Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-873-6
13x19.5 cm, 272 s.
Liste fiyatı: 27,00 TL
İndirimli fiyatı: 21,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Umut Tümay Arslan diğer kitapları
Çok Tuhaf Çok Tanıdık, 2005
Bu Kâbuslar Neden Cemil?, 2005
Mazi Kabrinin Hortlakları, 2010
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayan: Umut Tümay Arslan
Bir Kapıdan Gireceksin
Türkiye Sineması Üzerine Denemeler
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2012

Bir Kapıdan Gireceksin, yakın dönem Türkiye sineması üzerine on dokuz denemeden oluşuyor. Bu denemeler, Türkiye'nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkân tanıyor. Ama aynı zamanda bizleri bekleyiş, inanç ve arzu ile kapısı aralanan, sinemanın o sapkın ama mucizevi dünyasına bir kez daha sokuyor. Yan yana geldiklerinde bu denemeler, insanın bilgi ile inanç arasındaki salınımının, film seyretme deneyiminin de ta kendisi olan bu salıncağın, insan hayatının aptalca sıradanlığını, hatta bu sıradanlığın kimi zaman taş gibi görünen kalıcılığını, iç burkucu sefaletini nasıl aşındırabildiğini de gösteriyor.

Rüyalarına sahip çıkmak isteyenler için.

İÇİNDEKİLER
1 Hepimiz O'nu Bekliyoruz!

Hiç Kimsenin Kutsal Aşkı
Yeşim Tabak

Vakit Tamamdır! – Takva, Zaman ve Komünizm
Bülent Diken

Masumiyet ve Kader
Oyalanmanın Estetiğine Dair
Meltem Gürle

2 Bir Kapıdan Gireceksin...

Sebebi Çok, Bir Sebebi Yok...
Barış Engin Aksoy

Yusuf'u Yanlış Anlamak
Semih Kaplanoğlu'nun Yumurta-Süt-Bal
Üçlemesi Üzerine
Asuman Suner

Iskalanmış Şeylerin Hafızasında 9
Mithat Sancar

Hayat Var
Bir Kapıdan Gireceksin
Fırat Yücel

3 Kendimi Beklerim

Tombulların Belirişi
Fatih Özgüven

Coğrafi Kayıtsızlık
Kurtlar Vadisi: Irak ve Maskeli Beşler: Irak
Boğaç Ergene

Göçmen
Duvara Karşı Bir Beden
Nejat Ulusay

Çoğunluk Olarak Az
Karin Karakaşlı

4 Ses Var, Ses Var

Ses ve Zaman
11'e 10 Kala
Feride Çiçekoğlu

Bir, İki, Üç, Kaç İstanbul?
Fantazi, Nostalji, Ütopya
Nazan Maksudyan

Çoğunluk'taki' Hayalet
Ebru Çiğdem Thwaites

Fırtına, Yeniden
Mesut Yeğen

5 Kırılgan Hakikat

Bozkırdaki Labirent
Manzaradan Lekeye
Umut Tümay Arslan

İktidar ve Taşlaşma
Çoğunluk Filminin Düşündürdükleri
Meltem Ahıska

Makine ve Kirpi
Özlem Köksal

Taş Eğretilemesi
Sema Kaygusuz

Katkılar
Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

Hayat Var, Bir Kapıdan Gireceksin, Fırat Yücel, s. 85-87.

Çocuk, yetişkinler için bir tedirginlik kaynağıdır. Ya büyümezse, diye düşünürüz, ya olduğu gibi kalırsa? Olduğu yerde sayıklayıp, emekleyip durursa? Ya bize yabancı kalırsa, bize benzemezse? Kendimizi göremezsek onda, kendi varoluşumuzu onunla doğrulayamazsak? Bizi aynalamayı reddederse? Ona biçtiğimiz masum çocuk rolünü oynamazsa? Ya vücuduna bir şey batırdığımızda gözünden yaş gelmezse? Ya kan akmazsa derisinden? Bize hep "yabancılığı"nı hatırlatıp durursa?

Onda hayatı görürüz; dilin dışında varolan hayatı, kültürle, alışkanlıkla henüz boğulmamış nefesi. Davranışlarında, dizginlenmemiş, terbiye edilmemiş olanı gördüğümüz için korkarız ondan. Her yere gidebilir sanki, durduk yere kaçabilir, kendini belirsize bırakabilir, sırra kadem basabilir. Onun baktığı yerde ne gördüğünü bilememektir bizi tedirgin eden. Uçurumdan yere uzanan boşluğu yükseklik olarak algılamayabilir, iki boyutlu bir resim görebilir orada, "resme" düşebilir. Dünyayı bizim gördüğümüz biçimde göremezse, diye düşünürüz, dünya bildiğimiz dünya olmaktan çıkabilir. Başka bir dünyanın ihtimalini saklar her çocuk bakışlarında; bizi korkutan o başka dünyadır, bizim dünyamıza benzemeyen, ayaklarımızın yerden kesileceği, dilimizi yutacağımız başka bir dünya. Çocuğun gözlerinin neler gördüğünü, neler görebileceğini bilmek istemeyiz, çünkü orada, o uçsuzlukta kendimizi "büyümüş" sayamayacağızdır. Küçük düşürür bizi çocuğun bakışları, bize kendi büyümemişliğimizi hatırlatır. Dizginlenmemiş olasılıkların boşluğunda, kendimizi yetişkin göremeyeceğimizi; gururdan ve onaylanmışlık duygusundan mahrum, cılız ve âciz, çocuktan daha çocuk, pişmanca çocuk görüneceğimizi hatırlatır. Kendimize böyle görünmek istemeyiz. Çocuğu öldürerek, kendimize benzeterek, onu büyüterek kurtuluruz bu utanç duygusundan.

Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar romanının kahramanı Hikmet Benol'a gülüp duran, "Sen niye bu kadar komiksin Hikmet Amca?" diye soran Salim geliyor aklıma. Nurhayat Hanım'ın oğlu, "zayıf, patlak gözlü, hastalıklı görünüşlü" Salim. Hikmet, Salim'in alaycılığı ve çok bilmişliği karşısında üstünlük kuramıyor, kendini "büyük" olarak konumlandıracağı bir mizansen yaratamıyor. "Neden beni görünce gülüyor?" diye soruyor kendi kendine ve düşünüyor: "İnsanlardaki zavallılığı önce çocuklar seziyor galiba." Oğuz Atay için Salim, aklını kaybetme korkusundan mustarip Hikmet'in "deliliğinin" farkına varabilecek bir karakter: "Çocuklardan kendini koruyamazsın, görünüşe aldanmaz onlar (...) Çocuklara dikkat et. (Seni ele verirler) Çocuklardan nefret et. Onları kov yanından" (Atay 2008: 34-35).

Yetişkinlerle arasındaki tecrübe mesafesini hiçesayan bu tür çocuk karakterlerin yarattığı utanç ve eziklik duygusunun şiddetli bir tarafı vardır. Çocuğun, yetişkinlerin kendisinden beklediği toplumsal rolü oynamamasından kaynaklanır bu; zihinlerdeki üstünlük-alçaklık beklentilerine sığmamasından, hayatın olağan hiyerarşik seyrinde kısa devreye yol açmasından. Ama daha da önemlisi, çocuğun keskin bakışlarının, bilgisizliğine rağmen yüzüne iliştirebildiği içgüdüsel alaycılığının, yetişkinlere kendi hayatlarının kurgusallığını hatırlatan bir tarafı da vardır: Dünya denen şeyi görmemiş, hayat acısı nedir daha henüz tam öğrenmemiş, deneyimsiz ve "edep" siz bir varlık, sizin o güne kadar biriktirdiğiniz tüm değerleri, edindiğiniz tüm statüleri bir çırpıda, zahmetsizce hiçesayabilir. Önemli olduğunu düşünmek istediğiniz her şeyin önemini yitirdiği, kimliklerin, statülerin, unvanların işe yaramaz hale geldiği bir noktadır bu. Belki de bu yüzden, "kötülük"le, kökten bir kötücüllükle ilişkilendirilir çocuğun bu türden patavatsızlıkları, acımasızlıkları. Öylesi daha kolay ve rahatlatıcı olduğundan, öylesi bizi kendi zaaflarımızla yüzleşme zahmetinden kurtardığından, kötülük koyarız bunun adını. Hele eline taş alan bir çocuk, bütün bir toplumun açmazlarını, toplumun kurgulanma biçimindeki marazları yüzümüze vurabilir: Tam da "saf" oldukları için cezalandırılır bu ülkede çocuklar; ulusal kimliğimizin kurgusallığını eleveren saf bir bakış taşıdıkları için "tehdit" olarak görülürler.

Oğuz Atay'ın, kahramanının iktidar kurma hevesini –kendi küçüğü üzerinde bile– boşa çıkaran, ona kendi aczini (ve iktidar hevesinin anlamsızlığını) hatırlatan ironik bir baş belası suretinde hayata geçirdiği Salim'e benzeyen örnekler bulmak kolay değildir, ne edebiyatımızda, ne de sinemamızda. Hababam Sınıfı serisinin, gülmekten başka bir şey yapmamasına rağmen, iflah olmaz alaycı bakışlarıyla, onlara yönelttiği kararlı ve sabit işaret parmağıyla her seferinde kahramanlarımızın sinirini daha da fazla bozan, utancına utanç katan, büyüyememişliklerini yüzlerine vuran çocuğunu hatırlayabiliriz belki. Ancak o da düşlerimizi arada bir ziyaret eden bir karikatür olarak kalır. Sürekli aynı yerde, aynı kadrajda, işaretparmağı havada kalakalır, bir "karaktere" dönüşemez.

Reha Erdem'in Hayat Var'ını ilk izlediğimde, belli belirsiz hissettiğim ilk şey, filmin beni yüz yüze getirdiği çocukluk imgesinin, bu ülkenin kültürel tarihinden uzak tutulmuş bir imge olduğuydu. Henüz nedenlerini tanımlayamadığım, bir tür tedirginlik hissi bütün seyir deneyimi boyunca bana eşlik etti. Sonradan, "rahatsız edici", "tedirgin edici", "huzursuz" gibi tabirlerin filmle ve filmi izleme deneyimiyle ilişkili olarak sıkça kullanıldığına tanıklık ettim. Bunun pek çok başka sebebi de olabilir, ancak bizi çocuk imgesine atfedilen "masumiyet"in çok dışında kalan bir dünya algısıyla karşılaştırması, Hayat Var'ın rahatsız ediciliğinin en köklü nedenlerinden biri bana kalırsa.
(...)

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Murat Özer, “Sinemamıza ‘aralanan’ kapılar”, Radikal Kitap Eki, 22 Haziran 2012

Türkiye sinemasının raflara yerleşmesini sağlayan kitaplarda geriye dönüp baktığımızda ‘doyurucu’ bir toplamdan söz etmek mümkün değilken, ‘yeni’ Türkiye sineması hakkında yazılmış kitaplarda bir ‘patlama’dan bahsedebiliriz rahatlıkla. Bunda, yakın dönem sinemamızın ‘kimlik’ arayışının rolü büyük tabii. Nuri Bilge Ceylan , Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem, Derviş Zaim , Zeki Demirkubuz , Yeşim Ustaoğlu gibi artık ‘orta kuşak’ diyebileceğimiz yönetmenlerimizin yanına tek tük de olsa yeni isimlerin ekleniyor oluşu da önemli pay sahibi. Bu duruma, ‘sinemayı yazanlar’ın sayısının hızla artması, ‘sinema yazarlığı’ kurumunun geçmişle kıyaslanamayacak oranda ‘muteber’ olması da eklenince, günümüzde bu alandaki kitapları sıkça görme fırsatı yakalıyoruz. Tabii ki çevirilerden bahsetmiyoruz; ‘özgün’ fikirlerin sayfalara yansıdığı, bizden kalemlerin cümlelerinden oluşan kitaplar bunlar.

Elimizdeki kitap da bu zenginliğin göstergelerinden biri olarak raflardaki yerini almış durumda... Umut Tümay Arslan’ın hazırladığı, alt başlığı Türkiye Sineması Üzerine Denemeler olan Bir Kapıdan Gireceksin, Türkiye sinemasının son dönemlerine ışık tutma, bu sinemayı deşifre etme çabasındaki 19 denemeyi bir araya getiriyor. Arslan, beş ana başlıkta topladığı bu 19 yazıyla Türkiye sinemasının anlatım geleneklerinin nasıl hızla değiştiğini, anlatılanların insana dokunan noktalara taşındığını, sinemacıların kendilerine bir ‘rota’ çizmeye başladıklarını; kısacası bir ‘kimlik’ oluşturma aşamasına geldiklerini gösteriyor bizlere. Adını, Fırat Yücel’in kitaptaki yazısının başlığından alan (o da Reha Erdem’in Hayat Var’ındaki meşhur Orhan Gencebay şarkısından almış) Bir Kapıdan Gireceksin, yazarların kendi bakış açılarıyla ‘farklı’ okumalar barındırıyor bünyesinde. Beş ana başlık, kitabı belli bir düzen içine sokuyor, dağılmasına imkân tanımıyor. Doğru bir sıralamayla yoluna devam eden kitapta Derviş Zaim ve Yeşim Ustaoğlu sinemalarına (ya da filmlerine) dair bir deneme okuyamıyor oluşumuz bir eksiklik. Keza ‘popüler sinema’yla fazla irtibat kurulmuyor olması da öyle, Fatih Özgüven ‘Tombulların Belirişi’ başlıklı yazısında Recep İvedik’ler özelinde bu sinemanın yükselen alışkanlıklarından birini deşife ediyor gerçi, ama bunun yeterli bir değiniş olmadığı da açık. Barış Engin Aksoy’un ‘Sebebi Çok, Bir Sebebi Yok...’ başlıklı yazısı da popüler kulvarın benimsediği ‘imkânsız aşk’ formülüne, Vesikalı Yarim’le Issız Adam (biraz da İncir Reçeli) karşılaştırması yaparak bakıyor, buradan derli toplu, ikna edici bir sonuç çıkarıyor.

19 yazarın, filmler özelinde zaman zaman kesiştikleri kitapta, Seren Yüce imzalı Çoğunluk’un üç yazının öznesi olması şaşırtıcı değil aslında. Gösterime girdiğinde epeyce tartışılan, barındırdıklarıyla farklı okumaların kapısını açan, kazıdıkça başka katmanlara ulaşılan bu film, Karin Karakaşlı, Ebru Çiğdem Thwaites ve Meltem Ahıska’nın yazılarında yeniden irdeleniyor, anlamlandırılıyor. Şaşırtıcı olan, genellikle ‘çok yakın dönem’ filmlerden yola çıkan yazılardan oluşan Bir Kapıdan Gireceksin’deki iki denemenin, Ümit Ünal’ın ilk filmi 9 üzerine olması. Mithat Sancar ve Özlem Köksal, günümüz sineması için ‘ilham verici’ bir çalışma olan 9’a dair önemli saptamalarda bulunuyorlar. Sancar’ın yazısı, filme daha geniş ve çoklu bir perspektiften bakarken, Köksal’da bu durum daha ‘içe dönük’ bir görünüm arz ediyor. İki yazının birbirlerini tamamladıklarını da söylemek mümkün.

İki filmiyle Reha Erdem

Şimdilerde bize ‘iki film birden’ sunmak için çabalayan sevdiceğimiz Reha Erdem’se, bu kitapta iki SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesinin makaleleriyle taçlandırılıyor. Yeşim Tabak, kitabın açılış makalesinde, Kosmos’ta Sermet Yeşil’in mükemmelen canlandırdığı karakter üzerinden bir okuma gerçekleştiriyor. Fırat Yücel ise, Hayat Var’ın ‘çocuk’ üzerine söylediklerine yöneltiyor ilgisini, buradan etkili bir saptamayla çıkmayı başarıyor... Asuman Suner’in ‘anne’ üzerinden deşifre ettiği Semih Kaplanoğlu’nun ‘Yusuf üçlemesi’ne dair yazısı ya da Umut Tümay Arslan’ın ‘labirent’ üzerine inşa ettiği Bir Zamanlar Anadolu’da makalesi de boşlukları iyi dolduran metinler olarak dikkat çekiyor.

Bülent Diken’in sinemamızın bolca tartışılan filmlerinden Takva’yı ‘komünizm’ penceresinden değerlendirdiği yazısı; Meltem Gürle’nin Zeki Demirkubuz filmleri Masumiyet ve Kader’i tek kalemde ele aldığı denemesi; Boğaç Ergene’nin Kurtlar Vadisi ve Maskeli Beşler serilerinin ‘ Irak ’ halkalarını Türk insanının ‘Doğu’ya bakışındaki ‘standart’ı ortaya koyarak yaklaştığı makalesi; Nejat Ulusay’ın Duvara Karşı ve Lola ve Bilidikid’den yansıyanlarla ‘göçmen’ olgusunu öne çıkardığı metni; Feride Çiçekoğlu’nun 11’e 10 Kala’ya ‘ses ve zaman’ kavramlarını açarak eğildiği yazısı; Nazan Maksudyan’ın üç filmdeki üç ‘yanlış’ (ya da eksik) İstanbul tanımına dair fikirlerini kaleme aldığı çalışması; hepsi de ‘yeni’ sinemamızın sunduğu farklı açılara doğru açılmış (aralanmış diyelim) kapılar olarak dikkat çekiyor kitapta. Bir Kapıdan Gireceksin’de iki yazıyla kendine yer bulan Kazım Öz filmi Bahoz ise, Mesut Yeğen ve Sema Kaygusuz’un metinlerinde ‘kimlik’, ‘dönüşüm’, ‘özgürlük’ kavramlarıyla açıklanırken, kitabın ‘politik film’ kanadını da tek başına temsil etmiş görünüyor.

Bu tür kitaplarda genellikle karşımıza çıkan ‘eksen kayması’ndan yakasını kurtarabilmiş bir çalışma gibi duruyor Bir Kapıdan Gireceksin. Bu handikaptan kendini korumuş olsa da, daha önce de sözünü ettiğimiz eksikler nedeniyle ‘tamamlanmamış’ bir havası da yok değil. Başka kitaplarda başka yazarlardan (ya da buradaki yazarlardan) okuyacağımız metinlerle bu eksikliğin de giderileceğini umuyoruz. ‘Yeni Türkiye sineması’ kitapları hız kesecek gibi görünmüyor ne de olsa...

Devamını görmek için bkz.

Sema Karaca , “Yeni Sinemaya Yeni Yorumlar: Bir Kapıdan Gireceksin”, Hayal Perdesi, 27 Temmuz 2012

Kitap tanıtmak zordur, kritik etmekse daha da zor. Çünkü hem okurken zihnen zaten yapmakta olduğunuz muhasebeyi ekstra bir çabayla kâğıda dökmeniz, hem de hasbihal ettiğiniz insanla (yazarla) normal bir okurun aksine oldukça mesafeli bir konumdan konuşmanız gerekir. Kitap sizi içine çekmeye çalıştıkça geri geri gidip en dipte bir nokta gibi duran “eleştirel bakma” orijininden güç almaya çalışırsınız ki, bu da apayrı bir gerilim yaratır zihinde.

Birden fazla yazarı olan kitaplarda bu gerilim had safhaya ulaşır. Okurunu bu gerilimin doruklarında gezdiren ve aynı oranda fikri ilhamlara neden olan bir kitap geçtiğimiz ay raflarda yerini aldı. Adıyla, yaşatacağı deneyimin adeta ipuçlarını verdiği ancak okunduktan sonra fark edilebilecek bir Umut Tümay Arslan derlemesi: Bir Kapıdan Gireceksin, Türkiye Sineması Üzerine Denemeler.

Umut Tümay Arslan, daha önce de sinema ile ulus inşası, toplumsal iktidar, cinsiyet ilişkisini ele alan derleme ve telif eserler vermiş bir sinema yazarı. 2005’ten bu yana Yeşilçam Sineması üzerine iki kitap çıkarmış; 2010’da Mazi Kabrinin Hortlakları kitabıyla Türk Sineması’na dair henüz söylenmemiş çok şey olduğunu göstermişti. Arslan, bu kez Bir Kapıdan Gireceksin ile dikkatleri Yeşilçam’dan yakın dönem Türkiye Sineması’na çeviriyor.

Kitap, bu kategoride değerlendirilen Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Ümit Ünal, Kazım Öz, Pelin Esmer, Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenlerin filmlerini mercek altına alan derinlikli yazıları bir araya getiriyor. On dokuz denemeden oluşan eserin yazarları arasında çeşitli disiplinlerden hem aşina hem de yeni isimler var: Yeşim Tabak, daha önce Metis’ten çıkan Filmlerle Sosyoloji kitabının yazarlarından Bülent Diken, Asuman Suner, Barış Engin Aksoy, Ümit Ünal’ın 9 (2002)’unu değerlendiren Mithat Sancar ve Özlem Köksal; Fırat Yücel, Nejat Ulusay, Çoğunluk (2010) üzerine üç farklı yorumla Karin Karakaşlı, Meltem Ahıska ile Elif Çiğdem Thwaites; Feride Çiçekoğlu, Bahoz/Fırtına (2007) değerlendirmeleriyle Mesut Yeğen ve Sema Kaygusuz; Umut Tümay Arslan, Meltem Gürle, sinemada beden tartışmasına odaklanan ilginç yazısıyla Fatih Özgüven ve son olarak Boğaç Ergene.

Kitap, bütünlüklü bir giriş yazısından mahrum olması sebebiyle, okuru ne okuyacağına dair bir bilinmezlikle yola çıkarıyor. Kapaktaki “Türkiye sineması üzerine denemeler” ibaresiyle bölüm başlarındaki kısa sunuşların kitaba ve okunacak bölümün temasına ilişkin bir fikir vereceği düşünülmüş olabilir, ancak çok farklı dinamiklerden beslenen bu filmlerin ve onlara dair analizlerin buluştuğu ortak noktanın ne olduğu sorusunun cevabı maalesef kitap bittiğinde de muğlâklığını korumaya devam ediyor. Belki bütün bu yazıların tek ortak noktasının Yeni Türkiye Sineması’nı mercek altına alması olduğu söylenebilir, ancak Yeni Türkiye Sineması’nın kavramsal olarak işaret ettiği gerçekliğin hâlâ altının doldurulamamış olması ve hangi yönetmenlerin bu kategoride değerlendirileceği meselesinin karmaşıklığı kitabı ilklerden olmanın dezavantajıyla yüz yüze bırakıyor. Yine “efradını câmi ağyarını mâni” bir kavramlaştırma yapılmadığından olsa gerek, kitapta Derviş Zaim ve Yeşim Ustaoğlu gibi isimler kategori dışı bırakılıyor. Kazım Öz, Ümit Ünal ve Seren Yüce ise aynı film üzerine kaleme alınmış birden fazla yazıyla gündem ediliyor. Arslan’ın derlemeden muradının ne olduğunu bir giriş yazısıyla açık etmesi belki okurun bu eksikliğin anlamını kavramasını da mümkün kılabilirdi.

Bu eksikliğine rağmen Yeni Türkiye Sineması’nı konu edinen diğer kitaplar arasındaki yerini tespit etmek açısından Bir Kapıdan Gireceksin’in çekildikleri dönemde çok da dikkate alınmamış filmler üzerine çarpıcı yazılarla dolu olduğunu da vurgulamak gerek. Özellikle Ümit Ünal’ın 9’unu kritik eden Mithat Sancar ve Özlem Köksal’ın yazıları bu anlamda kayda değer. Anaakım sinemanın kıyısında kalmış böylesi bir filmin yıllar sonra da olsa hak ettiği biçimde değerlendirildiğini düşündüren, hem de farklı bakış açılarıyla zihin açan yazılar bunlar. Sancar’ın “Iskalanmış Şeylerin Hafızasında 9” isimli yazısında, bir özeleştiriden yola çıkarak çizdiği sinemasal evren, bir anda bizatihi yaşamın kritiğine dönüştüğünde başınızın dönebilir. Hele de aklınızın bir kısmını “…hikâye yoksa kişi de yoktur. İnsan kendi hayat hikâyesi olan, bu hikayeye sahip olan ve bu hikayeyi anlatabilen bir şeydir.” cümlelerine rehin bırakmadan diğer yazılara geçmek hiç mümkün değil. 9 üzerine Özlem Köksal’ın tespitleri de son derece çarpıcı. Köksal filmin bizi bir hayaletle, filmin maktulü Kirpi’nin kişiliğine imâen yerleştirilmiş bulunan suçun asıl failiyle kısa bir zaman için yüz yüze getirse de, bu faille “tanıştırmaktan” özellikle kaçındığını söylüyor. Yüzleşme ve hafıza üzerine Mithat Sancar’ın güzellemesinden sonra Köksal’ın yorumunu okumak 9’u tekrar izleme arzusunu tetikliyor.

Burada muhakkak sözü edilmesi gereken bir diğer metin “Yusuf’u Yanlış Anlamak”. Asuman Suner imzalı bu yazı, öncelikle Kaplanoğlu sinemasıyla bir türlü bağ kuramayan birinin kaleminden çıkmış olması dolayısıyla ilgiyi hak ediyor. Yazar, Yusuf Üçlemesi’ni her izlediğinde gözünün manevi olandan dünyevi olana kaydığını itiraf ederken aslında Kaplanoğlu sinemasındaki haliyle aşkınlığın çok da insani bir boyutta seyrettiğini ortaya koyuyor. Ayrıca Suner’in, yönetmenin Yusuf’a çevirdiği kamera görüntülerinden bir kadın damıtması ancak böylesi, görünenin ötesini kurcalayan, ona “ait olamayan bir seyircinin” bakışıyla mümkün olabilirdi.

Çoğu yazıda akla gelen “acaba yönetmen bu kadar ayrıntılı ve derin düşünmüş olabilir mi?” sorusu kitap boyu okuyucunun peşini bırakmıyor. Filmler üzerine çok çalışıldığı, her sahnenin ilmek ilmek sökülüp sinema üzerinden bir mana/hakikat arayışına çıkıldığı aşikâr. Kimi yazılar ikna edicilik açısından zayıf kalsa da, bu, kitabın kıymetini azaltacak boyutta değil. Bu anlamda Fırat Yücel’in Reha Erdem’in Hayat Var (2008) filmi için yazdıkları, Feride Çiçekoğlu’nun Pelin Esmer’in 11’e 10 Kala (2009) filmi ve Nazan Maksudyan’ın İstanbul temasının sinemadaki tezahürleri üzerine tespitleri, Umut Tümay Arslan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)’dan çıkardığı en az film kadar ilgi çekici ve ezber bozan analizi kitabı değerli kılan metinlerden. Kapakta da söylendiği gibi “…bu denemeler, Türkiye’nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkan tanıyor. Ama aynı zamanda bizleri bekleyiş, inanç ve arzu kapısı ile aralanan, sinemanın o sapkın ama mucizevi dünyasına bir kere daha sokuyor.” Hatta “yeni olan Türkiye sineması mı yoksa Türkiye mi?” sorusunun iki olumlu cevap içerebileceği umudunu bir yeşertip bir siliyor.

Bir Kapıdan Gireceksin hem birbirine zıt, hem paralel birçok fikrin, yorumun yan yana getirildiği bir çeşitleme; Türkiye üzerine, insan üzerine, sistem ve yaşamak üzerine söylediği çok şey var. Tıpkı “Yeni Türkiye Sineması” gibi...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.