Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-856-9
13x19.5 cm, 168 s.
Liste fiyatı: 17,50 TL
İndirimli fiyatı: 14,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Anne Carson diğer kitapları
Kocanın Güzelliği, 2009
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kırmızının Otobiyografisi
Özgün adı: Autobiography of Red
Çeviri: Aslı Biçen
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Resmi: Katsushika Hokusai
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2012

Kırmızının Otobiyografisi Anne Carson’ın Metis’ten çıkan ikinci şiirsel romanı. Romanın başkahramanı Geryon, adını Yunan mitolojisindeki devden alıyor; hikâyesi de Herkül’ün onuncu görevine ilişkin mitle bağlantılı. Geryon’un çocukluktan yetişkinliğe geçişinin ve Herkül adında bir gence duyduğu aşkın öyküsünü anlatan kitap, şiirin tutumlu ve çağrışım yüklü diline ve romanın sürükleyiciliğine sahip bir ahir zaman destanı.

İÇİNDEKİLER
Kırmızı Et:
Stesikhoros'un Ne Farkı Vardı?

Kırmızı Et:
Stesikhoros Parçaları

Ek A
Ek B
Ek C

Kırmızı'nın Otobiyografisi

Röportaj
OKUMA PARÇASI

Kırmızının Otobiyografisi, I. ADALET, s. 29-31.

Geryon ağabeyinden erken yaşta öğrendi adaleti.

Okula birlikte giderlerdi. Geryon'un ağabeyi yaşça da boyca da büyüktü ondan

önden yürürdü

bazen bir koşudur tutturur bazen yerden taş almak için diz çökerdi.

Taşlar ağabeyimi mutlu ediyor,

diye düşünürdü Geryon ve peşi sıra giderken taşları incelerdi.

Ne çok çeşidi vardı taşların,

uslusu tekinsizi, yatardı yan yana kızıl toprakta.

Durup hayal etmeye kalktın mı her birinin hayatını!

Şimdi de mutlu bir insan kolundan fırlayıp havada uçuyorlardı

ne kader. Geryon hızlandı.

Okul bahçesine geldi. Ayaklarına ve adımlarına bakıyordu dikkatle.

Çocuklar etrafına doluştu

çimlerin dayanılmaz kızıl taarruzu ve çimlerin kokusu çepçevre

çekiyordu onu

akıntılı bir deniz gibi. Gözlerinin kafatasından yukarı kalktığını hissediyordu

küçük bağlantıları üzerinde.

Kapıya varması lazımdı. Ağabeyini kaybetmemesi.

Bu ikisi.

Okul uzun tuğla bir binaydı kuzey-güney ekseninde. Güney: Ana Kapı

bütün oğlanlarla kızların girdiği.

Kuzey: Anaokulu, arkadaki ormana bakan büyük yuvarlak pencereleri

ve etrafını kuşatan yüksek kızılcık çalıları.

Ana Kapıyla Anaokulu arasında bir koridor uzanırdı. Geryon için

on yüz bin kilometreydi

devlerin açtığı gökgürültüsü tünelleri ve içerideki florasan gökyüzüyle.

Okulun ilk gününde el ele

annesiyle birlikte geçmişti yabancı topraklardan Geryon. Sonra ağabeyi

üstlenmişti bu görevi günbegün.

Ama eylül ekime kavuşurken Geryon'un ağabeyi huzursuzlanmaya başlamıştı.

Oldum olası aptaldı Geryon

ama son zamanlarda bakışları insana kendini bir tuhaf hissettiriyordu.

Bir kere daha götür bu sefer öğreneceğim

diyordu Geryon. Gözleri korkunç birer çukur. Aptal, dedi Geryon'un ağabeyi

ve bıraktı onu.

Geryon'un şüphesi yoktu o aptalın doğru olduğuna. Ama adalet yerini

buldu mu dünya silinir.

Küçük kırmızı gölgesi üzerinde durup şimdi ne yapmalı diye düşündü.

Ana Kapı önündeydi. Belki –

gözlerini iyice kısarak Geryon zihnindeki ateşler arasından

haritaya doğru ilerledi.

Okul koridorunun haritası yerinde derin ışıltılı bir boşluk vardı.

Geryon öfkeden deliye döndü.

Boşluk alev alıp dibine kadar yandı. Geryon koştu.

Ondan sonra Geryon okula yalnız gitti.

Ana Kapıya yaklaşmadı bile. Adalet saftır. Uzun yan duvarın

etrafını dolanırdı,

Yedinci Sınıfların, Dördüncü Sınıfların, İkinci Sınıfların ve Erkekler tuvaletinin

pencereleri önünden kuzeye gider

ve Anaokulunun önündeki çalılar arasına yerleşirdi. Orada dururdu

kıpırdamadan

içeriden birisi onu fark edip de yolu gösterene kadar.

Hiç işaret etmezdi.

Cama vurmazdı. Beklerdi. Küçük, kırmızı, dimdik beklerdi,

yeni okul çantasını sıkı sıkı tutarak

tek elinde ve öteki eliyle cebindeki uğur parasına dokunarak,

kışın ilk karları

kirpikleri üzerine süzülüp etrafındaki dalları kaplar ve dünyanın

bütün izlerini sustururken.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Metin Celâl, “Okuduğum Kitaplar”, Cumhuriyet Kitap Eki, 17 Mayıs 2012

Anne Carson, dünyaca tanınmış Kanadalı bir şair. “Denemeci, romancı, eleştirmen, akademisyen, çevirmen” olarak da biliniyor. Toronto Üniversitesi'nde Latince ve Yunanca eğitimi görmüş. Yunan mitolojisinden ingilizceye yaptığı birçok çevirisi var.

Türkçede yayınlanan ikinci romanı Kırmızının Otobiyografisi’nde Yunan mitolojisinden bir öyküden yola çıkıyor. Mitolojiye göre Chrysaor ve Callirhoe'nun oğlu olan Geryon (Geryoneus) Batı Akdeniz'de Erytheia adasında hüküm sürmekte olan korkunç bir titandı. Geryoneus kırmızı renkte kanatlı bir devdi ve üç başa, altı kola ve üç ayrı vücuda sahipti. Hera’nın çıldırtmasıyla karısı ve üç oğlunu öldüren Herkül’e (Herakles) suçlarından arınması için Miken kralının verdiği 12 görevden onuncusu “Okeanos'un bir adasında bulunan üç gövdeli dev Geryon'un sığırlarını çalmak”tır. Mitolojiye göre Herkül, sığırları çalmakla kalmamış Geryon’u da alnının ortasından vurarak korkunç bir şekilde öldürmüştür.

Anne Carson Kırmızının Otobiyografisi’nde bu mitten yola çıkıyor. Kaynak metin olarak da eserlerinin çoğu kayıp olan, milattan önce 650’de Sicilya’da yaşamış şair Steksihoros’un konuyla ilgili şiirinden kalan parçaları kullandığını yazıyor. Romanın girişinde de bunları alıntılıyor. Bu dizelerden derli toplu bir öyküye ulaşmak ise pek mümkün görünmüyor. Ama Carson o metni oluşturmuş.

Romanın kahramanı Geryon da adını Yunan mitolojisindeki bu devden alıyor. Ama romanın bu mitolojik öyküyü birebir izlediğini söyleyemeyiz. Tersine çevirmeden bile söz edilebilir. Kırmızının Otobiyografisi’nde kırmızı teni ve kanatlarını görmezden gelsek bile oldukça farklı bir kişilikte olan Geryon’un Herkül adlı bir gence duyduğu aşk konu ediliyor.

Uyumsuz, içine kapalı biri olan Geryon annesinin ilgisizliği, ağabeyinin cinsel tacizleri ile zor bir çocukluk geçirmiştir. Karşılaştıklarında Geryon on dört yaşında, Herkül on altısındadır. Geryon aşkı, Herkül macerayı aramaktadır. İlişkilerine Geryon sevgi ve şefkat yanından, Herkül cinsellikten yaklaşır. Bir süre beraber olduktan sonra Herkül Buenos Aires’e gider.

Geryon yanlış kişiye âşık olduğunu anlar ama aşkından da vaz geçmez. İki genç yıllar sonra, Geryon üniversitede felsefe okurken, Buenos Aires’te tesadüfen karşılaşacaktır. Herkül, Ancash adlı volkanları görüntüleyen bir gençle birliktedir. Üçü birlikte Ancash’ın Quechua’lı (Keçualı) annesinin yanına Peru’ya giderler. Anneyle birlikte gittikleri And dağlarındaki volkanın yakınında yaşayanların kanatları olduğuna inanılmaktadır. Bu kanatlarla volkanın içine inip araştırmalar yapmaktadırlar. Herkül’ün bir volkanın yamacında doğmuş olduğunu ve Geryon”la oraya gittiklerini hatırlarsak volkanla yapılan göndermeyi de daha çok merak ederiz.

Geryon, Herkül ve Ancash arasında gerilimli bir aşk üçgeni oluşur. Herkül, Ancash’a ihanet edip Geryon’la yatar. Geryon, Herkül’ün her şeye cinsellik açısından baktığını, aşkını hiç önemsemediğini anlar. Mitolojik öyküyü hatırlarsak Herkül, Geryon’u kanını akıtarak değil kalbini kırarak öldürmüştür.

Anne Carson’un Kırmızının Otobiyografisi “Bir Yunan mitinin yeniden yaratılması” olarak değerlendirildiğinde kuşkusuz ilginç bir çalışma. Mitolojik öykülerin yeniden yaratımı ya da onlardan kaynaklanarak eserler yaratmak oldukça sorunludur. Ne kadar aslına sadık kalınacak ne kadar ana metinden kopulacak konusu bile sıkıntı yaratmaya yeter. Genellikle de ana metin, mitolojik öykü ağır basar ve yeniden üretim sonu baştan belli bir metin olarak okuru sıkar. Anne Carson’un Kırmızının Otobiyografisi bu sorunları önemli ölçüde aşmış. Romanın mitolojik bir öyküden kaynaklandığını bilmesek de ilgi ile okuyabileceğimiz içerik ve biçimde. İnsanın varlığını, zamanı ve ilişkilerdeki güncel birçok sorunu felsefi göndermelerle tartışmaya açıyor.

Üstelik türlerarası niteliğiyle içeriği kadar biçimiyle de üzerinde düşünülmeye değer bir eser. Kırmızının Otobiyografisi hem roman hem şiir, bir başka deyişle dizelerle yazılmış bir roman. Şiirsel niteliği de oldukça ağır basıyor. İmgeler, çağrışımlar, anıştırmalar yoğun ama düz bir okumaya da açık. Usta çevirmen Aslı Biçen de bu “şiir roman”ı biçimsel özgünlüğünü zedelemeden başarıyla türkçeye çevirmiş. Yani şiirsel niteliğini önemsemeden sadece konusu için de okunabilir. Bu açıdan şaşırtıcı ölçüde akıcı ve kolayca anlamaya müsait ve “Roman” olarak tanımlanabilecek nitelikte.

Devamını görmek için bkz.

Elif Tanrıyar, “Edebiyat büyüsünün altında”, Sabitfikir, 16 Mayıs 2012

Kitaplara ait olduğunu düşündüğüm, paralel dünyadaki serüvenlerim sürüyor. Bu ay da yine başıma tuhaf ‘edebi’ tesadüfler geldi. Bu kez olayları (yoksa gizemli zinciri mi deseydim!) başlatan kitap, Leyla Erbil’in Cüce’si. Erbil’in, her zamanki kendine özgü şiirsel üslubu ve bilinç akışı tekniğiyle kaleme aldığı bu güzel kitabının en hoş yanlarından biri de sayfaları süsleyen Mustafa Horasan desenleri... Erbil, bu ilginç kitabının başındaki giriş yazısında, bu kitabın şimdi intihar etmiş eski bir yazlık komşusu olan yaşlı ve asil hanımefendinin notlarından oluştuğunu, kendisinin bu dağınık notları bir araya getirerek bu kitabı oluşturduğunu anlatıyor ve şöyle söylüyor; “Zenime Hanım, ad falan koymamıştı kitabına. Cüce adını ben koydum. Bu adın plastik gücüne inanırım.” İşte bu satırları okumamın ardından adeta bu ayki takip etmem gereken özel şifremi de almış oluyorum.

Ve kısa bir süre sonra altında bulunduğum edebiyat büyüsü devreye girerek bu ayki şifremle Kurt Vonnegut’un Kedi Beşiği’nde bir kez daha karşılaşıyorum. Vonnegut’un, ütopik bir dünyayı anlatan, bu hayli çılgın bilimkurgu romanının başlarında, romanın ana kahramanı John, hakkında araştırma yaptığı bir bilim adamının oğlu olan Newton’a yazdığı mektubun cevabını okurken, onunla birlikte ben de şu satırları okumuş oluyorum haliyle; “Örneğin ben bir cüceyim; boyum bir metre yirmi santim.” Eklemeye gerek yok, Newton bu harikulade öykünün birkaç ana yan karakterinden biri olarak roman boyunca da bizimle oluyor.

Tabii benim büyülenmem halen sona ermiş değil. Elime aldığım bir sonraki roman (daha doğrusu şiirsel-roman) Anne Carson’ın olağanüstü zarif bir şekilde kaleme aldığı Kırmızının Otobiyografisi adlı eseri oluyor. Bir antik yunan şairi olan Stesikhoros’un bir Yunan mitini ele aldığı Geryon adlı lirik şiirinin konusunu, günümüzde geçen bir büyüme ve aşk hikayesine uyarladığı romanında, Carson; Geryon adlı bir gencin aşık olduğu Herkül adlı bir diğer genç adam tarafından terk edilmesinden yıllar sonra iki gencin yeniden Arjantin’de karşılaşmalarını, son derece dokunaklı ve estetik yönden güçlü bir şekilde anlatıyor. Bu dilinden biçimine, üslubundan konusuna son derece sıra dışı olan romanın Arjantin sahnelerinden birinde bakın nasıl bir satırla karşılaşıyorum; “Önlüklü bir cüce masalar arasında koşturup herkese aynı turuncumsu içkiyi getiriyordu test tüpü gibi uzun bir bardakta.”

Cüce ile olan zincirimiz bu romanda sonlanıyor. Çünkü Kırmızının Otobiyografisi’nde peşine takılacağımız başka bir isimle karşılaşıyorum. Roman, Gertrude Stein’dan şu alıntıyla başlıyor; “Kelimelerin kendi istediklerini, kendi yapmaları gerekeni yaptıkları hissini çok seviyorum.” Bu cümlede anlatılmak istenen kavramın, benim bu kelebek etkisi maceralarımda başıma gelenlere yönelik, tüylerimi ürpertici tuhaf, kozmik ‘vahiysel’ mesajını bir yana bırakalım isterseniz. Ve Carson’ın kitabında sık sık atıfta bulunduğu Gertrude Stein’ın peşine düşelim. Çünkü o bizi başka bir kitaba sıçratacak; Paula McLain’in Ernest Hemingway’in ilk eşi olan Hadley ile Paris’teki yıllarının ve evliliklerinin hikayesini anlattığı Paris’teki Eş’e… Eh, Hemingway’in Paris’teki en yakın dostlarından birinin Gertrude Stein olduğunu bilmeyen pek azdır herhalde. Stein da doğal olarak kitabın satırlarında sık sık karşımıza çıkıyor. Onunla birlikte Ezra Pound ve Scott Fitzgerald da eşlik ediyor elbette. Peki, şimdi size soruyorum. Benim yerimde olsaydınız şimdi hangi ipucunun peşine takılırdınız? Fitzgerald’ın lafın arasında Hemingway’e yeni çıkan kitabı olarak bahsettiği Muhteşem Gatsby’sine mi? “…Yenice bir romanım çıktı. Muhteşem Gatsby.’ ‘Bulurum,’ dedi Ernest. ‘Eleştirileri görmek için sabırsızlanmıyor musunuz?” Yoksa entelektüel bir sohbette dedikodusunu yaptıkları, o günlerde sık sık Paris sokaklarında gezindiğini gördükleri James Joyce’un ‘yeni çıktığından’ bahsettikleri Ulysses’sine mi? “…Herkes Ulysses’i öve öve bitiremiyor,’ dedi Ernest. ‘Dizi halinde çıkmış birkaç bölümünü okudum. Alışık olduğum bir tarz değil ama itiraf etmeliyim ki önemli bir şey yakalamış.’‘Dâhice bir iş,’ dedi Lewis. ‘Pound’a bakılırsa Joyce her şeyi değiştirecek. Pound’un evine hiç gitmiş miydiniz?”

Devamını görmek için bkz.

Elif Tanrıyar, “Herkül’e farklı bakış”, Sabah Kitap Eki, 14 Nisan 2012

Stesikhoros, Antik Yunan şiirinin ilk büyük şairlerindendi. Homeros’tan sonra doğan bu büyük şair, onun epik şiir tarzını bir adım öteye taşımıştı. Kırmızının Otobiyografisi’nin yazarı ve aynı zamanda bir akademisyen olan Anne Carson’a göre onun farkı, o güne dek (Homeros geleneğine uygun bir şekilde) ‘sabit bir şiir diline ait olan’ sıfatlar, yani dünyadaki her nesnenin en uygun özelliğine mıhlanan sıfatlar, Stesikhoros tarafından serbest bırakılmıştır. Bir başka deyişle o güne dek ‘ölüm kötüdür’ ya da ‘deniz yılmaz’, ‘kan karadır’ gibi kesin tanımlamalar Stesikhoros’la birlikte, ‘kök gümüşü’ nehre ya da ‘güneşin yüksekliği kadar derin’ cehenneme dönüşür örneğin. Bu, dönemine göre hayli ilerici şair, en ünlü lirik şiirlerinden biri olan Geryon’da da beklenenden farklı bir perspektif izler. Geryon, antik Yunan efsanesi karakterlerinden birinin adıdır ve Herkül’ün onuncu görevi kapsamında öldürdüğü kırmızı renkte kanatlı bir canavardır. ‘Kırmızı’ bir adada, kendi halinde, koyunlarıyla birlikte yaşayan bu canavar, bir gün ansızın adaya gelen Herkül tarafından öldürülür. En önemli Yunan kahramanlarından biri olan Herkül’ün Geryon’u öldürmesi de en bilinen kahramanlıklarından biriydi. Ama işte Stesikhoros’un farkı ve o güne dek benzeri görülmemiş özgün yaratıcılığı da tam burada ortaya çıkıyor ve şair, Geryon adlı lirik şiirinde, hikayeyi ondan beklenenin aksini yaparak, Herkül’ünki yerine Geryon’un bakış açısından yazıyor ve Geryon’un başına gelenleri hem gururla hem de acıyarak anlatıyor.

Biz, tüm bilgileri adeta lezzetli bir ders gibi aktardığı Anne Carson’ın kitabının giriş bölümündeki notlarından öğreniyoruz. Carson, modern bir bakışla yorumladığı Stesikhoros’u tanıtıp, anlaşılmasının zor olduğu konusunda okurunu uyardıktan sonra, şairin numaralı bölümlerden oluşan orijinal şiiriyle bizi baş başa bırakıyor. Bu bölümünün ardından da Stesikhoros’un şiirinin bir tür yeniden yazımından oluşan kendi şiirsel romanı olan Kırmızının Otobiyografisi, Bir Aşk Destanı’na geçiyor. Şimdi bu noktada biz de okuru uyaralım çünkü karşınızda bir açıdan zor ve kolay anlaşılmayan, başka bir açıdansa sezgisel olarak hemen karşınızda açılıveren, büyülü güzellikte bir öykü var.

Günümüz Kanada’sında, büyük ihtimalle eski bir volkanın da bulunduğu bir adada geçtiğini hissettiğiniz öykünün ana karakteri kırmızı renkte ve kanatları olduğunu söyleyen/ hayalinde yaşayan, Geryon adındaki bir gençtir. Daha çocukken abisi tarafından cinsel tacize uğradığını gördüğümüz Geryon, zincirleme sigara içen, zayıf karakterli annesi ve abisiyle yaşamaktadır. Bir babanın adı geçer ama ortada görülmez. Geryon her ne kadar yalnız ve içine kapanık bir genç olsa da hayal gücü çok gelişmiştir, sanata yatkındır ve fotoğrafçılıkla uğraşır, daha doğrusu kendini ifade eder. Zaten kanatları hayal gücünü, kırmızı rengi ise acısını simgeler. Geryon, zamanla Herkül adlı bir gence aşık olur, onunla içinde cinselliğin de olduğu kısa ama yoğun bir ilişki yaşar, birlikte bir süreliğine Herkül’ün büyükannesinin evinde kalırlar. Büyükanne de bir fotoğraf sanatçısıdır ve 1923 yılında çektiği, patlama sonrası bir yanardağ fotoğrafıyla tanınır. Geryon, Herkül ve onun sıra dışı büyükannesiyle mutludur ancak Herkül bir gün onu terk eder. Mutsuz bir şekilde annesinin evine dönmek zorunda kalan Geryon, asıl hayal kırıklığını ise Herkül’ün aslında onu hiç tanımadığını keşfettiğinde yaşar. Bir gün ona telefon eden Herkül, onu rüyasında serbest bıraktığı sarı renkte bir kuş olarak gördüğünü söyler. Oysa Geryon’a göre varlığının en temel ve belirgin özelliği ‘kırmızı’ olmasıdır!

Aradan birkaç yıl geçer, Geryon artık büyümüştür. Bir gün Arjantin’e yaptığı bir gezi sırasında hiç beklemediği bir biçimde Herkül’le burun buruna gelir. Herkül’ün Perulu bir erkek arkadaşı vardır. İkili, onu da beraber çıkacakları bir And Dağı gezisine davet ederler. Bu gezi üçlü bir aşk hikâyesine dönüşürken, hikâyenin sonunda Geryon da hep peşinde koştuğu varlığının anlamını ve huzuru bulur.

Anne Carson’ın şairleri kıskandıracak güzellikteki dizeleri bu roman sürükleyiciliğindeki uzun şiire farklı bir derinlik ve edebi ustalık katıyor. Aslında bu noktada çevirmeni Aslı Biçen’i de özellikle kutlamak lazım. Çünkü Carson’ın dilinin tüm lezzetini aynen aktarmayı başarmış. Öte yandan antik bir şiirden, modern bir aşk öyküsü çıkaran; antik Herkül’ün antik Geryon’u acımasızca öldürüşünü, günümüz Herkül’ünün günümüz Geryon’una yüreğini parçalatan, yıkıcı bir aşk yaşatması olarak yorumluyor. Kırmızının Otobiyografisi çok çeşitli okumalara açık. Bir antik zaman mitinden modern zaman aşk hikayesine geçiş yapmakla kalmıyor, zaman kavramı, yaratıcılık, sanat gibi temalar üstüne de kafa yoruyor. Gertrude Stein’dan Yeats’e dek edebiyat dünyasından pek çok isme atıflarda bulunuyor. Aynı anda hem edebi bir ürün hem de akademik bir çalışmayı ortaya çıkarmış oluyor. Modern edebiyatın lensiyle antik dönem edebiyatını yorumlamamızı sağlıyor ve sırf bu yönüyle bile yaratıcılık konusunda yepyeni pencereler açıyor önümüze. Bu arada farklı biçim denemelerine de girişiyor. Bilgilendirici girişinin ardından antik şiirin orijinaline onun da ardından da kendi modern uzun şiir yorumuna geçiş yapıyor. Son olarak da Stesikhoros’la eserine dair yapılmış hayali bir kısa röportaj yer verirken, üslubuyla Gertrude Stein’a atıfta bulunuyor. Ama bu ufuk açıcı edebiyat deneylerinin de ötesinde, Anne Carson; asıl olarak yürek parçalayıcı bir aşk hikâyesini ve bir gencin sancılı büyüme öyküsünü son derece lezzetli bir dille anlatıyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.