Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-176-8
13x19.5 cm, 216 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Daniel Pennac, 4 Kitap Takım,
Gulyabaniler Cenneti, 1997
Silahlı Peri, 1999
Küçük Yazı Satıcısı, 2000
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Erkan Kıraç, "Ey Pedagoglar: Dikkat Pennac", Cumhuriyet Kitap Eki, 25 Haziran 1998

Kitapçılara çok sık giden biriyim. Özellikle İmge Kitabevi'ne. Yine oradayım. Raflara bakıp dostlarla selamlaşıyorum ki gözüme eski bir dost ilişti. Bir elinde romanı diğerinde kılıcı, koltukta oturuyor ve yanında asırların sevgilisi Dulcinea del Tobossa ellerini birleştirip yine yardım istiyor. O ne hoş kapak resmidir öyle. Evet, geçmiş zamanların en büyük savaşçısından bahsediyorum. Don Kişot'umuzdan. O ne hoş insandır, okumayanlara... (1)

Kapağın en üstüne yazarın adı (Daniel Pennac: Bu yazara ve yazdıklarına dikkat!) oturtulmuş, altında ise kitabımızın adı: Roman Gibi (2). Kitabın arka kapağında şöyle bir başlık: ''Kitap Okurunun Hakları'' ve size her okurun bilinçli ya da bilinçsiz tabu haline getirdiği ''kitap''ın kutsallığın yok edip ''okur''un özgürlüğünü ilan eden 10 Emir.

1) Okumama hakkı

2) Sayfa atlama hakkı

3) Bir kitabı bitirmeme hakkı

4) Tekrar okuma hakkı

5) Canının istediğini okuma hakkı

6) ''Bovarizm'' hakkı

7) Canının istediği yerde okuma hakkı

8) Çöplenme hakkı

9) Yüksek sesle okuma hakkı

10) Susma hakkı

Artık, kitabın içine dalabiliriz. İlk sayfada bizim Pennac kimdir, ne işler yapmış bu bildirilir. Kitabın 7. sayfasına dikkat, nazikane bir rica ile duruyoruz. ''Bu sayfaların pedagojik işkence malzemesi olarak kullanılmaması rica olunur.'' Sütten ağzı yanana Pennac yoğurdu üfleyerek yiyiyor. Uyanık usta Pennac, söylediklerinin farklı bir amaçla kulanılmaması için baştan ''üflüyor''. Yine 15. sayfada ''Ne sağlam pedagoglarmışız, pedagojik kaygılar taşımadığımız zamanlar!'' derken dilinin yandığı belli olmuyor mu?

Kitabımız dört ana bölümden oluşuyor: ''Simyacının Doğuşu, Okumak Gerek (Dogma), Okuma Ödevi Vermek, El Âlem Ne Okur (Ya da Okurun Zaman Aşımına Uğramayan Hakları)"

Pennac sana sesleniyor: Ey okur!

''Sadece, bir kitabın, onun bizlere sunacağı şeyin ne olduğunu unutmuştuk. Mesela, bir romanın her şeyden önce bir öykü anlattığını unutmuştuk. Bir romanın bir roman gibi okunması gerektiğini, öncelikle öyküye susamışlığımızın giderilmesi gerektiğini bilmiyorduk.'' (s. 90)

Evet ''okur'' Pennac'ın dediği gibi ''okuma''dan karşılık bekleme. Sadece oku. Okumak bedelsiz bir eylemdir, aşk gibi. Okuduğunun karşılığını vermen gerekmiyor. Senin de ezelden verilmiş hakların var: 10 Emir. Belki, çağımızda ''Papağan'' geçer akçe ama ''hindi'' de var bu alemde bil!

Pennac size sesleniyor: Ey Pedagoglar!

''Yalnız, bir 'pedagoglar', aceleci tefecileriz. 'Bilgi'yi elinde tutan kişiler olarak, karşılık beklemeden vermeyiz. Geri ödenmesi lazımdır. Hem de çabuk! Yoksa kendi kendimizden şüpheleniriz.'' (s. 35)

Ey pedagog, kendinden şüphe etmemek için çekil aradan, yapacağın en iyi iş bedelsiz okumak ve yalnız ''Merak zorlanmaz, uyandırılır'' ilkesini unutma. 51. metin, sayfa 98, aradan çekiliyorum.

Pennac: sana da sesleniyor: Ey okul! (3)

''Okul zevkin öğretildiği yer olamaz, çünkü öyle olması önemli ölçüde bedelsizlik ister. Okul, gayret isteyen zorunlu bir bilgi imalathanesidir.'' (s. 60)

''Canlı varlıkların ayırıcı vasfı, ikinci dereceden bir denklem görünümünde de olsa hayatı sevdirmektir, fakat anlılık okulların programına hiçbir zaman konulmamıştır... Okumak okulda öğretilir. Okumayı sevmek... (s. 61)

Okurun Yeniden Doğuşu: 10 Emir

Büyük kurtarıcı Penac'ın bu 10 Emir'i bize özgür okurun manifestosunu verir: İstediğimiz zaman, istediğimiz yerde, istediğimiz yerden, istediğimiz kadar çöplenebiliriz. Artık büyük romanların özetleri, kısaltılmış metinler ve büyüklerin arkasına sığınan yazarlar yok. Yöntem, aracıları yok ederek okuyucunun kendi kendini yetiştirmesini ve çöplenme özgürlüğüne kavuşmasını öngörüyor. Evet insan bilgiyi/metni seçtiği sürece özgürdür. İletişim araçlarıyla oluşturulmuş bir ''ben'' ne kadar benimdir. O sadece ileticinin ''ben''idir. Ne ''birey''i, siz sadece her şeyde kullanılabilecek potansiyel ''bir''siniz, ''-ey''i meyi yok. Kimliğimiz, okuduklarımız, duyduklarınız ve gördüklerinizin oluşturduklarıdır. Bunları başkaları oluşturuyorsa siz ''kim''sizin. Sadece bir zamir, yani birbiriniz yerine birileri tarafından kullanılabilen ''renksizlik'', ''farksızlık...''

Büyücü Pennac'tan Masallar

Pennac, masal anlattığımız zamanlardan söz eder, kitabın kendisi olduğumuz zamanlardan. Çocuklarımız için ayırdığımız 15 dakikacık mutluluktan söz eder. O mutluluk anları, çocukların okumayı öğrenmeleriyle -zevkle- başkalarına devredilir. Herkes yorgundur: Çağımız yorgunluk, bıkkınlık çağıdır. Artık, yaşamlarında çocukları için ayıracak 15 dakikacıkları bile yoktur.

Çocuklarımız ''çocuk olma'' özgürlüklerinin alındığı bir dünyada yaşamak zorundadır. İletişim araçlarının yardımıyla ''çocukluk'' yeterince yaşanmadan çok çabuk bitiriliyor. Çocuklarımız bu hızlı iletişim çağında TV karşısında yapayalnızdır ve birileri çocuklarımızı eğitmeye /yabancılaştırmaya başlar. Bir gün bakarız ki onlar, bizim çocuklarımız değil; TV'nin, bilgisayarın, radyonun çocuklarıdır. Sonuç, gözden, kulaktan yol bulunur beyne ve efasen gerçek olur: Mankurt (4) nesiller...

Nerede o masal anlattığımız/dinlediğimiz ''bedelsiz'' günler. İlk anlatılan masalın dimağımızda bıraktığı tatlı sarhoşluklar... O tatlar ki hiçbir metnin yakalayamadığı tatlar olacaktır. Belki de yıllarca ilk dinlediğimiz (ve defalarca tekrarlattığımız) masalın tadını arayıştır yeni okumalarımız ve bu arayışlar zamanla masalın kendisi olur, yıllarca masal kahramanı olarak yaşar ve hazineyi (?) arar dururuz. İşte bir gün zorda kaldığımızda Büyücü Pennac çıkar karşımıza ve bize sihirli 10 Emir'i vererek devlere (Balzac, Dostoyevski, Cervantes, Tanpınar...) karşı mücadelemizin mutlu sonla bitmesini sağlar. Evet Pennac'ı dinleyip okumaya yeniden başlayalım ve yüksek sesle bedelsiz okuyup bedelsiz susalım.

Not: Illich'sel bir tavırla yazımı bitirip Pennac'ın bu kitabını bize Türkçe söyleyip aradan çekildiği için Mütercim Mustafa Kandemir(5) ve Metis Yayınları'na içten teşekkür edip size Pennac'la başbaşa bir ömür diliyorum.


(Bir öğretmen: Saçı başı, rüzgârdan ve soğuktan karmakarışık olmuş... Sırtı eğik, denizci kabanına sarınmış, ağzında veya elinde piposu...)

''Bize her şeyden konuşurdu, her şeyi okurdu, çünkü kafamızdaki kitapların neler olması gerektiği konusunda hiçbir dayatmada bulunmazdı. Kötü niyetin sıfır derecesiydi. Neysek öyle biliyordu bizi.'' (s. 69)
(Sesli okumada) ''Yazarın niyetini kestirmede, birimaj, açığa vurmada bir telmihi ortaya koymada, sesinin tonunda daha açık bir metin izahı olamazdı... Yanlış yorumu imkânsız kılıyordu.'' (s. 69)

''Okumak fiilinin emir kipine tahammülü yoktur. Başka fiillerle de paylaşır bu nefretini: ''Sevmek'' fiili... ''hayal etmek''... (s. 11)

''Okuma toplumsal zamanın örgütlenmesine bağlı değildir, o aşk gibi, bir varolma tarzıdır. (s. 96)

''...Okumayan herkesi a priori olarak potansiyel bir ''hödük'' veya ''alık'' olarak değerlendiren sebep - sonuç teorisine katılmaktan da kaçınalım.'' (s. 116)

''Sevmek, niyetinde, tercih ettiğimiz şeyleri tercih ettiğimiz birilerine bağışlamaktır.'' (s. 66)

''anne; bir halka, bir kulp, iki küçük baston ve bir düğüm, işte: anne'' (s. 29)

''Bir zamanlar masalcıydık, artık her şeyin hesabını sorar olduk'' (s. 37)

''Sanatın tek akçesi bedelsizlik'' (s. 25)

''Müneccim ve muvakkit ne bilir yalnızlığı, tadana sorun geceler kaç saat!'' (s. 56)

Notlar

(1) Bütün üç noktalanın kapsadığı alan hakkında: Ahmet Turan Alkan, Üç Noktanın Söylediği, Ötüken Neş. İstanbul 1996 (Adı geçen yazı 209. sayfadadır.) Yukarı

(2) Daniel Pennac. Roman Gibi. Metis Yayınları, İstanbul Şubat, 1998, 133. s. (Çev. Mustafa Kandemir) Yukarı

(3) Okul, okulu mu soruyorsun ey okur, onu bana değil İvan İllich'e sor: Ivan Illich, Okulsuz Toplum, Birey ve Toplum Yay. Ankara 1985, (Çev. T. Bedirhan Üstün) Yukarı

(4) Mankurt efsanesi için Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel. Ötüken Neş. İst 1991, (Efsane metni 150. sayfadadır.) Yukarı

(5) Çeviri bir fetihtir, yalnız dili değil, düşünce ve duyarlılığın girift dünyasını da zenginleştiren bir fetih. İşte yeni bir fatih: Mustafa Kandemir. Yukarı

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.