Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-802-6
13x19.5 cm, 88 s.
Liste fiyatı: 12,50 TL
İndirimli fiyatı: 10,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Alenka Zupancic diğer kitapları
Komedi: Sonsuzun Fiziği, 2011
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Neden Psikanaliz?
Üç Müdahale
Özgün adı: Why Psychoanalysis?
Three Interventions
Çeviri: Barış Engin Aksoy
Yayına Hazırlayan: Özge Çelik
Kapak Resmi: Max Ernst
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2011

Kurucusu Freud'dan bu yana psikanaliz kimi zaman "biyolojizm" ve "bilimcilik" ile, kimi zaman "kültürel görecilik" ile suçlanmıştır. Bu eleştirilerin çoğu, "psikanaliz kendi işine baksa ya, neden her şeyi izah etmeye kalkıyor," şeklinde örtülü bir kanaat taşır, psikanalizi bir klinik tedavi pratiği olarak sınırlamak isterler.

Oysa Alenka Zupancic'e göre psikanalizin konusu tam da biyolojik (bedensel) olan ile zihinsel ve kültürel olanın örtüştüğü yerdedir. Bu nedenle psikanaliz asıl gücünü ve verimini başka "disiplinler" veya alanlarla kurduğu diyaloğa borçludur. Psikanaliz asla bireyler ve onların mahrem sayılabilecek sorunlarıyla ilgili değildir: Tedavi etmek amacıyla bireyi topluma uyumlu kılmayı, "burjuva rüyasının garantörü" olmayı reddeden temel bir psikanaliz damarı vardır.

Neden Psikanaliz?'in ontoloji, pratik felsefe ve estetik alanlarına yaptığı "üç müdahale" işte bu damarı berraklaştırmayı amaçlıyor ve psikanalizin cinsellik teorisinin gerçekten ne olduğunu, psikanalizin varoluşumuz için ne anlam taşıdığını, Lacancı "neden" kavramının özgürlükle nasıl bir ilişkisi olduğunu, birbirinden çok ayrı, hatta karşıt gibi görünen iki estetik fenomenin, "komedi" ile "tekinsiz"in ne gibi bir ortaklığı olduğunu aydınlatıyor.

İÇİNDEKİLER
Giriş

Birinci Müdahale
Cinsellik ve Ontoloji

İkinci Müdahale
Özgürlük ve Neden

Üçüncü Müdahale
Komedi ve Tekinsiz
OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 9-12.

Psikanaliz, Freud tarafından kurulduğu tarihten bu yana, kendi sahasına iyice yerleşti — ya da öyle görünüyor. Ama daha yakından baktığımızda, bu durum biraz kuşkulu hale geliyor. Bunun kendi başına epey ilginç, temel bir nedeni var: Ne kadar yakından bakılırsa, psikanalizin sahasının tam olarak ne olduğu da bir o kadar belirsizleşiyor. Mesela psikanaliz ilk ortaya çıkışından itibaren, kapsamının daha çok doğa bilimleri alanında mı yoksa felsefe ve kültür bilimleri alanında mı kaldığı sorusu üzerine tartışmalarla kuşatılmıştır. Freud aynı anda iki tarafın da saldırısına maruz kalmıştır sık sık: Kimileri "biyolojizm"ine ve "bilimciliği"ne, kimileriyse "kültürel göreciliği"ne ve klinik koşulların epey ötesine uzanan spekülasyonlarına itiraz etmiştir. Bu tartışma bitmiş, mesele çözüme kavuşturulmuş da değildir. Ne var ki, bu eleştirilerin tikel kavramsal sorunlarla ne ilgisi olduğunu bir yana bırakıp, Freud'un keşfinin başlıca boyutlarından birinin tam da fiziksel ve zihinsel diye tanımlanan bu iki alanın örtüşmesi olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Psikanalizin nesnesini genel ve anlamlı bir şekilde tarif etmenin bir yolu varsa, tam da şu olabilir: Psikanalizin nesnesi iki alanın örtüştüğü bölgedir; yani, biyolojik ya da bedensel olanın halihazırda zihinsel ve kültürel olduğu, aynı zamanda kültürün tam da çözüme kavuşturmaya çalıştığı (ama bunu yaparken yeni açmazlar yarattığı) bedensel işlevlerin açmazlarından doğduğu yerdir. Başka bir deyişle —en önemli nokta da burası belki— söz konusu örtüşme zaten tesis edilmiş iki kendiliğin ("beden" ve "zihin") örtüşmesinden ibaret değildir, aynı zamanda içinde örtüşen iki tarafı doğuran da bir kesişmedir. Freud kültürün ve zihnin insan bedenlerini ne ölçüde etkileyebildiğini, hatta çarpıtıp fiziksel değişime uğratabildiğini çabucak görmüştür; ama aynı zamanda, belki daha önemlisi, insan bedeninde bunu mümkün kılan bir şey olması gerektiğini de görmüştür. Bu şey, doğuştan gelen bir kültür ve maneviyat eğilimi ya da bedenlerimizde depolanan bir zihin mikrobu veya ruh değildir; daha ziyade, her nasılsa üretken olduğu anlaşılan biyolojik bir arızaya benzer.

Psikanalize uygun sahanın tam olarak ne olduğu meselesi, bu temel hususları aşar; psikanalizin çoğu zaman farklı bir dizi saha ya da "disiplin"e (felsefe, din ve sanat kadar, bilimin farklı dallarına da) sokularak "her yere el atmış" gibi görünmesiyle de ilgilidir. Bu yüzden psikanalize en sık yöneltilen itirazlardan biri şöyle özetlenebilir: Kendi sahasına baksa ya! Yani: Kendi tımarıyla ilgilense ya! — toplumsal açıdan tanındığı oranda kendisine tahsis edilen kesimle! Ya da: Kliniğin, tedavi pratiğinin sınırlarına bağlı kalsa ya! Bu son itiraz, psikanalizin tımarı sayılan tedavi pratiğiyle sınırlı kalmayı inatla reddetmiş olan Jacques Lacan söz konusu olduğunda bilhassa yaygındır. Psikanalizin Etiği üzerine seminerinde ifade ettiği gibi, Lacan bu tür bir buyruğun, psikanalistlerin "burjuva rüyasının garantörleri" olmasına davetiye çıkardığını fark etmiştir. Ona göre psikanalizin amacı, (mesela toplumla ilişkili) sorunlarımızla baş etmemize ya da kişisel değer ve tekillik idealimizi geliştirmemize yardımcı olmak değildir. Psikanaliz bünyesi gereği toplumsal, nesnel ve eleştirel bir boyut taşır. Asla yalnızca bireyler ve onların (mahrem sayılabilecek) sorunlarıyla ilgili değildir — daha en baştan, Lacan'ın "Öteki" dediği sosyo-simgesel sahaya kayıtlıdır bunlar. Dolayısıyla Lacancı psikanaliz, topluma başarıyla uyum sağlamayı olanaklı kılma gibi bir tedavi amacına asla teslim olmamıştır. Topluma uyum ve konformizmin, her insanın —yalnızca kendine mahsus olan, kıymetli— tekilliğini ve benzersizliğini destekleme gibi (sözümona karşıt) bir bayrak altında ilerleyen postmodern versiyonuna da epey direnmiştir. Bunun yerine, psikanalitik teorinin özne, bilgi, hakikat, toplumsal bağ(lar), vb.'ye dair kendi teorilerini geliştirmeyi kapsadığı hususunda ısrarcı olmuştur. Bu tutum, psikanalitik teorinin ancak şu ya da bu tikel özne veya vakanın bir teorisi olabileceğine; başka türlü, daha evrenselci kavramlaştırmaların ancak fazlasıyla sorunlu metafizik sulara açılabileceğine inanan birçok psikanalistin (ve psikanalist olmayan daha nicelerinin) konumuyla keskin bir karşıtlık içindeydi, hâlâ da öyle. Bu bakımdan bir "Hegelci" olan Lacan daima, (tekil veya somut ile evrensel arasındaki) bu tarz basit bir karşıtlığın fazlasıyla metafizik kaldığını, eleştirel ya da yıkıcı bir tarafı olmadığını savunmuştur. Gerçekten de, çok tutulan evrenselcilik-karşıtı konumların, esnek ampirik gerçekçilikleriyle, hâkim sosyo-ekonomik sistemlerin en etkili bekçileri oldukları günümüzde pek çok yerde görülebilir. Dediğimiz gibi, Lacan hakiki bir kavramlaştırmanın bünyesi gereği evrenselci olduğu gerçeğini asla gözden kaçırmamıştır. Ama bu, böyle her kavramlaştırmanın evrensel kabul gördüğü anlamına gelmez elbette; bir kavramlaştırma ihtilaf da doğurabilir. Ancak bilim sahasını her biri kendi parselinin sınırlarında kalıp diğerlerine karışmadığı sürece hakikat iddialarında bulunma hakkına sahip olan sonsuz sayıda disipline ayırarak geçiştirmek yerine, bu ihtilafın kendisiyle yüzleşmek ve ortaya koyduğu iddialarla mücadele etmek gerekir.

Tam da fazlasıyla geliştirilmiş ve yapılandırılmış kavramsal önerilerinden dolayı, psikanalizin çağdaş felsefi tartışma sahnesine girmesi ve burada varlığını sürdürmesi Lacan sayesinde olmuştur. "Psikanaliz felsefe değildir" şeklindeki ısrarlı iddiasına rağmen Lacan, kendi teorisini devamlı felsefeyle kurduğu diyalogla geliştirmiştir. Burada sunulan "üç müdahale"nin kapsamı, büyük ölçüde bu diyaloğun alanında kalmaktadır. Amacı, psikanalizin genel kavramsal uzama tanıttığı belli nosyonları sorgulamak, analiz etmek ve savunmaktır.

"Müdahale" terimini seçme nedenim, üç bölümün, her biri uçsuz bucaksız üç farklı sahaya dokunmasıdır: ontoloji (ve eleştirisi), pratik felsefe ve estetik. Her saha türlü bakış açısına ev sahipliği yaptığı için, söz konusu bölümlerde bu sahaları (psikanaliz perspektifinden) "kapsama" gibi bir çaba yoktur. Bunun yerine, sözü edilen sahalara belirli ve tikel noktalarda müdahale etmeye girişilmektedir. İlk müdahale ortaya attığı iki soru etrafında dönüyor: 1. Psikanalitik cinsellik teorisi tam olarak nedir? Bu sorunun yanıtı herkesin malumu gibi, konu yeterince açık görünüyor; ama aslında hiç de değil, sormaya ve yeniden düşünmeye fazlasıyla değer bir soru bu. 2. Psikanalitik cinsellik teorisinin ontoloji ve çağdaş ontoloji teorileri bakımından içerimleri (varsa) nelerdir? Dahası, bu psikanalitik duruşun olası politik içerimleri nelerdir?

İkinci müdahale psikanalitik —ve bilhassa Lacancı— "neden" kavramına odaklanıyor ve bu kavramı özgürlük nosyonuyla ilişkili olarak sorguluyor. Bunlar çoğu zaman çatışkılı iki terim olarak koyutlansa da, Lacancı neden kavramlaştırmaları nihayetinde, neden nosyonunun özgürlük kavramı ile yakından ilişkili olduğu çok daha ilgi çekici bir küme oluşturmaktadır.

Üçüncü müdahale, tam da farkları, hatta zıtlıkları içinde tuhaf ve ilginç bir yakınlık gösteren iki estetik (ve duygusal) görüngü arasındaki sıradışı ilişkiyle ilgili: komedi ve tekinsiz ("das Unheimliche"). Bu iki görüngünün paylaştıkları ya da paylaştıklarını iddia ettiğim şey, iki farklı yoldan —iki farklı aşırılık ya da fazlalık kipliği aracılığıyla— şekil verdikleri özgül bir Hiçlik (ya da boşluk) figürüdür.

Cinsellik, ontoloji, neden, özgürlük, komedi, korku — bunları seçmiş olmam psikanalitik sahanın dört bir yana yayıldığı şeklindeki eleştirileri kuşkusuz artıracaktır; ama bütün bunlar aslında aynı temel sorunla uğraşmanın farklı yollarından başka bir şey değildir.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emre Barca, “Psikanaliz nedir?”, Star Kitap Eki, 12 Mayıs 2011

Bir kurum ve kuram olarak psikanalitik düşünce sadece psikoloji ve psikiyatri alanlarında sınırlı kalmayarak, beşeri ve sosyal bilimlerin yanı sıra felsefeyi de köklü bir şekilde etkiledi. 20. yüzyılda, ister en sert şekilde eleştirsinler isterse de psikanalizin öğrettiklerinden azami ölçüde yararlansınlar, bilim insanları, filozof ve düşünürlerin psikanalize kayıtsız kalmaları mümkün değildi. Nitekim öyle de oldu. Psikanaliz pozitif bilimlerden sapmakla ya da pozitif bilimlere fazlaca yaklaşmakla, hatta cinsel bir sapkınlık olmakla eleştirildi ama sadık ve ateşli taraftarları da oldu.

Nihayet, Freud’un tıp kökenli araştırmalarıyla başlayan psikanaliz tarihi zaman içinde çeşitli kollara ayrılarak ve belli uğraklarda önemli sıçramalar yaşayarak bugüne kadar geldi. Avrupa’da psikanalitik kurumların ortaya çıkışı, psikanalizin ABD’de tanınması ve halkla ilişkiler ile reklam sektörünü beslemeye başlaması, Lacan’la birlikte dilbilim ve felsefeye gittikçe yakınlaşması bu sıçrama ve dallanıp budaklanma anlarından birkaçı olarak sayılabilir. Lacan’ın yanı sıra Jung, Klein, Kohut ve Winnicott isimler psikanalizi farklı alanlara taşıdılar, geliştirdiler ve dönüştürdüler. Nihayet, bugün artık tek bir psikanalitik kuramdan söz etmek mümkün değil.

Psikanaliz içindeki bu küçük okullardan sonuncusunun Ljubljana Psikanaliz Ekolü olduğu söylenebilir sanırım. Slavoj Zizek’le tanınmaya başlayan bu ekol Lacan etkisinin hâkim olduğu, sosyal ve siyasal kuram açısından da dikkate değer ürünler veren psikanalistlerden oluşuyor. Belki de Zizek’ten sonra bu okulun en tanınmış mensuplarından biri olan Alenka Zupancic, Hegel ve Kant gibi filozofların yanı sıra Nietzsche üzerine de odaklanarak, psikanaliz ve felsefenin kesişiminde ya da arasında ikamet ettiği söylenebilecek kavramlara ışık tutmaya çalışıyor.

Zupancic Neden Psikanaliz?’de üç müdahalede bulunarak, cinsellik ve felsefe, psikanalizde neden ve özgürlük kavramları ve komedi ile tekinsiz (Unheimlich) arasındaki ilişki üzerinde duruyor. Ontoloji, pratik felsefe ve estetik gibi üç uçsuz bucaksız alana yapılan bu psikanalitik müdahalelerle, Zupancic bir yandan psikanalizin düşünce dünyasındaki konumu üzerinde dururken, diğer yandan da psikanalizin temelleriyle ilgili hatırı sayılır bilgi dağarcığını okura açıyor.

Bu özellikleriyle kitabın “neden psikanaliz?” sorusunu yanıtlamaya çalışırken, aynı zamanda “nedir psikanaliz?” amansız sorusuna da kimi cevaplar ihtiva ettiği söylenebilir. Cinsel ve cinsellik, bilinçdışı ve özgürlük, objet petit a, Öteki, psikanaliz ve felsefe ilişkisi hakkında küçük ama sıkı örülmüş bir kitap olan Neden Psikanaliz? psikanalizin varoluşumuz için ne gibi anlamlar taşıdığını sorgulamaya çalışıyor. Bunu yaparken de, psikanalizin başka disiplinler ve alanlarla kurduğu diyalogdan doğan verimli topraklarda dolaşarak ilerliyor.

Daha önce Türkçede iki kitabı yayımlanan Zupancic’in bugün ne yazık ki çoğunlukla popüler psikoloji ve psikiyatri bağlamında gündeme gelen psikanalizle ilgili en fazla dikkat edilmesi gereken önermelerine burada dikkat çekmekte yarar var: 1. Psikanaliz sadece bireyler ve onların sorunlarıyla ilgili terapötik ya da klinik bir disiplin değildir. 2. Psikanaliz tedavi denen pratikle kişiyi topluma uyumlu kılmayı hedefleyen bir dünya görüşünü yaygınlaştırmaya çalışan bir araç, Zupancic’in tabiriyle “burjuva rüyasının garantörü” değildir. Hiç olmazsa psikanalizde buna güçlü bir şekilde direnen bir şey vardır. Zupancic bu direnişe ortak olan, eleştirel ve psikanaliz alanına vukufiyetiyle dikkat çeken bir yazar.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.