Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-692-3
13x19.5 cm, 528 s.
Liste fiyatı: 46,00 TL
İndirimli fiyatı: 36,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Susan Buck-Morss diğer kitapları
Rüya Âlemi ve Felaket, 2004
Hegel, Haiti ve Evrensel Tarih, 2012
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Görmenin Diyalektiği
Walter Benjamin ve Pasajlar Projesi
Özgün adı: The Dialectic of Seeing
Walter Benjamin and the Arcades Project
Çeviri: Ferit Burak Aydar
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, Savaş Kılıç
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2010
2. Basım: Kasım 2015

Görmenin Diyalektiği, farklı amaçlarla yapılacak okumalara cevap verebilecek bir kitap: Öncelikle Walter Benjamin ve onun tamamlanmamış Pasajlar Çalışması üzerine kapsamlı bir düşünsel biyografi. Susan Buck-Morss, Benjamin'in bitmemiş projesini tamamlayıp kitap haline getirmek istercesine onun gözüne yerleşiyor, Pasajlar dosyalarına düştüğü bütün o not ve fragmanlarla Benjamin bize tam olarak ne demek istiyordu, bunu araştırıyor.

İkinci bir okuma ise, 19. ve 20. yüzyıl boyunca, kapitalistleşmenin getirdiği temel nitelikteki kültürel dönüşümleri ve bunların nasıl olup da bugün yaşadığımız dünyayı ortaya çıkardığını anlayabilmek için Benjamin'in kavramlarını takip etmek olacaktır. Böyle bir düşünsel ve sosyal tarihi kesen ve besleyen çok sayıda eksen var kitapta: İlerleme fikri, kapitalizmin ve modernizmin çekirdek başkentleri, ilk dünya fuarları, mimarlık, fosil, fetiş, istek imgeleri, yıkıntılar, kolektif rüyalar, metalaşma, Avrupa faşizmi, mitik tarih ve doğa algılaması.

Ve nihayet görme üstüne bir kitap: Nasıl "görebiliriz"? Benjamin'in görüsünü çağdaşlarından ayıran neydi? Onun "görme biçimini", o denli etkilendiği diğer Marksistlerden, ilahiyatçılardan, Hıristiyan ve Yahudi "kurtuluşçular"dan farklı kılan neydi?

Benjamin'in, ve ardından Buck-Morss'un onu takip ederek bu kitapla çok iyi bir örneğini verdiği yönteminin (geçmişe ve geçmişin zamanla atık haline gelmiş nesne ve imgelerine bugün için taşıdıkları devrimci imkânlar açısından bakmanın) Türkçe okuyup yazanlar için de esinleyici olacağını düşünüyoruz.

İÇİNDEKİLER
Yayıncının Notu
Önsöz

Birinci Kısım
Giriş
1 Zamansal Kökenler
2 Mekânsal Kökenler

İkinci Kısım
Giriş
3 Doğa Tarihi: Fosil
4 Mitik Tarih: Fetiş
5 Mitik Doğa: İstek İmgesi
6 Tarihsel Doğa: Yıkıntı

Üçüncü Kısım
Giriş
7 Felsefe mi Bu?
8 Kitle Kültürünün Rüya Âlemi
9 Materyalist Pedagoji

Sonsöz: Devrimci Miras
Art-imgeler
Notlar
Kaynakça
Resimler
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 13-16.

Pek alışıldık bir girişim değil bu kitap. Felsefi hakikatin kaynağı olarak kitle kültürünün enkazını ciddiye alan Walter Benjamin'in geliştirdiği görmenin diyalektiğinin yorumlanmasını içeren resimli bir felsefe kitabı. Otoritesini hiçbir zaman yazılmamış bir kitaba, Benjamin'in olgunluk yıllarının tamamlanmamış en büyük projesine borçlu: Pasajlar Çalışması (Passagen-Werk). Benjamin bize bir "eser" yerine, Paris'te şekillenen ve sonrasında dönüp Paris'i şekillendiren haliyle, on dokuzuncu yüzyıl sanayi kültürüne ilişkin bir yığın not bırakmıştır. Çok çeşitli tarihsel kaynaklardan yararlanarak derlediği bu notları, asgari düzeyde yorum ekleyerek dosyalamış ve fragmanların nasıl düzenlenmesi gerektiğine ilişkin sadece çok genel bazı ipuçları bırakmıştır.

Elinizdeki kitapta bu hiç yazılmamış çalışmanın fragmanlarına titizlikle bağlı kaldım. Pasajlar'a aşina olan bir okur bu çalışmayı burada aynen yayımlamaktan ziyade mimetik olarak ilerlediğimi ve Benjamin'in yaşayıp betimlediği dünyayı aydınlatmak için yer yer metnin dışına çıkarak açıklamalar sunmaya çalıştığımı fark edecektir. Bu araştırmacılık biçiminin Pasajlar projesini keşfetme ya da icat etme süreci olup olmadığını söylemek çok güç. Bu yüzden okuru baştan uyarmak gerek: Buradaki metin özgün Almanca ve Fransızca elyazmasının İngilizce için yapılmış bir özeti değil, farklı bir metindir — kendisini oluşturan tarihsel verilerin katmanları içinde derin bir uykuya dalmış olan Pasajlar'ın bilişsel ve siyasal gücüne hayat vermek amacıyla anlatılan bir hikâye-içinde-hikâyedir: Benjamin'in kendi tarihsel deneyiminin hikâyesi içinde on dokuzuncu yüzyıl Paris'inin hikâyesidir.

Ancak belki de hepsinden öte, bu metin yorumlama sürecinin hikâyesidir. Benjamin'in Pasajlar'daki yorumlarının anlamı şifrelidir. Okura Benjamin'in niyetine dair çok az cevap verir ama birçok ipucu sunar ve bu ipuçları bizi kaçınılmaz olarak metnin dışına yöneltir. Açıkça görülebileceği gibi, Benjamin çalışmasını müstakil bir edebi ürün olarak değerlendirmemize izin vermemiştir. Pasajlar bizi daha ziyade (ve bu onun siyasal gücünün önemli bir parçasıdır) kendi isteğimizi bile hiçe sayarak tarih detektifleri haline getirmekte ve eserin yeniden inşasına faal olarak katılmaya zorlamaktadır. Kanonun parçası yapmaya pek teşne olduğumuz parlak Benjamin yazıları, gerçekten de, metnin dışındaki dünyaya dair bir dizi açıklamadır (manşettir). Bu sayede Pasajlar'a girip ilerlememiz mümkündür. Benjamin bizi yorumlarının anlamının kilidini çözecek toplumsal ve tarihsel gerçeklik imgeleri aramaya zorlar, ki bu kitaptaki yorumlar da bunların önemini anlamamız için bir anahtardır. Ne var ki bu süreç içinde dikkatimiz yeni bir yöne çevrilecektir: Benjamin kimselere çaktırmadan spot ışıklarının altından uzaklaşmıştır ve bu ışık şimdi toplumsal-tarihsel olgulara ışık tutmaktadır. Ayrıca (ve bu Benjamin'in pedagojik başarısına delalet eder) Benjamin bize bu olguların siyasal anlamını kendi kendimize keşfettiğimizi hissettirir.

Benjamin çalışmasını tarihyazımı pratiğindeki "Kopernik Devrimi" diye nitelendirmiştir. Onun amacı şimdinin mitik dolaysızlığını yok etmekti, ama bunu, şimdi'yi, bunun sonucu olarak teyit eden bir kültürel sürem (continuum) içine yerleştirerek değil, tarihin "sürem"ini infilak ettirme gücü olan tarihsel kökenler burcunu keşfederek yapacaktı. Sanayi kültürü çağında bilinç, mitik ve düşsel bir durumda var olur ve bunun tek panzehiri tarihsel bilgidir. Ancak şimdiyi mitten kurtarmak için gereken özel tarihsel bilgiyi açığa çıkarmak kolay bir iş değildir. Bir kenara atılıp unutulan bu şey yaşayan kültürün bağrında gömülüdür ve tam da gücü elinde bulunduranların pek işine yaramadığından görülemez kalır.

Benjamin'in "Kopernik Devrimi" "tarih"i meşrulaştırıcı ideolojik işlevinden tek hamlede arındırır. Fakat tarih şimdiyi aldatıcı bir şekilde dönüştüren kavramsal bir yapı olarak terk edilirken, o aynı tarihin kültürel içerikleri de şimdiyi gündeme getirebilecek eleştirel bilginin kaynağı olarak kurtarılmaktadır. Benjamin kültür (alt ya da üst kültür) aktarımının (ki kurtarma operasyonu bakımından bu esastır) çok büyük öneme sahip bir siyasal edim olduğunun farkına varmamızı sağlar — kültür kendi içinde, verili olanı değiştirme gücüne sahip olduğu için değil, tarihsel hafıza kolektif siyasal değişiklik istencini önemli ölçüde etkilediği için bu öneme sahiptir. Hatta bu onun tek besin kaynağıdır.

Pasajlar hakkında yazmak tam da Benjamin'in sorunsallaştırdığı kültür aktarımı edimine bir örnektir. Bu tutum bahsettiğimiz projeyi aşırı yüklü bir kavramsal alana, biçim ile içerik arasında çok büyük bir çelişkiye müsamaha göstermeyecek bir alana yerleştirir. Fakat bence belli oranda bir gerilim kaçınılmazdır. Biçim açısından bakıldığında elinizdeki çalışma akademiktir; içerik bakımındansa her ne kadar akademinin kültür anlayışına yönelik bir protesto niteliğinde olsa da, akademik araştırma kurallarına da sıkı sıkıya bağlıdır. Fakat bu felsefi sıkılık mührünün tekelini akademinin kültür anlayışına vermek için de ortada siyasal açıdan meşru bir neden göremiyorum. Ayrıca şunu da eklemek gerek: Pasajlar hakkında popüler değeri yüksek kısa bir özet yapma seçeneği de, Pasajlar'da açıkça görüldüğü üzere, Benjamin'in bizi bu konuda uyardığı tehlikelerden hiçbir şekilde kaçınamayacaktı.

Bu kitap uzun olduğu gibi argümanları da karmaşıktır. Her şeyden önce okurun çaba harcaması şarttır. Fakat sadece akademik kültler dünyasına (ki bunların arasında Benjamin "kültü" artık önde gelen bir role sahiptir) adım atmış olanlara hitap eden bir entelektüel jargonla metnin iyice karmaşık bir hal almaması için, kendi adıma epey çaba gösterdim. Kitap uzmanlık isteyen bir bilgi gerektirmiyor. Herhangi bir şekilde felsefi bir altyapıya sahip olmak da şart değil; uzunca bir süredir önünde huşuyla eğilmemiz gerektiği öğretilen kültürel "hazineler" kanonu kadar, günlük hayatta karşılaştığımız sanayi kültürünün sıradan nesnelerinin de bize bir şeyler öğretebileceği önermesine açık olmak yeterlidir.
(...)

Çevirilere ilişkin bir not: Benjamin'in İngilizce çevirileri mevcut olduğunda bile kendi çevirilerimi kullanmış olmamın nedeni bunları yetersiz bulmam değil, her durumda belli bir yargıda bulunmayı ve özgün metinde daha açık bir şekilde ortaya çıkan anlam çağrışımlarından yararlanmayı zorunlu görmemdi. Ancak kimi zaman İngilizce çeviriler öyle ustacaydı ki, çevirmenlerin yeteneğine olan saygımdan ötürü çevirilerine sıkı sıkıya bağlı kaldım ve alıntıların yanında isimlerini verdim.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Selim Salih, “Walter Benjamin’in gör dediği”, Kitap Zamanı, 1 Şubat 2010

“Mecâz oldu hakîkat, hakîkat oldu mecâz / Yıkıldı belki esasından eski mâlûmat”. Bibliotheque Nationale'deki uzun çalışmaları esnasında Walter Benjamin (1892-1940), Sadullah Paşa'nın (1838-91) “19. Asır” başlıklı şiirine büyük ihtimal rastlamamıştır.

Rastlamış olsa bile ihtiyacı olan malzemenin bu ezoterik alfabe ile yazılmış herhangi bir metinde bulunabileceğine ihtimal vermemiş; taradığı binlerce kataloğun içindeki yüz binlerce başlıktan biri olarak “19. Asır”, Benjamin'in boş bakışları ile belki bir an temas etmiştir. Hâlbuki “19. Asır”, en azından yukarıda alıntıladığım üçüncü beyit, Benjamin'in Pasajlar projesi bağlamında dikkatini çekebilirdi. Sadullah Paşa'nın, 19. yüzyılı kendi tarihsel deneyiminden uzakta ama yakalanmış ve deneyimlenmiş bir imkân / gelecek / ütopya olarak anlattığı bu şiir, hakikati, eski malumatın “belki esasından” yıkılmasına bağlar. Hakikat ve mecaz arasında kurulan yıkıcı ilişki birçok farklı okumaya ve aşırı yoruma imkân verebilir. Hakikatin kaynağı olarak 19. yüzyıl kitle kültürünün enkazını önemsemiş Benjamin, kendi kitle kültürünün enkazını bir hakikat imkânı olarak tahayyül etmiş “19. Asır”ı, bu bağlamda Pasajlar projesinin baş edilmesi zor bir yekûn tutan alıntıları arasına katar mıydı; bilemiyoruz. Önemli de değil… Önemli olan bu bitirilememiş başyapıtın, nasıl bir modernliğin içinde yaşıyor olursak olalım, “kök-tarih” olarak 19. asrı iyi anlamamız gerektiğini hatırlatıyor olması.

Pasajlar'ın labirentinde

Görmenin Diyalektiği: Walter Benjamin ve Pasajlar Projesi, Susan Buck-Morss'un hiçbir zaman yazılmamış “Pasajlar Yapıtı”nın labirentlerinden çıkarttığı mimetik bir anlatı. Kendi tabiriyle “[projeyi] oluşturan tarihsel verilerin katmanları içinde derin bir uykuya dalmış olan Pasajlar'ın bilişsel ve siyasal gücüne hayat vermek amacıyla anlatılan bir hikâye-içinde-hikâye: Benjamin'in kendi tarihsel deneyiminin hikâyesi içinde on dokuzuncu yüzyıl Paris'inin hikâyesi” (13). Pasajlar burada merkezi bir imge olarak rol alıyor zira daha Benjamin'in tarihselliğinde ıskartaya çıkmış bu “meta mezarlıkları”, Marcel Proust'un (1871-1922) kendi yaşam hikâyesine “uyanmasını” sağlayan istemdışı belleğiyle koşut, kamusal bir deneyim sunuyor. Bu ilk uluslararası mimarî üslubun, Batılı emperyal tahakkümün göstergesi olarak bütün dünya metropollerine, hatta daha küçük ve yerel emsalleriyle taşra şehirlerine kadar yayılmış olduğunu düşünürsek, bu kolektif deneyimin yaygınlığını ve taşıdığı imkânı daha iyi anlayabiliriz. Buck-Morss'un Pasajlar anlatısı, bize çürümüş çarşıların yaratacağı bu deneyimin, AVM rüyasından uyanmak için gerekli şok etkisini sakladığını “gösterir”.

Gösterir diyorum zira bu hacimli çalışmanın önemli bir kısmı görsel malzemelerden oluşmakta. Yazar, Pasajlar projesinin anlatmaktan ziyade göstermeye dayalı montaj yöntemini öne çıkarır. Yazarın en önemli savlarından biri, Pasajlar projesinin dağınık notlardan ve denemelerden ziyade, tarihten hareket eden tutarlı bir felsefe inşası olduğudur.

Sapkın bir büyülenme

Buck-Morss, Hegelci kutupsallıklar olarak “Bilinç” ve “Gerçeklik”in eksenlerinin oluşturduğu bu koordinatlar örüntüsüne, Pasajlar'ın felsefi inşasına ait önemli kavramları yerleştirir. Gerçeklik ekseninin karşıt uçlarına “taşlaşmış doğa” ve “geçici doğa”yı yerleştiren yazar, bilinç ekseninin uçlarını ise “uyanış” ve “rüya” ile temsil eder. “Koordinatların çakıştığı sıfır noktasına [ise] 1935'e gelindiğinde projenin orta noktasında yer alan diyalektik imgeyi” yerleştirir: Meta. Koordinatların her bir alanı metanın fizyonomik görünüşünün bir yönünü tarif eder ve bunun çelişkili yüzlerini gösterir: “Fetiş ve fosil; istek imgesi ve yıkıntı”. Son olarak Benjamin'in, kapitalistleşmeyi rasyonalleşme aracı olarak değerlendiren Weberci tutumun aksine, sapkın bir büyülenme / rüya hali olarak değerlendirdiğini tekrar belirtelim. Bu bağlamda Görmenin Diyalektiği, denemelerinin çok önemli bir kısmı Türkçeye çevrilmiş olan Benjamin'in, Pasajlar projesinin büyük resminde daha bütünlüklü görülmesini sağlayacak ve Türk modernleşmesine dair farklı analiz imkânlarını kışkırtacaktır.

Devamını görmek için bkz.

Ertan Yılmaz, “Hız, değişim, süregelen”, Sabit Fikir, Mart 2010

“Rüyaların tarihi hâlâ yazılmayı bekliyor [...]. – Walter Benjamin

Walter Benjamin kediler için hiç de eğlenceli olmayan bir dünyada yaşıyordu. Kedilerin kentlere alışmasının en zor olduğu dönemlerdi onun yaşadığı zaman. Büyük kentlere bir anlam bulmaya çalışırken Benjamin, kedilerin içinde olduğu dünyada köpeklerin neden bu kadar emir komuta zincirine uyduklarına bir türlü anlam veremiyordu. Dünya karışıktı. Her şey hızlanıyordu. Her şey bir araya geliyordu. Her şey kentlerden dağılıyordu küçük kasabalara, köylere, dağların yamacına. Romantizm “Son Bakışta Aşk”ı anlayabilir miydi bilinmiyordu. Arada kalıyordu hep. Arada kaldığı şeylerin adına “Pasajlar” diyordu Benjamin. “Uyuyan Güzel Masalı”nı yeniden yazacaktı ve bunun alt başlığı “Diyalektik Peri Masalı Sahnesi” olacaktı. Bitmedi. Bitemeden ve kedileri anlayamadan korkunç gelmişti Gestapo. Napoli, Moskova, Paris, Berlin farklı akşamlardaydı. Rüyaların kâbusa dönüşebileceği bir farkındalıkla boğuşuyordu yeryüzüyle. Anlamsızdı yeryüzü, anlamsızdı Benjamin.

Gerçeklik, sokakları anlamaktan geçer kentlerde. Arada kalan şeyler hayata geçişleri sağlar. Farkında olmadan fragmanını oluşturursun koca bir filmin. Salataya her yeşillik yakışır. Manavı görürsün, kasabı görürsün, bir bakkal vitrini kadar karışık olabilir her şey ama düzenli olmayı öğrenmek gerekebilir giydiren bir mağazanın vitrininde, kalırsın oracıkta, bir fotoğraf kazırsın belleğine, dans eden kadınlar çıkar sahneye bir kulüpte yudumlarken şarabını, Benjamin aynı sıkıntıyı yaşıyordu Paris’te Louis Aragon’la, “Nadja”ya aşıktı André Breton ve Paris daha aşktı. Hayatı anlamlandırmaya çalışırsanız eğer yığınla şey çıkar karşınıza. Hayat milyonlarca şeyin bir bileşkesi olsa gerek derken kullanımı bir daha olası olmayan şeyler daha çok yorar bir fosil bıraktığı için. Omurga gereklidir hayatın her yerinde biraz kalmak isteniyorsa. Bu omurga yazarak oluşur Benjamin’de. Her yerde yazarak yaşar. Burjuvaziyle hesaplaşır. Kapitalizmin olanaklarını yadsır ve maskelerini bir bir açığa çıkartmak ister.

Susan Buck-Morss Görmenin Diyalektiği adını verdiği kitabında, alt başlığında belirttiği gibi “Walter Benjamin ve Pasajlar Projesi” üzerine biyografik bir çalışma hazırlamış. Kitapta Benjamin’in özel yaşamından akademik yaşamına değin birçok materyal bulunuyor. Kitabın hazırlanış amacı Benjamin’den çok, Benjamin üzerinden hayat ilişkisi kurmak, kültür endüstrisinin oluşum sürecini incelemek denilebilir. Çok kapsamlı bir biyografi olan “Görmenin Diyalektiği”, modernizmin oluşumunu anlamaya çalışan Benjamin’in anlatma sıkıntısını da ortaya çıkartıyor. Kitapta “Pasajlar” projesinden şöyle söz ediliyor: “Benjamin’in ilk notları projenin temalarının büyük kısmının kısaltılmış tarzda ifade edildiği yorum parçalarıdır. Bu bir araya getirilmiş parçaların belli bir düzeni yoktur: pasajlar, moda, can sıkıntısı, kitsch, hatıralık eşyalar, mum figürler, gaz lambaları, panoramalar, demir konstrüksiyon, fotoğraflar, fahişelik, Jugendstil (yeni tarz), avareler (flâneur), koleksiyoncular, kumar, sokaklar, eşya kutu ve kılıfları, alışveriş merkezleri, metrolar, demiryolları, sokak levhaları, perspektif, aynalar, yer altı mezarları, iç mekânlar, hava durumu, dünya fuarları, anayollar, mimari, haşhaş, Marx, Haussmann, Saint-Simon, Grandville, Wiertz, Redon, Sue, Baudelaire, Proust, Merkezi yöntemsel kavramlar da mevcuttur notlarda: rüya imgesi, rüya evi, rüya kolektifi, kök-tarih, tanıma’nın şimdisi, diyalektik imge.” (s. 50-51)

Bugün, Bilgi Çağı’nı tüketen bir dünyanın içinde olduğumuzu söylemek olasıdır. Bilginin yayılımı, toplumsal dönüşüm süreci; kültürü, insanın nesnelerle olan ilişkilerinden ortaya çıkan birikimi, olaylar, tarihsel değer, kazanımlar ve kaybedilenler düzleminde incelenebilir bu. Akıl almaz hızda üretim ilişkileriyle tüketim politikasına dayanan toplumlar oluşturulmak istendiğini anlamak ilk bakışta hiç de zor değil. Benjamin de yaşadığı dönemde bunu anlamış, anlatmış düşünürlerden. Benjamin, kent kültürlerinin oluşumunu incelemek istediği “Pasajlar”ı, vitrinlenen dünyanın gaz lambasıyla aydınlatılmış sürecinden neonlara geçişini yansıtmak için hazırlanıyordu. Susan Buck-Morss da Benjamin’in bu tamamlanamamış çalışmasını sistematik bir şekilde ayaklar üstüne oturtmayı denemiş. Kitabın önsözünde Buck-Morss: “Bu kitap uzun olduğu gibi argümanları da karmaşıktır. Her şeyden önce okurun çaba harcaması şarttır. Fakat sadece akademik kültler dünyasına (ki bunların arasında Benjamin “kültü” artık önde gelen bir role sahiptir) adım atmış olanlara hitap eden bir entelektüel jargonla metnin iyice karmaşık bir hal almaması için, kendi adıma epeyce çaba gösterdim. Kitap uzmanlık isteyen bir bilgi gerektirmiyor. Herhangi bir şekilde felsefi bir altyapıya sahip olmak da şart değil; uzunca bir süredir huşuyla eğilmemiz gerektiği öğretilen kültürel “hazineler” kanonu kadar, günlük hayatta karşılaştığımız sanayi kültürünün sıradan nesnelerinin de bize bir şeyler öğretebileceği önermesine açık olmak yeterlidir.” (s. 15) diyor. Doğrusu, kitabın anlaşılması önsözde de söz edildiği gibi zor sayılmaz. Yine de en azından ‘görme isteği’ olan bir kitlenin ilgisini gerektiriyor denilebilir.

Akşamdı. “Dünya bize kendi hakkımızda bütün kitapların öğrettiğinden daha fazlasını öğretir. Çünkü direnir bize. İnsan engelle boy ölçüştüğü zaman tanır kendini. Ama ona ulaşabilmesi için elinde bir araç bulunması gerekir. Bir rende ister ya da bir saban. Köylü, toprağında çalışırken, yavaş yavaş doğadan bir iki giz koparır, çıkardığı gerçek de evrenseldir. Havayollarının aracı olan uçak da aynı biçimde insanı bütün eski sorunlarla karşı karşıya getirir.” diyor Antoine de Saint-Exupéry (İnsanların Dünyası, Antoine de Saint-Exupéry, Çeviren: Tahsin Yücel, Can. İkinci Basım 1992, İstanbul, s. 7). Değişimi hesaplamak yaşanılan mekânın algılanmasıyla gerçekleşebilir. İnsanlar nüfus yoğunluğunun fazla olduğu metropolleri sürekli değişiminden ötürü büyülü bulur. Güçlü bir iktidar kavgası oluşturan kentler, sermayenin de yönünü belirlemektedir çünkü. Sermayenin oluşturduğu fetişler ister istemez imgesel birtakım olaylar yaratabilir. Benjamin’in bunlardan yola çıkıp “Pasajlar”ını kurmak isteyişi elbette güzel bir istekti, fakat bunu bir çuval materyal üzerinden hazırlaması, onun dünyasının pek de sağlıklı bir ortamda olmadığını açıklıyor diye düşünmek de olası. İşte bütün bunları Benjamin dilinde tasnif eden Buck-Morss, gösteri dünyasının gösterenlerinin düştüğü sahnenin tozunu alıp görünenin daha net anlaşılır olmasını sağlamaya çalışıyor. Fakat dağınık bir yapının bütünsel bir anlam ifade etmesi için materyallerin zengin örgüsünden çok, yalın ve bir o kadar da arındırılmış, ayıklanmış olması gerekir. Susan Buck-Morss’un Walter Benjamin’in “Pasajlar”ını bütünselliğe oturtma biçimi bu yaklaşımda hazırlanmış gibi gözükse de kaynak göndermelerinden okuyucuyu yoruyor. Böyle olunca da okurun ilgisinden bazı zaman uzaklaştığı söylenebilir. Çünkü okurun görevi arşiv karıştırmak değildir.

Okur, salt ayrıştırılmış bilgiyi ister. Bunu şöyle örneklemek olası; bir araç yapılmak isteniyor ve bu araç uçabilmeli, karada ve denizde gidebilmeli, tren raylarında bile yol alabilmeli… Evet, olası; ama böylesi bir araç bile çok yönlü olmakla birlikte bir araç olma bilgisini içerdiğinden sadece bir araç bu, diyebilirsiniz. Burada çok yönlü bir araçtan, genel anlamda da bir araçtan söz etmek gerekir. Çok yönlü bir göndermelere varıyorsa eğer işin sonu, yoğun bir anlam yumağında kaybolabilir okur. Bu bağlamda “Görmenin Diyalektiği”nden yoğun bilgisinden dolayı konsantre bir tat beklemek yerine, aromatik bir tat alınabilir desek sanırım okurunun beklentisine yardımcı olunabilir.

“Pasajlar şunu savunur: Kapitalizm çağını biçimci “modernizm” ve tarihsel açıdan eklektik “postmodernizm” diye ikiye ayırmak bir anlam ifade etmez, çünkü bu eğilimler zaten sınaî kültürün başından beri var olmuştur. Paradoksal dinamikler olan yenilik ve tekrar, basit bir biçimde kendilerini yeniden tekrar ederler.

Modernizm ve postmodernizm kronolojik çağlar değil, sanat ile teknoloji arasında yüzyıla yayılan mücadeledeki siyasal konumlardır. Nasıl ki modernizm toplumsal işlevle estetik biçimin uzlaşmasını öngörerek ütopyacı özlemi ifade ediyorsa, postmodernizm de bunların özdeş olmadığını kabullenir ve fanteziyi canlı tutar. Dolayısıyla her iki konum da ancak kısmi bir hakikati temsil eder; meta toplumunun çelişkileri aşılmadığı sürece bunların her biri “yeniden” ortaya çıkacaklardır.” diyor Walter Benjamin. (s. 387) Eski yeni arasındaki geçişin bir özetini yapıyor adeta Benjamin bununla. Benjamin’in dinlerden sanatsal akımlara dek birçok şeyden beslendiği bu projesi, yaşadığı dönemdeki politik çalkantıların da etkisiyle tamamlanamasa da göstermek için oldukça materyal çıkartmış ortaya. Bütün bu materyalleri derleyen “Görmenin Diyalektiği” de böylece çıkmış ortaya.

José Ortega y. Gasset, “... biz dünyamızın olmamızı istediği gibiyiz ve temel özelliklerimiz çevremizin etkisi altındadır. Böylelikle, yaşamamız, dünya ile olan ilişkimizden başka bir şey değildir. Onun bize sunduğu genel, kendi yaşamımızın genel çehresini oluşturacaktır. Bu nedenle, bugünün insanının değişik olan özelliklerini gözlemleme üzerinde çok fazla duruyorum. İnsan için geçmişteki yaşadığı zorluklar, tehlikeler, istek, sınırlama, bağımlılık anlamına gelirken, yeni dünya; sınırsız imkân, güven ve bağımsızlık anlamına geliyor. Bu ilk ve son izlenimlerin temelinde, her çağdaş insanın aklı da çağına göre biçimlenecektir. Bu temel izlenim, kişinin içinde durmak bilmeyen bir ses olur ve ona yaşamın tarifini verir, bu aynı zamanda ahlâki bir zorunluluktur. Eğer geleneksel düşünce “Yaşamak kendini sınırlamış hissetmektir ve böylelikle bizi sınırlayanla hesaplaşmaktır.” diye fısıldarsa, en yeni ses de “Yaşamak sınırsızlıktır ve sonuçta birinin kendisini kendisine bırakmasıdır. Pratikte hiçbir şey imkânsız değildir, hiçbir şey tehlikeli değildir ve prensipte kimse kimseden üstün değildir.” diye bağırır. Bu temel deneyim, kitle adamının geleneksel, değişmeyen yapısını tamamıyla yansıtmaktadır. Çünkü kitle adamı kendini daima, doğası gereği, maddi kısıtlamalar ve yüksek sosyal güçlerle karşı karşıya hissetmiştir. Onun gözünde bu, hayatın ta kendisiydi. Eğer durumunu geliştirmeyi başardıysa, toplumsal seviyesini yükselttiyse, bunu kendine gülen şansa bağladı. Eğer buna bağlamadıysa, ona neye malolduğunu bildiği büyük bir çabaya bağladı. Her iki durumda da, sorun, dünyanın ve yaşamın genel yapısına uyanma sorunu idi.” (Kitlelerin Ayaklanışı, José Ortega y. Gasset, Çeviren: Koray Karaşahin, Babil y. 2003, İstanbul, s. 56-57) diye açıklıyor hızla indirime giren dünyayı. Bu bağlamda Benjamin de kavramsal birtakım şeylerle buluşmaya giderken yanına insanın başkalıklarını almış gözükmekte. Değişimin süregelenle harmanlanıp bir hızda ilerlemesi elbette doğal bir süreçtir. Ama bugünün dünyasının hiç şaşkınlık yaratmadığı da başka bir gerçek olarak duruyor.

Peki, görmek şaşırtmıyorsa artık, gösterenin önemi ne kadar kalabilir? Walter Benjamin, kedilerden kentlere çıkabilirdi. Kentin pasajlarında inceden demlenmeyi tercih etti. Olabilirdi. Oldu da. Akşamdı. Kediler için hiç de eğlenceli sayılmazdı.

Devamını görmek için bkz.

Ani Ceylan Öner, “Modern bir tarihyazımı projesi”, Yeni Şafak Kitap Eki, 3 Mart 2010

Görmenin Diyalektiği çalışması pek alışıldık bir girişim değil. Felsefi hakikatin kaynağı olarak kitle kültürünün enkazını ciddiye alan Walter Benjamin'in geliştirdiği Görmenin Diyalektiği'nin yorumlanmasını da içeren resimli bir felsefe kitabı.

Hayat kadar önemli

Walter Benjamin'in tanımlamasıyla 'Pasajlar Çalışması', sanayi devriminin bir sonucu olarak ortaya çıkan modernliğin keşfe çıkıldığı uzun bir yolculuğun hikâyesi. Pasajlar çalışmasına Benjamin somut olarak 1927 yılında başlamış ve üzerinde 13 yıl çalışmış. 1940 yılında Hitler'in Fransa'yı işgal etmesinin gündemde olduğu günlerde, Fransa'dan kaçma girişimi başarısızlıkla sonuçlanıp, intihar ettiğinde proje hala tamamlanmamış. Ancak, ardında bıraktığı mektupta "Hayatım kadar önemli" dediği bavulunun içerisinde keşfedileceği günü beklemiş. Başlangıçta elli beş sayfalık bir deneme olarak düşünülen bu çalışma, 1982 yılında ilk kez basıldığında 1000 sayfaya ulaşmış. Çalışmanın bir ilk sayfası olmadığı gibi bir eser olarak taslak bir yapıya da sahip değildir.

Hikâye anlatıcısı sahnede

Susan Buck-Morss'un Görmenin Diyalektiği isimli eşsiz eserinin konusu da bu namevcut metinlerdir. Morss, bu eserde üzerindeki tartışmalar her daim sıcaklığını koruyan Walter Benjamin'in teolojik-felsefi yazın dünyasına girmeyi amaçlamaktadır. Morss'un tanımlamasıyla bu resimli felsefe kitabı, Walter Benjamin'in felsefi ve edebi literatüre armağan ettiği 'Hikâye Anlatıcısı' figürünün de ete kemiğe bürünmüş bir hali olarak okuyucunun karşısına çıkmakta. Eser, Benjamin'in Pasajlar çalışmasının bir özetini vermekten ziyade Benjamin'in kendi tarihsel deneyiminin hikâyesi içinde 19.yüzyıl Paris'inin hikâyesini anlatarak, kendisini oluşturan tarihsel verilerin katmanları içinde derin bir uykuya dalmış olan Pasajlar'a bir nevi hayat vermektedir. Benjamin'in Pasajlar Çalışması'nı gerçekleştirirken amaçladığı gizli anlam da budur.

Gerçek bir gerçeklik

Günümüzdeki modern ticari pasajların da kökeni olan bu en eski kök-alışveriş merkezlerinde Benjamin, dindışı dünyanın fenomenolojik bilgisini içeren 'Gerçek bir gerçekliği' aramaktadır. Gündelik hayat deneyimini felsefi alanın içine yerleştirme çabasını da içeren bu arayış, eşine az rastlanır nitelikte bir felsefi yöntem geliştirir ki bunu en iyi şekilde Görmenin Diyalektiği biçiminde tanımlayabiliriz. Çalışmasını bir edebi ürün olarak değerlendirmemize izin vermeyen ve bir yazar olarak niyetine dair okuyucuya çok az ipucu veren Benjamin'in bu girişimle amacı, okuyucuyu kendi isteğini bile hiçe sayarak yapıtın içindeki anlamların şifresini çözmeye yöneltip, onu bir nevi 'tarih dedektifi' haline getirmektir. Bu yolla okuyucu da eserin inşasına faal olarak katılıp, tarihsel anlamları kendi kendine keşfettiğini hissederken, Benjamin spot ışıklarının altından hızla uzaklaşacaktır. Geriye kalan tarihsel gerçeklik karşısında kafası karışmış ve bu gerçekliğin keşfine odaklanan okurdur.

Klee’nin tarih meleği

Walter Benjamin'in gündelik hayatın nesneleri içerisinde aradığı tarihsel anlam her defasında değişmekte olan uçucu bir yapıya sahiptir. Benjamin'in Paris pasajlarındaki sanayi kültürünün seher vaktinden kalma nesnelerde (Korseler, tüylü toz bezleri, taraklar, eski fotoğraflar, çoktan tarih olmuş yaka düğmeleri...) aradığı bu toplumsal tarihsel gerçekliği, okur kendi çağına uyarlamalı ve aynı anlamı kendi çağında keşfe çıkmalıdır. Tarihten bağımsız bir tarih yazımı projesi olan "Pasajlar" sanayi çağında mistik ve düşsel bir durumda bulunan bu tarihsel bilginin canlandırılmasını amaçlar. Gündelik hayatın içinde saklı olan bu tarihsel bilginin tasvirini Paul Klee'nin "Angelus Novus-Tarih Meleği" tablosunda bulur Benjamin; "Klee’nin "Angelus Novus" isimli bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor; gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş."

On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin meta-tapınağı, modernliğin kök-olguları olan Pasajlar'ı Baudelaire'in Flaneur'ü (gezgin) edasıyla inceleyen ve içinden geçtiği çağın anlam içeren nesnelerini bir "Koleksiyoncu" edasıyla (parça parça ama hepsi belirli bir bağlam içinde) birleştiren Benjamin bu çalışmayla ilgili o dönemde Filistin'de bulunan dostu Scholem'e, başarısızlık korkusunu bu denli içinde hissederek hiç yazmadığından bahseder. Eserin başarısının o öldükten yıllar sonra ortaya çıkması ve birçok disipline kılavuzluk etmesi bir yana, bu önemli eser zeminsiz Postmodernizm tartışmalarının yapıldığı günümüzde modernliğin ne olduğuna dair sağlam bir zemin yaratmakta kanımca. Yahya Kemal'in "Kökü geçmişte ati" olarak tanımladığı, Klee'nin ölümsüz tablosunda resmedilen modernlik olgusunun başyapıtı olan Pasajlar'ın rehberi olarak tanımlanabilecek Görmenin Diyalektiği, Susan Buck-Morss'un okura adeta dönemin pasajları içinde ilerleme imkânı veren felsefi yorumları ve bunu Türk okuyucusuna ileten Ferit Burak Aydar'ın saplantısız Türkçesi ile meraklı okurlarını beklemekte.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.