Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-838-5
13x19.5 cm, 168 s.
Liste fiyatı: 17,50 TL
İndirimli fiyatı: 14,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Wendy Brown diğer kitapları
Tarihten Çıkan Siyaset, 2010
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Yükselen Duvarlar, Zayıflayan Egemenlik
Özgün adı: Walled States, Waning Sovereignty
Çeviri: Emine Ayhan
Yayına Hazırlayan: Savaş Kılıç
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2011

Berlin Duvarı'nın sevinç gösterileri içinde yıkılışından sadece yirmi yıl sonra, neden birçok devlet sınırlarına duvar çekme yarışına girdi? Her şeyin küreselleşmesinden büyük bir hoşnutlukla söz edilen bir dönemde, nasıl oluyor da dünyanın dört bir yanında kilometrelerce uzunlukta duvarlar yükseliyor? Ulus-devletlerin aşınan egemenlikleri ile bu duvarların örülmesi arasında nasıl bir ilişki var? Kaçak göçmenlere ve kaçak ticarete karşı devletlerine sınırlara set çekme çağrısında bulunan yurttaşları harekete geçiren düşünceler, daha doğrusu duygu ve arzular neler? Mantıkları bakımından Çin Seddi'nden pek de farklı olmayan bu sınır bariyerleri amaçlarına ulaşabilir mi, nereye kadar?

Neoliberalizme eleştirel yaklaşan teorisyenler arasında önde gelen bir isim olan Wendy Brown, bu sorulara cevap ararken, siyaset felsefesi, iktisat ve tarihin yanı sıra –tıpkı daha önce yayımladığımız Tarihten Çıkan Siyaset'te olduğu gibi– siyasallaştırılmış bir psikanalize başvuruyor. Ortaya attığı soruları farklı cepheleriyle ele alarak, meseleyi kavramamızı kolaylaştıracak zengin bir tablo sunan Brown, aynı zamanda, sınır duvarları gibi özel ama maddi bir olgudan yola çıkarak, içinde yaşadığımız dünyanın genel gidişatını muhalif bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

Sosyal bilimlerde konuyu bu ölçüde doğrudan ele alan ilk kitap Yükselen Duvarlar, Zayıflayan Egemenlik. Ayrıca, yazarın birikimi ve kıvrak zekâsıyla da son derece özgün bir metin. Küresel siyasetin güncel gelişmeleriyle ve günümüzün siyaset felsefesiyle ilgilenenlerin, ama aynı zamanda içinde yaşadığımız dünyayı anlamaya çalışan herkesin ilgisini çekecek bir yapıt.

İÇİNDEKİLER
Teşekkürler
1. Zayıflayan Egemenlik, Duvarlarla Çevrili Demokrasi
2. Egemenlik ve Çitle Çevirme
3. Devletler ve Tebaalar
4. Duvarları Arzulamak
Dizin
OKUMA PARÇASI

Birinci Bölüm: Zayıflayan Egemenlik, Duvarlarla Çevrili Demokrasi, s. 11-26.

Savunma amaçlı tahkimat 1944'te Atlantik Duvarı'nda açılan gedikle nereden bakılırsa bakılsın son buldu. Bundan sonra da asli bir savunma aracı olarak resmi duvarların hiçbir hükmü kalmamıştır.

– Paul Hirst, Space and Power (Mekân ve İktidar)

Artık esnek sınırlara ihtiyacımız var, katı, geçirimsiz sınırlara değil... Yirmi birinci yüzyılın eşiğinde, egemenliği güçlendirmemizin bir esprisi kalmadı.

– Şimon Peres, Yeni Ortadoğu

Onlara söyledim: Yerleşim yerlerinizin etrafını tel örgüyle çevirmeyin. Tel örgü koyarsanız, genişlemenize de sınır koymuş olursunuz. Bize ait yerlerin değil, Filistinlilerin etrafına tel örgü örmemiz gerekiyor.

– Ariel Şaron, aktaran Neve Gordon, Israel's Occupation
(İsrail'in İşgali)

Duvar kampı yaratmamış, kamp kurma stratejisi ve gerçekliği duvarın yapımına yol açmıştır.

– Adi Ophir ve Ariella Azoulay, "The Monster's Tail"
(Canavarın Kuyruğu)

Kalelerin genellikle yarardan çok zararı dokunur.

– Niccolo Machiavelli, Titus Livius'un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler

Artık "Küresel Dünya" diye adlandırır olduğumuz bu dünya, açma ile set çekme, kaynaşma ile ayrışma, silme ile yeniden yazma arasında esaslı gerilimler sergiliyor. Bu gerilimler bir taraftan sınırların giderek liberalleşmesiyle, bir taraftan da sınır tahkimatına görülmemiş düzeyde kaynak, enerji ve teknoloji yatırımı yapılmasıyla somutlaşmaktadır. Küreselleşme birbiriyle bağlantılı birçok gerilimi belirleyici birer özellik olarak taşıyor bünyesinde: Küresel ağlar ile yerel milliyetçilikler, sanal güç ile fiziksel güç, özel mülkiyet ile açık kaynak, gizlilik ile şeffaflık, yurtlaş(tır)ma ile yersiz-yurtsuzlaşma arasındaki gerilimleri. Bunun yanında, ulusal çıkarlar ile küresel piyasa, dolayısıyla ulus ile devlet ve tebaanın güvenliği ile sermaye hareketleri arasındaki gerilimler de küreselleşmenin belirleyici özellikleri olarak karşımıza çıkıyor.

Bu gerilimlerin yuvalandığı yerlerden biri, yerküreyi çizgi çizgi bölen yeni duvarlardır. Soğuk Savaş Avrupası'nın son kaleleri ile Güney Afrika'daki apartheid rejiminin yıkılışı dünya çapında sevinçle karşılanırken dahi, bu duvarların yapımına büyük bir şevkle devam edilmiştir. En iyi bilinenleri, ABD'nin güney sınırına inşa ettiği heyula ile İsrail'in Batı Şeria sınırı boyunca uzanan duvardır. Aynı taşeron firma(1) tarafından, aynı teknolojik donanımla gerçekleştirilen bu iki proje meşruiyetini de birbirinden almaktadır. Bunlar gibi daha birçok duvar var. Kendi sınırları dahilinde iç duvarlar ve kontrol noktalarıyla bir labirente benzeyen apartheid sonrasının Güney Afrikası, Zimbabve sınırına tartışmalara yol açan elektrikli bir güvenlik bariyeri inşa etmiştir. Yemen sınırında inşasına giriştiği üç metre yüksekliğindeki beton güvenlik duvarını yakın zamanda tamamlamış olan Suudi Arabistan, Irak sınırına da benzer bir duvar inşa etmeyi planlamaktadır; Suudilerin dediğine göre, böyle giderse bütün ülkenin duvarlarla çevrilmesi olasılık dahilindedir. Hindistan ise, daha yoksul komşularından gelen sığınmacı akınını kesmek, olası bir toprak anlaşmazlığı durumunda kendi topraklarını korumak, İslamcı gerillaların Pakistan sınırından sızmasının ve silah kaçakçılığının önüne geçmek amacıyla Pakistan, Bangladeş ve Burma sınırlarına derme çatma duvarlar örmüş ve ihtilaflı Keşmir bölgesini ablukaya almıştır.(2) Bu sınırlardaki duvarlar derme çatma olmakla birlikte, görünüş bizi yanıltmamalıdır, zira Hindu-Keşmir sınırındaki iki sıra dikenli tel arasında kalan alana mayın döşenmiştir. Özbekistan, resmi açıklamasında "İslamcı teröristlerin" ülkeye girişini engellemek için olduğunu söylese de aslında yine bir toprak anlaşmazlığı nedeniyle, 1999'da Kırgızistan, 2001'deyse Afganistan sınırına duvar örmüştür; gelin görün ki şimdi de Türkmenistan bu ülkeye set çekmektedir. Botsvana 2003'te Zimbabve sınırına elektrikli tel örgü çekmeye başlamıştı, bunu yaparken her ne kadar büyük baş hayvanlarda görülen şap salgınını engellemeyi gerekçe göstermiş olsa da, asıl amacı Zimbabvelilerin girişini engellemekti. Tayland'ın güneyindeki isyan dolayısıyla, yasadışı göç ve kaçakçılığa karşı Tayland ve Malezya birlikte çelik-beton alaşımı bir duvar inşa etmiştir. Mısır'la Gazze'yi birbirinden ayıran duvar ise, ancak 2008 yılının Ocak ayında gıda, yakıt ve başka temel ihtiyaç maddelerine ulaşmaya çalışan Gazzelilerin açtığı tünellerle delindiğinde dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. İran da şimdilerde Pakistan sınırına duvar inşa etmektedir. Limbang'dan gelen göçmen ve kaçakçıların ülkeye girmesini önlemeyi amaçlayan Brunei, bu sınırı duvarlarla tahkim etmektedir. Çin, Koreli sığınmacı akınını önlemek için Kuzey Kore sınırına duvar çekerken, Kuzey Kore de bu duvarın bir kısmına paralel başka bir duvar inşa etmektedir.

Bir de duvar içinde duvarlar vardır: ABD'nin her yerinde güvenlikli konut siteleri peyda olmuştur, bu yerleşimlere en çok da Meksika sınırına yakın güneybatı şehirlerinde rastlanıyor. Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerini çevreleyen duvarlar "güvenlik bariyerinin" bitişiğindedir, Kudüs Hoşgörü Müzesi'nin büyük tartışmalar koparan yapım yerini çevreleyen duvarlar ise şehri bölen duvarlara çok yakındır. Beytüllahm devasa beton duvarlarla Kudüs'ten tamamen ayrılmış durumdadır. Avrupa Birliği Fas'taki İspanyol yerleşim bölgelerini kuşatan üç sıralı duvarların inşasını finanse ederken, Fas da uzun süre tartışma yaratan Batı Sahra kaynaklarını koruma amaçlı uzun bir "banket" yapmaktadır. Kuzey İtalya'da, Padua'nın sosyalist belediye başkanı "Fransız hadiseleri" diye tabir ettiği durumu önlemek adına, beyaz orta sınıfın yaşadığı mahalleleri çoğunlukla yeni göçmenlerin mesken tuttuğu "Afrika gettosu" denen bölgeden ayırmak için geçtiğimiz yıllarda Via Anelli Duvarı'nı inşa ettirmiştir.

Her geçen gün yeni duvarlar inşa edilmektedir: 2007'de Bağdat'a yapılması önerilen duvarın yarattığı infiale rağmen, ABD ordusu bu şehirde Yeşil Hatla belirtilen bölgenin etrafını duvarla çevirme sevdasındadır. ABD zaten Ademiye ve Azamiye gibi Sünni mahallelerinin etrafına tartışmalı duvarlar çekmiş, böylece ABD işgaliyle birlikte kontrolden çıkan kanlı mezhep çatışmalarına cevaben Irak kentlerinde inşasına başlanan "güvenlikli konut sitelerine" de model oluşturmuştur.(3) Brezilya, Paraguay sınırına çelik-beton alaşımı bir duvar yapmayı planlarken, İsrail Sina Çölü'ndeki Mısır sınırına eski tel örgünün yerine yeni bir güvenlik bariyeri inşa etmeyi tasarlamakta, Birleşik Arap Emirlikleri de Umman sınırında bir duvarın inşasına hazırlanmaktadır. Kuveyt ise, sınırlarında tel örgü bulunmasına rağmen, Irak sınırının yakınındaki silahsızlandırılmış bölgeye bir duvar inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra, ABD-Meksika sınırındaki duvarın Kanada sınırına yapılacak bir duvarla tamamlanması; Avrupa'ya geçişte aktarma noktası işlevi gören adalara Kuzey Afrika'dan gelebilecek göçmenlere set çekilmesi için de ciddi tasarılar ortaya atılmaktadır.

Bu duvarlar engellemeyi amaçladıkları şeyler –yoksullar, işçiler yahut sığınmacılar; uyuşturucu ve silah gibi kaçak mallar; vergiye tabi kaçak mallar; kaçırılan veya köleleştirilen çocuklar; terör; etnik veya dinsel grupların iç içe geçmesi; barış ve başka siyasi istikballer– açısından çeşitlilik gösterse de, dünya tarihinin bu anında sayılarındaki artışın birtakım ortak boyutları olduğu muhakkaktır. Öncelikle, siyasi yelpazenin çok farklı noktalarında yer alan birtakım kişiler –neoliberaller, kozmopolitler, yardımseverler ve solcu aktivistler– (ister küresel girişimciliğin, piyasaların, vatandaşlığın, isterse küresel yönetimin sonucu olsun) sınırları olmayan bir dünya hayal etse de, zenginiyle yoksuluyla ulus-devletler duvar inşa etmeye pek hevesli görünüyor. İkinci olarak, görünüşe göre zafer kazanmış evrensel siyasal biçim olan (ve Avrupalı post-Marksistlerin, seküler Müslümanların ya da Amerikan neo-muhafazakârlarının her biri kendi istediği yere çekmekle birlikte, yeğe göğe sığdıramadığı) demokrasinin sınırları içinde sadece barikatlar değil, bu barikatlar arasında geçiş yolları da çıkıyor karşımıza; söz konusu geçiş yolları da üst-düzey işadamları, sıradan yolcular ve kökeninden yahut görünüşünden ötürü şüpheli görülen yolcular arasında ayrım güdüyor.(4) Üçüncü olarak, birleşik tesirleri, gitgide küçülen boyutları ve canlı bombalardan tutun gözle neredeyse görülmeyen biyokimyasal toksinlere dek çok farklı biçimlerde yer değiştirebilmeleri bakımından tarihte eşi benzeri bulunmayan imha kapasitelerine sahip bir çağda yaşadığımız göz önünde tutulursa, bu ölü ama gayrimaddi güçlere duvarların katı fizikselliğiyle karşılık vermenin akla mantığa sığar bir tarafı yoktur. Öyleyse üç paradoks var karşımızda: Bu paradokslardan ilki eşanlı bir açma ve set çekmeyle, ikincisi dışlama ve katmanlaşmaya koşut bir evrenselleşmeyle, üçüncüsü de fiziksel barikatlarla karşılanan şebekeleşmiş ve sanal güçle öne çıkıyor.

Bu yeni bariyerlerin dikkat çeken yanlarından biri de şudur: Her ne kadar ulus-devletlerin sınırlarını çiziyor veya bu sınırları belirlemeyi amaçlıyor olsalar da, istilacı ordulara karşı yapılan kalelerden, hatta devletler arası savaşlarda fırlatılan füzelere karşı devreye sokulan kalkanlardan farklı olarak, başka egemen güçlerden gelebilecek potansiyel saldırılara karşı savunma niyetiyle inşa edilmiyorlar. İnşalarına gerekçe oluşturan tehditler farklılık gösterse de, bu bariyerler daha ziyade –kişiler, gruplar, hareketler, örgütler, iş kolları veya alanları gibi– birtakım devlet dışı, ulus-aşırı aktörleri hedef alıyor. Uluslararası ilişkilerden ziyade ulus-aşırı ilişkilere, askeri teşebbüslerden ziyade süreklilik gösteren ekseriya gayriresmi veya gizli güçlere tepki olarak inşa ediliyorlar. Duvarlarla önüne geçilmesi amaçlanan şeyler (göç, kaçakçılık, suç, terör, hatta siyasi emeller) genellikle devlet destekli olmadığı gibi, ulusal çıkarları da temsil etmiyor. Bunlar daha çok egemen ulusları hâkim siyasi aktörler olarak konumlandıran uluslararası Vestfalya düzeninin teamülleri dışında biçimlenmekte, bu halleriyle de Vestfalya sonrası dünyanın göstergeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
(...)

Notlar


(1) İsrail duvarını inşa eden, İsrail'in en büyük sivil savunma şirketi olan Elbit 2006'da imzalanan bir sözleşmeyle Meksika sınırındaki duvarın yapımını Boeing şirketiyle birlikte üstlenmiştir. Jerusalem Post, 22 Eylül 2006, www.jpost.com/ servlet/Satellite?pagename=JPost%2FJPArticle%2FShowFull&cid=11579136 83759 adresinden ulaşılabilir (erişim tarihi 6 Ekim 2009). Bu iki bölgede, özellikle duvar inşasına karşı direniş hareketleri arasında da birtakım ulus-aşırı bağlar kurulmuştur: Meksika duvarı üstünde muhalif sanatlarını icra eden Meksikalı sanatçıları Filistinli bir grup geçtiğimiz aylarda İsrail duvarına resim yapmaya davet etmiştir. Yukarı
(2) Rama Lakshmi, "India's Border Fence Extended to Kashmir: Country Aims to Stop Pakistani Infiltration", Washington Post, 30 Temmuz 2003; "Border Jumpers: The World's Most Complex Border: Pakistan/India", PBS: Wide Angle, www. pbs.org/wnet/wideangle/episodes/border-jumpers/the-worlds-most-complex-borders/pakistanindia/2340 (erişim tarihi 6 Ekim 2009). Yukarı
(3) Alissa J. Rubin, "Outcry over Wall Shows Depth of Iraqi Resentment", Haber Analizi, New York Times, 23 Nisan 2007. Yukarı
(4) Yeni bariyerlerin çeşitli giriş yerlerinde cereyan eden akışların bu katmanlı yapısını, hızlandırılmış havaalanı güvenlik sistemlerinden ("Clear" adlı özel güvenlik soruşturması servisi buna örnektir) Kanada ve Meksika'dan ABD'ye ve Filistin'den İsrail'e giriş yapan yolculara uygulanan ayrımcı giriş işlemlerine kadar birçok yerde gözlemlemek mümkündür. "Ekonomik liberalleşme ve ulusal güvenlik önlemleri kimilerinin karşısına yurttaşlığa getirilen kısıtlamalar şeklinde çıkarken, tam bu sırada, işadamı sınıfı ya da birinci sınıf yurttaşlığın ulus-aşırı mekâna nasıl yayıldığına" (s. 1) örnek oluşturan NEXUS adlı hızlandırılmış sınır geçiş programı ve diğer Akıllı Sınır programları hakkında izanlı bir tartışma için bkz. Matthew Sparke, "A Neoliberal Nexus: Economic Security, and the Biopolitics of Citizenship of the Border", Political Geography (Ocak 2006). Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ayca Yılmaz, ''O duvar, o duvarınız...'', Radikal Kitap Eki, 11 Kasım 2011

Berlin Duvarı’nın gürültülü yıkılışı, hiç kuşkusuz, yaşı müsait olanların zihninde derin bir iz bırakmıştır. Batı medeniyeti denen ‘gütme’ makinesi böyle bir şey işte. Yıllar yılı Berlin Duvarı’nı lanetleyen, hakkında efsaneler yaratan, dünya kadar film üreten, ‘Demir Perde’nin ‘despotizm’ine delalet bir ikon haline getiren Batı medeniyeti, kendi inşa ettiği ya da makul gördüğü duvarları ustaca saklamayı, saklayamadığı takdirde meşrulaştırmayı pek güzel beceriyor.

Wendy Brown tarafından kaleme alınan Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik, tarihsel ve psikolojik yanı dahil olmak üzere, bu duvarlar inşa etme, çitle çevirme vakasını ayrıntılı biçimde otopsi masasına yatırıyor. Öyle ya, artık kalıntıları hediyelik eşya olarak satılan Berlin Duvarı, Sovyetler Birliği hakimiyetindeki ‘korkunç’ rejimin dünyayı nasıl da tehdit ettiğini gösteren bir abide gibi ele alınırken, ABD-Meksika sınırındaki duvar ‘illegal göçmenler’in ‘vergisini ödeyen dürüst Amerikalıları rahatsız etmesini önleyen bir tedbir olarak kutsanabiliyor. Halbuki, bu duvar en azından bölgedeki hayvanları öldürüyor. İnsanın akıldışı medeniyetini algılamakta güçlük çeken hayvanlar, su içmek, beslenmek ya da sığınmak için sınır duvarlarını geçmek zorundalar. Fakat uçamayan herhangi bir hayvanın bu sınırı geçmesi mümkün olmadığı için pek çoğu açısından ölüm kaçınılmaz hale geliyor… Sahi, bu arada, kuşlar için niye sınırlar yoktur?..

Keza İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği milyar dolarlık duvar da ‘terörist saldırılara karşı’ bir tedbir olarak gösterilebiliyor pekala. Aslında İsrail’in Filistin’deki varlığını tarihi, hatta coğrafi halleriyle değerlendiremeyen, Batı Şeria neresi, Gazze neresi gözünde canlandıramayan ortalama gazete okuru, İsrail’in Batı Şeria’daki işgalci konumunu ve duvarın nasıl bir ‘ilhak’ anlamına geldiğini fark edemeyecektir. Neticede, bu duvarların bundan mesela bin yıl sonra Çin Seddi gibi turistik birer mekan olmayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Tarihin acı cilvesi, bundan yarım yüzyılı biraz aşkın süre önce temerküz kampları gibi bir acıyı yaşamış bir halk, başka bir halkı büyük temerküz kamplarına mahkum ediyor!..

Kitapta, duvar inşa etme ihtiyacıyla devletlerin zayıflayan egemenliği arasında bir bağ kuruyor. İnsanların korunma, homojenlik ve kendi kendine yeterlik fantezilerine hitap ettiği düşünülen duvarların halk tarafından kabulünü, ''zayıflayan egemenliğin ortaya çıkardığı, eski gücünü ele geçirmenin yollarını arayan devletin azalan gücüyle kendini özdeşleştirmesi'' olgusuna bağlıyor: ''Bu durumda, tebaa ulus-devletin savunmasızlığı ve hudutsuzluğunu, geçirgenliğini ve ihlalini üstüne alınır.''

Tapınaklarla başlayan ‘özel yer’ belirleme ihtiyacının ulus-devlet sınırlarına ve duvarlarla korunan egemenliğe dönüşmesi sürecini yer yer oldukça enteresan olabilen bilgi ve gözlemlerle besleyen kitaptan çok şey öğreneceğiniz, bugüne dek sorgulama ihtiyacı duymadığınız pek çok olgu hakkında düşünüp yeni farkındalıklar geliştireceğiniz rahatlıkla söylerebilir. Halbuki, ulus-devlet sınırlarını; bugün bazı ülkelere ve halklara reva görülen cehennem koşullarını; o koşullardan kaçmaya, doğup büyüdüğü toprakları terk etmeye güdülenen insanların, mesela insan tacirlerinin elinde, ufacık gemilere tıkıştırılmış olarak ve mesela İtalya açıklarında boğulmalarını tartışmak istediğimiz vakit, emperyalizm denen şeyi ayrı bir başlıkta ele almaktan başka yolumuz yoktur. Wendy Brown da, duvarları Freud’un bakışıyla ayrıntılı bir psikiyatrik teste tabi tuttuğu sonuç bölümünde şöyle diyor: “İnsanın aklının almayacağı, dizginlemeye gücünün yetmeyeceği kadar büyük ve aşındırıcı olan güçlere, bir ulusun kendi gerçekleştirdiği sömürü ve saldırganlıklarla yüzleşmesine ve küreselleşmenin ulusu zayıflatmasına karşı sihirli bir koruma sağlıyorlar.”

İşte bu tam da emperyalizmin bugün aldığı boyutun çok daha ayrıntılı bir biçimde tartışılmasını gerektiriyor...

‘Duvar’ın hakkı ancak böyle verilebilir sanırım...

Devamını görmek için bkz.

Halim Şafak, "Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik", Bireylikler Dergisi, Eylül- Ekim 2012

Uzun yıllardır olmasa da son yirmi otuz yıldır tüm dünyada hem ahalilere hem de devletin kendine yönelik koruma ve güvenlik tedbirleri artıyor. Son on yılda ise bu durumun artık önlemez bir yükselişe geçtiğini söyleyebilirim. Dünya resmi ya da özel güvenlik şirketi elemanları tarafından kuşatılırken bir yandan da devletler, mahalleler, siteler, evler arasındaki duvarlar yükseliyor, dikenli teller çoğalıyor. Güvenlik tedbirlerine bağlı olarak devletler daha fazla totaliterleşiyor/otoriterleşiyor.

Burada devletlerin kendini koruma amaçlı silahlanmasını ve sınır duvarlarını yükseltmesini anladığımızı kabul edelim. Hatta bunun karşısında ahalilerin de bu yükselen duvarlar ve güvenlik tedbirleri sayesinde rahat edeceğini güvenlikli yaşayacağını da düşünelim diyeceğim ama öyle olmuyor. Devletin her geçen gün sayısını arttırdığı polis ya da asker kuvvetleri ve kalınlaştırıp yükselttiği duvarlara rağmen içeride de bunun iki misli bir güvenlik tedbiri evden eve yayılıyor. Devletin bu durumu karşısında insanların koruma ve güvenlik tedbirlerini arttırması tam bir çelişki gibi duruyor.

Dünyanın “açma ile set çekme, kaynaşma ile ayrışma, silme ile yeniden yazma arasında esaslı gerilimler” yaşamasını ve buna bağlı olarak güvenlik tedbirlerinin alıp başını gitmesini Wendy Brown devletin zayıflayan ve daha da zayıflayacak olan egemenliği ile açıklıyor. Aynı biçimde “Küresel ağlar ile yerel milliyetçilikler, sanal güç ile fiziksel güç, özel mülkiyet ile açık kaynak, gizlilik ile şeffaflık, yurtlaştırma ile yersiz yurtsuzlaşma arasındaki gerilimler” de bizi aynı egemenlik tartışmasına götürüyor.

Bir bakıma iyice teknolojikleşen hatta teknoloji haline gelen dünyada devletin aldığı tedbirlerin ve çektiği duvarların insanda neden güven duygusu uyandırmadığını düşünmeliyiz. Dünyada ve dünyaya olanlara bakarak bütün tedbirlerin ve duvarların kısa bir sürede yıkıldığını, pek bir işe yaramadığını biliyoruz. Duvarlar ve güvenlik tedbirleri her şeyin hallolduğu dünyanın her hangi bir yerinin güvenlikli hale geldiği anlamına artık hiç gelmiyor. Bu da önce devletler sonra insan için ihtimalen hiçbir zaman tam anlamıyla çözülmeyecek bir sorun gibi duruyor. Üstelik yazar ulus devletlerin çözülme sürecinde bunu uzun bir süre yaşayacağını da baştan öngörüyor. Wendy Brown Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik”te bunları tartışıyor.

Yükselen duvarlar ve her bir yana çekilen dikenli teller, dünyanın her bir yanının yirmi dört saat gözetlenmesi, her kapıya bir bekçi dikilmesi, ülkelerin, evlerin sitelerin arasına hiç yıkılmaz duvarlar çekilmesi ve silahlanma ne devletin ne de insanın çoktan kaybettiği güvenlik ve birlikte yaşama/ yaşayabilme duygusunu geri getirecek gibi durmuyor. Öyleyse duvarları biraz daha yükseltip kapıya bir güvenlikçi daha koyalım. O da olmadı Wendy Brown’un “Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik”ini birlikte okuyalım olmadı benim bir biçimde kitabı bitirmeme izin verin!

Devamını görmek için bkz.

Eren Barış, "Duvar Demokrasileri", Duvar Dergisi, Mart-Nisan 2012

Kapitalist küreselleşmenin bir sel olarak akışa geçtiği son otuz yıllık süreçte dünyanın alt üst oluşuna tanıklık etmekteyiz. [1] Bu tanıklık, sermayenin bütün kamusal alanları hızla metalaştırdığı bir dönemi anlatır. Metalaşmanın bir başka yüzü de ulus-devletlerin egemenlik krizine denk düşmektedir. Bu egemenlik krizinin en şedit sahnesi ulus-devletlerin sınırlarına inşa edilen duvarlardır. Wendy Brown’ın Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik [2] başlıklı kitabı devletlerin ve tebaalarının duvarları neden arzuladıklarını incelemektedir. Bu kitap, sosyal bilimler alanında mikro-politik bir sorunsalı, siyasal iktisatla birlikte analiz etmesi bakımından değerli bir çalışma. Brown’ın kitap boyunca çokça yinelenen temel tezi duvarların, ulus-devletlerin egemenliğinin zayıflamasının bir kanıtı olduğudur. Bu temel tezin ardı sıra gözüküyor ki reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte dünyadaki liberal demokrasilerin de hiç de parlak bir geçmişi olmadığı duvarların inşasıyla malumdur. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından kıvanç duyan Batılı liberal düşünce, neden sınırlarını her türlü gözetim ve baskı aygıtıyla donatıp duvar yapımına milyon dolarlar harcıyor? Kitabın temel argümanını daha da radikalleştirirsek liberal demokrasilerin bir çeşit “duvar demokrasileri” olduğunu söyleyebiliriz.Duvar demokrasileri, yeni bir egemenlik ve sınır rejimini ifade ediyor. Çünkü devletlerin çok yüksek miktarlarda kaynak ayırdığı duvarlar, bariyerler, çitler, sınır hatları, kontrol noktaları gibi birçok gözetim ve denetim aygıtı demokrasinin de sınırlarını belirlemektedir. 11 Eylül sonrasında devletlerin paranoyak bir biçimde terörizm tehdidini canlı tutarak sınır rejimlerini yeniden düzenleme gayreti duvarların yapımını hızlandırmıştır. Bu yeni duvarların terörizm, suç ve göç tehdidine karşı yapıldığı dünya kamuoyuna ilan edilmektedir. Oysa Brown’a göre sınır rejimlerinin uygulandığı bölgelerde hukuk askıya alınmakta, duvarların yapımında mali sorumsuzluk uygulanmakta, ucuz işgücü ve göçmen göçü artmakta ve yabancı düşmanlığı üzerinden güçsüzleşen ulus-devletin egemenliği yeniden tesis edilmektedir. İsrail sömürgeciliği terörizme karşı savaşa, ABD’nin ve Batı’nın küresel egemenliği göçmen karşıtı siyaset tahvil edilmektedir. Duvar örme fantezisi egemen ulus-devletin yurttaşları militerleştirirken, yaşanan çatışmalı duruma karşı üretilecek siyasal çözümü de imkânsız hale getirmektedir. Bir hayat tarzı olarak güvenlik egemen ulusun bireyini ele geçirmekte ve onu ulusal kimliğine hapsetmektedir. Biz ve onlar ayrımını yaratırken bunun daha da güçlenmesini sağlayacak baskıcı politikaları da beraberinde getirmektedir.

Duvarlar, zayıflayan ulus-devletin ortak işaretleri olsa da, farklı işlevleri vardır. ABD-Meksika sınırı yoksul Güney ile zengin Kuzeyi ayırırken, İsrail-Filistin “güvenlik duvarı” sömürgecilik ve işgali temsil eder. Fas’taki Ceuta ile Melilla arasında bulunan duvar İspanyol yerleşim bölgesinden Mağripli göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemek için kurulmuştur. Tıpkı 2011 yılında Avrupa Birliği’nin Türkiye-Yunanistan arasındaki 12,5 kilometrelik kara sınırına duvar örme kararı da yüksek Batıuygarlığının, göçmen politikalarını göstermektedir. [3] Bu duvarların çoğu zaman kalıcı olmadığı söylense de inşa süreçleri, aktarılan kaynaklar ve amaçlar dikkate alındığında edebiyete intikal edilmesi istenen duvarlarla karşı karşıyayız. Aynı zamanda yeni duvarlar, gözetim ve askeri teknolojilerinin ilerlemesine yol açtığı gibi sınıra ve duvara karşı mücadele edenler açısından da farklı siyasal taleplerin ve taktiklerin geliştirilmesine de yol açmaktadır. [4]

Egemenlik ve teoloji

Wendy Brown için yeni inşa edilen duvarların egemenliğin güçlendiğine değil, giderek aşınmaya başladığına delalettir. Bu duvarlar, devlet egemenliğinin güçlü ifadeleriymiş gibi görünürken esasında egemenliğin belirsiz, istikrarsız bir zeminde hareket ettiğini göstermektedir. Devasa ve korkutucu görünümleri ile duvarlar artık yerine getiremedikleri otoriterlerini teatral bir sunumla halkların önüne serer. Bu teatral gösteri egemenliğinin arkasındaki teolojik kalıntıyı bize sunar. Wendy Brown, zayıflayan egemenliğin arkasında bir teolojinin var olduğu savını Nazilerin hukukçusu ve düşünürü Carl Schmitt’in egemenlik kuramı üzerinden açıklamaya çalışır. Carl Schmitt’e göre, siyasal egemenlik teolojik egemenliktir. Duvar çekme arzunun arkasında egemenliği koruma, kollama ve bütünleştirme yatar ki bu da teolojik yapının göstergeleridir. Egemenlik aynen Tanrı gibi en üstün karar gücü olan ve tâbi olanlara ihtişamını gösterecek olandır. Devlet hem korkuyu hem de korumayı sağlamak adına duvarları yasal addeder. Bu siyasal egemenliğin arkasındaki Tanrı imgesidir. Tanrı’ya hem boyun eğilir hem de ondan medet umulur.

Carl Schmitt, egemen devletin, olağanüstü hallerde hukukun dışına çıkabileceğini belirtir. Bu meşru bir haktır. Egemen zaten olağanüstü karar veren olarak tanımlanmaktadır. [5] Küresel kapitalizm çağında sermayenin egemenliği de bir Tanrı gibi sınırsız, hesap sorulamaz ve denetimsiz bir şekilde hareket etmektedir. Sermayenin akışkan dinamiği çerçevesinde devletler, egemenliklerini kaybetmektedir. Bu bağlamda devletler ve halkları arasında yeni bir krizin ve mutabakatın eşiği gözükmektedir. Zayıflayan egemenliği telafi etmenin yolu duvarlarla çevrili bir demokrasi ve sınır rejimi oluşturmaktır. Bu siyasal duvarın dışı vahşi ve uygarlıktan nasibini almamış bir alandır. [6] Egemenliğin bittiği yer uygarlığın bittiği yerdir: Devlet-sınırı. Bu yüzden şiddet devletlerin sınırında güçlü şekliyle devreye girer. Etrafını çevirme (çitle çevirme) edimi egemenliğin yasasıdır ve kutsal olanı betimler. Aynen tanrı gibi siyasal egemenlik nihai ve mutlaktır, bölünemez ve devredilemezdir.

Terörizm ve güvenlik siyaseti

Duvarlar, çeşitli söylemlerin ürünüdür. O söylemlerin değişmesiyle duvarların işlevleri de değişmektedir. Birileri için güvenlik ve kontrolse, duvarın diğer tarafı için bir zulüm ve işgal politikası olabilir. Duvarın ayırdığı, içinden geçerek işgal ettiği, yarattığı mekânlar ve insanlar üzerindeki söylemlerin değişmesiyle duvarlar da farklı yüzlere bürünecektir. 11 Eylül saldırılarıyla terörizme karşı savaş politikası güvenlik alanını önplana çıkarırken duvarları da meşru bir zemine çekmiştir. Brown’a göre duvar çekme stratejilerinde kamusal ve siyasal söylemler arasında kesin bir ayrım koyamayız. Bu da duvarın daha güçlü bir strateji olarak önümüze çıktığını gösterir. Tüm bu toz bulutu içinde duvarların geç modern dönemdeki arkaikliği hiç sorgulanmaz. Yüzyıl önce bile yapılması garip karşılanan bu duvarlar günümüzde korkutucu mimarisiyle karşımıza çıkar. Devletin dostları duvarın içinde, düşmanları dışarıda konumlanır. Yeni duvarlar hukuki olağanüstü halin norm haline gelmesidir. Bu olağanüstü hal polis, ordu ve siviller arasındaki ayrımı bulanıklaştırarak hepsini bir tür sınır güvenliğini sağlayan aygıta çevirir. Duvarlar gönüllü devlet bekçilerini ve çeteleri üretir. ABD-Meksika sınırındaki “Minutemen Sivil Savunma Teşkilatı” adlı sivil toplum örgütü, sınırdan kaçak girmeye çalışan göçmenlere karşı polisiye tedbirlerin yanında farklı sınır stratejileri de uygulamaktadır. Devlet adına hareket eden bu devlet dışı güçlerin oluşumu devletin zayıflayan egemenliğini de gözler önüne sermektedir. Duvarlar, mal ve işgüçü akışını düzenlerken aynı zamanda sınır sermaye akışına imkân vermek suretiyle neoliberalizmle etkileşime girer. Duvar özellikle sınır bölgelerinde örgütsüz, ucuz ve güvencesiz işgücünü yaratır. Korku, tehlike ve şiddet duvarın dışarısına atfedilirken egemen iktidar homojen, düzenli ve güvenli bir ulusallık yaratıyormuş gibi gözükür. Duvarlar egemenliğin zayıflamasıyla birlikte yeni karar verme, koruma, saldırı ve defetme gücünü oluştururlar.

Duvarın psikanalizi

Wendy Brown, sorularına yanıt aradığı “Duvarları Arzulamak” başlıklı kitabın son bölümünde duvar örme politikalarının psikanalizini Sigmund Freud ve Anna Freud’un teorisi üzerinden yapmaya çalışıp bir dizi soruyu gündeme getirmektedir: Duvarlar neyi güvence altına alıyor, koruyor? Devletler ve tebaaları neden duvarları arzuluyor? Brown’a göre insanlar, tebaalar kendi güçleriyle devletin zayıflayan egemenliğini özdeşleştirmektedir. Egemen devlet, egemen toplumsal özneyi kendini var etmek için bireyin egemenliğine el koymak suretiyle üretir ve güvenceye alır. Devletler sınır tahkimatı ile kaçakçılık, terörizm vb. olayları durdurmayı amaçlıyorsa da tam olarak engelleyemez. Çünkü sorunun kendisini sınır kaçakçılığı ya da göçmenler değildir. Brown, duvarların yapımının, şiddet ve kanunsuzluk karşısında olduğunu iddiasına karşı duvarların bizzat kendisinin şiddet ve kanunsuzluğu yarattığını, devlet dışı haydut faaliyetlere de alan açtığını belirtir. Yeni duvar rejimi sorunları çözmekten çok sorunları derinleştirir. Yeniden ulusallaşmayı ve homojen kimliklerin üreterek yabancı düşmanlığını perçinler. Brown’ın dediği gibi duvar masumiyeti ve uygarlığı düşmanlarına karşı koruyor ve barbarlık değerlerine karşı insani değerleri ve yaşamı koruyormuş gibi gösterse de zayıflayan egemenliğini yeniden tesis etmenin kudretini arar. Duvarlar, farklı söylemlerin ürünü olsa da en nihayetinde küresel eşitsizlik ve sömürgeci tahakkümle yüzleşmeyi engeller.

Notlar

[1] Ulus Baker, bir sel baskınıyla karşı karşıya kaldığımızı ve çağdaş kapitalizm bize baskın sahnelerinden başka bir görüntü sunmadığından bahseder. Baker, Ulus (1997). Kapitalizmi Adlandırmak Mümkün mü? Birikim. Sayı: 104.Metne dön.
[2] Brown, Wendy (2011) Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik. Çev. Emine Ayhan. İstanbul: Metis Yayınları. Kitabın orijinal adı Walled States, Waning Sovereignty (Duvarlarla Çevrili/Duvarlı Devletler, Azalan/Zayıflayan Egemenlik) başlığını taşıyor. Bu başlıkla esasen devletlerin “duvarlanması”ndan bahsediliyor. 21. yüzyılda devlet(sel) örgütlenmelerin hal-i pür melalini göstermesi bakımından iyi bir kavramsallaştırma. Duvarlanan devletler, hem bir şekilde diğer devletlere duvar modeli oluşturuyor hem de duvarlar zaman zaman yer değiştirerek devletlerin sınırlarını bulanıklaştırıyor. “Duvarlanma” tabiri yuvarlanma/yer değiştirme eylemini çağırması açısından sınır rejiminin işgal ve sömürgecilik politikalarıyla bulanıklaştırılabileceğini ifade ediyor.Metne dön.
[3] Türkiye-Yunanistan sınırına daha önce Avrupa Birliği’nin Sınır Güvenlik Ajansı olarak geçen Frontex yerleştirilmişti. Frontex, göçmenleri yakalamak için denizden ve karadan saldırı hakkına sahip özel bir güvenlik ajansıdır (). Meriç sınırına yapılacak tel örgüden duvar için Yunan kamuoyunda çeşitli tartışmalar yaşanmıştı.Metne dön.
[4]İsrail’de sömürgeciliğe ve “güvenlik duvarı”na karşı çıkan “Duvara Karşı Anarşistler” inisiyatifinin eylemleri güvenlik politikalarını duvarın içinden sorgulamak ve antisemitizmi alt etmek açısından önemlidir.Metne dön.
[5]Schmitt, Carl (2005). Siyasi İlahiyat. Çev. Emre Zeybekoğlu. Ankara: Dost Kitabevi.
[6] Wendy Brown, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın çarpıcı bir sözünü yineler: “İsrail balta girmemiş bir ormanın ortasındaki bir villa.”Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.