Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-730-2
13.5x21.5 cm, 408 s.
Liste fiyatı: 38,00 TL
İndirimli fiyatı: 30,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Edward W. Said diğer kitapları
Şarkiyatçılık, 1999
Kış Ruhu, 2000
Geç Dönem Üslubu, 2008
Medyada İslam, 2008
Yersiz Yurtsuz, 2014
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Başlangıçlar
Niyet ve Yöntem
Özgün adı: Beginnings: Intention and Method
Çeviri: Ferit Burak Aydar
Yayına Hazırlayan: Tuncay Birkan
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 2009

Türkçede daha çok Şarkiyatçılık ve Filistin sorunu hakkındaki eleştirel çalışmalarıyla tanınan Edward W. Said'in edebiyat eleştirisi alanındaki en önemli çalışmasıdır Başlangıçlar. Yazar bu kitabında Milton, Hopkins, Wordsworth gibi büyük şairler ile, Dickens, Hardy, Conrad, Mann, Proust gibi romancıların eserlerini, özellikle Vico, Auerbach ve Foucault'dan hareketle geliştirdiği kendine özgü kuramsal perspektiften okuyarak, bir eser yazmaya "başlama"nın filolojik, felsefi, psikolojik ve tarihsel boyutlarını analiz ediyor.

Seküler, insan ürünü ve sürekli yeniden geliştirilen bir kavram olarak gördüğü "başlangıç"ı, ilahi, mitik ve ayrıcalıklı bir kavram olan "köken"den ayırt ederek işe başlıyor Said: Batı kültüründe romanın 18. ve 19. yüzyıllarda kazandığı önemin, sanat, deneyim ve bilgi alanlarında "başlangıçlar"a özel, otorite kazandırıcı, kurumsal bir rol yüklemiş olmasında yattığını öne sürüyor. Bu fikrin Freud'un bulguları ve modernist yazarların romanlarında oynadığı rolü ele aldıktan sonra da başlama sorununun eleştiri söylemindeki ve Foucault'daki yerini analiz ediyor.

Said, bütün eserlerinde olduğu gibi, bu kitabında da edebiyatı tarihten, felsefeden ve toplumsal söylemden koparmayı reddederek, edebiyat eleştirisinin bu ret sayesinde neler kazanabileceğinin çok parlak bir örneğini sunmuş oluyor.

İÇİNDEKİLER
Morningside Baskısına Önsöz
Önsöz
Teşekkür

1 Başlangıç Fikirleri
2 Başlangıçlar Üzerine Bir Tefekkür
3 Başlangıç Niyeti Olarak Roman
4 Bir Metinle Başlamak
5 Abecedarium Culturae (Kültürün ABC'si)
Mâdumiyet, Yazı, Bildirim, Söylem,
Arkeoloji, Yapısalcılık

Sonuç: Kendi Eserlerinde ve Bunda Vico
Notlar
Dizin 395
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 15-17

Nedir başlangıç? Başlamak için ne yapmak gerekir? Bir faaliyet ya da bir an ya da bir mekân olarak başlangıcı özel kılan nedir? Öyle kafamızın estiği zaman başlayabilir miyiz? Başlangıç için nasıl bir tutum ya da ruh hali gerekir? Tarihsel açıdan bakıldığında, başlangıç için en elverişli denebilecek bir an, başlangıcın en önemli faaliyet olduğu bir birey var mıdır? Edebiyat eseri açısından başlangıç ne kadar önemlidir? Başlangıç hakkında bu tür sorular sormaya değer mi? Eğer öyleyse, bunları somut, anlaşılır ve bilgilendirici şekilde ele almak ya da cevaplamak mümkün müdür?

Bunlar bu kitabın başlangıç soruları. Fakat bu soruları ele aldığımızda neyse ki bir sınırlandırma işlemi gerçekleşiyor – neyse ki diyorum zira öbür türlü, tartışılması neredeyse olanaksız derecede karmaşık sorulardır. Başlangıçları hem yapılan hem de üzerine düşünülen bir şey olarak ele aldım. Bu ikisi kimi zaman kol kola gider, ama dil kullanıldığında bunlar her zaman zorunlu olarak birbirine bağlanır. Dolayısıyla bir başlangıcı tarif etmek ya da buna dikkat çekmek istediğimizde belli bir lügat kullanırız – başlangıç ve yola çıkış kökenler ve özgünlük, iptida, açılış, devrim, otorite, kalkış noktası, radikalizm vs. Aynı şekilde kişi gerçekten yazmaya başladığında başlangıç girişimini niteleyen bir dizi karmaşık koşul oluşur. Dolayısıyla dil yoluyla başlangıç hakkında yazmak ya da düşünmek, bir başlangıcı yazmakla ya da düşünmekle bağlantılıdır. Nitekim sözel bir başlangıç hem yaratıcı hem de eleştirel bir faaliyettir, tıpkı dili disiplinli bir tarzda kullanmaya başladığımızda, eleştirel düşünce ile yaratıcı düşünce arasındaki ortodoks ayrımın çözülmeye başlaması gibi.

Başlangıç yalnızca bir eylem türü değil, aynı zamanda bir ruh hali, bir çalışma şekli, bir tavır, bir bilinçtir. Başlangıç pragmatiktir – mesela zor bir metni okuyup anlamak için nereden başlamamız gerektiğini ya da yazarın esere nerede ve neden başladığını düşündüğümüzde olduğu gibi. Başlangıç aynı zamanda teoriktir – mesela genel olarak başlangıca özgü bir epistemolojik vasıf ya da icra/performans olup olmadığını sorduğumuzda olduğu gibi. Her yazar için başlamak saptanmış bir kalkış noktasına bağlı bir şey için yola çıkmaktır. Başlangıç engellendiği durumda bile, (ender durumlar hariç) her zaman peşinden başka şeylerin geldiği bir ilk adımdır. Bu nedenle başlangıçlar, her zaman çok açık bir şekilde anlaşılmasa da, bir role sahiptir. Kuşkusuz başlangıçlar biçimsel olarak yararlıdır: Ortalar ve sonlar, süreklilik, gelişim – tüm bunlar kendilerinden önce bir başlangıcın olduğunu ima eder. Fakat karmaşık bir biçimin kendine ait bir mantığı vardır. Peki ya başlangıçların?

Düşünen sanatçı, düşünen eleştirmen, filozof, siyasetçi, tarihçi ve psikanalitik araştırmacı için şurada burada başlangıçların olduğunu varsayarsak, başlangıçlar üzerine bir inceleme kolaylıkla sonsuz örneğin yer aldığı bir katalog halini alabilir. Bu kitapta tam da bu tür bir katalog derlemekten (bunun mümkün olduğunun farkında olduğumda bile) kaçınıp, onun yerine başlangıçlar sorununu ilginç, epeyce ayrıntılı, pratik ve teorik bir tarzda ele almaya çalışacağım. Burada kişinin başlarken ya da başlangıç hakkında düşünüp yazarken yalnızca ne tür bir dil kullandığını ve ne tür bir düşüncenin vuku bulduğunu göstermeye çalışmıyorum; aynı zamanda roman gibi biçimlerin ve metin gibi kavramların dünyadaki başlangıç ve varlık biçimleri olduğunu göstermeyi istiyorum. Ayrıca bir kültürel dönemden diğerine geçerken gerçekleşen değişiklikler bir başlangıcın ne olduğu ya da olması gerektiği anlayışındaki değişiklikler olarak da incelenebilir. Örneğin bugün bir eleştiri yapıldığında, eleştiri yazmaya başlangıç konusunda fevkalade koşullara bağlı bir farkındalık işbaşındadır; bugün bir yazarın eserini anlamak için yaşamının mutlak ve asli bir önceliğe sahip olduğu fikrine geçmişe nazaran daha uzağız. Bunun nedeni nedir ve dahası bugün bir yazarın eserini incelerken nereden başlamalıyız? Bugün eleştirel farkındalığın ayrıcalıklı terimleri ve başlıca veçheleri nelerdir?

Bu tür soruları ele almaya kalkışan bir eser yalnızca başlangıcı bakımından değil, aynı zamanda sürekliliği, konu seçimleri, sözcük dağarcığı konusunda da mahcup olma riskiyle karşı karşıyadır. Elinizdeki kitapta da böyle bir mahcubiyet potansiyelinin olduğunu göz önünde bulunduruyorum. Benim eleştirel terimlerim (geçişli ve geçişsiz başlangıçlar, otorite, niyet, yöntem, –köken'den ayrı olarak– başlangıç, metin, yapı) aşağıda gayet açık bir şekilde görüleceği üzere çok geniş ilgi alanlarına ait fikir çağrışımlarına dayalıdır. Kitabın altı bölümünden ya da epizodundan her biri, başlangıcın bir veçhesine dayalı olan bir iç bütünlüğe sahiptir; her biri temeldeki başlangıçlar konusundan çok uzaklaşmayan bir tarihsel örüntüyü (örneğin romanın gelişimini) kapsamaktadır, ama paradoks gibi görünse de Avrupa romanının hem erken hem de geç dönem safhalarını ele almam da mümkün oldu. Bu altı epizot, bir arada çizgisel bir tarzda olmamakla birlikte, başlangıçları incelemeyi sağlayacak bir yapı oluşturur. Epigrafta Vico'yu alıntılama ve eserlerini sonuç kısmının konusu yapma tercihim benim şu (döngüsel) savlarımı en iyi şekilde ifade etmemi sağlıyor olabilir: Başlangıçlar birinci ve önemlidir ama her zaman bariz değildir, başlangıç son kertede basit çizgisel bir gerçekleşmeden ziyade temelde geri dönüş ve tekrar içeren bir faaliyettir, başlangıç ve yeniden-başlangıç tarihselken, kökenler ilahidir, başlangıç yalnızca yöntem yaratmaz, aynı zamanda kendi kendisinin yöntemidir, çünkü bir niyete sahiptir. Kısacası, başlangıç farklılık yaratmak ya da üretmektir; ama –konunun büyüleyiciliği de buradan geliyor– zaten-bilindik olanla dildeki insan çalışmasının verimli yeniliğini birleştirmenin sonucu olan bir farklılıktır burada bahsedilen. Her bölüm yeni ile alışıldık olan arasındaki bu etkileşim üzerinde yükselmektedir, bu olmadan (ex nihilio nihil fit*) gerçek bir başlangıç olamaz. Bu kitap gibi bir denemenin temelindeki ilgi konusu, bu denemenin asıl temasıdır: dil ve tarih cemaati – başlangıçtan itibaren ve her türlü başlangıca rağmen. Bunu başlangıçta söyleyerek sonrasında tarihsiz dilin ve dilsiz tarihin verdiği muhafazakâr emniyet hissinden kaçınmak amacındayım. Dolayısıyla başlangıçlar radikal bir sertliği dizginlemekten ziyade olumlamakta ve en azından bir yeniliğe kanıt oluşturmaktadır – başlamış olmaya.

* Hiçbir şey yoktan var edilemeyeceğinden. –ç.n.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Soner Can, "Başlangıçlar’a dair bir başlangıç yazısı ", Star Kitap Eki, 9 Ocak 2010

Edward Said, Türk okurunun yakından tanıdığı, yazarın Orta Doğu ve Oryantalizm hakkında yıllar boyunca yazdıkları makale ve kitaplarına sürekli gönderme yapılan, alıntılanan önemli bir yazar ve düşünür. Hatta Said için, ‘Türkiye’deki her ideolojik kesime lafını dinletebilmiş bir entelektüel’ de diyebiliriz. Yazarın Şarkiyatçılık, Kış Ruhu, Geç Dönem Üslubu ve Medyada İslam gibi eserleri özel ama nitelikli bir okur kitlesince daima heyecanla karşılanmıştır.

Yazarın Türkçede yeni yayınlanan eseri Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem, edebiyatın adeta ontolojisini kurarken, belleklerde insan fiillerinin amaç-sonuç ilişkilerine dair unutulmayacak yol işaretleri bırakıyor. Edebiyatın ontolojisinden söz ederken Said’in özelikle bu kitapta Charles Dickens’tan John Milton’a, Thomas Hardy’den, Joseph Conrad’a, Marcel Proust’tan Thomas Mann’a dünya edebiyatının büyük ustalarının eserlerine getirdiği analizler, tamamen kendine özgü inşa ettiği eleştirel bakışı ise tek kelimeyle takdire şayan.

Ancak öncelikle ve belki de sadece Said’in ‘başlangıç’ üzerine bir kitap ve eleştiri üslubu inşasının ilginçliğine değinmeli.

İnsan fiili çaresizce ‘başlangıç’a muhtaç. Çaresizce, çünkü herhangi bir şeye başlayabilmek için (aslında) bir yerden geliyor olmak ve o mola verdiğiniz yerde kararlı duruşunuzu koruyor olmanız gerek.

Başlıyor olmak; İnsanca istemek, tasarlamak, düşünce beyindeki ilk kıvrımlarında yol alırken ‘başlangıç’ın bir sonraki aşamasını düşlüyor olmak demek. Bu yüzden Said, “Başlangıç yalnızca bir eylem türü değil, aynı zamanda bir ruh hali, bir çalışma şekli, bir tavır, bir bilinçtir” diyor.

Edward Said başlamanın, daha önce başlanmışların bir devamı olduğuna, onun bir var olma ve var etme sorunu olduğunu düşündürürken, edebiyatın var olduğu ortamından felsefi, pratik ortamından kopartılamayacağını da hatırlatıyor.

Yazar, kendi düşünselliğinin kendi edebi kişiliği ile irtibat noktalarından hareket ederek, felsefenin en ilkel ve ilksel aracı ‘sorular’la yol alıyor başlangıç konusuna...

Nedir başlangıç? Başlamak için ne yapmak gerekir? Bir faaliyet ya da bir an ya da bir mekân olarak başlangıcı özel kılan nedir? Öyle kafamızın estiği zaman başlayabilir miyiz? Başlangıç için nasıl bir tutum ya da ruh hali gerekir? Tarihsel açıdan bakıldığında, başlangıç için en elverişli denebilecek bir an, başlangıcın en önemli faaliyet olduğu bir birey var mıdır? Edebiyat eseri açısından başlangıç ne kadar önemlidir? Başlangıç hakkında bu tür sorular sormaya değer mi? Eğer öyleyse, bunları somut, anlaşılır ve bilgilendirici şekilde ele almak ya da cevaplamak mümkün müdür?

Ne söyleyeceğini, kitabında neyi nasıl söyleşeceğine dair kaleme aldığı önsözünde eşzamanlı olarak okuruna bu sorular aracılığıyla kendi kitabının a priori başlangıç’ını sunan Edward Said’in zekâsı karşısında insan ister istemez saygıyla eğilmek durumunda kalıyor:

Bir şeyi demek istiyorken denilmek istenenin kendiliğinden kendi ifadesini bulması!

Bunu söylerken bunun farkında olmak, başlangıç konusunda kafamızı bir nebze karıştırmıyor değil.

Ancak kitabın ilerleyen bölümlerinde ‘başlangıç’ diğer başlayanların neye niye başladığına dair yargılar peş peşe sıralanmaya başladığında o kadar da çaresiz bir durum olmadığını, kendi anlama başlangıç’ımızın da kendi anlama isteği başlangıç’ından sonra geldiğini fısıldayıveriyor insana:

‘Başlangıç’a dair bir dil oluşturmak, bilinçle algıladığımız ilk başlangıçtır!

Başlangıçlar neden önemli... Bu biraz da insan olmakla, insan kalmakla, insanlığı sürdürmek istemekle ilgili bir şey... Daha üstün, daha yoğun, daha ulaşılmaz, daha estetik olana doğru evrilmeye dair bir şey; kısacası insana dair, insani bir şey. Anlama ve kavrama gayreti de bunun bir parçası, hem de önemli bir parçası.

Çünkü anlama gayreti, bir başka ‘başlangıç’ı var edebilmenin olmazsa olmaz şartıdır.

Devamını görmek için bkz.

Emrah Pelvanoğlu, “Edward Said’den ‘tekinsiz eleştiri’ “, Kitap Zamanı, 4 Ocak 2010

Şarkiyatçılık’ı (1978) okumadan evvel, onun bilgisini farklı çalışma alanlarına taşıyan birçok yazı sayesinde kitaba dair olumlu bir önyargı edinmiştim.

Ancak bu olumlu önyargının oluşmasında etkili olan, ilgili yazıları okumamdan da evvel, oryantalizmin (öyle ya da böyle) nesnesi olmuş bir kültürün içinde büyümüş olmam, dahası bu kültüre dair geliştirdiğim farkındalıktır. Hatta bu farkındalığın, içinde büyüdüğüm kültürü anlatısallaştıran özcü / milliyetçi ideolojinin “otoritesi” kadar (ve hatta ondan çok), bu otoritenin beraber var olduğu, “kaçınılmaz olarak ona eşlik eden”, onun için Batılı ya da onun için Doğulu olan çeşitli “tasallut” imkânlarıyla biçimlendiğini söyleyebilirim. Bütün bunlar, kurguladığım bu özne için, benim için oryantalizmin, “bir eleştiri niyeti olarak Şarkiyatçılık’ı okumamdan evvel başladığını belirtir.

Yukarıdaki paragraf, Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem (1975) için yazılan bu tanıtım yazısının giriş paragrafı. Paragrafta kurgulanan “ben” ve onun anlatısı, Başlangıçlar’ın kışkırttığı ve onu anlatmak için kullanılmış bir yöntem. Başlangıçlar için niyetlenilmiş bir yazının Şarkiyatçılık’a dair bir anlatı ile başlaması ise, Edward Said'in (1935-2003), (Türkçede ve belki de bütün dünyada) “dünyevî” bir bilgi alanı ve eleştiri imkânı olarak, oryantalizmle başlamış olmasıyla açıklanabilir. Bir diğer sebep Şarkiyatçılık'ın, Başlangıçlar'ı takip eden Said çalışması olması, dolayısıyla Şarkiyatçılık'a dair bilgimizin, Başlangıçlar'ı açıklamak için ihtiyaç duyacağımız tarihselliğe ait bir başlangıç nüvesi taşıyabileceği düşüncesidir. Ancak Başlangıçlar'ın edebiyat eleştirisi, Şarkiyatçılık'ın ise politik eleştiri bağlamında değerlendirildiğini düşünürsek, umduğumuzun aksine bu “başlangıç nüvesi”nin, bir çelişki taşıdığı, iki çalışma arasında bir süreksizlik olduğu da iddia edilebilir.

Hazır kategorilerin dışında

J. Hillis Miller, Diacritics'in 1976 yılında yayımlanan Başlangıçlar özel sayısına yazdığı “Beginning With A Text” (Bir Metinle Başlamak) başlıklı yazısında (ki Başlangıçlar'ın dördüncü bölümünün adıdır), hem Said'in hem de Başlangıçlar'ın, kendisi ve genel olarak (Batılı) okur için herhangi bir bağlama yerleştirilmesi zor ve hazır kategoriler için uyumsuz olduğunu söyler. Said soyadlı bir Filistinlinin Edward adını taşıyor olması, Ortadoğu kökenlerine rağmen Batılı edebiyatların modernist yapıtları üzerine yazması (son kertede Columbia'da ders veriyor oluşu “endişe giderici” olsa da) Batılı bir zihin için kavranması zor şeylerdir. Bir bakıma yapıtın yazarı da kendisi gibi sınıflandırılmaya karşı direnmektedir. Miller, Başlangıçlar'ı takip edecek çalışmanın Şarkiyatçılık olacağını kestirmenin de kendisi için aynı derecede güç olduğunu belirtir. Bu yüzden “süreksizlik”, (hem yazar, hem de yapıt için) Başlangıçlar'ın ana izleklerinden biri olarak değerlendirilebilir. 1994 yılında Şarkiyatçılık'a eklediği sonsözde Said'in, bu yapıtının başlangıcından son haline gelinceye kadar devam eden bir jestle kaleme aldığı tek yapıtı olduğunu belirtmesi, diğer yapıtlarına atfettiği süreksizlik nosyonu açısından ayrıca önemlidir.

Başlangıçlar, düzensiz ya da heterojen olmamakla birlikte, bilinen bütünlük modelleriyle (organik birlik, diyalektik ilerleme, şecere dökümü gibi) de çelişen bir üretim ya da toplama (assemblage) nosyonunun peşinde yüz küsur metnin içinden geçer. Miller'a göre Said, bilinen bütünlük modellerinin yerine; boşluklar, eksiklikler ve tamamlanmamışlıklarla parçalanmış bu ayrıksı toplama nosyonunu koyar. “Çokkatmanlı bir dağılmanın uyumu” olan bu nosyon, Said'in “başlangıç niyeti” ya da “metot” olarak adlandırdığı şey tarafından çok titiz bir şekilde bir arada tutulur. İşte bu alternatif düzen biçimi, Başlangıçlar'ın da konusudur.

Kitabı bir arada tutan parçalanmışlık ve zorluk, bu alternatif düzenle birebir uyum içindedir. Bölümlerin birbirlerini takip etmeyen süreksizlikleri, her bölümün kendi içinde görece tutarlı olsa da gayet atlamalı ilerleyen yapısı ve alışılmış birincil metin – ikincil metin karşıtlığını bozan alıntılama yöntemi bu uyumu aşikâr eder. Said; Marx, Lukács, Freud, Nietzsche, Conrad, Valéry, Barthes, Derrida, Swift, Coleridge, Vico ve daha onlarca ismi ve yüz küsur yapıtı, Miller'ın deyişiyle kendisi için bir başlangıç yapmak ve bu başlangıcı bir kitap üretmek, mekânda bir yer edinmek ve dünyevileşmek için kullanır, yargılar, temellük eder, yeniden biçimlendirir.

Dolambaçlı bir girişim

Başlangıçlar'ın Türkçe çevirisinin de baz alındığı 1985 yılındaki Morningside baskısına yazdığı önsözde Said, Miller'in yukarıda bahsettiğim yazısından ayrı olarak yine 1976 yılında yayımlanan bir başka yazısına değinir. Miller bu yazısında Başlangıçlar'ı “tekinsiz eleştiri” adını verdiği bir türe ait görmektedir. Yani bu kitap, esasen tarihsel ya da filolojik araştırmacılığın geleneklerine, sağduyuya dayalı uzlaşımlarına ve hatta takvalarına dayalı olmayan, “kişiyi genellikle zekâya direnmeyi neredeyse başardığı … mantıkdışı, absürd alanlara” götüren, “sözcüklerin mantığından kaçmaya yönelik dolambaçlı bir girişim”dir. Ancak Said, kısmen onaylasa da bu sınıflandırmanın Başlangıçlar'da yapmaya çalıştığı şeyi nitelemek için yeterli olmayacağını belirtir. Said “Tarih dışı absürdlüklerle ilgilenmek şöyle dursun, şeyleri başlangıçtan itibaren, ‘tarih içinde' tarif etmeye girişen tarihsel geri bakışın gerektirdiği muazzam çabayı tasvir etmeye çalıştım.” der.

Son olarak Said'in, ilk baskıdan on yıl sonra yazdığı bu önsözde, Başlangıçlar için belirlediği iki ana eleştirel nokta üzerinde duralım. İlki “köken”e karşıt olarak “başlangıç” kavramıdır. “Köken ilahi, mistik ve ayrıcalıklı; başlangıç ise seküler, insan ürünü ve sürekli incelemeye tabi bir şeydir.” Said bu kavramın, tahakküm eleştirisi, bastırılmış tarihin yeniden incelenmesi, geleneklerin analizi gibi çeşitli eleştiri biçimlerinde teşvik edici bir rol oynadığını belirtir. İkincisi ise anlatı ile metinsellik arasında kurulan bağdır. Said, bu bağ sayesinde yazarlık, baba mülkiyeti ve iktidarı birbirine bağlayan bir otorite kuramı geliştirildiğini, bu kuramın “söylemin manipülasyonu ve denetiminden hakikatin ve ‘Öteki'nin temsiline kadar bir dizi entelektüel pratiğin toplumsal tarihini içine alacak şekilde genişletilebilecek” bir kuram olduğunu belirtir.

Devamını görmek için bkz.

Semih Gümüş, “Başlangıçlar ve eleştiri”, Radikal Kitap Eki, 15 Ocak 2010

Edward W. Said tekinsiz eleştiri terimini, Başlangıçlar - Niyet ve Yöntem kitabında, akla gelebilecek bütün anlamlarını açığa çıkaracak biçimde kullanıyor. Bizim içinse, yeni bir terim tekinsiz eleştiri; hem edebiyat kültürümüz, hem de bugüne dek başka türlüsü yokmuş gibi korunan eleştiri anlayışının bugün karşılaştığı bir kavram. Yüzleşme, edebiyat kültürümüzün kaçındığı refleksler arasında olsa da, bu kavramla yüzleşmek gerekiyor.

Bizde aranan eleştiri iyi huylu olanıdır, yoksa habis sayılır, ama onun aslında başka bir sıfatla da kendini tanımlayabileceği düşünülmez. İyi huylu eleştiri, gerçekçi, mantıklı, anlaşılır, olumlu, güncel, aranan ve sık bulunan. Onunla caddenin karşısına geçebilirsiniz, ama edebiyatın arka sokaklarına girmek için tekinsiz bir kimlik aranır. Biçimin kıyılarında, yazınsal gerçekliğin dünyasında, düşlerin ve düşlemlerin büyüsünde, sık sık sıra dışında yaşayıp kesintisiz bir yenilenme sürecinin nedenlerini çözümleyebilirsiniz tekinsiz eleştiriyle.

Sorun, nereden başlanacağına ilişkin en doğru kararı vermekte. Edward Said başlangıcı, “seküler, insan ürünü ve sürekli incelemeye tabi bir şey” olarak saptıyor. Bunu edebiyat metinlerine çevirelim: Klasik düzyazı bugünkü edebiyatın kökeni olarak alınırsa, onun “ilahi, mitik ve ayrıcalıklı” olduğu, tipik çevresinde dönen bir tipik olduğu ve öyle yaşadığı bilinir. Öte yandan, tinsel değil de dünyevi olan modern metinler, her yeni okumada kazandıkları yeni anlamlarla sürekli yaratıcı çözümlemelere uğradıkları için, eleştirinin niteliğini yükseltirler.

Başlangıçlar, neden sonra Edward Said’in de belirttiği gibi, eleştirel okumanın gereksinimleri bakımından, modernizmden postmodernizme geçiş döneminin olanaklarından çokça beslenir. Modernizmin gücünü hâlâ koruduğunu Edward Said de düşünüyor. Bireylik savaşları tükenmediği gibi, bu karmaşık savaşın postmodernizmle anlaşılmasının güçlüğü de var. Hem bir yazınsal metne başlama, hem de yazınsal eleştirinin o metni çözümlemeye başlama konusunda modernist metinler yalnızca daha olanaklı değildir, aynı zamanda umulmadık anlamlar taşıyabilme gizilgücünü de masaya sürerler. Orada metin de tekinsizdir, eleştiri de.

Başlangıçların rolü

Başlangıçlar, yazınsal metinler için öteki öğeler arasında nadir taşlar gibi durur, ayrıca “biçimsel olarak yararlıdır”. Yazınsal metinler başlangıçlarına göre gelişimlerini tamamlayıp son tümcelerine varır. Dil, üslup, ses özellikleri bakımından nasılsa başlangıçlar, metnin gelişimi ve sonu da aynı biçimdedir. Yakıtı başlangıç ateşler, sonra düzenli biçimde ilerlemeye başlar metin. Genç ya da usta pek çok yazar, başlangıçlar için çektikleri sıkıntıların bazen bedelini öder, bazen ödülünü alır.

Bir dünyayı, sınırlarını metin içinde genişleterek açmaya çalışan romanın gelişme bölümleriyle sonu başlangıcına bağlı kalmayabilir, en azından dolaylı bağlarla yetinebilir. Ayrıksı örnekler dışında, bir öyküde böyle olmaz pek, kısa öykünün başlangıcı, bütün özellikleriyle öykünün bütününün biçimini anlatır. Biçime ilişkin bağlantıları doğru okumayı bilen her eleştiri görür bunu.

Öte yandan, bir de yazınsal metnin anlamı var. “Verili bir eserin başlangıcı onun gerçek başlangıcı mıdır yoksa eseri daha gerçek anlamda başlatan başka, gizli bir nokta var mıdır?” diye soruyor Edward Said. Eleştiri, öne sürdüğü sorunun yanıtını elbette bilmektedir. Roman ya da öykü yazınsal bir metnin başlangıcı, çoğu kez o metnin hikâyesinin gerçek başlangıcı değildir; hemen her zaman bir öncesi vardır hikâyenin ve o önce de anlatıya gerçek bağlarla eklenebilir. Peki niçin yazılmayan o başlangıç metnin içine alınmamıştır da, yazılmış o başlangıç seçilmiştir? Bu sorunun yanıtı sanırım yaklaşık yüz elli yıllık bir geçmişe bakarak verilebilir; hem tarihsel, kültürel, hem yazınsal düzeyde.

Bir tek şunu belirtmek yeterli: Modern zamanlar içinde gerçekliğin bütünüyle kavranmasının olanaksızlığı yüzünden, yazılacak hiçbir başlangıç artık öncesiz değildir. Edebiyat yapıtları, her zaman seçtikleri gerçekliği anlatır ve bilinir ki, o gerçekliğin yazılan yapıtı doğrudan ilgilendirmeyen bir öncesi olduğu gibi, bir de sonrası vardır. Kaldı ki, günümüzün okuru yazınsal metnin hikâyesini kendisi de kurgulamayı sürdürürken, metnin taşıdığı anlamlarla yetinmeyip kendi verdiği anlamlarla metni zihinsel bir serüven içinde çoğaltmaya çalışacaktır. “Dolayısıyla başlangıç, niyetli anlam üretiminin ilk adımıdır.”

Eleştiriye başlangıcını vermek

Eleştiri de herhangi bir okurun değil de onu asıl uğraşı edinmiş yazarın zihinsel sürecinde oluşuyorsa, orada yazınsal metne verilecek anlamların kendiliğinden çoğalacağı bellidir. Eleştiri, ele aldığı metni başlangıçta öznesi olarak kabul eder, bu düzeyden çıkar, sonra eleştiri sürecinde etkinliğini artırarak kendisi özneye dönüşürken metni adım adım nesnesine dönüştürür. Metni böylece deforme ederken, asıl amacı kendisini oluşturmaktır.

Edward Said, “Bugün edebiyat eleştirisi yazmaya başlarken kişinin kendisini bir geleneğe dahil görmesi eskisi kadar caiz değildir,” diyor. “Fakat bu, her eleştirmenin bugün kanonu yıkan ve yerine kendi kanonunu koymaya çalışan bir devrimci olduğu anlamına gelmez. Malzeme bulmak için sürekli bir yerden bir yere giden, ama esasen iki cami arasında beynamaz bir gezgin imgesi daha münasiptir.”

Eleştiri yazarı iki nedenle dolaşır: Biri, çözümlediği metnin bütün canalıcı noktalarını bulup en doğru başlangıç noktasını keşfetmek için; ikincisi, kendini sürekli yeniden sınamasını sağlayacak yeni eleştiri anlayışları ve yöntemler bulmak, okuduğu özgün eleştiri yapıtlarında ufkunu genişletecek ipuçlarını keşfetmek için.

Eleştirinin özgünlüğünü sağlayan etmenlerden biri, nesnesi olan yazıdan bağımsızlaşabilmesi, kendi sözcüklerini, anlamlarını, dilini yarattıktan sonra ötekine gereksinme duymamasıdır. Bu anlayışın edebiyatımız için yeni olduğunu söylemek bile ağır bir yük aslında, ama bizdeki eleştiri anlayışının daha yakın gelecekte bile bunun uzağında bulunduğu da gerçek. “Endişe ne kadar çoksa, yazı da o kadar alıntı olarak görünür ve kendini yeniden yazı olarak görür,” diyor Edward Said, sürekli alıntılayarak oluşturulan eleştirinin, alıntılarla bağımlı kaldığı yazının nesnesi olmaktan kurtulamadığını, o yazının doğal bir uzantısı olduğunu bu söze bağlayabiliriz. Bu tür eleştirinin kendine özgü bir başlangıç noktası seçmesi de kendiliğinden anlamsızlaşır.

Şuraya da varabiliriz: Kendine özgü bir başlangıç seçimi anlamsızlaşan eleştiri, öteki yazınsal metinlerle yan yana koyabileceği bir yazınsal düzey yaratma şansını kullanamamış olur ve bu şansı yitiren eleştirinin varlık nedeni anlamsızlaşır. Kendi doğası, anlamı, yazınsal yapısı, dili olmayan eleştiri, vicdan krallığını karşısındaki metne terk etmek zorunda kalır.

Benzerini Başlangıçlar’da Edward Said de belirtiyor: Söz hakkını karşısındaki yazınsal metne kaptıran eleştiri, o metni kendi söylemi içinde yeniden anlamlandırıp sürdürmek yerine, metnin söylem alanı içine girer. Nitelikli, yazınsal bir buluşmanın gerçekleşemediği bu nokta, eleştiri için bitişin başlangıcıdır...

Başlangıçlar’ın tartışmaya değer daha pek çok sorusu ve sorunu var.

Devamını görmek için bkz.

Beyaz Arif Akbaş, “Başlangıçlar üzerine bir tefekkür, BirGün Kitap Eki, Ocak 2010

Her yazar yazacağı şey açısından başlangıç tercihinin kritik olduğunu bilir: “Yalnızca sonrasında yazacaklarını belirlediği için değil, aynı zamanda bir eserin başlangıcı, kestirmeden söyleyecek olursak, sunduğu şeye ana giriş olduğu için de kritiktir.”(s. 21) Dahası aynı durum şu an ben bu metni yazarken de fazlasıyla geçerlidir. Edward W. Said gibi bir entelektüel için, onun Türkçeye çevrilen en son kitabı olan Başlangıçlar’a nasıl bir başlangıç yapabileceğim hususunda bir hayli düşünmüştüm. Sonra onun yazmış olduğu bir kitap tanıtım yazısı aklıma geldi. Said, Erich Auerbach’ın; ‘Mimesis: Batı Yazınında Gerçeğin Temsili’ kitabını “Maddi Dünyanın Eleştirisi” isimli yazısında tanıtıyordu. Pratikte şu an benimle aynı işi yapıyordu. Niye söylemeyeyim, belki de aynı sıkıntılı ruh halini taşıyordu. Eleştiri yazarları için, “özellikle de eğer yazdıkları yazıların bir dönemden fazla okunmasını istiyorlarsa, bu kitapların etkisi son derece az ve itibarlarının süresi şevk kırıcı bir şekilde kısa olacaktır.” (Ayraç, 2009) Hele bu yazılar daha kısa bir şekilde dergi vb. yerlerde çıkıyorsa. Bu yüzdendir ki eleştiri yazıları genelde kısıtlı bir çevre tarafından beğenilir ve gerçekten entelektüel bir keşfin etkisiyle ilişkilendirilir.

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi, Said’in kitabı, niyet ve yöntem açısından başlangıçlar üzerine geliştirilmiş bir dizi tefekkür çabasının neticesinde ortaya çıkmıştır. Başlangıçlar, bazı akademisyenlerin tabiriyle söylersek “tekinsiz eleştiri” adını verebileceğimiz türe ait, yani esasen tarihsel ya da filolojik araştırmacılığın geleneklerine, sağduyuya dayalı uzlaşımlara ve hatta ne saklamalı, takvalarına dayalı olmayan eleştiri kitaplarından biridir. Auerbach’ın İstanbul’da yazdığı Mimesis gibi Başlangıçlar’ın da uzun yıllar boyu bir eleştiri başyapıtı olarak kalacağı kanaatindeyim. Gerçekten büyüleyici bir kitap. “Tekinsiz Eleştiri” konusunda kitabın Morningside baskısına yazdığı önsözde Said, “Fakat Başlangıçlar’da yapmaya çalıştığım şeyi nitelendirmek için bu yeterli değildir, ya da en azından tekinsiz eleştiri ile beyhude ya da iktidarsız bir akıldışılık-varlığı ‘uçurum’ ya da ‘aporia/çıkmaz’ gibi sözcüklerle ifade edilmeye başlanmış bir akıldışılık- arasında kurulan özdeşleştirme konusunda.” diyordu. Zira bir inceleme konusu olarak başlangıçları ayrı bir değerlendirmeye tabi tutan Said’in tüm amacı akli ve işe yarar bir başlangıç belirlemekti ve esasen mantıksal başarısızlıklarla ve bunun uzantısı olarak, tarihdışı absürtlüklerle ilgilenmek şöyle dursun, şeyleri başlangıçtan itibaren, tarih içinde tahrif etmeye girişen tarihsel geribakışın gerektirdiği muazzam çabayı tasvir etmeye çalışıyordu. Bu minvalde Said kitabına yaşlanmayan zekânın bir abidesi olarak değerlendirdiği Vico’dan bir alıntıyla başlıyordu: “Öğretiler başlangıçlarını, inceledikleri meselelerin başlangıcından almalıdır.”(Yeni Bilim)

Başlangıç fikirleri

Said’in bu muazzam eseri önsöz dışında altı bölüme ayrılmıştır. Kitabın ilk kısmında başlangıç fikirleri konusu anlatılıyor. Sonra sırasıyla; Başlangıç Niyeti Olarak Roman, Bir Metinle Başlamak, Abecedarium Culture (Bizim ifademizle Kültürün ABC’si) Madumiyet, Yazı, Bildirim, Söylem, Arkeoloji, Yapısalcılık konuları anlatılıyor. Sonuç kısmında ise Bundo Vico’nun kendi eserlerinden yola çıkarak bir takım değerlendirmeler yapılıyor. Kitabın sonuç bölümünden sonra ise okuyucuya faydalı olabilecek kısa notlar açıklamalar halinde verilmiş. (Kitapların bu kısımları çoğu nitelikli okuyucu için eminim ki en keyif alınan yerleridir.) Said, çokça düşündükten sonra kitabına şu cümlelerle başlamıştır: “Nedir başlangıç? Başlamak için ne yapmak gerekir? Bir faaliyet ya da bir an ya da bir mekân olarak başlangıcı özel kılan nedir? Öyle kafamızın estiği zaman başlayabilir miyiz? Başlangıç için nasıl bir tutum ya da ruh hali gerekir? Tarihsel açıdan bakıldığında, başlangıç için en elverişli denebilecek bir an, başlangıcın en önemli faaliyet olduğu bir birey var mıdır? Edebiyat eseri açısından başlangıç ne kadar önemlidir? Başlangıç hakkında bu tür sorular sormaya değer mi? Eğer öyleyse, bunları somut, anlaşılır ve bilgilendirici şekilde ele almak ya da cevaplamak mümkün müdür?” (s.15) Aslında bunlar kitabın başlangıç sorularını oluşturuyor. Bu soruları ayrıntılı olarak düşünen Said bazı sınırlamalar getiriyor kendince. Çünkü uzun uzadıya tartışılması neredeyse olanaksız tüm bu sorular. Dolayısıyla bir başlangıcı tarif etmek için Said’in ifadesiyle söylersek; ya da buna dikkat çekmek istediğimizde belli bir lugat kullanırız – başlangıç ve yola çıkış kökenler ve özgünlük, iptida, açılış, devrim, otorite, kalkış noktası, radikalizm vs. Kısaca şunu diyebiliriz ki kişi gerçekten yazmaya başladığında başlangıç girişimini niteleyen bir dizi karmaşık koşul oluşur. Said, tam da bu manada bize bu karmaşık süreci açıklamaya çalışıyor. Yazar bu kitabında Milton, Hopkins, Wordsworth gibi büyük şairler ile, Dickens, Hardy, Conrad, Mann, Proust gibi romancıların eserlerini, özellikle Vico, Auerbach, Freud ve Foucault'dan hareketle geliştirdiği kendine özgü kuramsal perspektiften okuyarak, bir eser yazmaya "başlama"nın filolojik, felsefi, psikolojik ve tarihsel boyutlarını analiz ediyor. Bu esrinde Said, edebiyatı; tarih, felsefe ve toplumsal söylem ile birlikte değerlendiriyor. Başlangıçlar’ın üslubunun hem kitabın yapısı hem de argümanının takip ettiği çizgi bakımından, birçok farklı şeyi ifade eden melez bir dili olduğunu düşünüyorum. Tabi dildeki bu nüansları bize kazandıran sayın çevirmene de ayrıca teşekkür etmem gerekiyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.