Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-946-7
13x19.5 cm, 200 s.
Liste fiyatı: 20,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Endişe Nehri Geçiyor
Özgün adı: Die Sorge geht über den Fluß
Çeviri: Cemal Ener
Yayına Hazırlayan: Tuncay Birkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2014

Yirminci yüzyılın ikinci yarısının en önemli Alman filozoflarından biri olarak kabul edilen Blumenberg, olağanüstü felsefi ve teolojik bilgi birikimini yansıttığı ve has denemecilere özgü ironik üslubuyla kaleme aldığı eserleriyle tanınmıştır. Endişe Nehri Geçiyor, Montaigne’in Denemeler’i veya Adorno’nun Minima Moralia’sı gibi bu üslubun doruk örneklerinden biri.

Ortaçağ teolojisinden astrofiziğe çok geniş bir alanı kat eden Blumenberg, bir düşünce tarihi detektifi gibi, farklı farklı birçok alandan ipuçlarının, metafor ve anekdotların (gemi kazası imgelerinin, dünyaya düzen verme girişimlerinin, Leibniz, Goethe, Simmel, Thomas Mann gibi yazarların hayatlarından önemsiz görünen olayların) izini sürerek insanın faniliğini anlamlandırmaya, insanlığın kendini gerçekliğin mutlaklığından kurtarabilmek için yaptığı girişimlerin tümü olarak kavradığı kültürün öneminin altını çizmeye çalışıyor.

İÇİNDEKİLER
Denizciliğin Tehlikeleri
Denize Sövgü
Karaya Profesyonelce Oturmak
Düşmanlar
Göze Çarpmamak
Gemide Bir Zındık, Adriyatik'te ve Tuna Sularında
Deniz Tehlikesinin Keskinleştirilmiş Vaka Yorumu 
Batan Gemide Yüzme Bilmemek
Harfiyen Anlaşılmış Bir Kurtarılma Vaadi 
Kurtarılmaktan Tam Vaktinde Caymak 
Gene İncir İştahı
Denizin Ölümcül Sükûneti

Muhtemel Kayıplar
Batanlar Sayesinde Kurtulmak
Darwin'in Gemi İncili
Gerçeklik Kaybının Hareketleri
Anlamsızlık Şüphesi
Ruhların Huzursuzluğu
Son Yargı'nın Kaybı 
Bilgi Usancı
Anlam İhtiyacının Yan Etkileri
Ulaşılmaz Olanın Kalıntıları
Kült Kurbanlarının Sonuncusu: Can Sıkıntısı 
Adlar, Yükler ve Kayıplar Dayatıyor
Batmadan Kurtarılmak

Temel Farklılıklar
Temel ve Zemin ve Dip: Dibe Vurmak, Temeline İnmek,
Sağlam Zeminde Durmak  
Sabit ve Sübut  
İnşaat Alanı  
Tarım Toprağı  
Bataklık  
"Asfalt" ve "Bataklık" – Bir Düalizm  
Temellerin Altında  
Terra Inviolata  
Gemide • Bir Metaforun Dönüşümleri

Dünya Düzeni Gibi Bir Şey
Fazlasıyla Basit Kalıpların Sırrı 
Gelmeyen Zamanındalık
Suç Kabiliyeti
Görünürlük 
Sapa Yollar
Kral Pirus • Hayat: Bir Sapa Yol 
Kader Sistematiği 
Bir Melankoli Vakası
Sınır Direği ve Mezar Taşı • Bir Şeytanın Dünya Talimatı 
Hiçliğin Üç Derece Üzerinde Kuramsal Hakaret
ve Tesellilerin Sembolizmine Dair 
Dünya Hükmü
Rahmetliler İçin Bir Çekince • Malte Laurids Brigge'nin
Bir Yan Düşüncesine Çıkış 
Beklenmedik Örtüşme

Kaçırılmış Buluşmalar
Kaçırılmış Buluşmaların Kaçmazlığına Dair Mesel 
Pek Çok Yerde
Rodos'ta 
Roma'da 
Roma'da, Bir Süre Sonra 
Viyana'da 
Frankfurt'ta 
Yaylada 
Jena'da 
Doğu'da 
Zirve Konuşmaları 
Hebbel Schopenhauer'le
Proust ve Joyce

Daseın'ın Endişesi
Endişenin Narsisizmi: Uçucu Bir Yansımanın Yaratığı
Dasein'ın Temel Endişesi 
Nihai Bir Benzersizlik Endişesi 
Varlığa Layık Olma Endişesi
Akıl İçin Endişelenmek
Mutluluk Tedarikleri
Endişe Nesnelse, Mutluluk Öznel Olmak Zorundadır
Gergin Dünya İlişkileri
Henüz Doğrulanmamış Bir Sonsöz
OKUMA PARÇASI

Adlar, yükler ve kayıplar dayatıyor, s. 81-84

Bizi adlar idare eder. Bilhassa kimsenin kendini pek iyi hissetmediği, ama henüz bıçak altına yatmak zorunda olmadığı bir alanda, adlar bir şeyler açıklar.

Uzaklardaki Kanada'da biri, hepimizi ezen, ama belli ki, henüz canımızı çıkarmamış dünya yükü için, beş harften oluşan gayet kullanışlı bir tabir icat eder. Kimse bunun ne manaya geldiğini tam olarak bilmez: "Stres". Ve demeye kalmadan herkes, dünyadan ve başka her şeyden aldığı zevki mundar eden şey bu mu diye, kendini ve durumunu incelemeye koyulur. Doktora sormaya gerek yoktur. Bir belirsizlik hissedilen her durumda, kişi kendi teşhisini koyar; kendi kendisinin beyaz önlüklü Tanrısı olur. Bizi durmadan hayal kırıklığına uğratan laboratuvarlarda olduğu gibi, teşhisi yalanlayan bulgular yoktur. Yeni adın nitelediği bu rahatsızlık yoksa insanda, o halde bu kişinin kendi kabahati demektir. O insan, Zeitgeist'ın teveccühüne mazhar olanların ordusundan terhis edilir.

Aradan on yıl geçtikten sonra, bulanık bir anı ve hafif bir ayıplama eşliğinde, o uzaklardaki Selye'nin değil, ama başka bir araştırmacının bir şey bulduğunu ya da iddia ettiğini —ki bu durumda ikisi de aynı kapıya çıkar— okuruz: "Stres", hayatın sürmesini sağlayan uyarımlar ve taleplerle dolu bir bohçadan başka bir şey değilmiş; bu bohçayı açmamak ya da geri çevirmek, başka nesillerin sırtından geçinen yorgun ve miskin bir nesil yaratıyormuş.

İnsanın, kendi durumuna verilen yeni adlar sayesinde, bir ömür boyu kaç kez farklı istikametlere yönlendirilebileceğini aydınlatmak zor olacaktır. Çünkü bu adların, daima birtakım davranış kuralları koyan belirli ilaveleri de vardır: Kişinin gevşemesi mi, yoksa isyan etmesi mi gerektiğini söyleyen davranış kuralları tek ve aynı bulgunun kuyruğuna iliştirilir.

Günün birinde kişi, hangi rahatsızlıktan muzdarip olduğunu ya da neyin eksikliğini çektiğini tam olarak anlatan doğru adın "früstrasyon" olduğunu keşfeder. İnsan, her ne yapıyor olursa olsun ya da başına ne gelirse gelsin ya da dünyayı, arza sunulan hangi imge ve söz kalıpları içinde algılarsa algılasın, anlamlı bulmak konusunda ısrarcıdır. Eğer anlamın delilleri hazır olarak sunulmamışsa ya da bir nedenle görülemiyorsa, kişi buna yalnızca karşı olmakla yetinmez, aynı zamanda bu karşıtlığını açığa vurmak da ister. Genellikle tanımadığı, ama kişinin söylemek istediğini, kendi başına asla beceremeyeceği bir isabetle dile getirmeyi bilen birinin kaleme aldığı şeyin altına imzasını basarak yapar bunu.

Şaşırtıcı olan, bu adların betimsel bir canlılıktan tümüyle yoksun olmalarıdır. İnsanların görüşlerini yönlendiren en güçlü aracın imgeler olduğunu söyleyen kadim retorik düstur artık işlemiyor sanki. Şimdi yabancı sözcükler ve tanımlanamaz bulgular arasındaki yabani bağlantının daha güçlü olduğu görülüyor, çünkü bu bağ bir bilimsellik kisvesi taşıyor ve dolayısıyla söz konusu olan şey hakkında garantili bir açıklama getirdiğini telkin ediyor. Bilimi aşağılamaya başladığımızın henüz farkında bile değiliz, çünkü bilimin her şeye ve herkese: muğlak ihtiyaçlara olduğu gibi, kişinin nefsine yönelttiği meraka da; cansız mızmızlanmalara olduğu gibi, tüm hoşnutsuzluklar ve tatminsizliklerin oluşturduğu karmaşaya da bir köle hizmeti sunduğunu bu yoldan "deneysel" bir biçimde öğreniyoruz. Zevk alma uğruna güzel adlar seçmekle ve kuramlarla uğraşıp duran tüm bu insanlara acımak lazım — arada sırada kendini iyi hissettiği için, kim bir açıklama ister ki zira? İnsan zevki de tanıdığı ve algıladığı için neden bir açıklama arar?

Memnuniyet için bu denli az, duygusal bıkkınlık ve zihinsel huzursuzluk içinse bu denli zengin bir nominal malzeme olduğunu, sadece moda olan yabancı kelimeler sayesinde gözlemliyor değiliz. İthalat yardımıyla zenginleştirilmemiş olan dil dağarcığı da aynı orantısızlığı sergiliyor ve böylece, ad arayışlarının sadece bugünün meselesi olmadığını, yarının da meselesi olacağını ele veriyor.

Günün birinde kişi, kendini bir midlife crisis (orta yaş krizi) içinde bulur ve ancak kısa bir an sonra, bu yaş kesitinin en güncel tanımına göre, anlaşılmaz sakıncalar barındıran bu sendromun kendisi için henüz veya —daha da kötüsü— artık söz konusu olamayacağını fark eder. O krizi yaşamamış olduğunu ve artık yaşayamayacağını tespit etmek, bir diğer tespite göre daha kötüdür. O diğer tespit, hayatın akışı içinde ortaya çıkan iniş-çıkışların ve istikrarsızlıkların adlandırılmamış normalliğine dönmenin nükseden rahatsızlığıdır. Böyle bir durumda, kişi mahalli şahlanışını sürdüren anlam kaybından payına düşeni derhal alabilir. Bu yol herkese, her zaman açıktır.

Kaybedilen anlamın peşindeki arayış bizi öyle derinden meşgul ediyor ki, belki de günün birinde biri çıkıp bu konu üzerine altı ciltlik bir eser yazacaktır. Bu kapsam, bu titizlik, bu gayret, anlam kaybında yatan anlamın kendimizi meşgul etmek olduğu şüphesini uyandırıyor. Saygısızlığın zirvesine de tırmanma isteği, başka alanlarda doldurulamayan istiap haddinin bir sendromu olmalı hakikaten. Yine de şu serzenişte bulunmayı göze almak gerek: Adlar bizi tatminsizliğimizin tam ortasında büyük bir başarıyla yönetiyor, çünkü bu uğraş bizi meşgul ediyor. "Kendini meşgul etmek" tabirinin zararsızlığı, bir kariyer yapmaya yetmez.

Çıplak şiddetin hüküm sürdüğü devirlerin ardından, Güç İstenci'yle birlikte şimdi ya da kısa bir süre içinde, artık öncelikle "tanımlama gücünün" önem kazanacağı düşünüldü. Bu gücü uygulayan kişi, gerçekliği işlemeye ve kullanmaya yarayan kavramları belirleyecektir. Ama "tanımlama gücü" ifadesi, yasa koyucunun çalışmasındaki hedef değere yaklaştırılmış bir kesinlik ölçeğinin mevcudiyetini gerektirir ya da varsayar. İnsanlara cennette bahşedilmiş olan güç, adlandırma gücüdür, tanımlama gücü değil. Aslanı çağırdığınızda, önemli olan gelmesidir; eğer gelmiyorsa, onun ne olduğunu bilmek önem taşımaz. Şeyleri adlarıyla çağırabilen kişinin, onlar hakkında bir kavrama sahip olması gerekmez. Bu nedenle, adların kudreti tüm büyülerde, kavrayışın her türüne göre daha büyüktür. Adların zorbalığı, bir büyü havasını korumuş olmalarına dayanır: Anlaşılmaz olanla temas kurabilme vaadidir bu.

Batmadan Kurtarılmak

Eğer tehlikede olduğumun farkında bile değilsem, beni kurtarmak üzere dur durak bilmeyen girişimlerde bulunulmasını istemem.

Hayatlarının anlamını, başkalarını kurtarmakta bulduklarına inanan gereğinden fazla insan var; bu nedenle de, o başkalarını çaresiz durumda olduklarına inandırmaya çalışmakta hiçbir beis görmüyorlar.

Caddelerde ve ekranlarda; gazetelerde ve kitaplarda; kürsülerde ve minberlerde —özellikle de minberlerde— tüm gayretleriyle beni kurtarmaya hazır ve sanki şimdiden harekete geçmiş görüyorum bu insanları. Benim kurtarılmaya ihtiyaç duyup duymadığımın, onlar için zerre kadar önem taşımadığını görüyorum.

Bu, tarihte bir yenilik: Daha önce hiç bu kadar çok insan, başkaları uğruna, onlar istemeden harekete geçmemişti.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Süreyya Su, "Bu nehri geçmek kolay değil", zaman.com.tr, 5 Mart 2014

Hans Blumenberg, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme ait en önemli felsefecilerinden biri. 1920’de Lübeck’de doğdu. Savaş nedeniyle çalışmaları yarıda kesildi. Bu zaman içinde Yahudi kimliği yüzünden zulme uğradı ve gelecekte karısı olacak kişinin ailesi tarafından saklandı. Savaşın bitiminden sonra alelacele doktorasını ve doktora sonrası tezini tamamladı. Sonra sırayla Hamburg, Giessen ve Bochum üniversitelerinde hocalık yaptı, nihayet Münster’de kalarak 1970 ile 1986 yılları arasında ders verdi. 1966’dan itibaren hacimli kitaplar yayımladı. Bunların en önemlileri Modern Çağın Meşruiyeti, Mit Üzerine Çalışmalar ve Kopernik Çağının Oluşumu’dur. 1996’daki ölümünden sonra hazırlanan kitaplarının düzenli olarak yayımlanması, Almanya’da çalışmalarına ilginin canlı kalmasını sağladı.

‘Mutlak metaforlar’

Blumenberg’in eserlerinin temel konusu, insanın tarihi nasıl deneyimlediği meselesi ve buna bağlı olarak tarihin retoriği ve metaforlarıdır. Daha ilk metinlerinden itibaren “mutlak metaforlar” kavramını düşünce tarihinden örneklerle inceledi. 1957’de “Bir Hakikat Metaforu Olarak Işık” adlı makalesini yayımladıktan sonra 1960’ta Bir Metaforoloji İçin Paradigmalar adlı kitabını yayımladı. Orijinal baskısı 1987 tarihli olan Endişe Nehri Geçiyor, Blumenberg’in bir metafor bilimi önerdikten sonra, yaklaşık otuz yılda metaforları ele alış tarzının değişmiş olduğunu gösteriyor. Burada ele alınan hikâyeler ve felsefe tarihinden anekdotlar, artık anlamın yüzyıllar içinde değişen ufuklarına açılıyor. 1980’lerden itibaren Blumenberg’in felsefi söylemi zenginleştirici bir ifade aracı olarak metafor tarafından icra edilen yaratıcı eser nosyonu, onun yazılarının biçim ve biçemini temelden şekillendirmeye başlamıştır. Blumenberg, 1970’lerdeki gibi metaforlar için bir tarihyazımı yapmak ya da bir teori üretmek yerine, felsefe tarihindeki çeşitli boşlukları keşfetmek üzere kısa edebi denemeler yazmayı tercih etmiştir. Edebi bir tutkuyla felsefi ve bilimsel hedeflerin yer değiştirmesi onun düşüncesinin tarzı ve nesnesi arasında daha büyük bir uyum meydana getirmiştir.

Kitapta bir araya gelen anekdotlar, meseller, aforizmalar ve denemeler, metaforların sıklıkla çarpıtılan ve kavranamayan anlamları için başka türlü yorumlar öneriyor. Blumenberg bu kısa denemeleri ilkin Akzente adlı edebiyat dergisinde ve Neue Zürcher Zeitung gazetesinde yayımlamıştı. Endişe Nehri Geçiyor daha önce süreli yayınlarda çıkmış bu edebi denemelerin, tematik olarak altı bölüm halinde düzenlenmiş bir derlemesi.

Entelektüel tutarlılık

Bu kısa denemeleri çarpıcı şekilde farklı kılan özellik, Blumenberg’in metafor üzerine daha erken tarihli çalışmalarından hem biçim hem biçem olarak farklılık göstermesidir. Bu kitap ayrıca felsefecinin tematik ilgilerinde ve entelektüel yönelimlerindeki tutarlılığa örnek teşkil ediyor. “Denizciliğin Tehlikeleri” ve “Muhtemel Kayıplar” adlı ilk iki bölümde, deniz seyahati ve deniz kazası metaforlarındaki varyasyonlar tartışılıyor. “Temel Farklılıklar” adlı üçüncü bölümde, Blumenberg Almancada hem “zemin” hem “akıl” anlamına gelen grund kelimesiyle oynuyor. Üçüncü bölümdeki mahcup, sıkılgan sorgulamalar, “Dünya Düzeni Gibi Bir Şey” adlı dördüncü bölüme kolay bir geçiş sağlıyor. Bu bölümdeki ilk deneme mutlak metaforların sürekliliğini zımnen tasdik eden bir paragrafla başlıyor. “Kaçırılmış Buluşmalar” adlı beşinci bölüm, ressamlar, müzisyenler, yazarlar ve filozoflar gibi tarihi figürlerin birbirleriyle karşılaşmalarını anlatıyor. Blumenberg’in burada odaklandığı konu yanlış anlamalar ve kaçırılan fırsatlar. “Dasein’ın Endişesi” adlı altıncı bölüm, başlığın da ima ettiği gibi, Heidegger’den esinlenen ve ona cevap olarak yazılmış metinlerden oluşuyor.

Blumenberg metaforları seven ve onlarla uğraşıp düşünen bir felsefeci, bu yüzden metinleri oldukça kapalı ve farklı çağrışımlarla yüklü; metaforların güçlü aktığı bir nehirde iyi yüzme bilmeniz gerek.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.