Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-658-9
13X19.5 cm, 112 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Bejan Matur diğer kitapları
Rüzgâr Dolu Konaklar, 1996
Tanrı Görmesin Harflerimi, 1999
Onun Çölünde, 2002
Ayın Büyüttüğü Oğullar, 2002
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
İbrahim’in Beni Terketmesi
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2008
2. Basım: Eylül 2010

Şair Bejan Matur son şiirleri ile okurlarının karşısında: İbrahim’in Beni Terketmesi.

Otuz üç şiirin yer aldığı kitap dört bölümden oluşuyor: Âdem’in Yalnızlığı, Ve Melekler Sağ Omuza Konar, İlk Konuşma ve Kaplanların Çizgileri.

Âdem’in Yalnızlığı’ndan: Dördüncü Gece, ikinci bölüm

Tacirler eski bir pazarda

Kehribar ve akik sattıklarında

Kaplanların gözleri parlar.

Ve parmakta taşınan renk bir kapı olur

Her şeye açılan.

Bir parmakta taşınan yüzük

Gizlediği zehir ve istekle

Sonsuzlukla tamamlanır.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Orhan Kâhyaoğlu, "Hepimizi terk etti İbrahim", Radikal Kitap Eki, 21 Mart 2008

Son zamanlarda, farklı kitaplar vesilesiyle gerçek anlam dünyasını kurma sürecinde bir 'Doğu Şiiri'nin yeniden biçimlenişinden, söz etmiştik. Bu şiirin dikkat çeken yanı, görece genç birtakım yeni şairlerin, Doğu'da toplumsalcı boyutta yaşanan siyasal baskılar kadar tamamen kişiye has bir trajediyi de şiir yoluyla gün ışığına çıkarmasıydı. Ortada bir akım falan yoktu. Tersine, kaynaklarını, problematiği Doğu hayatı ve kültürlerinde bulan ve bu yolla kentte kızgınlaşan; yeni, varoluşsal bir sorunun tekil şairler yoluyla belirginleşmesi dikkat çekmişti.

Bu, merkezde yazılan bir şiirdi, ama bireysel trajedi birtakım şairlerin şiirinde özel bir dile mi dönüşmeye başlıyor? Sorusuna yanıtlar arıyorduk.

Bejan Matur, bu belirişin belki ilk dikkate değer şairiydi. 1990'larda Doğu'da inanılmaz bir siyasal-kültürel trajedi yaşanmıştı. Bu, tabii ki o kaotik dönemi gencecik yaşta yaşayan şairler için apayrı bir söylemsel arayışı beraberinde getirmişti. Matur, ilk kitabıyla birlikte, yoğun bir şiirsel açılımın yollarını aralamıştı. Rüzgâr Dolu Konaklar adlı bu kitap, kendine has bir çocuksuluğu, örneğine pek rastlanmayan bir masalımsı havayı şiirine yedirmişti. Doğunun o dönemki toplumsal trajedisi, kitaba adını veren ilk bölümde aile içi özneler düzeyinde belirirken, süreç içinde dini temalar ve inançlı bir eğilim dikkat çekmişti. Ama aynı oranda da sorgucu. 'Anne', temel bir simge olarak kitabı kuşatmıştı. Kendine özgü bir kutsallık, ruhani atmosfer, masalımsı havanın bir parçası olmuştu. Özel bir varoluşsal sorgu dikkat çekmişti. Öte yandan, modern şiirin, özellikle de Anglosakson şiirinin biçem ve üslubundan yararlanan, bu şiirin öykülemeci yanını şiirine yediren bir Matur vardı ortada. Doğu'ya apayrı gözle, kültürel referanslarla bakan, birçok şair gibi sözcük evreni Doğulu değil Batılı bir şairdi.

Tanrı Görmesin Harflerimi adlı ikinci kitap da, ilk kitabın, sorunsal açısından bir takipçisiydi. Çoğu ilk kitapta da olmak üzere, birçok ana varoluşsal simge bir metafor veya izlek olarak bu kitabı da kuşatmıştı. Çöl, nehir, yol, dağ, Samanyolu, ay vs. sözcüklerdi bunlar. Kendine has bir kozmosu, çocuksuluğu, masalımsılığı yeniden şiire dönüştürüyordu. Özellikle ay, su ve yüz, süreç içinde Matur şiirinin temel çağrışımları olageldi. Tanrıyı çoğu kez kutsuyor ama bazen de sorguya devam ediyordu. Şiirce bir 'tanrı' algısı vardı kitapta. Şair, bu iki kitapla, üstüne çok konuşulabilecek bir şiir kanalını aralamıştı. Mitler, efsaneler ve gündelik hayat iç içe girerken, şair, 'anne' imgesi başta olmak üzere başka bir şiirsel dünya kurma çabasındaydı. Şiirlerin güzelliği tek tek tartışılabilirdi, ama çocuksuluk ve masalımsı yana ek olarak beliren inanç sorgusu ortaya dikkate değer bir şairi çıkarmıştı. Küçük bir kızın, genç bir kadının masumiyeti, başka bir mistik havayı doğurmuş, apayrı bir şiirsel bileşenin içinde gezinmişti.

Şairin Kâbe'si

Bu ilginç Doğulu şairin, 2002'de, nerededeyse aynı zamanda Onun Çölünde ve Ayın Büyüttüğü Oğullar adıyla iki kitabı birden çıktı. Şiir sorunsalı ve değindiğimiz izlekler bu kitaplarda yine devam etti. Ama, oluşturmaya çalıştığı şiir dili noktasında, görece bir tatminsizlikle karşılaşmıştık. Belki biraz olgunlaşmış, kadınsı duyarlılık çocuksuluğun önüne geçmişti. Aşk olgusu, hatta bir lirizm devreye girmişti. O özel mistisizminden yer yer uzaklaştı bu kitaplarda. 'Anne' bir imge olarak hep devam etti. 'Baba', ilk kitabının başı hariç, bu kitaplardan birinde ölüm imgesiyle iç içe su yüzüne çıkacaktı. Doğu mitolojisi ve masallarıyla daha açık akrabalıklar yakalandı. Ama, bu kitaplardaki şiirler, öncekilerdeki kadar çarpıcı, sorgucu ve hakiki gelmedi bize. İyi şiir yazabilmekten öte bir durumdu bu.

Görüldüğü gibi, şairin, altı yıl içinde dört kitabı yayımlanmıştı. Kitaplar arası istikrarsızlığın, yer yer kitap içi şiirler düzeyindeki tatminsizliğimizin nedenlerinden biri bu olsa gerekti. Matur, aslında, çok özel bir şiir dili oluşturmuştu. Kimseyle karşılaştırılamayacak bir şiirdi bu. Mit aktarmacılığına, abartılı bir imge dünyasına hapsolmadan, temiz bir dille kurmuştu şiirini. Son kitapların ardından bugüne, tam altı yıl geçti. Bu şair için bir ara veriş, bir dinginleşme süreci olsa gerekti. Belki de bu yüzden, elimizdeki İbrahim'in Beni Terketmesi'nde gitgide bireyselleşen, ilginçleşen ve derinleşen bir kitapla karşılaştık. Onun şiirindeki 'taş'lar üst üste konup, kendinin olan bir şiir Kâbe'si oluşturuyor. Varoluşsal sorgusu, bu kitapta bambaşka bir düzleme sıçramış. İnanç artık çok az sorgulanır olmuş. İslami kaynaklarla inanç düzeyinde kurup, yer yer kitaplarına yedirdiği bağ, apayrı bir inanç algısını beraberinde getirmiş.

O da Tevhid İnancı gibi gözükmekte. Bu inancın atası olan, kendine bir vahiy'de inmeden putlara karşı çıkan, yaratanın Allah oluğunu kutsal kitaplarda, mitolojilerde ilk zikreden kişi kabul edilen Hz. İbrahim'i, şair kitabının tılsımlı bir kaynağı kılıyor. Üç semavi dinin de kabul ettiği bu peygamberi, kendi inanç algısı içinde, şiirinde apayrı bir boyuta, sorguya taşıyor. Mezopotamya mitolojisine baştan beri duyduğu ilginin etkili bir şiir sel dönüşümü durumunda bir yandan. Ama, öte noktada, baştan değindiğimiz çocuksu ve masalımsı üsluptan da büyük ölçüde ödün vermeden yapıyor bunu. Oldukça karmaşık ve özgül bir anlam dünyası var bu kitapta. Dini referanslar güçlü ve çekici. Ama, öte yandan Matur, tamamen kendinin olan bir dilin harcını oluşturma noktasında.

Az önce anılan sembollerin hepsi yine bu kitaptaki şiirlerde yerini almış.

Örneğine az rastlanan bir mistisizm dikkati çekiyor. Yalnız, kitabın ilk bölümü Yedi Gece'de, dolayımlı da olsa Sezai Karakoç şiirinin izlerine rastlanıyor. Özellikle 'su' ve yer yer de 'yüz' gibi sözcükler temel bir metafor olmanın yanında, şairin aslında tüm semavi dinlerin inanç dünyalarından esinleri şiirinin yapısına yedirişinin göstergesi. İlk dönem şiirlerinde gördüğümüz siyasal göndermelerin tamamen dışında. Ama, 'anne' temel bir imge olarak bu kitapta da yerini buluyor.

Bu semavi dinlerin oluşumunu eksen yaparken, yaradılışın öyküsüyle de karşılaşılıyor. Yedi Gece'de, ki kesitlerden oluşan upuzun bir şiirdir bu, şairin şiirinde bir dönüşümden çok, kırılma dikkat çekiyor. Kutsal metinlere ruhani göndermeler var. Varoluşla yokoluş arasındaki ince bir çizgi belirmekte. Zaten şiirlerin yazılış stilinde baştan sona kutsal metinleri imleyen bir karakterden söz konusu. Bu durum çoğu kitabında vardı. Ama bunda, tamamen yaratanın rolü, hakikiliği, her şey olduğuna dair kesitlere rastlanıyor. Yine bu bölümden itibaren bir şehrin ortaya çıkışı ve ejderha, kaplan pars gibi hayvanların temel simgeler olarak Matur'un varoluşu ve evreninde ilginç semboller olarak devamlı gezinişine rastlanıyor. Bu ve benzeri ana semboller, bu tanıtım yazısının hacmini aşacağından bunların içine ayrıntılı henüz girilemiyor. Bu ilk bölümde nadiren de olsa bugün'e göndermelere rastlanıyor. Bu noktada, şairin tanrıya duyduğu inancı artık sorgulamaktan çok, onunla bütünleşmesi dikkat çekiyor. Şairin de yaratan ve yaradılışa duyduğu inancın açık izdüşümleriyle bu bölümde karşılaşılmakta.

Melekler Sağ Omuza Konar adlı kısa ikinci bölümse, şiirsel açıdan mükemmel olmanın yanında bir 'yolculuk' imgesini de beraberinde getiriyor. Hiçlik duygusuna hiç uzanmayan bir varoluş tavrıdır ön plana çıkan. İbrahim'in öyküsüyse İlk Konuşma adlı üçüncü bölümde belirginleşir. Yıldızlara, aya, kozmosa doğru yaptığı şiirsel yolculukta, ben'in bütün kırılganlıkları, sorguları etkili bir imgelemle şiire yedirilir.

Yine şairin ana imgelerinden 'aşk' bir dinsel varoluş sembolü olarak şiirde gezinip durur. Hatta, bazen, Tasavvufi esinlere bile rastlanır. Şiirler, yaradılış öyküsünün parçaları gibi bile okunabilir.

Apayrı okumalar gerektiren, okuru ruhaniliğiyle içine çeken etkili bir kitap bu. Matur şiirinin de ulaştığı en yüksek nokta. Ancak, şairin Anglosakson şiire yaslanıp sterilize bir şiir üretmesi okuru tedirgin ediyor. Bu mitolojilerin sözcük dünyasına girmeyip, temiz bir Türkçeyi seçmesi, insanı Doğu kültürlerinin ruhaniliğinden yer yer uzaklaştırıyor. Bir de bazen uzam, uzay, neron, kimya gibi sözcükleri kullanışı, Batılı gözün, duygusunun bir zaafı olarak dikkat çekiyor. Ortadoğu kültürüne sözcükler düzeyinde çok uzak duruyor. Ayracını henüz çözümleyemedim ama, bazen 'Allah', bazen 'tanrı'yı kullanıyor. Kitaplarının tamamı tarandığında bazen büyük harfle, bazen küçük harfle yazıyor bunları. Bu ve benzeri birçok eleştiri tespit edilebilir Matur kitaplarında. Ama, yine de kendine çok özel bir damar bulan nadir şairlerden. Çoğu kadın şairdeki 'erkek' dilinin çok ötesinde olması da özel bir ayrıcalığı. İnsanın, gelecekte, okudukça bambaşka anlam dünyalarına ulaşacağı kesin olan bir kitap İbrahim'in Beni Terketmesi.

Devamını görmek için bkz.

Yeliz Kızılarslan, "İbrahim'in Beni Terketmesi ve Çok Sesli Bir Dünyanın Arayışı", Bianet, 22 Mart 2008

Bejan Matur Maraş doğumlu ödüllü ve üretken bir şair. Lise'yi Antep'te okuyan Matur, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Ancak avukatlık yapmamış. Onun yerine tüm zamanını şiir yazmaya adamış. Türkçede yönünü belirlemeye çalışan dil: Kürtçe

Kitapları, Türkiye edebiyatına farklı ve keskin bir soluk getirdi. Anlatılamayanı, anneyi, çocuğu ve gölgeyi, yaşadığı coğrafyanın izleriyle anlatan Matur için Türkçe yazdığı şiirleri; yönünü belirleyecek ölçüde Kürtçenin ritimlerini ve seslerini taşır.

Onun için şiir, "ölü bir dil"in en iyi ifadesi kadim bir anlatı olarak, dilden önceki deneyimin aktarımını ve dil öncesi, anlaşılamayan durumu ifade eder. İlk şiirleri de, bundan dolayı yalnızlığın içindeki kimsenin poetik zamanda karşılaştığı modern dışı deneyimi anlatır. Kayıp dilin ritimleri için tutulan matemi, tek bir sesin yansıttığı gotik bir atmosfer tamamlar.

2008 Mart ayı başında yayımlanan kitabı İbrahim'in Beni Terketmesi ise, artık çok sesli bir dünyanın ve kendi mitolojisini kuran bir şiirin habercisi. İlham, şevk ve vecd ile yazılan bu şiirleri diğerlerinden ayırt eden en belirgin nokta git gide artan sesler.

Anneyi anlatan şiir

İlk şiirlerde, kendi başına, yalnızlığının içinden konuşan o ses artık başka seslerler birlikte. Onları bir arayışa çıkarmak üzere, tanıdık imgelerle dolaşıyor durmaksızın. İbrahim, ve Âdem'e eşlik eden insanın kendi gerçeğiyle ilgili evrensel sorular şiirin ana kaynağını oluştururken; başlangıçta duran anne yeniden hatırlanıyor.

Aleviliğin kadim bilgeliği de, bu arayışta İbrahim'in yanında. Ve doğa da, çocukluktan yetişkinliğe kadarki kendi simgelerini oluşturarak bu kitaptaki yerini tekrar alıyor. Esasen büyümeyi anlatıyor, bu şiirler. Büyümeyi ve yolculuklardan anneye geri dönmeyi. Yuva ve aşk temaları, çetin görünen bu arayış yolculuğunda birer ışık olarak şiirin sonunda beliriyor.

Onlar her zaman var sanki, yeter ki İbrahim; Bejan Matur'un deyişiyle kendi 'yansımasını' bulsun.

Borges, Ferruhzad, Bronte...

Bu kitap, Matur'un tüm kitaplarında olduğu gibi, edebiyatın kendi dünyası içinde gerçekleşen metinler arası göndermelere de sahip. Borges'den, Portekizli kadın şair De Mello'ya kadar uzanan bir imgeler zinciri, şiirin kendi ailesini kuruyor. Furuğ Ferruhzad ve Emily Bronte benzetmeleri sıkça yapılır Matur'un şiirleri için.

Bu şiirlerde de, o gotik ses tamamen yok olmadığından, hâlâ Bronte'nin sert ve yoğun imgelem yüklü dünyasıyla, Furuğ'un kırık bir aşkı anlattığı nahif çocuk-kadın sesi birbirine karışmış durumda. Ve, bu durum hüzün yerine bambaşka bir şiir çıkarmış ortaya. Sanırım bu durumu en iyi Kaplanların Çizgileri şiirinde geçen, doğayla beraber ilerleyen karşıtlık teması anlatıyor.

Kitabın her yerinde dolaşan kaplan metaforu, evrensel bir sembolün temsilinin yanı sıra, o nahif ses; sert ve gotik bir dünyanın dilini güçlü bir imgede buluşturabilmiş. Dört bölümden oluşan ve kendi teolojisini kuran bu şiirin kutsal kitap anlatılarını andıran dili; başta belirttiğim gibi, bireyin yaşamdan ölüme kadar süren felsefi arayışının bir simgesi olarak kitabı ana hatlarını oluşturuyor.

Ve Melekler Sağ Omuza Konar

Kendi kendini tamamlayarak yazılan bu şiirlerden, biri olan Ve Melekler Sağ Omuza Konar şiiri 2006'da Parma'da yazılmış. Yanındaki şair arkadaşlarıyla Parma, şehir meydanındaki ünlü vaftiz evini ziyarete giden Bejan Matur çok büyülü bir an yaşar orada. O gün, gelecek şiirin neye benzeyeceğini biraz daha fazla hisseden şair, vaftiz evinin iç duvarlarındaki süslemeler ve o mekândan aldığı hisle bir şiirin içine çekilir.

Orada hemen yazılan şiir, dışarı çıktığında bitmiştir. Üzerinde çok az çalışılan bu şiir, dinden öte bir vecd haliyle yazılır adeta. Aradan bir sene geçtikten sonra tekrar, çok derinde bir yerde hissettiği bir ses duyar şair. Ve o şiirin peşinden, Urfa, Diyarbakır ve Sumatar'a gider. Bir ses anaforu halinde gelen şiirler, şaire o sesin içinde dolaşma, daha doğrusu ona eşlik eden manzaraya bakıp oradan şiiri kurma imkânı tanır böylelikle.

Uzun bir yolculuk anlatısı olarak da değerlendirilebilecek bu şiir, yazanı da, okuyanı da etkileyerek değiştirme gücüne sahip.

Tamamı yaklaşık üç ayda yazılan bu şiirler için, Diyarbakır'a üç farklı zamanda giden Bejan Matur, "üstünde en az çalıştığım kitabım bu," diyor İbrahim'in Beni Terketmesi için ve ekliyor, "Tamamlanmış olarak geldi sanki. Kendini oluşturarak." Şiirin anlamlandırma sürecini boşluklarıyla birlikte, okurlara bırakan şairin bu kitabının, yazarını bile büyülediği bir gerçek. Büyümenin tılsımını okurlara saçan bu şiirlerin devamı ise, merakla bekleniyor.

Devamını görmek için bkz.

Sevi Aral, “Vicdan Aynasında Görünen Şiir”, Kitap Zamanı, 7 Nisan 2008

Altı yıl uzun bir suskunluk dönemi... Şiir için ama. Son birkaç yıldır şair Bejan Matur'u Kürt sorununu vicdan aynasından gören politik yazılarıyla izliyorduk. Belli ki zamanı gelmiş. Bejan Matur 'çook beklemiş' gibi görünen bir şiirle bozdu suskunluğunu:İbrahim'in Beni Terketmesi... İsimden başlayan bir farklılaşma var yeni şiirlerinde Matur'un.. Rüzgâr Dolu Konaklar,Tanrı Görmesin Harflerimi, Ayın Büyüttüğü Oğullar ve Onun Çölünde'de var olan çekingenlik yok İbrahim'de... Sadece isim değil farklılık. Önceki kitaplarında kendine özgü bir mitoloji kuran, çok sevdiği ifadeyle pagan bir dil kullanan Matur, İbrahim'in Beni Terketmesi'nde bu kez kendine özgü, teoloji değil ama bir ontoloji kuruyor. Bu ontolojide felsefe ve dinsel repertuarın izleri yok. Önceki şiirleriyle kıyaslanmayacak kadar dinsel, –adını doğru koyalım– İslami imgeler, varlıklarından, geleneksel anlam biçimlerinden –onun özünü şiddetle taşıyarak– soyunup başka anlamlar kazanıyor. En çarpıcı olanı, açık ki, 'İbrahim'. Matur'un bu kitapta şiirini pagan Mezopotamya imgeleri yerine, başka çok güçlü imgeler olsa da, üç dinin ortak figürü İbrahim üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. İbrahim'in arayışı, kurban vermesi, 'bir ejderhanın ağzından dökülen taşlarla' bir şehri kurması', insanın tası olması temel şiirsel izlek olarak karşımız açıklıyor. Bu açıdan İbrahim'in Beni Terketmesi, adı pek konulmamış üstelik çok sayıda örneği de olmayan bir şiirle tanıştırıyor bizi. Aracısız inanmanın, varlığı vicdan aynasından görmenin ve ona teslim olmanın şiiriyle Hanif şiirle...

Bunu yaparken önceki kitaplarından tanıdığımız, şiirini oluşturan tüm sesi, imgeleri ve dili sürdürüyor Bejan Matur. Tüm repertuar yani yeniden taşlar, ağaçlar, anne, kuyu, kız ve erkek kardeşler –ancak bu kez başkalaşmış, farklılaşmış olarak– yer alıyor şiirde. O çocuksuluk ve masumiyetten, 'kız kardeş olmak kıvamından' hiç bir şey kaybetmeyerek üstelik. Annenin katladığı eteklere biriken zaman, o kıvrımlara dolan anlar, tanıdığımız, ama sadece Matur şiirinde tanıdığımız anlar, imgelerin katındayız yine… Ancak daha kendinden emin, daha dingin ve daha katmanlı olarak…

Tüm dinlerde İbrahim

Sadece İbrahim'in kendisi değil kıssanın tüm merkezi motifleri yer alıyor şiirde. Temel motif İsmail sözgelimi… Şiirinin belki de en güçlü, üstelik önceki kitaplarındaki sesi de en çok muhafaza edeni 'Bir Oğul Önce Ölümündür' şiirinde bunu açıkça görmek mümkün… Sanki Matur bu şiirde Hallaç'ın sorduğu soruyu soruyor kendine ve hepimize. Senin İbrahim'in kim? O oluş için kimi-neyi kurban vermen, verebilmen gerekir? 'Bir oğul önce ölümündür' şiiri bu soruya başka bir kapı aralıyor. İki katmanlı üstelik… Sanki Matur, İsmail kendini bulan kurban figürüne yeni ve başkaldıran bir anlam yüklüyor. Kurbanın aslında bize ait olmadığını, ölümün, varlığın, bizden daha çok daha fazla bizim kurban ettiğimizin sahibi olduğunu söylüyor… Ki bu bakış kurban kültüne dair modern tüm yorumlara karşı çıkıyor. Hayır, kurban vermiyoruz, kurban verdiğimizi sandığımız şeyi aslına iade ediyoruz. Tam da tüm kadim inanışlarda olduğu gibi… Kurban etmenin anlamı, aslına ve sahibine iade etmek değil mi zaten… Hallaç'ın sorusuna dolaylı cevap tam da burada ortaya çıkıyor sanki… Benim İsmail'im kendim… Ben İsmail'in kendisiyim…Çünkü o oğul elbet önce ölümün…

İbrahim'in Beni Terketmesi'ndeki şiirlerin hemen tamamı, açıklıkla kutsal kitapların izlerini taşıyor. Ses, biçim, imge ve söz olarak… Matur'un önceki şiirlerinde de var olan, yer yer mezmurları hatırlatan –ki bunun da kaynağı varlığın ve doğanın aracısız hissedilişi– bu şiirlerde yeni bir şekle bürünüyor. İslam sembolizmin en merkezi ve zengin imgesi Miraç tam da böyle yer alıyor şiirde. Burak, melekler, arşın katmanlarında yapılan yolculuk, Mescid-i Aksa yok Matur'un miracında… 'Ayağını ayağının üzerine koy diyen sesin, Muhammed'i ne dediğini anlat bana' dizesi, insani var oluşun sınırlarına, insanın ilk kaynağa ne kadar yaklaşabileceğine ve yaklaştığı an atabileceği son adıma işaret ediyor… Tavaf imgesi gibi… Hiçbir şekilde Hac ya da Kabe çağrıştırmayan bir tavaf bu. Kabe değil, tavafının sembolize ettiği. Mahşer var orada. Hac değil mahşer Matur şiirinde tavafın anlamı… Hacılar tam da aslında olduğu gibi varlığın etrafında yapıyorlar tavafını. Bu kadar da değil. İbrahim Gölü ve başka şiirlerde ilk kez açık İslami sembollere yer veriyor Matur. Kâbe, kadir gecesi, namaz gibi. Ancak bu imgeler gündelik anlamlara değil ifade ettikleri özlere atıfta bulunuyor. Kâbe varlığın evi, kadir gecesi sonsuz merhamet, namaz mutlak huzur ve teslimiyet demek Matur için. Bu yüzden açık dinsel semboller kullanmasına rağmen 'İslami ya da dinsel bir şiir' çıkmıyor ortaya… Nedeni tüm dinsel sembolleri verili, güncel ya da geleneksel çağrışımlarından koparıp hakikatlerine, temsil ettiklerine atıfta bulunuyor olması. Bu yönüyle sanılanın aksine Sezai Karakoç şiiriyle benzerlik taşımıyor bu şiirler. Karakoç şiiriyle geleneksel sembol repertuarını mümkün olan tüm katmanları ve çağrışımlarıyla yeniden kurarken Matur, kullandığı dinsel imgelerin geleneksel ya da güncel anlamlarıyla ilgilenmiyor. Üstelik kitapta bu repertuarı bildiğine dair de pek işaret yok… Bir Hanif inancıyla, bir Hanif'in şiirini yazıyor Matur. Varlık karşısında büyülenmiş, var olmanın hüznünü duymuş bir vicdanın tüm ürpertisiyle konuşuyor: "Ve ilk ayet indi. Ve gece Allahın katındadır artık..."

Devamını görmek için bkz.

Necmiye Alpay, “Terk edilen ‘ben’ ”, Milliyet Kitap Eki, 11 Şubat 2009

Bejan Matur, 1996 tarihini taşıyan ilk kitabıyla birlikte, Murathan Mungan’ın 1980’li yıllarda öykü, şiir ve oyunlarıyla açmış olduğu yeni ve büyüleyici bir edebiyat bölgesine yerleşti: Bize Türkçe edebiyatta o zamana değin belirmiş tüm yabancılık türlerinden farklı bir yabancılığı sezdiren yapıtlardı bu çıkagelenler; burnumuzun dibindeki bir tarihsel ve coğrafi bölgenin ruhları ve imgeleriyle dolup taşıyorlardı.

İnançların ortak atası

“Rüzgâr Dolu Konaklar”: Bu üç sözcük bile başlı başına bir yapıt denebilecek güçteydi; doluluk ile boşluk arasında kalmanın girdabıyla baş döndüren bir şiirsözdü. “İbrahim’in Beni Terketmesi” adı da tıpkı “Rüzgâr Dolu Konaklar” gibi üç sözcüklük bir yapıt denebilecek güçte.

Bu söz bir anda insanlığın köklerinden birine götürüyor bizi. İnsanların kitlesel olarak köklerini aramaya koyulduğu şu binyıl başlangıcında, dönüp bakılabilecek en has köklerden biri İbrahim değilse kimdir? Yaşayan bütün büyük inançların ortak atası Hz. İbrahim. Güçlü bir çekim merkezi.

Kürtçe yazan Mehmed Uzun’un büyük romanı “Dicle” ikilisindeki başkişi bir İbrahim (“Bıro”) değil midir?

Bejan Matur da bizi İbrahim’e götürüyor; ancak, daha ilk anda onun orada olmadığını göstermek üzere: İbrahim, ‘ben’i terk etmiştir. Şiir bu ilk adımla birlikte okuru susuz götürüp susuz getirmektedir.

Kitaptaki şiirler bir bütün oluşturuyor ve ‘yaradılış’ı yankılıyor. Ejderhasıyla, kaplanıyla, öykülemeyen bir öykü anlatıyor bize. Yankılıyor, ama tam olarak zamandizinsel bir anlatı değil buradaki, ayna yansısı da değil.

‘Yaradılış’ süreci, “Birinci Gece” adını taşıyan ilk şiirin ilk on dizesinde tamamlanır gibi oluyor ve on birinci dizeyle birlikte, bir ‘ben’, bir ‘o’ ve ‘çocukların uzayı’ beliriyor şiirde. ‘Harfler’, ‘şehir’ ve ‘biz’ gibi, kültürün en tipik temsilcileri de şiir bütününe erkenden dahil oluyor zaten. Böylelikle, kitap boyunca, köklere dönmek kadar, belki daha da fazla, köklere dönememenin duygusunu yaşıyoruz.

Harfler için örneğin, ‘dilsiz’ denecektir sonraki “Senin Hakikatin” adlı şiirde. Kelimelerin doğumu dilin doğumundan ‘sonra’ kutlanacaktır (“Başlangıcın Azizi” adlı şiir) vb. Kitapta sonra gelmek, zamandizin açısından sonra gelmek anlamını taşımayabiliyor.

Sonuçta belki de kökler bize dönmektedir. Bakış motifi, tıpkı Âdem figürü gibi, kitap boyunca arada bir çıkıp gelmektedir. Baba yok, Âdem var; Havva yok, anne var bu kitapta.

Akif Kurtuluş, “Herkes Gitmiş” diyordu. Bejan Matur ise “Herkes ortadaydı” diyor: “Herkes ortadaydı ve aşkla bağlantısı/ Yoktu kalplerin.” (“İkinci Gece”)

Gerçekte terk etmişlik ve terk edilmişlik herkesin başındadır. Söze İbrahim tarafından terk edilmiş olduğunu bildirerek başlayan ‘ben’ ise, fiilen, kendi terk etmişliğini gizleme gizilgücünü taşıyan bir konumdadır. Bırakılma ile yaratılma arasında bir bağlantı kurulur: Yaratılma, eksik bırakılmıştır.

“Lütuf ya da yük değil artık

Bir göğün bırakılması gibi

Senin bırakılman.

Ve genişliği bozkırın

Bozkırda eksik kalan yaratılma.”
(“Senin Bırakılman”)

‘Yuva’da bitiyor

Kitap boyunca karşımıza hep önemli bir figür olarak çıkan ‘sen’in hep aynı kişi olup olmadığından emin olmak zor. “İkinci Gece”de, “Ve sen indin” dizesini okuyoruz, sonra da şunu: “Kanatlarını kapatıp karıştın aramıza”. Bir melek midir bu? Şeytan mı yoksa?

“Yedinci Gece” adlı şiirde de şöyle bir bölüm var: “Kimsin?/ Soracaklar mı sana?/ Kemiklerin/ Ve mezarların hesabı uykunda sürerken/ Soracaklar mı sana kimi öldürdün?/ Hangi duygudan sorumlusun/ Ve hangi kayıptan?”

Annesiz olabilecek bir ‘sen’ buradaki: “Olmayan bir anneden söz edilecek sana./ Dünyaya yukarıdan bırakıldığına/ Kanıt olan bir anneden.”

Bir tür döngü olarak, ‘yuva’da bitiyor kitap, “Yuva” adlı şiirle. “Üçüncü Gece”de söylenmişti zaten bize, “Güçtür ev/ Yuvanın yuva oluşudur” diye. Ancak, zamandizinsellik sorununu düşündüğümüzde tam bir dönüş de sayamayız bunu: “Hiçbir yere varmadım aslında” (“Yedinci Gece”).

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.