Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-697-8
13x19.5 cm, 96 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Sonülke, 1999
Modern Zamanın Tarihi, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Pakize Barışta, “Afrika”, K. Dergisi, Mayıs 2009

Edebiyat, kendi dünyasını kendi yaratır.

Şiir, kendi rüyasını kendisi kurgular –o, bunun bilincindedir–.

Edebiyatın, şiirin, insan hayatından farkı da budur işte; döngü, edebiyatla, şiirle tamamlanır çünkü.

Edebiyatsız (şiirsiz) bir insan, döngüsünü kolay kolay tamamlayamaz. Edebiyatla –özellikle şiirle–, döngü tamamlandığında, her seferinde başka bir başlangıca varılır; söz/yazı her seferinde başka bir ‘nokta’dadır, yeni bir yol(culuk) için.

Şiir hep yenidir.

Şiir zamanı taşır.

Ve şiir, zamanı kurgulayabilen tek şeydir.

Zaman, şiirin iradesi içinde doğar zira.

Şiirli bir dünya, zamanın ta kendisidir; zaman artık farklıdır ve tersine, öze doğru akar.

O, eskiten, yıpratan değil, sürekli yeniden-yaşatan bir özsuyudur artık.

Şair de, zamandan inendir!

Zira, bulanıp bulanıp durulan aşk’a, bu dünya zamanı yabancıdır.

“Yazıydı bu. Aşktı.”

Şair, sözünü böyle bağlıyor Kasidesi’nde.

Levent Yılmaz, Afrika adlı şiir kitabında sözün büyüsüne doğru çekiyor okurunu; hayalini neredeyse kaybetmiş olan günümüz insanına hayal gücünü hatırlatıyor.

Afrika’nın şiirsel edebî çağrısı, bizleri oldukça muammalı ama aynı zamanda net bir gerçeklik alanına çekiyor; sezgi ile kesinlik arasında bir farkındalık ve bir uyanma biçimine.

Levent Yılmaz’ın poetikası, saf tutan, yeni saflar açan değil, meydan açmaya çalışan bir poetika; bu şiir, vaazı değil, muhabbeti işaretliyor.

Bu yeni poetika, zamanı taşımaya çalışan genç bir ses; içindeki doğurgan yorgunlukla sözün çiçeklerini açtırıyor; yorgunluk ise bizim yorgunluğumuz. Ve şair, bunu bizim adımıza taşımayı üstlenmiş.

“... Sen, ben ve zaman. / Geçiyor olduğumuzu bilmek bana iyi geliyor. // Ama bir gün gelir de konuşamazsak, harflere taşıtalım sözleri. / Harfler işaret çiçekleridirler, hem ürkütücü, hem tatlı! // Arasıra şaşırırım da yanlış çizerim onları .... // Zaman: Geçer, geçiyor.”

Şairin şu deyişi, bu mısraların, diğerlerinin ve henüz yazılmamış diğerlerinin örtülü manalarını anlayabilmemizde bize yardımcı oluyor:

“İsterim ki şiir aracılığıyla ‘hayatın üzerinde süzülelim, seyredelim onu ve hiç çaba sarfetmeden çiçeklerin ve taşların dilini anlayabilelim.’” Yani, biz de kendi şiirimizi içimizde hissedelim!

Yoksa, Horatius’un dediği gibi, Aut insanit homo, aut versus facit (İnsan ya delirir ya da şiir yazar).

Afrika bir öz’e, evrensel duygunun bir kokusuna ve rüzgârına doğru sakince hızlanan şiirlerdir bana göre; insanın, doğanın ruhunu koruyan bir özdür bu, ancak yazıyla buluşan bir aşktır.

Levent Yılmaz, Petrarca’nın Africa’sını sürdürüyor, kendi Afrika’sında: “Derler ki o insanlar gibi hareket etmez. / Öylesine hafif basar ki ayakları kırlara, / sanki ufak bir esinti otları ikiye ayırır.” Petrarca’nın bu üç sakin mısraı, büyük bir patlamayı, büyük bir altüst oluşu barındırmıyor mu özünde? İşte günümüz şairi de bu özün –ruhu ve güzelliği– bir taşıyıcısı olarak hepimizi sarıp sarmalamış olan o büyük yalnızlığı sözle aşmaya çalışıyor.

Petrarca’nın Africa’sı nasıl tamamlanamadıysa, Levent Yılmaz’ın Afrika’sı da tamamlanmamalı bence. Hep sürüp gitmeli bu poetika.

“Ötede, heyecanlandığında yarılan ve süt sızdıran incir, / sanki kendini dünyaya hazırlıyor, / ama dikilse bir ocağa, neyi niye yapar, bilmeyecek: / içinde kötülük yok. Bir incir o. / Kötü biziz.” Bu beş mısralık Mektup, şiirin (sözün) bittiği nokta mı acaba?

Bazen öteye geçmek zorlaşır da...

Afrika’da yer alan şiirler dört grupta toplanmış: Mektup, Kaside, Methiye, Fahriye. Levent Yılmaz’ın rüzgârı, evrensel şiir kültürünü –Doğu’suyla Batı’sıyl – kalıcı bütün duraklarından geçerek, hüznün ve güzelin dilini sunmaya çalışıyor.

“Sana erguvan yetiştirmek istedim bugün /................................. / Arkamdan bağırış çağırış geldi çocuklar / avuçlarında çiçekler.”

Afrika, bu mısralarla bitiyor. Bir aşka –oldukça geniş manada– düşmüşün gizlediği hayal-gerçekle.

Aşk gitmeye mi, yoksa dönmeye mi az kalıyor?

Levent Yılmaz’ın şiiri, hayal gücümüzü kışkırtıyor. Tam da düşlediği gibi. Saf bir dile sahip çünkü bu şiirler. Hatta çocuksu, hatta tomurcuklu: “Dünyanın en küçük limonunu buldum demin. / ................. // Senin kadar da mahcup.”

Afrika’nın kaderinde bir kült şiir kitabı olmak yatıyor bana göre. Çünkü mısralarının taşıdığı duygular, bir özsuyu arzusu taşıyor.

Levent Yılmaz’ın insanı doğanın içine yerleştirmesi, bir parçalanmışlığın nihayet düzeltilmesi gibi. Bu açıdan bakıldığında şiirlerinde ilginç bir vuslata erme seziliyor.

Ki, bir zamanlar bir bütündü doğa ve insan.

Herhangi bir durumda insan, eylemi için doğadan izin bile istiyordu. Levent Yılmaz’ın mısralarının gizinde, ben bu iznin –aşk izinin– pırıltılı tozlarına rastlıyorum.

Afrika’yı mutlaka okuyun derim ben.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.