Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-607-7
13x19.5 cm, 238 s.
Liste fiyatı: 24,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Saffet Murat Tura diğer kitapları
Günümüzde Psikoterapi, 2000
Şeyh ve Arzu, 2002
Madde ve Mana, 2011
Beynin Gölgeleri, 2016
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Histerik Bilinç
Yayına Hazırlayan: Tuncay Birkan
Kapak Resmi: Giovanni Battista Podesta
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2007
3. Basım: Şubat 2016

Daha çok psikiyatr olarak tanıdığımız Tura'nın bir doğa olayı olarak insan bilincinin nasıl mümkün olduğu sorusunu, bilinçdışının gizemlerinden daha heyecan verici bulduğunu görüyoruz bu kitabında. Bilinç araştırmaları alanına Türkçeden yapılan son derece özgün bir katkı olan Histerik Bilinç'in temel sorusu şu: Hepimiz atomlardan oluşmuş maddi cisimler olduğumuz halde neden bir iç dünyamız, iç yaşantılarımız, bir "fenomenal bilincimiz" var? Neden "içi karanlık" biyolojik otomatlar değiliz? Buna bağlı olarak başka sorular geliyor: Duygular, düşünceler, hatta algılar gibi bilinç fenomenleri beynin fiziko-kimyasal esaslara dayalı nöral faaliyetlerini etkiliyor olabilir mi? Bilinç fiziksel etkiler yaratır mı? Yani bilinç, maddenin nasıl bir organizasyonundan kaynaklanır? "Özgür irade" diye bir şey var mı?

Bu sorulara nihai cevaplar bulmak yerine, onları bilimsel olarak düşünüp tartışılabilir sorunsallara dönüştürmeyi amaçlayan kitapta, histerinin bilincin gizemine giden yolun anahtarı olabileceği sezgisinden yola çıkılıyor. Tura, çeşitli vaka hikâyeleriyle örneklenen histeriden hareketle şu sorunun izi sürüyor: "Beyin fenomenal bir yaşantısı olmadan da bir anlamda örtük olarak görebiliyor ve bir yanıt davranışı oluşturabiliyorsa, biyolojik işlevsellik açısından fenomenal bilince ne gerek var?"

Psikiyatriden fizyolojiye, nörolojiden kuantum fiziğine uzanan geniş bir alanda düşünme cesaretini gösteren bu "deneysel felsefe" kitabındaki tecessüs ve heyecanın okurlarına da bulaşacağını düşünüyoruz.

OKUMA PARÇASI

Birinci Kısım, Uzlaşımsal Yol, Giriş, s. 13-21

Albert Camus Sisiphos Efsanesi'nde "herkes kendi yükünü yeniden bulur" diyor. Ne kadar haklı. İlkgençlik yıllarımda bilinç problemiyle hiç karşılaşmamış olsaydım, belki daha mutlu bir yaşamım olurdu, diye düşünüyorum bazen. Nedir bu problemi bu kadar sancılı, bu kadar sakıncalı yapan?

Sancılı; çünkü bilinç bir sınır ihlalidir.

Bu kitapta bilincin doğa bilimi tarafından ele alınabilir bir olgu, bir doğa olayı olarak düşünülebilmesini sağlamayı hedefleyen öncü çabalara katkıda bulunmayı amaçlıyorum.

Belki benim donanımımı aşan bir amaç bu. Çünkü son on beş-yirmi yıla gelene kadar bilinci bir doğa olayı olarak incelenebilir, araştırılabilir ve açıklanabilir bir kavram, doğabilimsel bir teori nesnesi haline dönüştürmemize imkân verecek ciddi çalışmalar yapılmadı. Bugün bilinç konusunda yaşadığımız güçlük belki bir zamanlar ilk kimyacıların atom kavramını felsefeden bilimsel bir kavrama devşirme aşamasında yaşadıkları güçlüklere benzetilebilir.

Bilinç konusundaki geri kalmışlığımızın sebepleri üzerinde durmayalım; ama sonuç böyle oldu. Gerçi son zamanlarda önemli adımlar atılıyor; Birleşik Devletler ve İngiltere'de bilinç bilimine (science of consciousness) giderek artan bir ilgi var. Ama daha henüz çok yeni bu çabalar; bilim öncesi bir aşamada. Dolayısıyla üzerinde anlaşılmış, tanımı ve anlamı belirlenmiş net bir kavramdan hareket etmek, bu kavramla çalışmak şansından yoksunum. Demek ki üstlendiğim amaç gereği bu kavramı oluşturmaya katkıda bulunmak gibi zor bir ödevi de zımnen kabullenmiş oluyorum.

Bu kitapta hemen herkesin kolayca anlayabileceği şekilde ifade etmeme rağmen konu zor aslında. Bilinci bilimsel olarak ele gelir bir kavrama dönüştürmek için felsefe, psikoloji, psikanalitik teori, fizik, sinirbilim, fizyoloji, biyoloji, bilgisayar bilimi, klinik nöroloji ve psikiyatri gibi alanlar arasında çalışmak ve bazı peşin hükümlerden sıyrılmak gerekti.

Şüphesiz bütün bu alanlar kendi başlarına uzmanlık gerektiren alanlar. Öyleyse kimse benden her konunun uzmanı olmamı beklemeyecektir herhalde, en azından bunu talep etme hakkına sahip olmalıyım bu kitapta; bazı kaçınılmaz hatalarım olacak.

Yukarıda da söylediğim gibi tanımı kesin olarak verilmiş, bilimsel bir bilinç kavramı sunarak başlayamayacağım çalışmaya. Çünkü böyle bir kavram yok şimdilik. Kavram, bilincin bir doğa olayı olarak nasıl ele alınması gerektiğiyle ilgili tezimi şekillendirirken öncelikle felsefeden hareket ederek, psikiyatri, psikoloji ve diğer disiplinler arasında gidip gelirken, aşama aşama oluşacak. Öyleyse bilinçle ilgili vereceğim her bir tanım yalnız bir sonraki adıma hazırlanmamıza hizmet ettiği ölçüde yeterli olmakla yükümlü sadece. Nihai tanımaysa kitabı bitirdiğinizde ulaşmış olacaksınız; yani bir doğa olayı olarak bilincin doğa bilimi tarafından nasıl ele alınabileceği konusundaki tezimi tamamladığımda.

İki kısımdan oluşan bu kitabın merkezi tezini 11. Bölüm'de ileri sürdüm. İlk kısımda felsefeden başlayarak psikiyatri, psikanaliz, psikoloji, nöroloji, sinirbilim, fizyoloji ve biyoloji arasında sizin için de keyifli olacağını sandığım bir yolculuğa çıkacak, ilginç klinik vakalar göreceğiz. Esas tezlerim daha sonra, ikinci kısımda gelecek. Ama ilk kısmın da kendi içinde önemsenmesi gereken tezleri olacak, kaçınılmaz yan yollara gireceğim. Modern sinirbilime dayanarak bazı psikanalitik kavramları yorumlamaya, açıklamaya çalışacağım. Üstelik bilinci daha baştan bir doğa olayı gibi kabul ederek başlamama rağmen bu varsayımı bile sorgulamaya çalışacağım kitapta; bilinç bir doğa olayı olmayabilir mi?

Kitap yer yer felsefi düşünme tarzlarına benzeyen, bilimde pek alışık olmadığımız uzun akıl yürütmelere yer veriyor. Üstelik kitabın tamamı bazı önemli deneysel verilerle desteklense de bütünüyle uzun bir akıl yürütmeden oluşuyor. Felsefeyi andıran ya da daha iyisi "deneysel felsefe" diyebileceğimiz bir düşünce tarzı bulacaksınız kitapta. Bilinç biliminin henüz kurulma aşamasında olduğunu, henüz netleşmiş, üzerinde hemen herkesin anlaştığı bir kavramın bile olmadığını düşünürseniz kaçınılmaz ve bağışlanabilir bir yöntem bu.

Bu aşamada bilincin doğabilimsel bir nesne olarak nasıl ele alınabileceğini bildiren tezlerimin doğruluk değeri, hatta bilimsel değeri bile ikinci derecede önemli. Doğruysalar sevinirim tabii. Ama esas önemli olan bu kitabın tezlerinden çok, amacını gerçekleştirmek. Bu tezler yanlış olsa bile birilerine bilincin bir doğa olayı olarak düşünülebileceğini ve düşünülmesi gerektiğini anlatacak. Ben elimden geleni yaptım, diye düşünüyorum.

Şimdi kitabın bilinci ne bakımdan ele aldığını, hangi problemi çözmeye çalıştığını biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim; bu noktaya kadar sürekli bilinç kelimesini kullanmama rağmen aslında bilincin fenomenal yapısını, yani fenomenal bilinci konu edineceğim daha çok. Fenomenal bilinç geniş ölçüde dilsel (deklaratif) özelliklere dayanan farkındalık bilincini (ya da bazılarının tercih ettiği terimle ulaşılabilir bilinci [access consciousness]) de temellendiren, bilincin biz insanlara özgü olduğunu sandığımız, ama muhtemelen pek çok biyolojik türle, en azından bazı memelilerle paylaştığımız bir yönünü öne çıkaran bir kavram. Bu kavramdan ne anlamamız gerektiğinin de ilk giriş tanımını vereceğim aşağıda. Daha önce de belirttiğim gibi kitap içinde giderek aşama aşama olgunlaşacak bu tanım.

Günümüze gelene kadar bilincin fenomenal doğasıyla ilgili çalışmalar daha çok felsefenin alanında kalmıştı. Ama kitapta da görüleceği gibi aslında fenomenal bilinç psikiyatrinin doğal konusudur zaten. Histeri olguları da bu saptamanın en açık örneklerinden birini oluşturur. O halde fenomenal bilincin ilk tanımlarından birini, kitapta daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağım bu klinik olguları biraz olsun tanıtırken kullanarak vermeyi deneyeyim.

Mesela "histerik körlük" adını verdiğimiz bir klinik durumda hasta aniden görme yeteneğini kaybeder; kör olduğunu, hiçbir şey görmediğini söyler. Oysa yaptığımız nörolojik muayene ve beyin görüntüleme incelemeleri hastanın ne gözünde ne görme sinirinde ne de beyninin görme merkezlerinde saptanabilir bir bozukluk olduğunu ortaya koyar. Yani tıbben hastanın görmesini engelleyen hiçbir organik bozukluk saptanamaz. İşin ilginç taraflarından biri de bu tür hastaların telkine yatkın olmaları, tıbben etkili olmayan ancak inandıkları veya etkili olduğuna ikna edildikleri "yöntemlerle" iyileştirilebilmeleridir. Mesela bir keresinde konuşma yetisini kaybetmiş bir histerik hastayı, onu etkili bir tedavi uygulayacağıma ikna edip ağzına % 0,9'luk tuzlu su (serum fizyolojik) enjekte ederek "tedavi etmiştim". Din hocaları, şeyhler, papazlar, hatta şamanlar bu gibi konularda tıptan çok daha gelişmiş "tedavi" tekniklerine sahiptir. Muhtemelen histerinin çok yaygın olduğu bir dönemde ve coğrafyada yaşamış olan Hazreti İsa da böyle yöntemler kullanıyordu.

Bu gibi histerik tablolarda hem hastaların öznel yakınmalarını açıklayacak organik bir bozukluğun saptanamıyor olması hem de telkinle ve tıbben etkisiz, uydurma yöntemlerle "iyileştirilebilmeleri" pek çok hekimin histerik hastaların yalan söylediğine, rol yaptığına inanmalarına yol açmıştır. Bu anlayış da kaçınılmaz olarak hastaya kötü muameleyi beraberinde getirir. Oysa aynı kanaati paylaşmayan, bu hastaların sahiden de kendilerini kör, sağır, dilsiz, felçli sandıklarını, hatta iç dünyalarının, fenomenal bilinçlerinin böyle kurulduğunu kabul eden hekimler de vardır. Bunlardan en çok tanınanı Sigmund Freud'tur. Kaldı ki bugün çok gelişmiş işlevsel beyin görüntüleme teknikleri sayesinde bu hastaların beyinlerinin histerik nöbet sırasında normalden farklı çalıştığını saptamaya başladık; kitapta bu konuya döneceğim.

Peki ama nasıl oluyor da bu hastaların ilgili duyu organları ve sinirler aracılığıyla beyinlerine ulaşan görsel, işitsel vs. enformasyonlar fenomenal iç dünyalarında görüntü, ses vs. şeklinde yaşantılara "dönüşmüyor(?)"? Bu açıdan bakınca histeri bir iç yaşantı, bir fenomenal bilinç hastalığı olarak karşımıza çıkıyor. Mesela histerik körlüğü olan bir hastanın fenomenal bilincinin önemli bir bölümünde, iç yaşantısında önemli bir gedik vardır. Bu nedenle histerik olgulardan sık sık söz edecek, bunları açıklamaya çalışacağız bu kitapta. Histeri fenomenal bilincin doğabilimsel anlamda aydınlatılmasına girişin anahtarlarından biri olabilir.

Bu anlatımda fenomenal bilinci iç yaşantı ile hemen hemen aynı anlamda kullandığımı görüyorsunuz. Şimdi ister histerik olsun ister olmasın kör bir insanın iç dünyasının ne bakımdan bizden "eksik" olduğunu düşünürseniz, fenomenal bilinç kavramının ilk tanımlarından birine ulaşmaya yaklaşabiliriz. Histerik körlük deneyimi "görsel iç yaşantının eksikliği" olarak tanımlanabilirse, fenomenal bilinç aşağı yukarı iç yaşantıyla aynı anlama gelmektedir bir giriş tanımı olarak.

Demek ki kitabın konusu iç dünya deneyimlerini, bilinç içeriklerini, bilinç fenomenlerini bir doğa olayı olarak nasıl ele alıp açıklayabileceğimizle ilişkili.

Giderek görüleceği gibi fenomenal bilinci bilinen biyolojik kavramlarla açıklamaya imkân yoktur. Bilincin fenomenal doğası bilinen nörolojik kavramlarla da açıklanamayacağından araştırmamızı maddenin en temel dokusuna, kuantum olaylarına kadar genişletmek bile gerekebilir.

Şimdi fenomenal bilinç kavramını biraz daha ileri bir aşamada kavramak için öznel iç yaşantılarınız olarak duygularınızı, düşüncelerinizi, rüyalarınızı, hatta algılarınızı düşünün: İşte bir ilk tanım olarak fenomenal bilinç derken bütün bunları kastediyorum.

Dikkat ederseniz duygularımız, düşüncelerimiz, rüyalarımız yanında algılarımızı da fenomenal bilinç içeriklerinden biri olarak tanımladım. Bu pek alışık olduğunuz bir durum olamayabilir. Mesela "kırmızı"nın bilincimize değil dış dünyaya ait bir özellik olduğunu düşünürüz genel olarak. Ama algılarımız da, mesela görsel algılarımız da nesnenin ta kendisine ait özellikler değildir aslında. Bir nesneyi gördüğümüzde onun ta kendisini ve olduğu gibi gördüğümüzü sanırız. Ama aslında bilinçli olarak bu nesneyi görmemiz demek bu nesneyi bilincimizde temsil eden görsel algılar aracılığıyla dolaylı olarak görmemiz demektir. Yani algılar doğrudan nesnenin kendisinde değildir; fiziksel olarak nesneye ait özellikler değildir. Nesnelerin bizim beyinlerimizi etkilemek suretiyle fenomenal bilincimizde oluşturduğu fenomenlerdir algılar. İşte histerik körlüğü olan hastalarda ilginç bir şekilde bu algısal bilinç iç yaşantısı, görsel bilinç fenomenleri oluşmamaktadır. Neden ve nasıl? Bu soruya da yanıt bulabildiğimiz oranda fenomenal bilincin doğabilimsel bir olay olarak kavranmasına katkıda bulunabileceğiz..

Şimdi fenomenal bilincin tanımıyla ilgili bu ilk sezgileri dile getirdikten sonra esas sorumuza dönelim: Peki fenomenal bilinç neden ve ne bakımdan bir problem olarak ele alınacak bu kitapta?

Problemi anlamak için çevrenizdeki ne gibi cisimlerin fenomenal bir iç yaşantısı olabileceğini düşünerek işe başlayabiliriz. Sanırım cansız cisimlerin fenomenal bir bilinci olmadığını kabul edeceksiniz; masanın, sandalyenin vs. bir iç yaşantısı olmasa gerek. Oysa gene bir cisim olan yanınızdaki bir insanın sizinki gibi bir iç yaşantısı, bir fenomenal bilinci olabilir. Ama biraz düşünürseniz bundan o kadar da emin olamayacağınızı görürsünüz. Bir cisim olarak öteki insan size ses, görüntü vs. olarak verilmiştir ve onun iç yaşantısını doğrudan gözleyemezsiniz. Gene de başka insanların bizimki gibi bir fenomenal bilincinin olması ihtimali çok yüksek tabii. Köpeğinizin veya kedinizin de bir iç yaşantısı, fenomenal düzeyde bir bilinci olabileceğini kabul edersiniz sanırım. Ama acaba bir karıncanın, bir böceğin, tekhücreli bir canlının, mesela bir amipin bir iç yaşantısı var mı? Yoksa içi "karanlık" biyolojik otomatlar mı bunlar? Ya da daha arada bir cisim seçelim; kişisel bilgisayarınız mesela. Bilgisayarınızın bir iç yaşantısı olabilir mi? Olamaz mı?

Demek ki fenomenal bilinç ilk bakışta doğal canlılıkla alakalı bir kavram gibi durmakla beraber biraz daha yakından bakınca onun tamamıyla, yalnızca ve zorunlu olarak doğal canlılık olaylarının bir özelliği olduğunu söyleyemiyoruz; bilinçsiz canlılar olabileceği gibi bilinçli makinelerin de olabileceğini düşünebiliyoruz. En azından bu seçenekleri dıştalayamıyoruz. Neden?

Şimdi bir an için insanın yaptığı her şeyi yapan bir bilgisayar-robotun, yani gelişmiş bir "Yapay Zekâ"nın yapıldığını kabul edelim. Gerçekten de böyle bir alet yapılmaya çalışılıyor günümüzde. Bu aletin yapılıp yapılamayacağı konusunda çeşitli görüşler ve tartışmalar var tabii; sayıları az da olsa bazı bilim insanları böyle bir aletin bilinen bilgisayar teknolojisi çerçevesinde yapılamayacağını savunuyor. Biz şimdilik insanın yaptığı her şeyi yapabilen bir makinenin yapıldığını varsayalım; öyle ki bu bilgisayar-robot dışarıdan gözlenen hiçbir davranışı, konuşması, eylemi bakımından insandan ayırt edilemesin. Bizimle satranç oynasın, politika veya çocuk yetiştirme konusunda tartışsın, öğrenebilsin, aşktan ve kinden söz etsin, gördüğü bir filmi yorumlasın, hatta gerektiğinde kızmış veya sevinmiş gibi davransın. Şimdi acaba bu makinenin bizimki gibi bir iç yaşantısı, bir fenomenal bilinci olur mu? Yoksa içi "karanlık" bir robot olarak mı kalır bu makine? Mesela "şurada kırmızı bir gül var" dediğinde sahiden de bir iç yaşantı olarak kırmızıyı deneyimler mi, yoksa bilgisayara benzer olduğunu düşündüğümüz çeşitli mekanizmalarla o taraftan gelen ışığın dalga boyunu ölçüp bunu dil sistemindeki "kırmızı" sözcüğüyle eşleyerek otomatik olarak, hiçbir fenomenal iç yaşantısı olmadan mı oluşturur bu cümleyi? Konuyu bilenlerin burada meşhur Turing testinden esinlendiğimi anladığını sanıyorum.

Eğer bu bilgisayar-robotun bir iç dünyası, fenomenal bir iç yaşantısı olacaksa neden, hangi sebeplerle olacak? Eğer işlevsel açıdan tamamen insana özdeş olmasına rağmen bir iç yaşantısı olmayacaksa neden olmayacak? Bir doğa olayı olan fenomenal bilinç nasıl açıklanabilir?

Şimdi bir adım daha atarak bu kitabın esas sorusuna geçebiliriz. Aslına bakarsanız bizler de "Yapay Zekâ" gibi atom ve moleküllerden oluşmuş ve tanımı gereği onunla aynı zihinsel işlevlere sahip maddi cisimleriz. Peki ama nasıl oluyor da bizim bir iç yaşantımız, bir fenomenal bilincimiz olabiliyor? Son yirmi yıldır başta Birleşik Devletler ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede bilim insanları giderek artan bir ivmeyle bu konuyu tartışıyor. Beynin fizyolojik olarak tamamen fizik kurallara uyması beklenen çalışmasından bir iç yaşantı, fenomenal bir bilinç nasıl ortaya çıkıyor? Bizde ve bizim aracılığımızla madde nasıl olup da hissediyor? Daha doğrusu biz olan madde nasıl bir organizasyona ulaşmış ki varlığı hissedebiliyor? Masa olan madde eğer hissetmiyorsa neden hissetmiyor da biz olan madde hissedebiliyor?

İkinci ve bağlantılı bir soru da şu: fenomenal bilinç beyindeki maddi-nöral süreçleri etkiliyor olabilir mi? İç dünya yaşantısı olan duygular, düşünceler, algılar gibi bilinç fenomenleri beynin fizikokimyasal esaslara dayanan nöral faaliyetlerini etkiliyor mu acaba? Mesela bilinç fenomenleri beyindeki bir atomun veya elektronun uzay-zamandaki konum ve momentum değerini etkiliyor olabilir mi? Daha sıradan bir şekilde sorarsak, bizim gibi maddi cisimlerin sahiden bir "özgür iradesi" olabilir mi? Yoksa biz kendimizi özgür iradeye sahip özel varlıklar sanırken fizik yasaları çerçevesinde çalışan doğal (evrimsel) yollardan oluşmuş biyolojik otomatlardan mı ibaretiz; özgür irade büyük bir yanılsama mı?

Olaya şöyle de bakabilirsiniz belki; temel bir varsayım olarak evrendeki her şey uzay-zaman, parçacık, dalga, alan, kuvvet, kütle-enerji gibi maddi kavramlarla düşünülüp, bunların fiziksel dinamiklerine indirgenebilir. Oysa bizim iç yaşantımızı oluşturan bilinç fenomenleri bunlardan tamamen farklı ve bunlara indirgenemez gözüküyor. Acaba bizim fenomenal bilincimiz maddi bir oluşum mu? Yoksa diğer maddi oluşumlardan tamamen farklı ikinci bir varlığa, mesela spiritüel anlamda bir tür "ruh"a mı işaret ediyor? Ruhlar sahiden var mı? Eğer evrende ruhlar, yani maddi olmayan varlıklar yoksa, beynimizi oluşturan maddenin hareketinden fenomenal bilincimiz, iç yaşantımız nasıl ortaya çıkıyor olabilir? Maddi derken neyi kastediyoruz? Bilinci anlamak için madde kavramımızı değiştirmemiz gerekir mi? İşte benim de bu kitapta göz önüne alacağım, belli bir düzeyde bir yanıt önereceğim soruları böyle tanımlayabilirim kabaca.

Kitabı iki kısımda takdim ediyorum: "Uzlaşımsal Yol" birinci, "Teorik Yol" ise ikinci kısımlar. Birinci kısımda fenomenal bilinç problemine minimalist açıdan yaklaştım. Minimalist yol derken fenomenal bilinci davranışa yansıyan yönleriyle, bilhassa şahsın bilinciyle ilgili bildirimlerine dayanarak ele almayı; yani uzlaşımsal olarak doğa bilimsel kabul edilebilecek yöntemlerle araştırmayı kastediyorum. Bu çerçevede bazı psikiyatrik ve nörolojik olguları değerlendirerek sinirbilimsel açıdan kabul edilebilir bazı sonuçlara ulaşmaya çalıştım.

İkinci kısımdaysa fenomenal bilinci içerden yaşantıladığımız haliyle, yani tüm kozmik açılımıyla ele almaya ve bu haliyle doğa biliminin konusu haline getirmeye çalıştım. Bilincin bu şekilde maksimalist açıdan ele alınması henüz uzlaşımsal olmayan yeni doğa bilimsel yöntemler önermemi gerektiriyor. Bu nedenle iki kısım bilinç olayına farklı pencerelerden yaklaşan ama birbirini tamamlayan bölümler içeriyor.

Birinci kısmın ilk bölümlerinde geliştirdiğim fikirlerin Freud'un bilinçdışı ve bastırma kavramlarıyla bir şekilde bağlantılı olması da yeni bir yaklaşım tarzı sayılabilir tabi. Gerçi bu kitapta elbette yüzyıllık kadim psikanalitik kavramlarla çalışmayacağım; tam tersine bir alt motif olarak bazı psikanalitik kavramların modern sinirbilim çerçevesinde nasıl açıklanabileceğini de araştıracağım. Ama Freud'a olan borcumuzu da inkâr etmeyeceğim.

Dolayısıyla beyin-fenomenal bilinç probleminin çözümü konusunda küçük de olsa bir aşama kaydetmeyi amaçlayan bu kitap önce düşünce tarzımı ve fenomenal bilinç problemini anlatan bir bölümle açılıyor. Sonra histeri olguları ve Freud'un tezlerini tanıttığım bölümler geliyor. Daha sonraki bölümlerde de Freud'un kimi tezlerinden esinlenen daha modern nörolojik açıklamalar geliştirmeye yöneleceğim. Sonra tekrar fenomenal bilinç konusuna dönerek temel varsayımlarımı (aksiyomlarımı) öne süreceğim. Fenomenal bilinci daha köklü bir şekilde açıklamak için kuantum mekaniğine de değinmem gerekecek. Bu bölümler gözünüzü yıldırmasın. Sanırım kuantum mekaniğinin çok kolay anlaşılabilir özetlerinden birini verebileceğim.

Bu konudaki çalışmalarımın bu kitapta tamamlanmadığını belirtmek isterim. Bu kitapta henüz çözemediğim problemleri de açıkça belirteceğim zaten. Ancak şimdiden bunların özellikle dil problemleriyle, özellikle de bilinçten bilinç olarak söz eden "fenomenal önermelerle" ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bu kitapta fenomenal bilincin dilsel problemlerini çözmeye girişmedim.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Mahmut Temizyürek, "Özgür irade mümkün mü?", Radikal Kitap Eki, 15 Haziran 2007

Biz insanlar tamamen maddi sistemler olmamıza, yani atomlar ve moleküllerden kurulu olmamıza rağmen nasıl olup da bir iç dünyaya sahip olabiliyor, algılıyor, hissediyor, acı çekiyoruz? Bir dış gözlemci olarak maddeye baktığımızda 'iç dünya' gibi bir yaşantısının olabileceğini düşünmek zor. Oysa maddi sistemler olarak bizler maddenin böyle bir özelliği olduğunu iç gözlemimizden, yani bizzat yaşantılayarak biliyoruz. Demek ki madde, en azından insanda olduğu gibi belli bir örgütlenmeye ulaştığında hissedebiliyor. Doğabilimsel açıdan nedir bu iç dünya fenomenleri ve nasıl açıklanabilir? Madde nasıl olup da hissetme özelliği kazanabilir? Bilincin madde üzerine fiziksel etkileri olabilir mi? 'İnsanlar etten, kemikten, sinirden oluşuyor sonuçta' sözünü söylemek kolay. Ama bu ne demek gerçekte?

Bilincin doğadaki yeri

Bu sorular Saffet Murat Tura'nın yeni kitabı Histerik Bilinç'in temel problemini oluşturuyor. Türkiye'de hemen hemen hiç bilinmeyen bilinç bilimi (science of consciousness) konusunda yazılmış, özgün tezler içeren bir kitap Histerik Bilinç. Bilinç bilimi son yıllarda, Nobel ödüllü fizyolog Francis Crick, kara deliklerin sırrının aydınlatılmasında büyük rol oynayan Roger Penrose, ünlü nörolog Antonio Damasio, ABD'li düşünürler Daniel Dennett ve John R. Searle'ün de aralarında bulunduğu birçok kişinin katkıda bulunduğu bir alan. Henüz tam bir bilimsel disiplin olarak kurulmamış olmasına rağmen çeşitli disiplinden insanların katkılarıyla hızla gelişiyor ve evrenin en gizemli sorusuna, yani 'bilinç' problemine, 'iç deneyim' problemine ışık tutmaya çalışıyor.

Saffet Murat Tura'nın kitabı da psikiyatrik ve nörolojik olgulardan yola çıkarak 'bilinç'in doğadaki yerinin doğabilimsel olarak nasıl ele alınabileceğini tartışıyor. Saffet Murat Tura, okurun, Freud'dan Lacan'a Psikanaliz, Günümüzde Psikoterapi ve Şeyh ve Arzu adlı kitaplarından, ayrıca Metis'in 'Ötekini Dinlemek' adlı psikanaliz dizisinin editörü olarak tanıdığı deneyimli bir psikiyatr. Her ne kadar 'histerik bilinç' adı yeni bir psikiyatri kitabını çağrıştırıyorsa da bilinç bilimi kapsamında yazılmış bir kozmoloji kitabı bu. Yani bilinci, iç yaşantıyı maddi evrenin bir parçası olarak sorunsallıştırıyor. Bugüne kadar felsefenin klasik problemlerini oluşturan, ama 20. yüzyılda felsefenin giderek unuttuğu bilinç-madde tartışmasını modern bilimin verileri ışığında yeniden gündeme getiriyor. Bilinç bilimini tanıtmaktan, o alandaki bilgi birikimini aktarmaktan çok, o alana yeni bir katkıda bulunmaya çalışıyor. Konu karmaşık ama bu karmaşık konuda olabildiğince yalın olmaya, bilgiyi bulandırmadan, işlevsel biçimde kullanmaya gayret ediyor ve bunu başarıyor. Bunun için de felsefe, psikoloji, psikanalitik teori, fizik, sinirbilim (neuroscience), fizyoloji, biyoloji, bilgisayar bilimi, klinik nöroloji ve psikiyatri gibi geniş bir disiplinler alanını ustalıkla seferber ediyor.

Tura, bunca geniş bir alanda çalışmış, bu konuda yeni tezler üretecek kadar derinleşmiş, iddialı biçimde söz almış ve bir bilimsel yapıt kazandırmış Türkçeye. Evrensel konulara özgün yanıt bulma çabası, Türkiye'de çok sık rastlanan bir durum değil. Histerik Bilinç bu özelliğiyle de dikkati çekiyor: Bilinç biliminin yanıtsız kalmış sorularına bilimsel ölçütlere uygun yanıtları Türkçede arıyor yazar. Tezlerin dayandığı olgu ve deliller, kullanılan varsayımlar ve düşünme ilkeleri net bir biçimde dile getirelerek tartışmaya, o halde yanlışlanmaya açık hale getirilmiş.

Peki, bilincin 'histerik'liği nerede devreye giriyor? Konversiyon histerisinin, yani ruhsal çatışmaların duyusal ve bedensel yakınmalara çevrilerek ifade edilmesinin bilincin doğasını anlamıza ışık tutacak özel bir durum olduğunu, bu tür bilinç fenomenlerinin bilinci anlamakta özel imkanlar sunduğunu, kendisinin de bu özel durumlardan yola çıktığını söylüyor Tura. Yani amaç ruhsal patolojiyi incelemek değil. Tersine, histerinin sunduğu imkanlardan yola çıkarak bilinç problemini kozmolojik bir düzeyde tartışmak. Bu çerçevede ilginç soruların da yanıtlarını arıyor Tura. Örneğin "şurada bir kırmızı gül var" gibi bir cümlenin de çözümlemesini yapıyor. 'Kırmızı' ve 'gül' gibi sözcükleri bir iç yaşantı, bir bilinç fenomeni olarak deneyimleyerek mi dile getiriyoruz? Yoksa beynimizdeki bilgisayarsal mekanizmalarla, gözümüze ulaşan ışığın dalga boyunu ölçüp bunu dil sistemindeki 'kırmızı' sözcüğüyle eşleyerek, otomatik olarak, hiçbir iç yaşantı olmadan mı oluşturuyoruz? Bir soru da şu: "Acaba evinizdeki buzdolabından daha fazla mı özgür iradeye sahipsiniz?" Ama bu soruları cevaplayan 'bir bilen' ya da bir 'guru' yok karşınızda. Bu konular üzerine kendi deneyimlerini katarak kafa yoran, kendi bilinç sistemini de sorgulayan bir biyolojik varlık var. Kitabın temel sorularından biri de şu: "Aslına bakarsanız bizler de 'Yapay Zekâ' gibi atom ve moleküllerden oluşmuş ve tanımı gereği onunla aynı zihinsel işlevlere sahip maddi cisimleriz. Peki ama nasıl oluyor da bizim bir iç yaşantımız, bir fenomenal bilincimiz olabiliyor?" (...) "Yoksa biz kendimizi özgür iradeye sahip varlıklar sanırken fizik yasaları çerçevesinde çalışan doğal (evrimsel) yollardan oluşmuş biyolojik otomatlardan mı ibaretiz. Özgür irade büyük bir yanılsama mı?" Buna benzer birçok soru irdeleniyor bu bilimsel ve felsefi yapıtta. Bu yanıtların açılımında, 'bilinç ve bilinçdışı', 'beyin ve psikolojisi', şu meşhur 'loş bilgi' kavramı, 'duygular', 'deney ve sezgi' gibi kavramları ilk bölümde; 'madde ve bilinç', 'özgür irade', 'bilinç ve zaman' gibi kavramları da ikinci bölümde tartışılıyor.

Histerik Bilinç'te hemen her sayfada okuruyla konuşan, ona yol gösteren, her kavramın tekrar tekrar sağlamasını yapan, amatör okurun "Bu zor konulara asla giremem" korkusunu baştan iptal eden, aynı anda hem müşfik hem atak bir bilim adamı var. Dahası, son sayfaya kadar okuru kendi bilinç serüvenine davet eden, kendi sorularını ve heyecanını okuruna da bulaştırmak için özenen bir filozof var. O filozof 238 sayfalık bir gayretin sonunda şu sözleri bile söyleyebiliyor: "Bu tezler yanlış olsa bile birilerine bilincin bir doğa olayı olarak düşünülebileceğini ve düşünülmesi gerektiğini anlatacak. Ben elimden geleni yaptım."

Devamını görmek için bkz.

Çetin Balanuye, "Bilinç: Doğal ve Mucizevi Ama Mucize Değil!", Baykuş, Sayı: 3, 2008

Narsistik kişilik bozukluğu olarak nitelenen psiko-patolojinin bazı bireylere musallat olan bir ruhsal bozukluk olmayıp, insan türünün genel normallik saydığı ruhsal durum olduğu ve böylece bir tür olarak narsistik bozukluğu andıran bilinç hallerinden ibaret olabileceğimiz fikri olanca tedirgin ediciliğiyle yaygınlaşıyor. “Sıradışı bir kusursuzluğa sahibim” biçiminde bir benlik algısı geliştirmekten kendini alıkoyamayan insan, bir anlamda, bu algıyla hesaplaşma enderliklerini de kendi dinamiklerinden türetebiliyor. Bilimler ve felsefenin farklı kulvarlarından insan-türünün narsistik yanılgılarına dikkat çeken çalışmalar çoğaldı. Ülkemizde son yıllarda yayınlanan kitaplarla sınırlasak bile, sözgelimi, De Landa’dan Çizgisel Olmayan Tarihin Bin Yılı, John Gray’den Saman Köpekler ve Damasio’dan Descartes’ın Yanılgısı ilk akla gelenler arasında. Şimdiki yazının konusunu oluşturan Saffet Murat Tura’nın Histerik Bilinç’i de bu bağlamda ele alınabilir diye düşünüyorum.

Elimizdeki kitap, sonuçları açısından önemli, önemli olduğu oranda spekülatif bir tez ve bu tezi kurmaya yönelik iki temel bölümde izlenen iki farklı temellendirme çabasından oluşuyor. Kitabın tezi, tüm özetlerde bulunması olası kusurları üstümüze alarak söylersek, bilinç denen şaşırtıcı olanağın, doğanın gözlemlenebilir nedensellikleri kapsamında açıklanabilir bir türeyiş olduğudur. Tura’nın diliyle söylendikte: “... Bilincin doğa bilimi tarafından ele alınabilir bir olgu, bir doğa olayı olarak düşünülebileceğini” savlamak.

Kitabın açılışında, Tura, “bilinç” sözcüğünü tüm çalışma boyunca “fenomenal bilinç” terimiyle karşıladığını belirterek yola çıkmaktadır. Bu önemlidir. Çünkü Tura’nın odaklandığı bilinç kavramı, çoğun yalnızca biz insanlara özgü bir ayrıcalık olarak kabul ettiğimiz (ki bunun da epeyce tartışmalı olduğu kitapta da vurgulanıyor), dille temsilî bir ölçüde olanaklı bir ben-farkındalığı anlamına geliyor. Bir başka deyişle, bilinçle şöyle ya da böyle ilişkili hiçbir gözlemlenebilir fiziksel olguyla doğrudan nedensellik bağı kurulamayan, âdeta salt bireyin öznel farkındalığı kapsamında bir bilinç durumundan söz ediliyor. Fenomenal bilinç, bu kavrayışla, sözgelimi histerik körlük ya da sağırlık vakalarında daha somut olarak örneklendirilebilecek bir sıradışılığa işaret ediyor. Tıbben görmesine engel bulunmayan birinin aniden gelişen körlüğü, bu anlamda nesnel dünyaya kapalı bir nedenselliğin sonucu olarak bireye özgü bir bilinç edimine dönüşüyor. Histeri örneği, kuşkusuz, yalnızca fenomenal bilinç kavramını okuyucunun düşüncesinde berraklaştırma amacına yönelik olarak seçilmiş. Aslen, “farkındalığım” dediğimiz şey, çoğu zaman, bilinçle ilişkili olduğunu varsaydığımız (beyin, nöronlar, transmitterler, vb.) fiziksel etmenlerin hiçbiriyle doğrudan ilişkilendirilemiyor. Bu nedenle, fenomenal bilinçle ilgili olarak insan türünün narsizmini, kozmik kendini beğenmişliğini temellendirmek olanaklı oluyor: Bu dünyayı aşan, aşkın bir olanağın, demek tanrısal bir lütfun belirlediği sıradışı bir varlığım!

Tura, bu geri planın farkında bir yazar olarak, fenomenal bilincin (1) varolduğunu, (2) doğal-bilimsel yöntemlerle en azından öngörüsel olarak açıklanabilir olduğunu ve (3) bunun iki farklı yolda gösterilebileceğini ileri sürüyor.

Peki bu yollar neler?

Tura, yollardan ilkine “uzlaşımsal”, diğerine de “teorik” yol diyor. Bu isimlerin ne anlama geldiğini bir çırpıda anlamak kolay değil. Her bir yolun içinde metnin alt alt yolları iyice derinleştiğinden, tartışmanın yer yer ciddi derinliklerde dolaşmasından dolayı... Anlaşıldığı kadarıyla ilk yolun uzlaşımsal olarak nitelenmesi, fenomenal bilinç belirtilerinin, olağan koşullarda birbirleriyle pek de iletişim içinde olduğu söylenemeyecek, nöroloji ve psikiyatrinin alanlarının her ikisinin de sezgi, gözlem, deney ve yorumlama rezervlerinden yararlanılarak okunmasından kaynaklanıyor. Tura, bu yolun uygulamasına psikanalizin esinlerini dikkate alan bir araştırmacı olarak giriyor. Ancak, dikkate değer olan, vaka takdimi niteliğindeki hasta bulgularının (histerikler) hem deklaratif hasta beyanlarının psikiyatrik okumasının hem de aynı vakaların klinik-nörolojik değerlendirmesinin bilimselliği kabul gören bir nesnellikle yapılmaya çalışılması.

Bu ilk yola, konunun uzmanı olmayan okuyuculara kolaylık olması açısından, “hekim Tura’nın fenomenal bilinci araştırdığı yol” dersek, diğer yola da “filozof Tura’nın bilinç çalışması” demek çok yanlış olmaz. Çünkü diğer yol, teorik bir tartışma çevresinde yürüyen yol, bilinçle ilgili hemen tüm soyut akıl yürütmeleri, savları ve yaklaşımları gözden geçiriyor. Daha çok analitik felsefe dili diye bilinen bir üslûbun hâkim olduğu bu bölüm, meslekten hekim olmayan okuyucular için bilinç tartışmalarına derli toplu bir giriş yapma olanağı da veriyor.

Her iki farklı yoldan ele alınan tez, sonunda önemli ölçülerde ikna edici bir argümanla desteklenmiş oluyor: Fenomenal bilinç, doğal bir fenomen olarak ele alınabilir ve açıklanabilir. Belki daha da önemlisi, bu tartışmanın uzak erimde ortaya çıkması olası etik ve politik sonuçları. Bilinç eğer Tura’nın göstermeye çalıştığı gibi, doğayı aşan, aşkın, kozmik bir mucize değil de, tersine doğaya içkin, onun nedenselliği içinde ve fizik dünyanın olanaklarıyla anlaşılabilir bir şeyse, bu saptama peşinden özgür irade, bilinçli özgür seçim ve giderek insanın yüceliği gibi köklü felsefi kabulleri gözden geçirmeye zorlayacaktır. Bilinçli varlıklar oluşumuz, parçası olduğumuz fizik dünyanın nedenselliğine yalnızca daha karmaşık, incelikli ve gözleme az elverişli bir doğal tasarım yoluyla bağlı oluşumuzdan kaynaklanıyorsa, mutlak özgür irade anlamına gelen “belirlenmemiş olmak”, romantik bir yanlış inancın evrimleşmesinden başka bir şey değil anlamına gelecektir.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.