Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-826-2
13x19.5 cm, 192 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kartallar ve Melekler, 2005
Oyun Dürtüsü, 2007
Serbest Düşüş, 2010
Sessizliğin Gürültüsü, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Cüneyt Kavalalı, ''Sağlığım ‘sisteme’ armağan olsun!'', Sabah Kitap Eki, 25 Kasım 2011

Çağdaş Avrupa Edebiyatının en parlak ve yaratıcı yazarlarından biri olarak gösteriliyor Juli Zeh. 1974 doğumlu Alman yazarın romanlarında, felsefi bir alt yapının üstünde mutlaka hınzır bir konunun yükseldiğini görüyorsunuz. Alman Dili ve Edebiyatı Enstitüsü’nün ardından Avrupa Hakları ve İnsan Hakları konularında da eğitim alan yazarın eserlerinde hep insan hakları, hukuk, felsefe gibi konular iç içe geçiyor. Ancak bu dediğimden Zeh’in sıkıcı öyküler kaleme aldığını sanmayın. Tam tersine en başta da söylediğim gibi onun romanlarında hep bir hınzırlık ve dolayısıyla da farklı, sıra dışı bir bakış açısı yer alıyor.

Juli Zeh’i daha önce hepsi yine Metis Yayınları’ndan çıkan Kartallar ve Melekler, Oyun Dürtüsü ve Serbest Düşüş adlı romanlarıyla tanımıştık. Temize Havale de yine bu romanlarındaki izleklerinin farklı bir kombinasyonu gibi bir anlamda… Ortada iyilik ve kötülük, birey ve toplum hakları, özgürlük kavramı ve hukuk gibi konular üstüne bolca zihin egzersizi var.

Temize Havale, distopik bir bilim-kurgu hikayesini anlatıyor. 2000’lerin ikinci yarısında geçtiğini hissettiğimiz öyküde, insanlık bambaşka bir rejimle yönetilmektedir. Tüm bireylerin sağlıklı olmasının ana hedef olduğu bu sistemde, tek tek bireylerin yani toplamda toplumun sağlıklı olabilmesi için hijyen ve sağlık temelli, örneğin sigara içmek, alkol almak ve hatta kafein içmek gibi kimi bireysel özgürlüklerin kısıtlanması söz konusudur. Sağlıklı olmak her bireyden öncelikle beklenen ilk görevdir. Ve bu görevlerini ne kadar yerine getirdikleri de hassas bir düzenle ölçülmektedir. Örneğin evlerdeki tuvaletlerden doğrudan kan ve vücut analizi yapılmakta, kondisyon bisikleti gibi aletlerden günlük zorunlu spor aktivitesinin ne kadar yapıldığı kontrol edilmektedir. Sistemin gözü vatandaşlarını her yerden izler, ondan gizli saklı hiçbir şey yapılamaz. Bu hassas sisteme karşı yapılacak en ufak ihmal ise örneğin en radikal suçlardan biri olan sigara içmek, vücut analizlerini aksatmak ve hatta belirlenen limitin üstünde kafein almak, yani basit bir kahve içmek bile mahkemeye çıkarılmak için yeterli suçları teşkil etmektedir.

Bu rejimin en önemli teorisyenlerinden ve ülke çapındaki karizmatik lideri olan, gazeteci Heinrich Eskici bu sistemi şöyle açıklar: “Geçmişin tüm sistemlerinin tersine, ne piyasaya ne de bir dine itaat ediyoruz. İfratlı, tefritli ideolojilere ihtiyacımız yok. Sistemimizi meşrulaştırmak için halkın egemenliğine bel bağlamış bağnaz inanca da ihtiyacımız yok. Doğrudan biyolojik yaşamın varoluşundan ortaya çıkan bir gerçeğe dayanarak salt akla boyun eğiyoruz. Zira her canlıda ortak bir özellik vardır. Her hayvanı, her bitkiyi, özellikle de insanı farklı kılar: mutlak, bireysel ve kolektif hayatta kalma arzusu. İşte bu arzuyu toplumumuzun dayandığı o büyük uzlaşmanın temeli olarak yüceltiyoruz. Bir YÖNTEM geliştirdik ve bu YÖNTEM her bireye mümkün olduğunca uzun, sorunsuz, başka bir deyişle sağlıklı ve mutlu bir yaşam garantilemeyi hedefliyor. Acı ve üzüntüden uzak bir yaşam. Bu amaçla da devletimizi çok karmaşık biçimde organize ettik, kendisinden önceki bütün sistemlerden çok daha karmaşık. Yasalarımız, bir organizmanın sinir sistemi gibi hassas, ince bir ayarla çalışıyor.”

YÖNTEM’i incelediğinizde, Juli Zeh’in kurnazca çok zeki bir alternatif ideoloji yarattığını görüyorsunuz. Sonuçta her birey –eğer zihinsel sağlığı yerindeyse ki bu da zaten ayrı bir konu- sağlıklı olmayı ister, varlığının temel ihtiyacı olarak görür. Bu durumda da sağlığın yüceltildiği bir sistemde, daha önce hiçbir ideolojide kesin uzlaşmayı sağlayamamış toplum bireylerinin, söz konusu kendi varlık temelleri olduğu için sorunsuzca birlikte kenetlenmeleri, ortak amaç için yaşayarak, hiç olmadığı kadar barışçı bir sistemde yaşamaları ilk bakışta işten bile değilmiş gibi görünüyor. İşte tam da burada Zeh’in asıl tartışmak istediği konu giriyor devreye. İnsan sağlığı ile bireysel özgürlükleri ve en temek hakları arasında kalsa neyi seçer?

Belki iş yalnızca bu seçimle kalsaydı daha kolay olabilirdi. Ancak her sistemde olduğu gibi, temel prensibini en saf amacın üstünde şekillendiren bir sistemde bile diktatörlüğe varan bir düzenin ortaya çıktığını ve sistemin insanın üstünde tutulduğu bu düzenin, giderek faşist bir canavara dönüştüğünü izliyoruz. İrade ve vicdandan yoksun bir sistemdir bu. Adalet ise durumlara uygun bir şekilde, adeta bir sanatçı titizliğiyle yeni baştan uyarlanabilir. Bu anlamda okuyucuya Huxley’in Brave New World’ü ile Orwell’in 1984’ünü yoğun bir şekilde anımsatan roman, ana kahramanı Mia Holl’un başına gelenlerle de Kafka’nın Dava’sını çağrıştırıyor.

Mia Holl, yeni düzenin başarılı vatandaşlarından, hali vakti yerinde bir biyologdur. Ne var ki kısa süre önce erkek kardeşi, kendisini YÖNTEM’in karşısında bulmuş ve düştüğü hapiste kendini asarak intihar etmiştir. Holl’un kardeşi YÖNTEM’e karşı radikal fikirlere sahip, bireysel özgürlüğünü sistemin kurallarının üstünde tutan biridir. Sık sık şehir hijyen sınırlarının dışına çıkıp, toprakla haşır neşir olur, gölde tuttuğu balıkları pişirip yer örneğin! Sigara içmekten hoşlanır. Hayallerini karanlık ve kirli olsa da her türlü alışkanlığın serbest olduğu ütopik (!) bir şehir süsler. Ancak buluşmak üzere sözleştiği kız arkadaşı tecavüz edildikten sonra öldürülmüş olarak bulunduğunda, DNA’sı tecavüzcününkiyle aynı çıktığı için, sistem kuralları gereği sağlık testleri asla yanılmayan, birincil kaynak kabul edildiğinden suçlu bulunmuştur.

Kardeşini çok seven Mia, tüm bu trajedinin ardından bir depresyona girer, kendini toparlayamadığı için günlük sağlık analizlerini ve sporunu ihmal eder. Mecburi hijyen kurallarına uymaz. Ve çok geçmeden de mahkeme huzuruna çıkarılır. Onun davasını izleyenlerden biri ise Eskici’dir. İlk başta küçük bir para cezasıyla kurtulacak gibi görünen Mia, sisteme karşı kişisel bir hınç duyan ancak bunu ustaca saklayan avukatı Gülyanak’ın onu YÖNTEM karşıtı giderek büyüyen ve ciddileşen bir davaya sürüklemesiyle, kendini anlam veremediği bir savaşın içinde bulur. Sistem karşıtı anarşistler için giderek bir kahramana dönüşen Mia’nın karşısında ise karizmatik kişiliği ve yenilmez ideolojisiyle bizzat Eskici yer almaktadır. Dava sürerken, Mia’nın kardeşinin masumiyeti de şaşırtıcı bir biçimde ispatlanacaktır.

Temize Havale, özgürlükler, hak ve hukuğun işleyişi gibi konularda çok farklı bir perspektiften kafa yormamızı sağlarken, bir yandan da hijyen ve temizlik konusunda giderek aşırı bir tutum benimseyen, bu konuda takıntılı günümüz insanının da bir tür karikatürünü çiziyor. Sağlığın ve temizliğin ibadete vardığı bu ütopik sistemi anlatırken, Juli Zeh’in her satırda hissedilen öfkeli sesi esasen bizi en masum görünen ideolojilerin bile nasıl canavar diktatörlüklere dönüşebileceği, bireysel hak ve özgürlüklerimizin hiç beklemediğimiz bir şekilde tehlikeye girebileceği konularında uyarıyor.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.