Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-346-5
13x19.5 cm, 160 s.
Liste fiyatı: 17,00 TL
İndirimli fiyatı: 13,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Georges Perec diğer kitapları
Uyuyan Adam, 1990
Şeyler, 1998
Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?, 2010
Karanlık Dükkân, 2015
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
W ya da Bir Çocukluk Hatırası
Özgün adı: W ou le souvenir d'enfance
Çeviri: Sosi Dolanoğlu
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Fotoğrafı: Andre Kertesz
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 2001
3. Basım: Ocak 2016

Kitap birbiri ardına ilerleyen iki anlatıdan oluşuyor. İlk metin, biyografik olarak nitelenebilir; soluk birkaç aile fotoğrafından yeniden kurgulanmak istenen bir çocukluk, bir aile, bir geçmiş. İlk izlenimler, okunan ilk kitaplar, görülen ilk film, biçilen otlar, amiral battı oyunu...

İkinci metinde anlatılan W, Ateş Ülkesi'nin bir adası. Sırf sporla meşgul olan bir toplumun hayatından sahneler okuyorsunuz ilkin. W bir olimpiyat hayali. İddiasız, sakin bir şekilde başlayan anlatı okurun içine nasıl daldığını bile fark edemediği bir iç sıkıntısına giderek, bir karabasana dönüşüyor. Yazarın hiç telaffuz etmediği isimler ve kavramlar ise okuyanların belleğine elbette yabancı değil. W ya da Bir Çocukluk Hatırası için, İkinci Dünya Savaşı yıllarına ait sade ve etkileyici bir tanıklık denebilir.

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, s. 9-13

I

W'ye yaptığım yolculuğun hikâyesini anlatmaya girişmeden önce uzun süre tereddüt ettim. Bugün, buyurgan bir zaruretin dayatmasıyla, tanık olduğum olayların açığa çıkarılıp aydınlığa kavuşturulması gerektiğine kani olarak anlatmaya karar veriyorum. Bunların yayımlanmasına karşı görünen vicdani kaygıları –neden bilmem, bahaneleri diyecektim neredeyse– görmezlikten gelmiş değilim. Uzun süre, görmüş olduklarıma dair sırrı saklamak istedim; bana verilmiş olan görevle ilgili herhangi bir şeyi ortaya dökmek bana düşmezdi; öncelikle, belki de bu görev tamamlanmadığı için –ama kim bu görevi başarabilirdi ki?– sonra da bu görevi bana veren kişinin kendisi de ortadan kaybolduğu için.

Uzun süre kararsız kaldım. Bu yolculuktaki belirsiz maceraları yavaş yavaş unuttum. Ama o hayalet kentler, hâlâ uğultularını duyar gibi olduğum o kanlı koşular, denizden esen rüzgârın yırttığı dalgalanan bayraklar rüyalarıma giriyordu. Anlamama, dehşet ve büyülenme bu dipsiz hatıralarda birbirine karışıyordu.

Uzun süre hikâyemin izlerini aradım, haritaları ve rehberleri, arşiv yığınlarını inceledim. Hiçbir şey bulamadım; bazen hayal gördüğümü zannediyor, olanların unutulması imkânsız bir kâbustan başka bir şey olmadığını düşünüyordum.

... yıl önce Venedik'te, Giudecca'daki ucuz bir lokantada, içeri tanıdığımı sandığım bir adamın girdiğini gördüm. Ona doğru koştum, ama daha koşarken bir yandan da özürler geveliyordum. Kimse hayatta kalmış olamazdı. Gözlerimin gördüğü şey gerçekten olmuştu: sarmaşıklar duvarlara gömülü demirleri yerlerinden ayırmış, orman evleri yutmuştu; kum stadyumları kaplamış, binlerce karabatak yere çakılmış ve sessizlik, birdenbire dondurucu bir sessizlik çökmüştü. Ne olursa olsun, ne yaparsam yapayım, bu dünyanın tek mirasçısı, tek canlı hatırası, tek kalıntısıydım. Her şey bir yana, sırf bu yüzden yazmaya karar verdim.

Dikkatli bir okuyucu, yukarıdaki sözlerden, yapmaya hazırlandığım tanıklıkta aktör değil tanık olduğum sonucunun çıktığını anlayacaktır şüphesiz. Hikâyemin kahramanı değilim. Tam olarak ozanı da değilim. Gördüğüm olaylar, o zamana kadar anlamsız olan varoluşumun akışını değiştirmiş olsa da, hâlâ olanca ağırlıklarıyla davranışlarımın, bakış açımın üzerine çökse de, bu olayları anlatmak için bir etnologun soğuk ve serinkanlı dilini kullanacağım: Sulara gömülmüş bu dünyayı ziyaret ettim ve işte gördüklerim. İçimde Ahab'ın fokurdayan gazabı değil, Ishmael'in beyaz hülyası, Bartleby'nin(*) sabrı var. Nicelerinden istedikten sonra, şimdi dönüp yine onlardan istiyorum koruyucu gölgelerim olmalarını.

Bununla birlikte, genel denebilecek bir kurala uymak için –kaldı ki bu kuralı tartışmıyorum– şimdi, olabildiğince kısa bir şekilde, yaşantımla ilgili ve daha çok da yolculuğumu belirleyen koşullarla ilgili birkaç bilgi vereceğim.

25 Haziran 19..'da, saat dörde doğru, A.'dan çok uzakta olmayan R.'de, üç hanelik küçük bir köyde doğdum. Babamın ufak bir toprağı vardı. Ben altı yaşını bitirmeden, bir yaranın yol açtığı yan etkiler yüzünden öldü. Arkasında neredeyse borçtan başka bir şey bırakmadı; bütün mirasım birkaç parça eşyadan, çamaşırdan, üç dört parça kap kacaktan ibaretti. Babamın iki komşusundan biri beni evlat edindi; onun ailesinin yanında büyüdüm, yarı oğul, yarı çiftlik uşağı olarak.

On altı yaşında R.'den ayrıldım ve şehre gittim. Bir süre çeşitli işlere girip çıktım, ama hoşuma gidenini bulamadığım için, sonunda askere yazıldım. İtaat etmeye alışık olduğumdan ve az rastlanır bir vücut direncine sahip olduğumdan iyi bir asker olabilirdim, ama çok geçmeden askerlik hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamayacağımı anladım. Fransa'da, T.'deki Eğitim Merkezi'nde geçirdiğim bir yılın sonunda, harekâtlara gönderildim; on beş aydan fazla orada kaldım. V.'deyken, bir izin sırasında firar ettim. Vicdani retçi bir örgütün gözetimi altında Almanya'ya ulaşmayı başardım, orada uzun süre işsiz kaldım. Sonunda Lüksemburg sınırının hemen yakınındaki H.'ye yerleştim. Şehrin en büyük araba tamircisinde yağlayıcı olarak iş buldum. Küçük bir aile pansiyonunda kalıyor ve akşamlarımın büyük kısmını bir kahvede televizyon seyrederek ya da bazen çalışma arkadaşlarımdan biriyle tavla oynayarak geçiriyordum.

II

Çocukluk hatıram yok. Aşağı yukarı on ikinci yaşıma kadar, kişisel tarihim birkaç satırdan ibaret: Babamı dört yaşında, annemi altı yaşındayken kaybettim; savaş süresince Villard-de-Lans'taki çeşitli pansiyonlarda kaldım. 1945'te babamın ablası ve kocası beni evlat edindiler.

Bu tarih yokluğu beni uzun süre rahatlattı: Nesnel kuruluğu, ilk bakıştaki aşikârlığı, masumiyeti beni koruyordu, ama neye karşı koruyordu, tam da kendi tarihime, yaşanmış tarihime, gerçek tarihime, bana ait olan ve tahmin edilebileceği gibi, ne kuru, ne nesnel, ne aşikâr, ne de masum olan tarihime karşı değilse, neye karşı koruyordu?

"Çocukluk hatıram yok": Bu iddiayı kendimden emin bir şekilde, neredeyse meydan okurcasına ortaya koyuyordum. Bu mesele üzerinde bana soru sormaları boşunaydı. Ders programımda yoktu. Bundan muaftım. Bir başka tarih, Büyük olanı, büyük tırpanıyla Tarih, çoktan benim yerime cevap vermişti: savaş, kamplar.

On üç yaşındayken bir hikâye uydurdum, anlattım ve çizdim. Daha sonra, bu hikâyeyi unuttum. Yedi yıl önce bir akşam, Venedik'te, birdenbire bu hikâyenin adının "W" olduğunu ve bir anlamda, çocukluğumun tarihi değilse de en azından çocukluğumun bir hikâyesi olduğunu hatırladım.

Bir anda aklıma gelen başlık dışında, W'yle ilgili hiçbir hatıram yoktu aslında. Bu konuda bildiğim tek şey topu topu iki satırdan ibaret: Ateş Ülkesi'nin bir adacığında, sırf sporla meşgul olan bir toplumun hayatı.

Bir kez daha, yazının tuzakları ortaya çıktı. Bir kez daha, saklambaç oynayan ve en çok korktuğu ya da arzu ettiği şeyin ne olduğunu –saklanmış olarak kalmak mı, bulunmak mı?– bilmeyen bir çocuk gibiydim.

Daha sonraları, on üç yaşındayken yapmış olduğum çizimlerden birkaçını buldum. Bunlar sayesinde W'yi yeniden uydurdum ve yazdım, yazdıkça da Eylül 1969 ile Ağustos 1970 tarihleri arasında La Quinzaine littéraire dergisinde tefrika halinde yayımladım.

Bugün, dört yıl sonra, bu ağır okuma-anlama çabasını nihayete erdirmeye girişiyorum. Nihayete erdirmeye derken, "sınırlarını çizme"yi kastettiğim kadar "bir isim koyma"yı da kastediyorum. W benim olimpiyat hayalime benzemiyor, bu olimpiyat hayalinin benim çocukluğuma benzemediği gibi. Ama, tıpkı benim okurken yaptığım gibi ördükleri ağda, kat ettiğim yolun, hikâyemin ilerleyişinin ve ilerleyişimin hikâyesinin kayıtlı olduğunu ve tasvir edildiğini biliyorum.

(*) Ahab, Ishmael, Bartleby: Herman Melville'in Beyaz Balina adlı romanının karakterleri. (ç.n.) Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Oylum Yılmaz, “Kelimelerin ardındaki yüz”, Radikal Kitap Eki, 29 Mart 2002

Georges Perec ve onun yüzü... Fotoğrafına baktığınızda görecekleriniz; kesinlikle kazanan utangaç bir gülüş olur, birinin çok fazla okuyabileceği bir yüz, absürd bir yüz, tüm kelimelerin arkasındaki bir yüz... Ortadaki gerçekleri görmek mümkün değildir hiçbir zaman, yüzündeki en belirgin siğilleri bile göremezsiniz. Tüm romanlarında ve hikâyelerinde olduğu gibi, onun göstermek istediğinden başka bir şey yoktur ortada, ne bir eksik ne bir fazla, gözlerinize inanamazsınız, inanmamalısınız da. Bir oyunun içine girdiğinizi ise neden sonra anlarsınız; bir sözcük oyunu, bir hayat oyunu. Etkin olmanız mümkün değildir ama sizsiz de olmayacaktır tabii. Büyülü bir yapboz gibi, tıpkı bu yapbozun herhangi bir parçasıymışsınız gibi.

Georges Perec; Fransız romancı, şair, araştırmacı, oyun yazarı ve edebi mucit. 1936'ta Paris'te doğan yazar 1982 yılında kanserden ölene dek Paris'te yaşar. Hem öksüz hem yetimdir o. Neredeyse ailesinin bütün fertlerini İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarında kaybetmiş bir yahudidir. Dokuz yaşındayken halası tarafından evlat edinilen Perec, Sorbonne'da tarih ve sosyoloji okumuş, askere gitmiş, öğretmenlik yapmış ve evlenmiştir. 1965 yılında ilk kitabı Şeyler ile 'Prix Renaudot Ödülü'nü alarak edebiyat dünyasına güçlü bir giriş yapmıştır. Şeyler Perec için bir ilk kitap olmasının yanı sıra arkasından gelecek yirmi romanın, farklı bir edebiyat anlayışının, şaşırtmacaların, edebi icatların da müjdecisi olacaktır.

Perec'in, asıl adı OULIPO olan Potansiyel Edebiyat Atölyesi üyesi olması, onun edebi üslubunu büyük ölçüde açığa çıkaran unsurlardan biridir. OULIPO 1960'larda ortaya çıkan yeni bir edebiyat akımıydı; bu akımın amacı edebiyatı, matematik, satranç, mantık gibi başka formal biçimlerden form ödünç alarak genişletmeye çalışmaktı. Italio Calvino, Harry Matthews gibi yazarların üyesi olduğu OULIPO'nun da etkisiyle Perec'in tüm eserleri zamanla romanlardan çapraz bulmaca koleksiyonlarına, makalelerden parodilere, şiirlerden sözcük oyunlarına kadar uzanacaktı.

Onun en büyük tutkularından biri 'Palindrom'lardır. Tersinden de aynı şekilde okunabilen kelimeler ve cümleler olan palindromların bu güne kadar yazılmış en uzununu Perec yaratmıştır; bu 5 bin kelimeden fazla bir palindromdur. Aslında sadece palindromların değil, anagramların, lipogramların ve sayısız kelime oyununun şu ana kadar yaratılmış en üst seviyedeki örneklerinin hepsi Georges Perec'e aittir.

Perec'in tutkun olduğu kelime oyunlarından en önemlilerinden biri de lipogramlardır. Lipogramlar öyle metinlerdir ki bir ya da birkaç harf o metinde olmaya izinli değildir.

Yani söz konusu bir 'K lipogramı' ise o metinde k harfi kesinlikle kullanılmaz. Perec onu lipogramın ustası haline getiren sesli harflere hayrandır. Bu hayranlık onu lipogramatik bir roman yazmaya kadar götürmüştür. Bu roman bir E lipogramıdır.

İngilizceye 'E Void' yani 'Yokluk' olarak çevrilmiştir. Yazar romanda bir adamın yok oluşunu anlatır, bu öyle bir kaybolma halidir ki kahramanla birlikte e harfi de yok olur. Okuyucu dışında hiç kimse bu boşluğu doldurmak için evrenin yarattığı benzerlikleri, tahribatları, çeşitlemeleri ve sonu gelmez hileleri fark etmez.

Ama sadece bir laf cambazı değildir o. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en farklı edebiyatçılardan biridir. Georges Perec'in tüm metinlerinden bize geçen ilk izlenim tuhaf, eksantrik insanların hareketlerinin gözlenişine şahit olmaya başladığımız hissidir. Yazar ayrıntılarla ince ince örülmüş bir ağla sarar okuyucusunun düş dünyasını ve tüm acıları göze alarak son derece derin analizlerle tanıtır tüm kahramanlarını. Onun her eseri sonuna kadar tamamlanmıştır, hiçbir yazısına tek bir kelime dahi eklenemez.

Perec özel hayatının daima gizli tutmuş ve Yahudi özünü hiçbir zaman ifşa etmemiştir. Ancak onun romanları ile özel hayatını birbirinden ayırt etmek pek de mümkün olmaz.

Elbette söz konusu olan katı bir otobiyografi de değildir. Yazarın eserlerinin çoğu gayri şahsi olmakla beraber, yazılarının içeriğinde karakterinin ve özel hayatının etkileri bariz bir şekilde görülür.

Zengin ve deneysel bir edebiyatın peşinden koşan Perec, elinde en temelden en genele organize edilmiş malzemeleriyle, çeşitli formlar, kurallar önerir ve önerilerini gerçekleştirir. Bunun en güzel örneklerinden birini de, dünya edebiyat çevreleri tarafından yazarın başyapıtı olarak kabul edilen Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı kitabında verir. Paris'te bir apartmanda yaşayanların anlatıldığı bu roman son derece karışık bir yapıya sahiptir. Yazar bu karışık yapı içerisinde çok çeşitli teknikler kullanarak insanları, mekânları ve olayları inanılmaz bir detay zenginliği içinde vererek öykü içerisinde onlarca öykü yaratmıştır.

Georges Perec, dilimize çevrilen son romanı W Ya Da Bir Çocukluk Hatırası'nda, W adasını ve çeşitli çocukluk hatıralarını bir çeşit paralel kurguyla anlatır. W, ilginç bir spor sistemiyle yönetilen bir adadır, burada yaşayan herkes sporcudur ancak ada, sportmenlik ve hoşgörüden yoksundur. Adaletin olmadığı, sistemin iğneden ipliğe her şeye nüfuz ettiği, toplumsal statülerin, başarı ya da başarısızlığın net bir tanımının olmadığı W gerçekte bir cehennemdir.'En iyi olanın bile kazanmaktan emin olmaması gerekir; en zayıf olanın bile kaybetmekten emin olmaması gerekir. Her ikisinin de aynı derecede riski göze alması, aynı akıl dışı umutla zaferi, aynı sözle anlatılmaz dehşetle hezimeti beklemesi gerekir.'

Sporcuların yani W halkının hemen her günü yarışarak geçer. Bu aslında bir hayatta kalma mücadelesi, bir boyun eğiştir. Kaybedenler beslenemezler, en ağır cezalara çarptırılırlar, bir daha kazanma şanslarını yitirirler hatta linç edilirler. Hiç kimse sisteme karşı gelemez ve onu sorgulayamaz çünkü buna asla vakitleri olmaz.

Perec çocukluk anılarını anlatmaya 'hiç çocukluk anım yok' diyerek başlar. Anılarının kimi gerçek kimiyse hayal ürünüdür. Okuyucunun, romanın sonuna dek W adasının hikâyesiyle anıları arasında herhangi bir bağlantı kurmasına izin vermez ta ki anılarının ve öyküsünün sonunda bir kitabı referans olarak gösterene dek. Bu kitap, David Rousset'nin Toplama Kampı Evreni'dir. Perec hemen hemen bütün ailesini yitirdiği toplama kamplarında aynı zamanda çocukluk anılarını da yitirmiştir. Ancak onun yarattığı W adası yalnızca Alman toplama kamplarına değil toplumsal sisteme de bir gönderme niteliğini taşır.

Yazarın edebi üslubunu oluşturan en önemli özelliklerinden biri, bu romanında son derece belirgin olarak karşımıza çıkar; onun çocukluk anılarını okur ancak çocukluğuna dair belirgin herhangi bir fikir edinemeyiz. Tüm yaşamını belirleyen en büyük drama tek damla gözyaşı bile döktürmez Perec.

Özel hayatının üzerine farklı bir edebi yapı kurmuştur. W Ya Da Bir Çocukluk Hatırası'nda Georges Perec'in hayatına son derece şahsi ve hassas bir noktadan giren okuyucu da hiçbir yere dokunmadan usulca çıkacaktır.

Devamını görmek için bkz.

Güneş Çelikkol, “W ya da Bir Çocukluk Hatırası”, Virgül, Sayı 49, Mart 2002

1936 yılında doğan ve 1982’de kansere yenik düşene değin Fransız edebiyatının en yetkin kalemleri arasında yer alan Perec’in otobiyografi kavramına yeni bir anlam kazandıran kitabı nihayet Türkçede. Hemen tüm kitapları otobiyografik nitelik taşıyan ve hayat hikâyesini hep bu kitapların ardında saklı tutmayı başaran Perec, OULIPO (Ouvroir de Littérature Potentielle-Potansiyel Edebiyat İşliği) grubunun da önemli bir temsilcisi. Matematiğe ilgi duyan edebiyatçılar ve edebiyatla alakadar matematikçilerin kurduğu bu grubun diğer mensupları gibi Perec’in yazınsal yapıtlarında da harfler/sayılar büyük önem taşıyor. “E için” yazılan W, iki anlatıyı birbirine teğelliyor. Matematik ilgisi, bilgisi yetkin okurlar W’yi kuşatan rakamları (20. bölge, 23 numaralı oda...) kitabın satır/paragraf/kısım vb. sayılarıyla işleme sokarak metinden farklı anlamlar çıkartabilir; sayılarla arası iyi olmayanlar ise keyifli bir anlatı okumakla yetinebilirler.

Perec’in Türkçe’de daha önce Şeyler, Uyuyan Adam, Kış Yolculuğu, Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı kitapları yayımlanmıştı. Perec’in matematiğine giriş yapacakların Enis Batur’un Perec Kullanma Kılavuzu başlıklı zeyilnamesini okumalarında sonsuz fayda bulunduğunu da yeri gelmişken belirtelim.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.