Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-038-0
13x19.5 cm, 440 s.
Liste fiyatı: 38,00 TL
İndirimli fiyatı: 30,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Svetlana Boym diğer kitapları
Nostaljinin Geleceği, 2009
Tırnak İçinde Ölüm, 2010
Ninoçka, 2012
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Başka Bir Özgürlük
Bir Fikrin Alternatif Tarihi
Özgün adı: Another Freedom
The Alternative History of an Idea
Çeviri: Cemal Yardımcı
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2016

Dilimizden hiç düşürmediğimiz, hakkında sürekli yazıp çizdiğimiz bir kavram özgürlük. Bahsi o kadar çok geçiyor ki, kullanıla kullanıla içi boşalmış, klişeleşmiş bir kelime olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu sorundan yola çıkan Svetlana Boym, özgürlük kavramına yeni bir içerik getirmeyi amaçlıyor Başka Bir Özgürlük’te.

“Peki nasıl yeniden başlamalı? ‘Ne olduğu’ üzerine değil ‘ne olabileceği’ üzerine düşünerek özgürlüğü hayal etmeyi deneyelim. Kaçırılmış tarihi fırsatları araştıralım ve alternatif özgürlük alanlarına ışık tutalım. Başka bir özgürlük tarihini yıkıntının altından kurtarma girişimi olan bu kitap, bugünün siyasi tartışmalarının ötesine giden yeni bir sözdağarcığı öneriyor. Özgürlük deneyimini, dünya üzerinde bir birlikte-yaratma süreci olarak; siyasi eylem, bireysel yargı, kişisel ve kamusal hayal gücü ve düşünce alanlarında bir macera olarak ele alıyor.”

Adını Puşkin’in bir şiirinden alan kitap, Aiskhylos ve Euripides, Tocqueville ve Dostoyevski, Berlin ve Ahmatova, Kafka ve Kierkegaard, Heidegger ve Arendt dahil birçok yazar ve düşünürün özgürlük hakkındaki görüş ve tavırlarını özgün bir bakış açısıyla değerlendiriyor.

Özgürlüğün kutsallıkla ilişkisi, özgürlük ile özgürleşme arasındaki fark, totaliter rejimlerde baskı ve sansür, “kötülüğün sıradanlığı”, öz-gürlüğün vatansızlığı, aşkta özgürlük, en katı hapis koşullarında bireysel muhakeme ve hayal gücü gibi konuların ele alındığı bu kapsamlı eser, her şeyden önce özgürlüğün değerini ve ona sahip çıkmanın gerekliliğini hatırlatıyor bizlere.

İÇİNDEKİLER
Giriş:  Birlikte-Yaratma Olarak Özgürlük
Macera ve Özgürlüğün Sınırları
Ayrıksı Moderniteler ve Üçüncü Düşünme Tarzı
Kamusal Dünya ve Özgürlüğün Mimarisi
Agnostik Alan: Özgürlük ve Özgürleşme Karşılaştırması
Özgürlüğün Sahne Düzeni: Siyasi Optik ve Korku Tüneli
Tutkulu Düşünce, Muhakeme ve Hayal Gücü
Kitabın Biçimi

1. Özgürlük ve Özgürleşme: Tragedyadan Moderniteye
Yozlaşmış Kurban
Umut mu, Kader mi?
Technê: Özgürlüğü Kurgulamak
Mania: Özgürleşmeyi ve Tiranlığı Kurgulamak
Katarsis: Özgürlük mü, Özgürleşme mi?
Warburg ya da Kurtuluşun Mimarisi
Kafka ya da Hakikat Zemini
Mandelstam ya da Terör Tiyatrosu

2. Kültürlerarası Bir Diyalogda Siyasi
ve Sanatsal Özgürlük

Çoğulluk mu Çoğulculuk mu? Svoboda / Volia / Özgürlük
“Başka Bir Özgürlük” ve Sansür Sanatı
Rusya’da Özgürlüğe Karşılık Amerika’da Demokrasi mi?
Puşkin ve Tocqueville
Soğuk Savaş’ın Ötesinde İki Özgürlük Kavramı:
Berlin ve Ahmatova

3. Kızılcık Sopasıyla Özgürleşme ve Terörizmin Sıradanlığı
Modern/ Antimodern: Dostoyevski’nin Diyalogları
Hapishanede Daha Özgür Özgürlük
Sevdiğim Kişi Kırbaçladığım Kişidir: Şiddet ve Aydınlanma
Şehir Fantazmagorisi: Dostoyevski, Marx, Baudelaire
Yeraltı Adamı ve Kürklü Venüs: Hınç, Oyun
ve Ahlaki Mazoşizm
Sol ile Sağ Arasında Terörizmin Sıradanlığı
Halkın Dini ve Özgürlüklerden Kurtuluş

4. Aşk ve Ötekinin Özgürlüğü
İki Kişilik Totalitarizm mi, Dünya Kurma Macerası mı?
Baştan Çıkarıcının Günlüğü: Bir Silah Başı
Çağrısı Olarak Kucaklaşma
Kierkegaard’ın İç Mekân Tasarımı: Gölge-Yazı ve Mimari
Aşk/ Özgürlük: Ya/ Ya da?
Estetize Edilmiş Kurban
Arendt ve Heidegger: Aşkın Sıradanlığı mı,
Tutkulu Düşünce mi?
Aşktan Dünyeviliğe Bir Yahudi Kadının Hayatı
Tilki Heidegger ve Yuvaya Dönüşün Tuzakları
Sevmek ve Yargılamak
“Yargılamak Zor Mesele”

5. Muhalefet, Yadırgatma ve Ütopyanın Yıkıntıları
Çoğul Halde Muhalefet
Devrimci Yadırgatıcılık Anıtları: Şklovski ve Tatlin
Köksüz Kozmopolitlik ve Yurttaş Bilinci
Dünya İçin Yabancılaşma: Arendt ve Kafka
Mahkemedeki Yazarlar: Muhalefet, Kanuna İtaat
ve Milli Mitoloji
Mahkemedeki Sanatçılar: Sovyet-Sonrası Çerçevede
Siyaset ve Din

6. Terör Çağında Muhakeme ve Hayal Gücü
İki Tutuklamanın Hikâyesi: Arendt ve Ginzburg
Kötülüğün Sıradanlığı ve Muhakeme Sanatı
Kolima Hikâyeleri’nde İnsan Hatası ve Entonasyon Etiği
Klişe Tayınları, Terör Belgeleri
Taklit, Yazım Hatası ve Gulag Teknolojileri
Gökteki Elmaslar ve Gulag Etkisi

Sonuç:  Özgürlük ve Huzursuzlukları
Sayılara Göre Özgürlük?
Özgürlük Çeviride Kaybolur mu?
Özgürlüğün Kültürel Eleştirisi

Dizin
OKUMA PARÇASI

Birlikte-Yaratma Olarak Özgürlük, Macera ve Özgürlüğün Sınırları, s. 17-21

Yirmi birinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç hayal etmekte zorlanıyorduk. Geçmiş nostaljik ütopyaların alanı olarak kalırken, gelecek özgürleşme değil korku barındırıyormuş gibi görünüyordu. İlk sekiz yılı boyunca yüzyılımız sanki yanlış bir biçimde başlamış gibiydi.

Peki, nasıl yeniden başlamalı? “Ne olduğu” üzerine değil “ne olabileceği” üzerine düşünerek özgürlüğü hayal etmeyi deneyelim. Kaçırılmış tarihi fırsatları araştıralım ve alternatif özgürlük alanlarına ışık tutalım. Başka bir özgürlük tarihini yıkıntının altından kurtarma girişimi olan bu kitap, bugünün siyasi tartışmalarının ötesine giden yeni bir sözdağarcığı öneriyor. Özgürlük deneyimini, dünya üzerinde bir birlikte-yaratma süreci olarak; siyasi eylem, bireysel yargı, kişisel ve kamusal tahayyül ve tefekkür alanlarında bir macera olarak ele alıyor. Dert edindiğim sorular özgürlüğün paradokslarına işaret ediyor: Kesinlikten yoksun bir belirsizliğe katlanmak için kesin olarak emin olmamız gereken şey –eğer varsa tabii– nedir? Sıradışı özgürlük deneyimlerini mümkün hale getirmek için ne kadar sıradan ortak alana ya da karşılıklı güvene ihtiyaç vardır? Bu özgürlük deneyimleri ulusal sınırların ötesine taşınabilir mi? Eğer taşınabilirse, sağlam hudutlar ile geçirgen sınır bölgelerini birbirinden ayırt edebilir, böyle sınır bölgelerinin arasında rahatça gezinebilir miyiz?

Burada, tipolojiler ve tanımlar üzerine inceden inceye bir araştırmayla uğraşmak yerine, sıkı bir hikâye anlatımına girişecek ve özgürlüğün mümkünlük alanına doğrudan hitap eden, bu alanın sınırlarını sorgulayan siyaset felsefecileri, sanatçılar, muhalifler ve âşıklar arasındaki kültürlerarası diyaloğu izleyeceğiz. Bu yüz yüze gelişlerin çoğu büyük tarihi felaketlerin, savaşların ve devrimlerin hemen ertesinde, yeni başlangıç hülyalarını ve ilk özgürleşme ânını takip eden bir özgürlük düzeni kurma girişimleri sırasında gerçekleşmişti. Hepsinde düşünce ve tahayyül alanlarındaki deneyler, kimi zaman çelişkiler yaratan ve arkası gelmeyen gerçek hayat deneylerine bağlıydı. Bu deneyler, çoğul halde özgürlükler (siyasi özgürlükler, insan hakları) ile tekil halde Özgürlük (dini, sanatsal, varoluşsal özgürlük) arasındaki ilişkiyi sorgulamamıza ve özgürlüğün siyasi ve sanatsal kavrayışlarının iç içe geçtiği anları göz önüne almamıza imkân sağlar. Benim özgürlük hikâyelerim askeri destanlar, bağımsızlık ve şehitlik menkıbeleri şeklinde olmayacak. [1] Hisse çıkarılacak kıssalar gibi bir işlevi de olmayacak hikâyelerimin. Yüzleşmesi kimi zaman iktidarın gizli cazibesiyle yüzleşmekten daha zor olan özgürlük ikilemlerine biraz ışık tutacaklar en çok.

Özgürlük deneyimine tarih boyunca ve farklı kültürlerde hep aynı değer verilmemiştir. Bugün bile, mutluluk, aidiyet, şan ve şöhret, yakınlık gibi arzulanan başka varoluş hallerine kıyasla farklı bir durumu vardır özgürlüğün. Diğer haller birlik ve kaynaşmayla ilintiliyken, özgürlük tanımı gereği kamusal hayatta başkalarına bağlanmayı dışlamasa bile bunu daha öngörülmez kılan bir yabancılaşma (estrangement*) unsuru içerir.

Özgürlük sadece tartışmaya açık bir değer olmakla kalmaz, özgürlüğün neye benzediği konusunda da bir fikir birliği yoktur. Özgürlüğü tanımlamak bir yılanı yakalamaya benzer: Yılan derisini atıp kaçar, bize oynanan oyunun kalıntısı, çabamızın hatırası olarak elimizde kalır. Yüzyıllar boyunca bir sürü kültürel skandala yol açmış olan Romalıların gecikmiş bir Libertas heykeli dışında hiçbir eski mitolojide bir özgürlük tanrısı ya da tanrıçası yoktu. Antikçağın demokratik şehir-devletlerinde, haklarını ele geçiren eski kölelerin tıraş edilmiş kafalarını Roma tanrıçasının “özgürlük başlığı” süslerdi; yani Özgürlüğü temsil eden bir simge aynı zamanda köleliği de çağrıştıran bir şeye dönüşmüştü. 1855 gibi oldukça geç bir tarihte bile, bir süre sonra Konfedere Devletler’in başkanı olacak olan Mississippi Senatörü Jefferson Davis, Amerikan Kongre Binası’na özgürlük başlığı takmış bir Özgürlük heykeli dikilmesi fikrine, azat edilmiş kölelerin bu antik simgesinin Güney eyaletlerinin hassasiyetlerine saygısızlık olacağını söyleyerek itiraz etmişti. [2]

Ünlü Amerikan Özgürlük Heykeli de bu kölelik simgesini taşımaz; geleneksel özgürlük başlığı yeni modern dünyaya ışık tutan bir fenere, aydınlanma tacına dönüşmüştür. Heykel, Özgürlüğün artık Avrupa’da kalacak yerinin olmadığına, sadece ABD’de bulunduğuna inanan, hayal kırıklığı içindeki bir Fransızın hediyesiydi. Söylendiğine göre, aydınlanma tanrıçasını yaratırken karısının vücudundan ve annesinin yüzünden esinlenmişti. Ancak –yeni dünyada oldukça gönülsüz bir kabul gören– eseri kısa zamanda derisini atıp başka bir şeye, bir göçmen tanrıçasına, bir turistik ziyaret mahalline ve güvenlik açığına dönüştü. Rusya gibi başka ülkelerdeki Özgürlük heykelleri ise yerel ikonografiden yoksundu ve halktan hiç teveccüh görmedi. Özgürlük Kadını’nı anımsatacak şekilde göğüsleri kumaş katlarıyla iffetlice klasik tarzda örtülmüş Vatan Ana çok daha rağbetteydi. [3] İlginçtir, 1989 Tienanmen Meydanı gösterilerinde muhalif öğrencilerin diktiği Çinli Özgürlük Tanrıçası hem Amerikan hem de Rus anıtlarına gönderme yapıyor, üstelik 1930’larda bütün dünyada kitlesel ölçekte yeniden üretimi yapılan Sovyet Köylü ve İşçisi heykeline tuhaf bir biçimde benziyordu. Hükümet kuvvetleri tarafından çabucak yerle bir edilen bu yıkılmış İnsan Yüzlü Sosyalizm Tanrıçası’nın umulmadık çokkültürlü özellikleri vardı. Elbette her türlü ikonografinin kendine has güçlükleri vardır; özgürlük durumunda bütün güçlükler temsil edilemezliğe işaret eder.

Ömrümün yarısını Rusya’nın en batı ucunda, diğer yarısını da Amerika’nın doğu kıyısında geçirdiğim için peşimi hiç bırakmayan iki bunaltıcı kraliçe hayaleti var: Amerika’nın Özgürlük Kadını Lady Liberty ile Rusya’nın Vatan Anası, Rodina-Mat. Kişisel ve tarihsel olarak iki yönlü bir etki altında kalmış olmak, kimi zaman hem aşırılıktan hem de sıradanlıktan kurtarılması gereken ortak düşler alanının kırılganlığını kavramamı sağlıyor. Özgürlük üzerine çeşitli diyaloglardaki kültürel farklılıkları incelerken sadece kültürlerin çatışmasına ya da dışsal çeşitliliğe odaklanmayacağım, kültürlerin içindeki çeşitliliği de araştıracak ve ulusal sınırları aşan seçici akrabalıkların izini süreceğim. Özgürlüğün incelenmesi kendine özgü yaratıcı bir mantık gerektirir.

Özgürlüğün ayrıca “şehrin özgür havası” gibi görünmez unsurlarla bir çağrışım bağı bulunduğu ve bu özgür havayı metalaştırmanın, ihraç etmenin zor olduğu unutulmamalıdır. Özgürlüğün doğasındaki tuhaflık ve ikonalaştırılmazlık en güzel yansımasını deneysel sanatta bulur. Avangard sanatçı Kazimir Maleviç temsil ilişkisinin sıfır düzeyini tercih etmişti: “çok sayıda imkânı içeren bir cenin” olarak siyah bir kareden ibaret bir imge. Buna karşılık rakibi Vladimir Tatlin Üçüncü Enternasyonal Anıtı olarak da bilinen İnsanlığın Özgürleşmesi adlı bilmecemsi anıtı –hem Babil Kulesi’nin harabesine, hem de gelecekteki bir inşaat alanına benzeyen iç içe iki sarmaldan oluşan bir kule– tasarlamıştı. Bu sanatçılar özgürlüğün yeni mimarisinin alışılagelmiş teknik çizimler gerektirmeyeceğine, deneysel sanat teknolojisiyle inşa edilebileceğine inanıyordu. Teknik nedenlerden siyasi gerekçelere bir dizi sebep yüzünden İnsanlığın Özgürleşmesi Anıtı hiç inşa edilmedi. Ayrıksı sanatın dünya çapında hayalet uzuvlarından biri olarak, “ya öyle olsaydı” anlayışının olanaksız bir mimari örneği olarak kaldı.

Notlar


[1] Siyaset felsefecisi Michael Sandel’a göre “liberallerin ayak basmaya korktuğu alanların köktenciler tarafından doldurulduğu” günümüzde, böyle davranmak özel bir önem taşıyor. Michael Sandel, Public Philosophy: Essays on Morality in Politics, Cambridge, MA: Harvard University Press, 2005, 2. Bölüm (“Bireyciliğin Ötesi”) ve 28. Bölüm (“Siyasi Liberalizm”). Bu alan tam da insan hayatının anlamının aranacağı ve özgürlük hikâyelerinin anlatılacağı alandır. Metne dön.
[2] Michael Kammen, Spheres of Liberty: Changing Perceptions of Liberty in American Culture, Maddison: University of Wisconsin Press, 1986. Libertas’ın diğer simgeleri de aynı şekilde çelişkilidir: özdenetimi simgeleyen asa ve sınır tanımamayı simgeleyen kedi. On sekizinci yüzyılda Özgürlük Minerva, Eos ya da Artemis gibi klasik tanrıçaların, Bakire Meryem’in (Fransızların Marianne figüründe olduğu gibi), Mecdelli Meryem’in, ayrıca Afrikalı ve Amerikan Yerlisi kraliçelerin eklektik özelliklerine büründü. Metne dön.
[3] Stalin döneminin başlarında yapılan ilk Sovyet Özgürlük heykeli kısa süre sonra Moskova’nın efsanevi kurucusu, ortaçağ prensesi Yuri Dolgoruki için yapılan kahramanlık anıtına yerini bıraktı. Avangard özgürlük heykellerine dair daha fazla bilgi için bkz. 5. Bölüm. Metne dön.

* İngilizcede birçok anlama gelebilen bu kelimeyi metin boyunca bazı bağlamlarda “yabancılaş(tır)ma”, bazı bağlamlardaysa (örneğin Rus Biçimciliği) “yadırga(t)ma” olarak Türkçeleştirdik. – y.n.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Arsen Kocaoğlu, "Bir başka açıdan özgürlük", Agos Kitap/Kirk, 1 Ağustos 2016

Benim özgürlük hikâyelerim askeri destanlar, bağımsızlık ve şehitlik menkıbeleri şeklinde olmayacak (…) Bu kitap liberalizm ve karşıtları, negatif ve pozitif özgürlük kavramları, hayal etme özgürlüğü ve eylem özgürlüğü, birey haklarının ve ulus-devletlerin ulusalcı ve evrenselci bir tarzda anlaşılması çevresinde dönen günümüz tartışmalarına değinecek ve siyasi, dini ve kültürel alanlar arasındaki, iktisadi ve ahlaki duygular arasındaki, insan haklarıyla, insan tutkuları arasındaki sınır bölgelerini keşfe çıkacak.”

Üçüncü yol

Başka bir özgürlük tarihini yıkıntıların arasından kurtarmak, kaçırılmış tarihi fırsatları ve alternatif özgürlük alanlarını yeniden keşfedebilmek üzere ortaya konmuş sıradışı bir çalışma. Svetlana Boym, bizlere siyasi tartışmaların ötesine giden üçüncü bir düşünme yolunun kapılarını aralayan yeni bir söz dağarcığı öneriyor. Özgürlük deneyimine bir birlikte yaratma süreci olarak yaklaşırken kişisel ve kamusal tahayyül ve tefekkür alanlarını da bir macera olarak ele alıyor. Boym’un dert edindiği soruların başında; özgürlüğün paradoksları ile özgürlük deneyimlerinin ulusal sınırların ötesine taşınıp taşınamayacağı sorunsalı geliyor.

Boym’un çalışması, tipolojiler ve tanımlar üzerine odaklanmak yerine; sıkı bir hikâye anlatımına girişerek özgürlüğün mümkünlük alanlarına hitap ediyor ve bu bağlamda okuyucu özgürlüğün sınırlarını sorgulayan siyaset felsefecileri, sanatçılar, muhalifler ve aşıklar tarafından ortaya konan kültürler arası diyaloğu izleme imkanı buluyor. Ayrıca Boym, özgürlük üzerine çeşitli diyaloglardaki kültürel farklılıkları incelerken sadece kültürlerin çatışmasına ya da dışsal çeşitliliğe odaklanmakla kalmıyor aynı zamanda kültürlerin içindeki çeşitliliği araştırıp ulusal sınırları aşan seçici akrabalıkların izlerini de sürüyor.

Amaç ve umut arasındaki karşıtlık

Çalışma temel olarak altı bölümde şekillenirken ‘Özgürlük ve Özgürleşme: Tragedyadan Moderniteye Yozlaşmış Kurban’ bölümünde insanın sonluluğuna alan açan ‘amaç’ ile ‘umut’ arasındaki karşıtlık ile Prometheus’un armağanı beceri ve sanatlar ile Dionysos’un esinlendiği delilik, ilahi cezbe karşıtlığına yer veriliyor. Boym, ikinci bölümde uluslararası bağlamda estetik ve liberalizm etrafında dönen tartışmalara bir çerçeve sunarken modernite ve milli geleneğin yeniden icat edilmesine odaklanıyor. Özgürleşme kültürleriyle özgürlük kültürleri arasındaki ayrım geliştirilirken ‘Batı’nın kenarında kalmış’ aykırı şair, felsefeci ve siyasi düşünürlerin klasik liberal geleneğe verdiği cevaplar inceleniyor.

‘Kızılcık Sopasıyla Özgürleşme ve Terörizmin Sıradanlığı’ başlıklı bölümde ana hatlarıyla terör, kurban ve bedensel ceza meselelerine odaklanılarak Dostoyevski’nin ‘milli felsefe’sine ve Marx’ın devrim kavrayışına yer veriliyor. Ayrıca bu bölümde modern şehirlerdeki karşılaşmalar aracılığıyla ortaya çıkan modernizm ve Batı karşıtlığı konuları ele alınıyor. Modern şehir üzerine geliştirilen tartışmalarda Charles Baudelaire şehir kalabalıklarıyla yaşadığı deneyim için ‘Modernite’ kelimesini icat ederken, Dostoyevski modern şehri ‘Babil’in Fahişesi’ olarak tanımlıyor. Marx ise şehri kapitalist sömürünün maskeli balo sahtekarlığı olarak görüyor. Svetlana Boym, bu karşılaşmalara geniş yer verip önemli bir tartışma alanı açarken şu tespitlerde bulunuyor: “Bu karşılaşmaların odağı,liberalizmin radikal bir eleştirisiyle milli kimlik,devrim ve modern deneyimi ‘büyüsüne geri kavuşturma’ biçimleri üzerine tartışmaydı. Yabancı ülkelere gezilere, şehir modernizmine ve yeni siy asi kurumlara tepki bazen Batı karşıtlığına ve memleket topraklarının dinine dönmeye, bazen radikal bir özgürleşme felsefesi oluşturmaya bazen de sanatsal modernizmin erken örneklerine yol açtı.”

Aşk ve özgürlük

Boym, dördüncü bölümde aşk ve özgürlüğün birbirine bağımlılığını ve geçirgen duvarlarla aşılmaz gölgelerin erotik mimarisini sorgularken; bizi ‘modern eros’ deneyimi ve ötekinin özgürlüğünü hayal etmenin zorluğu aracılığıyla özgürlüğün varoluşsal yönlerini yeniden düşünmeye davet ediyor. Beşinci bölümde; avangard sanatsal deneycilikten varoluşsal isyan ve sivil itaatsizliğe uzanan alanda 20. yüzyılın farklı ayrıksılık, sapkınlık ve muhalefet biçimleri inceleniyor. “Terör Çağında Muhakeme ve Hayal Gücü’ başlıklı son bölümde ise yabancılaşmayı, kötülüğün sıradanlığını ve terör çağında düşünme muhakeme ve sorumluluk etiği arasındaki ilişkiler inceleniyor.

Devamını görmek için bkz.

Yücel Kayıran, "İnternet çağında çok mu özgürüz", Radikal Kitap, 5 Ağustos 2016

Cep telefonunun veya internet olanağının, özgürlük deneyimini derinleştirdiği ileri sürülebilir mi? Kuşkusuz cep telefonu veya internet ağı, bireysel imkânın önünü açtı. Sadece ev telefonunun mevcut olduğu günlerde, söz gelimi arkadaşınızı telefonla aramak, bugün cep telefonuyla aramak gibi pek sorunsuz değildi; arkadaşınıza ulaşmadan önce, annesiyle veya babasıyla, ağabeyi veya ablasıyla veya eşiyle ‘karşılaşmak’ ve konuşmak gibi durumlarda kalınabilirdi. Ancak rasyonel bir gerekçe dile getirilebilirse evden aramak olağandı. Bu durumu hesaba kattığımızda, cep telefonu veya internetin olanaklı kıldığı koşullar, bireysel imkânın önünü açmış gözüküyor. Ama bu bireysel imkânın önünün açılması dediğim şeyin bir özgürlük olduğunu ileri sürmek ne denli mümkün?

Yapabilme özgürlüğü, engellenme durumuyla hesaplaşmayı içerir. Kamusal alanda dile getirilemeyen veya arkasında durulamayan bir edimi, özgürlük biçiminde adlandırmak mümkün değildir. Yapabilme özgürlüğü, kamusal alanda yapabilme özgürlüğüdür, perdelerin arkasında, özel alanda gizlice yapma özgürlüğü değil. Kant’ın özgürlük anlayışından söz ediyorum. Dolayısıyla bugün yaşanılan en önemli felsefi gerilim, cep telefonu ve/veya internet koşullarının sağladığı bireysel imkânın önünün açılması durumu ile sözünü ettiğim bu özgürlük anlayışı arasındadır. Ama daha önemlisi, kamusal alanın dışında gizli saklı olarak yapılan bir edimin, bugün, bir özgürlük biçimi olarak görülür hale gelmiş olmasıdır.

Bu girizgâhı, Svetlana Boym’un, Bir Fikrin Alternatif Tarihi alt başlığıyla sunulan Başka Bir Özgürlük adlı kitabı nedeniyle yaptım. Ama sadece bu nedenle değil, onun problem edindiği nesneye uygun bir örnek olduğu için de... Boym, 21. yüzyılın şu ilk 10 yılında ortaya çıkan temel sorunları, entelektüel uğraşısının ana sorunsalı olarak görüyordu. Svetlana Boym, tıpkı Daryush Shayegan, Benedict Anderson, Kojin Karatani, Siegfried Kracauer gibi, Metis Yayınları’nın en güzel keşiflerinden biridir. Daha önce üç kitabı Türkçeye çevrildi: Nostaljinin Geleceği, Tırnak İçinde Ölüm ve Ninoçka. Sovyet Rusya’da totalitarizmin hangi kültürel ve sanatsal nesneler üzerinden kendisini inşa ettiğini ve bu bakımdan Batı karşısında pek yalnız kalmadığının eleştirel bir okumasını yapıyordu Boym.

Başka Bir Özgürlük’te, iki tür özgürlükten söz ediyor Boym: Birincisi, özgürlük deneyiminin insanın ruhunda, içsel dünyasında olup bittiğini, dolayısıyla irade alanıyla ilgili bir durum olduğunu ileri süren anlayış. İkincisi ise özgürlük deneyimini, kamu sahnesindeki eylemde ortaya çıkan ve ortak bir dünyanın korunması anlayışına dayalı özgürlük. İlk anlayışa göre özgürlük; potansiyelleri gerçekleştirmeye değil, onları açığa çıkarmaya ve çoğaltmaya ilişkindir. Özgürlük, içsel alanda gerçekleşen, ruh halinin bir devinimidir. Boym’a göre ise özgürlük deneyimi bir maceraya benzer; yeni sınırları yoklayıp keşfeder ve böylece ‘hayatı zamansal sınırların eşiğinin ötesine iter’. Boym’a göre, “Başka bir özgürlük arayışı, her zaman özgürlüğün özünde olan başkalığın aranmasıdır.”

Ancak çağdaş çok kutuplu dünyada unutulmaması gereken bir durum söz konusudur: ‘İktidarlar, uluslararası arenada uzlaşım düzleminde yer alacaklardır’, muhaliflik ise yerel bir nitelik taşıyabilir. Dikkat çekici bir örnek veriyor Boym: “Mayıs 1968’de Prag’ın sloganı ‘özgürlük’ iken, Paris’in sloganı ‘devrim’ idi. Bu durumda sorumuz şu: Muhaliflikteki bu yerelliği aşmak nasıl mümkündür?

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.