı zaman da ikinci hâlini yazmış (1973) ve iki metin de önemli derecede farklılıklar içeriyor. Yapısalcı bir yöntemle ve daha çok Fransız yazını eksen olmak üzere 'yazın sanat'ının koşullarını, öğelerini ele alıyor Todorov. Poetika, Aristotales'ten beri gelen çok zengin bir 'alan/konu' hiç kuşkusuz ki. Yazar da bu yüzden 'Giriş' demiş olmalı.

Dizinin altıncı kitabı da 'yine' Todorov'un Fantastik adlı yapıtı. 'Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım' altbaşlığını taşıyan yapısalcı bir uygulama. Hoffmann, Balzac, Poe, Maupassant, Henry James ve Kafka gibi yazarların metinlerini çözümleyerek fantastik anlatı türünün temel özelliklerini belirliyor; yapısalcı eleştirinin olanaklarıyla 'metin' ile 'farklı' bir ilişki kuruyor.

20. yüzyılın roman üzerine yazılan en önemli metinlerinden biridir Roman Kuramı (1916). Yaklaşık doksan yıl önce yazılmasına, köprünün altından çok sular geçmesine karşın hâlâ 'klasik'tir. Daha önce Türkçeye çevrilmişti. Dizideki çeviri yeni bir çeviri.

Yazının Sıfır Derecesi de daha önce yine Metis Yayınları'nca basılmıştı. (1989). İkinci basımı bu diziye alınmış. Yirminci yüzyılın önemli denemecilerinden ve göstergebilimcilerinden olan Roland Barthes'ın ilk yayınlanan kitabı (1953). Yazar, 'yazı'nın 'edebiyat' hâline gelmesine yol açan tarihsel, ideolojik ve biçimsel koşulları araştırıyor. Tahsin Yücel 'Sunuş'ta, 'her ne kadar ilk kitabı olmasına karşın' Barthes'ın yeni bir 'söylem' geliştirdiğini ve bunun ışığında, yalnız çağdaş Fransız edebiyatının değil, bütün Batı edebiyatının, dahası kültürünün temel özelliklerini daha iyi kavramamızı sağladığını söylüyor.

Edebiyat Yazıları Frankurt Okulu'nun en önemli temsilcileriden kültür kuramcısı Theodor W. Adorno'nun yazılarından yapılmış bir derleme. Kitapta, on yazı yer alıyor, bunlar 1950'li-60'lı yılların ürünü. Daha önce Defter dergisinde yayımlanan 'Biçim Olarak Deneme' hariç, kitaptaki yazılar ilk kez çevriliyor. Sunuş yazısında Koçak şöyle diyor:

"Fredric Jameson, Adorno'nun önemli bir bölümü elinizdeki kitapta toplanan edebiyat yazılarını, 'Adorno külliyatının en erişilebilir kısmı' olarak tanımlamıştı. Edebi metinlerin diyalektik bir çözümlemesini ortaya koyarken sanatın toplumsal, siyasal ve zihinsel işlevleri konusunda bazı çok temel yargılar da öne sürmekten geri durmayan bu denemeler, Adorno'nun felsefi metinlerine açılan koridorlar olarak da görülebilir." (s. 10)

Sunuşlar

Her kitabın başında (Yazının Sıfır Derecesi hariç), dizi yönetmeni Koçak'ın 'Sunuş'u yer alıyor. Bunlar, metni açıklayan, özellikle dönemlerine ilişkin bilgi veren yazılar. Ama sıradan bir sunuşun dışına çıkan 'açımlayıcı' yazılar da. Kim bilir belki dizinin sonunda ayrı bir kitap olabilir. Koçak, her ne kadar 'Sunuş' yazmakla birlikte, 'deneme'nin sularında kulaç atıyor. Kuramsal yazılar, kitaplar, 'zor metinler'dir; okumanın ötesinde bir 'çalışma' gerektirir. Milyonlarca satması beklenemez; zaten olmamalıdır. Bu tür metinler, her şeye karşın okunması, özellikle de 'edebiyatçılar' için okunması 'zorunlu' metinlerdir.

Devamını görmek için bkz.

Doğuş Sarpkaya, ''Ejderhaları Yakından Sevmek'', Birgün Kitap Eki, 2 Mart- 15 Mart 2013

Edebi türler içerisinde en çok dala ayrılan türdür roman. Ortaya çıktığı dönemden bu yana, melez bir tür olmanın getirdiği bir şey bu. Diğer türlere doğru genişleme eğilimi taşıması, aynı anda şiiri, öyküyü, denemeyi, mektubu, masalı, destanı barındırabilmesi, farklı alttürlerin oluşmasını da olanaklı kılıyor. Ama belirli bir alt türe ait olma durumunun, genellikle edebi değerin azaldığı önyargısını beraberinde getirdiğini söylemek de mümkün. Polisiye, aşk romanı, korku, gerilim ve en sonu fantastik, böyle bir değer düşürücü söylemin etkisi altında kalıyor ne yazık ki. Bu önyargıyı besleyen bir başka sebep ise alttürlerin yazımının çoğu durumda mekanikleşmesidir.

20. yüzyılın ikinci yarısı, fantastiğin kült eserlerine yataklık etmişti. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisinin 1960’larda inanılmaz satış rakamları yakalamasıyla birlikte fantastik roman, yayıncıların iştahını kabartan bir alan olmaya başlamıştı. Ardı sıra, özellikle üçleme şeklinde yazılması yayıncılar tarafından desteklenen bir sürü eser ortaya çıktı. Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz serisi gibi uzun satara dönüşen ve “yüksek edebiyat” mertebesine yükselen örneklerin yanında, birbirine benzeyen bir sürü kitabın yayınlanması da kaçınılmazdı. Fantastik edebiyat 20. yüzyılın ikinci yarısında yazarı, editörü ve yayıncısıyla profesyonelleşmiş bir sektör haline dönüşmüştü.

Böyle bir profesyonelleşmenin yarattığı değer düşürücü yargıların, fantastik edebiyata dair nesnel değerlendirmenin önünü tıkamasına izin vermek ise başlı başına sorunlu. Çok satan her kitaba dair oluşan önyargıya karşı Moretti’nin sözlerini hatırlamak anlamlı olabilir: “Kitle edebiyatı, pek çok eleştirmenin –hala- söylediğinin aksine, hepsi birbirine benzeyen ürünlerden oluşan anlamsız bir yığın değildir. Nice sürprizlere gebedir, üstelik sırf kendi içindeki anlamlardan dolayı değil, farklı türden eserler üzerine düşürdüğü ışık sayesinde”. Fantastik edebiyat da kendi mecrası içerisinde akan ve edebiyatın her alanında hayal gücünü harekete geçiren bir alttür olarak varlığını sürdürüyor.

Arafta Kalan Okuyucu

Fantastik edebiyatı bir edebi tür olarak ele alıp, biçimsel bir çerçeve üzerine oturtmaya çalışan ilk ve en önemli eserlerden birisi Tzvetan Todorov’un, Fantastik-Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım kitabıdır. Todorov, ilk olarak, bir eserin fantastik olabilmesi için gerçek ile hayal ürünü arasında bir yerde konuşlanması gerektiğini belirtir. Basılı eserin “örtük okuyucu”su, okuma deneyimi esnasında sürekli arafta kalmalıdır: “Fantastik, bu kararsızlık süresinde yeralır: Yanıtlardan herhangi birisini seçtiğimiz anda fantastikten uzaklaşarak komşu bir alana, ya tekinsiz ya da olağanüstü türlerin alanına girmiş oluruz. Fantastik, kendi doğal yasalarından başka yasa tanımayan bir öznenin görünüşte doğaüstü bir olay karşısında yaşadığı kararsızlıktır”.

Todorov ayrıca fantastiğin tekinsiz ile olağanüstü arasında ince bir çizgide salındığını vurgular. Onun için fantastik yazarının özellikle dikkat etmesi gereken nokta, açıklamaların var olduğunu hissettirirken karanlığı devam ettirip yazdıklarını tekinsize meyletmesini ya da yaşananları doğaüstü güçlere atfedip açıklanamaz olmasını sağlayarak olağanüstüne savrulmasını engellemektir.

Bir diğer önemli nokta ise anlatının şiir ile alegoriye teslim olmaması gerekliliğidir. Fantastik romanların tanıtımları yapılırken sıklıkla kullanılan masalsı ve şiirsel gibi ifadeler aslına bakılırsa metnin gücünü düşüren nitelemeler olarak görülmelidir. “Eğer bir metni okurken her türlü temsili dışlarsak ve her tümceyi kendi başına anlamsal bir bileşim olarak görürsek fantastik ortaya çıkmaz”. Fantastik, alegoriyi de dışlamalıdır. Todorov bu konuda bir not düşme zorunluluğu duyar: Okuyucunun her metni zorunlu olarak alegorik olduğu yolundaki varsayımının önüne geçmek olanaksızdır. Yine de fantastik yazarı bu tarz tartışmaları en aza indirgemelidir. Zaten fantastik yazarlarının çoğu da -iki kurucu usta Tolkien ve Le Guin’de dahil olmak üzere- alegorik metinler yazmadıklarını iddia ederler. Todorov, fantastik edebiyatın biçimsel çerçevesini çizerken, aslında içeriğine dair –her ne kadar biçimin içeriğin belirlenmesinde etkili olduğu iddia edilebilse de- birçok noktada eksik kalır. Edebi türün yapısına böyle bir odaklanma ister istemez o edebi türün toplumsal, kültürel, sınıfsal analizine alan bırakmaz.

Ortaçağ Nostaljisi ve Fantezi

Todorov’un eksik bıraktığı noktada devreye Fredric Jameson girer. Jameson, ütopyacı itkinin temelleri ve olasılıklarını tartıştığı kitabı Ütopya Denen Arzu’da fantastik eserlerin, saf ve geleneksel ortaçağ havasına sahip olmasının, köy nostaljisini hareketlendirdiğini savunur. Bu anlamda fantastik ütopyayı değil muhafazakâr geçmiş özlemini hareketlendirir. Fantezideki iyi-kötü karşıtlığı, insan ilişkileri içindeki kastlaşma eğilimini, büyünün gerici kullanımı da bu muhafazakârlaşmayı destekler. Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter’da karşılaştığımız Hristiyan nostaljisi bu duruma örnek olarak verilebilir.

Jameson fantezideki gerici eğilimin bir kural olduğunu savunmaz. Fantastik edebiyat kimi örnekleriyle “yabancılaşma ve sınıf mücadelesinin, maduniyetin ve ezilmişliğin somut toplumsal dünyasına” da nüfus edebilir. “Fantezinin görünüşte geri dönülemez yükselişinin, bu durumda, ekolojiye ve insan bedenine içkin olasılıkların çok daha kapsamlı araştırılmasına dayalı yeni içeriğinin sağladığı edebi üstünlüklerle ilişkisi yabana atılamaz”. Bu şekilde ele alındığında fantastik edebiyat eleştirel bir duruşu olanaklı kılarak, içinde barındırdığı mistikleştirme ve gerçeklikten kaçış eğilimlerini aşabilir. Ursula K. Le Guin’in Hep Yuvaya Dönmek ve Yerdeniz serisi bu anlamıyla yeniden okunabilir.

Edebi türlerin kendi içinde sınıflandırılmasının ciddi sorunlara yol açtığını söyleyebiliriz. “Yüksek edebiyat”, alttürleri dışlama ya da görmezden gelme konusunda ısrarcı olsa da, alttürlerin saçağında iyi edebiyatın yapılabileceği birçok örnekle kanıtlanmıştır. Eleştirinin görevi, edebi eserin içinde barındırdığı potansiyelleri ve olanakları önyargısız bir şekilde ele alıp yeniden değerlendirmektir. Ursula K. Le Guin, yetişkinlerin kabullendikleri hayatın sahteliğine bir cevap verdiği için fantastik edebiyattan uzak durduklarını söyler bir yazısında: ''Ejderhalardan korkarlar, çünkü özgürlükten korkarlar''. Todorov ve Jameson’a ejderhalardan korkmadıkları, fantastiğin ütopik ve geleneksel sınırlarını sorgulattıkları için teşekkür etmemiz ve “ejderhaları uzaktan sev” diyen aile büyüklerimize kulaklarımızı tıkamamız gerekiyor sanırım.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.