Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-932-0
13x19.5 cm, 344 s.
Liste fiyatı: 32,00 TL
İndirimli fiyatı: 25,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Sinema Savaşları
Bush-Cheney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset
Özgün adı: Cinema Wars
Hollywood Film and Politics in the Bush-Cheney Era
Çeviri: Gürol Koca
Yayına Hazırlayan: Özge Çelik
Kapak Fotoğrafı: Zoya Fedorova
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Baskı: Aralık 2013

Filmleri belli bir tarihsel-toplumsal bağlama oturtarak okumaya, dönemin olay ve mücadelelerini nasıl ifade ettiklerini göstermeye yönelik muazzam bir çalışma Sinema Savaşları. Dahası, filmlerin eleştirel yorumlarının günümüz kültür ve toplumunu anlamamıza yardımcı olabileceğini ve böylece siyaset ve devlet, şirketler ve ekonomi, ekonomik kriz ve çevre krizi, terör, savaş, militarizm ve demokrasiye yönelik tehditler hakkındaki önemli tartışmalara katkıda bulunabileceğini ortaya koyuyor.

Hollywood sinemasıyla ilgili farklı film teorilerinden yararlanan Kellner, film, siyaset ve değişen Amerikan kültürü ile toplumunun kesişim noktasını veren çok perspektifli bir film eleştirisi geliştiriyor. Bunu yaparken de hileli 2000 seçimlerinden Irak Savaşı'na, 11 Eylül ve Bush-Cheney hükümetinden ABD tarihi ve Amerikan değerlerine kadar pek çok meseleyle ilgili çok sayıda kurgusal ve belgesel filmi, animasyonu, dizi filmi ve TV programını analiz ediyor.

"Yirmi birinci yüzyılın ilk sekiz yılı yoğun siyasi mücadelelere ve rezilliklere tanıklık etti. Hollywood sineması da bütün bunların tam göbeğindeydi, günümüz seyircisi ile geleceğin seyircilerine söz konusu dönemin kâbuslarını kavramalarını sağlayacak sinematik vizyonlar sundu. Yeni bir döneme girerken, kim bilir daha ne krizler, mücadeleler ve çarpıcı olaylar var bizi bekleyen. Ve bu yeni yeni ortaya çıkan tarihsel uğrak bağlamında Hollywood filmlerinin nasıl gelişeceğini görmek harika olacak!"

İÇİNDEKİLER
Teşekkür
Giriş: Film, Siyaset ve Toplum
  
Bir Mücadele Alanı olarak Hollywood Filmleri
Sinema, Siyaset ve Toplum Tarihi: Sinema Gerçekçiliğinden Alegoriye
Hollywood Filmi ve İçinde Bulunduğu Dönemle İlişkisi: Dönemin İşaretleri
Teşhise Yönelik Film Okuması: Obama Tahayyülü
Bu Kitapta

1. Bush-Cheney Döneminin Korkunçluklarıyla Yüzleşmek: Belgeselden Alegoriye
Belgeselin Altın Çağı
Gerçek Felâket Filmleri: An Inconvenient Truth ve Çevre Belgesellerinden Alegorik Animasyonlara
Felâket Alegorileri: Afet, Korku ve Fantazi Filmlerinde
Toplumsal Kıyamet

2. Hollywood'un 11 Eylül'ü ve Terör Gösterileri
Felâket Filmi ve Terör Gösterisi Olarak 11 Eylül
Hollywood Filmlerinde 11 Eylül Tasvirleri: United 93 ve World Trade Center
Disney'in Televizyondaki Cumhuriyetçi Propagandası: The Path to 9/11
Hollywood'un Terör Savaşı

3. Michael Moore'un Kışkırtmaları
Michael Moore, Emile de Antonio ve Belgesel Film Politikaları
Roger and Me ve Kişisel Tanıklık Belgeseli
Bowling For Columbine ve Araştırmacı Belgesel Montajı
Fahrenheit 9/11 ve Partizan Müdahaleci Sinema
Sicko ve Michael Moore Türü Film

4. Hollywood'un Bush-Cheney Rejimiyle İlgili Siyasi Eleştirileri: Gerilimden Fantazi ve Hicve
Hollywood Siyasi Gerilim Filmleri Bush-Cheney Rejimine Karşı
Bush-Cheney Karşıtı Alegorileri olarak Star Wars'un
Devam Filmleri
Hicivden Karşı-ütopyaya

5. Sinemada Irak Savaşı
Irak'ı Belgelemek
Irak Fiyaskosunu Yorumlamak
Kurgusal Filmlerde Irak ve Sonrası
OKUMA PARÇASI

Giriş’ten, s. 68-71.

Birinci Bölüm "belgeselin altın çağı"nın keşfiyle başlıyor; hileli 2000 seçimlerinden, Irak Savaşı ve Reagan yönetimi ile her iki Bush yönetimi gibi muhafazakâr rejimlerin yıllar süren ihmalleri nedeniyle yoğunluğu artan çevre krizine kadar yakın dönemin önemli siyasi olay ve mücadelelerini konu alan çok sayıda belgesel var bu dönemde çekilmiş. Bush-Cheney rejimi ile onu büyük oranda destekleyen şirketleri masaya yatıran bir dizi belgeseli inceledikten sonra, çevre krizini konu alan belgeselleri, animasyon ve anlatıdan yararlanarak küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tehlikelerini tasvir eden bazı kurgusal eğlence filmlerini inceliyorum. Yeni binyılda çekilen Hollywood filmlerinin arasında, topluma ve ekolojik felakete dair korku ve tehlikelere bağladığım bir dizi felaket alegorisi kullanan filmler var. Toplumsal kıyamet filmleri –tekinsiz bir biçimde– şiddeti artan çevre krizini öngörmekle kalmamış, 1930'ların Büyük Buhranı'ndan beri en büyük ekonomik kriz olduğu söylenen 2008 güzünün mali krizini de öngörmüş.

2. Bölüm, Bush-Cheney rejiminin sert sağ ve militarist gündemini gerçekleştirmesine olanak tanıyan 11 Eylül'ün bir felaket filmine eşdeğer bir terör gösterisi olarak analiziyle başlıyor. Öncelikli olarak United 93 (Uçuş 93, 2006) ve World Trade Center gibi 11 Eylül'de yaşanan olayları tasvir eden filmleri inceliyorum. Sonra önemli bir "televizyon olayı"na, "Disney Televizyonunun Cumhuriyetçi Propagandası" olarak yorumladığım The Path to 9/11'a (11 Eylül'e Giden Yol, 2006) geçiyorum. Mission: Impossible III (Görevimiz Tehlike III, 2006), War of the Worlds gibi bazı Hollywood filmleri ile terörizmi konu alan daha marjinal bazı filmlerin 11 Eylül sonrası korku ve paranoyaları nasıl dile getirdiğinin incelemesiyle bölümü bitiriyorum.

3. Bölüm Michael Moore'un çalışmalarını konu alıyor. Bu bölümde onun belgesel film tarihinde gelmiş geçmiş en başarılı ve en tartışmalı filmlerinin kendine özgü tarzını, siyasetini ve sinema stratejilerini inceliyorum. Michael Moore'un "provokasyonlar"ını irdelerken onun Emile de Antonio ve solcu bir partizan belgesel film geleneğiyle ilişkisini inceliyor, sonra Roger and Me'yi (Roger ve Ben, 1989) kapitalizm ve sınıf konularıyla alakalı ve kişisel tanıklık üzerine bir belgesel olarak okuyorum. Bowling for Columbine'ı (Benim Cici Silahım, 2002) silahlar, ABD tarihi, ordu ve ABD'deki toplumsal şiddeti konu alan ve işin kolayına kaçan cevaplar sunmayan karmaşık bir vizyona sahip açıklayıcı bir belgesel olarak yorumluyorum. Fahrenheit 9/11'ı (2004) Bush-Cheney yönetimi, 11 Eylül ve Irak'ı konu alan ve iktidardaki bir başkanını 2004 seçimlerinde koltuğundan etmeyi hedefleyen, partizan bir siyasi müdahale olarak okuyorum. Son olarak Sicko'yu (Hasta, 2007) Moore'un Amerikan değerleri krizi, Amerika'nın dünya görüşü ve kurumlarıyla ilgili en radikal eleştirisi olarak sunuyorum.

4. Bölüm'de, dönemin çalkantı ve kargaşasını yakalayan, gerçekçi eleştiriden alegori ve hicve kadar çok çeşitli Bush-Cheney karşıtı Hollywood filmleri ele alınıyor. Birçok siyasi gerilim filminin Bush-Cheney politikaları ile yönetimin önemli figürlerini eleştiri seferberliğine çıktığını gösteriyor, diğer muhafazakâr ve militarist filmlerin Cumhuriyetçi yönetimi meşrulaştıran unsurlar biçiminde okunabileceğini anlatıyorum. Jonathan Demme'nin 2004'te yeniden çektiği The Manchurian Candidate'ten The Bourne Conspiracy üçlemesine kadar, Hollywood yapımı olan belli başlı siyasi gerilim filmleri Bush-Cheney rejimine karşı açık alegorik eleştiriler getirir. Bin bir türlü gerilim filmi Ortadoğu ve terörizm tehdidiyle ilgili bin bir türlü siyasi vizyon sunar; bazıları Bush-Cheney yönetiminin müdahalelerini, daha genel anlamda emperyalizmi eleştirir, bazıları da militarist ve emperyalist politikaları meşrulaştırır. Orijinal Star Wars serisinin evveliyatını anlatan ikinci üçlemenin Bush-Cheney karşıtı bir alegori olarak okumasını yapıyorum. Son olarak, Cumhuriyetçi yönetimin eleştirisi olarak okunabilecek birkaç yergiyi ve anti-ütopyacı alegoriyi inceliyorum.

5. Bölüm Irak Savaşı filmlerini konu alıyor. Önce Irak istilasını, işgalini ve çıkan ayaklanmaları, bunun Irak halkı ile Amerikan askerleri üzerindeki etkilerini konu alan birçok belgeseli inceliyorum. Sonra Irak fiyaskosunu yorumlamaya girişen bazı belgeselleri irdeliyor, Irak'ın ve akıbetinin kurgusal Hollywood filmlerine yansımasını ele alıyorum; sözgelimi 2007-2008'de gösterime giren ve Irak'taki felaketin Iraklılar, Amerikalılar ve bölge halkı üzerindeki etkilerini inceleyen filmler üzerinde duruyorum.

Sonuç bölümünde "2000'li Yıllarda Hollywood Sineması Savaşları" konusu değerlendiriliyor, günümüzde film ile siyaset arasındaki ilişkiler irdeleniyor. Bölümün sonlarına doğru, belli filmlerin –Bush-Cheney rejiminin muhafazakâr hegemonyasından başlayıp Obama' nın başkanlığıyla başlayan yeni devre kadar uzanan– dönemin politika ve mücadelelerinin en önemli boyutlarına nasıl örnek oluşturduğu tartışılıyor. Son olarak, Hollywood filmlerinin Bush-Cheney yönetiminin kısıtları ve başarısızlıkları olarak ortaya koyduğu şeyler konusundaki düşüncelerimi paylaşıyorum.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Halil Türkden, ''Bir devrin savaş gösterisi'', Radikal Kitap Eki, 20 Ocak 2014

Bush-Cheney rejimi tarihin en çalkantılı ve tartışmalı dönemlerinden birinde iktidardaydı. Başkent ile Wall Street önemli derecede itibarını yitirmiş ve ekonomi Büyük Buhran’dan beri en korkunç pozisyona sahipti. ABD dünya sahnesinde itibar anlamında önemli bir düşüş yaşarken, Hollywood’un duruşu kendi içindeki çatlaklara rağmen, siyasete oranla daha sağlıklıydı. Bu dönem daha güçlü bir duruşa sahip Hollywood’un aşırı sağ tarafından “liberalizm yuvası” olarak adlandırıldığı bir dönemdi. Zira Hollywood’un 2000’li yıllardaki vizyonunu, iktidarın politika ve uygulamalarını eleştiren çok sayıda film oluşturur.

Vietnam Savaşı sırasında Hollywood film endüstrisi genelde bu savaşla ilgili üretimde bulunmaktan kaçınmış, bu tarz filmler ancak yıllar sonra, ABD bölgeden çekildikten sonra çekilmeye başlanmıştır. Öte yandan, Irak ve Afganistan’a yapılan operasyonları konu alan, aynı şekilde terörizm, savaş ve militarizm, toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf, cinsellik ve din gibi 2000’li yılların hararetli konularıyla ilgili birçok film sıcağı sıcağına çekilmiştir. Douglas Kellner, ABD’nin 11 Eylül saldırılarından sonra girdiği siyasal ve toplumsal anlamdaki çalkantılı atmosferin 2000’li yıllarda çekilen filmlerde nasıl bir yeniden üretim sürecine sokulduğunu göstermeyi amaçlıyor.

On yıllık bir kültür incelemesi

1960’lardan bugüne kadar ABD’deki kültür ürünlerinde siyasal ve toplumsal alanda görülen çekişmelerin yansımalarını görmek mümkündür. Bazı yapımlar liberal veya radikal söylemleri barındırırken, bazıları da muhafazakâr görüşleri desteklemiştir. Bunların dışındaki birçok filmde de politik açıdan çelişkili, daha belirsiz ve apolitik bir tutum sergilenmiştir. Kellner, Metis Yayınları mutfağından okuyucularla buluşan Sinema Savaşları adlı çalışmasında kitabın İngilizce baskısının çıktığı 2010 yılından 2000 yılına kadar giderek, ABD’nin on yıllık süreçte Bush-Cheney-Rove iktidarıyla Obama dönemini kapsayacak şekilde bir kültür incelemesinde bulunuyor. Bunu yaparken, ele aldığı filmleri siyasal, tarihsel ve toplumsal bir zemine oturtarak, o zamanın gündemindeki olay ve mücadelelerin nasıl temsil ve ifade edildiğini göstermeye çalışıyor.

“Belgeselin altın çağı”nın keşfedilmesi, hileli 2000 seçimleri ve muhafazakâr iktidarların yıllardır süren ihmalleri sonucunda ortaya çıkan çevre krizleri kitabın ilk bölümlerinde okurunun ilgisini toparlıyor. Bu bağlamda, Bush-Cheney yönetiminin Katrina Kasırgası’ndaki başarısızlığı ve acizliği birçok filmde gözler önüne serildi. Kellner bunların yanı sıra yine 2000’li yıllarda fazlaca görülen küresel ısınma ve doğa felaketlerini konu alan filmleri de inceliyor. Elbette 2000’li yıllara damga vuran bir dizi toplumsal kıyamet filminin bugün yüz yüze geldiğimiz çevresel felaketleri öngörmesi kadar 1929 Büyük Buhranı’ndan sonraki en büyük mali kriz olduğu belirtilen 2008-2012 Küresel Ekonomik Krizi’ni de öngörebilmiş olması oldukça anlamlı.

Bush-Cheney yönetiminin aşırı sağ ve militarist gündemini gerçekleştirmesini kolaylaştıran 11 Eylül’ün sözünü ettiğimiz felaket filmlerine bir “terör gösterisi” olarak paralel durması kadar, United 93, World Trade Center, The Path to 9/11, Mission: Impossible III ve War of the World gibi filmlerin 11 Eylül sonrası dünyanın imajına en düşkün halkının yaşadığı “korku ve paranoya” sürecini nasıl ifade ettiği de önemli bir tartışma konusu olacaktır.

Elbette, Kellner’in hem bu süreçteki yapımları ve Michael Moore’un çalışmalarında olduğu gibi sinema stratejileri bağlamındaki “provokasyonları” analiz etmesi oldukça değerlidir. Zira Moore modernist bir estetik kaygıdan ziyade eğlenceye, popülist yapımlara, siyaset bağlamında anlaşılır filmlere ve belgeselin de öznel olanına aşinadır. Kellner’ın Moore incelemesi kadar Emile de Antonio ve diğer Marksist belgesel film geleneğiyle olan karşılaştırması da önemlidir.

Adalet kavramına yapılan göndermeler

Bu süreçte Bush-Cheney yönetiminin “adalet” kavramının üzerine giden birçok film çekilmiştir. Bunlardan ilk akla geleni, Karayip Korsanları serisinin üçüncü filmi olan Dünyanın Sonu’nun açılış sahneleridir. Yargılanmadan asılan insanlar, korsanların terörist olarak görülmesi ve film boyunca baskıcı bir rejimin temsil edilmesi bu adalet kavramına yapılan önemli göndermelerdir. Bu dönemde, Karayip Korsanları gibi birçok yapımda yabancılara sempati duyan ve yerleşik düzen yetkililerine saldıran yıkıcı bir eğilim görmek mümkün. Kellner, bu yapımların yanı sıra özellikle Star Wars serisinin ikinci üçlemesini de Bush-Cheney karşıtı bir alegori olarak okumayı tercih ediyor.

Böylesine bir film yapım atmosferinde Bush-Cheney yönetiminin en önemli fiyaskosu olarak bilinen Irak istilası ve işgali için de önemli yapımlar vardı. İşgalin nedenlerini, hazırlık sürecini, askerlerin gözünden bölgede yaşananları ve yıkıcı sonuçları ele alan önemli filmler ortaya çıktı.

Tarih boyunca meydana gelen karmaşık olayların en önemli motivasyonlarından biri farklı gündemler olmuştur. Bush-Cheney rejimi yaptıkları siyaseti dünyaya pazarlamak için ses getirecek ve desteklenecek nedenler arıyorlardı. Bu aşırı sağ rejimin belki de en mühim enstrümanlarından biri korkuydu ve uygulamalar için de bu korkudan onay almak gerekiyordu. Nükleer saldırı, kimyasal ve biyolojik silah imajları yeniden canlandırılarak, 11 Eylül ve El Kaide birçok defa pişirilerek halkın önüne konuldu. Elbette, Kellner’in analizleri bağlamında sadece rejim karşıtı yapımlarla bakmakla yetinmemeli, özellikle kurgusal filmlerdeki romantizmi ve yaratıcılığı da görmek gerekir.

Devamını görmek için bkz.

Gözde Yazıcı, "Sinema savaşlarında eleştirel cephe", Bilim ve Gelecek, Mayıs 2014

Frankfurt Okulu’nun üçüncü kuşak temsilcilerinden Douglas Kellner’in akademik çalışmalarının merkezinde medya kültürü ve tekno-kapitalizm konuları bulunuyor. Sinema ise Kellner’in çalışmalarının bir başka kanadını oluşturuyor. Kellner, Michael Ryan ile birlikte yazdığı Politik Kamera'da çağdaş Hollywood sinema filmlerinin ideolojik çözümlemelerini yapmıştı. Bu anlamda, Sinema Savaşları / Bush-Cheney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset adlı çalışması Kellner’in Politik Kamera'sıyla önemli bir bütünlük içeriyor. Kitap hayli tartışmalı 2000 yılı başkanlık seçiminin galibi George W. Bush ve yardımcısı Dick Cheney döneminin sinemadaki tezahürlerini inceliyor. Bush-Cheney döneminin siyasi ve toplumsal çalkantılarının birer alt metin olarak filmlerin içine yerleştirildiğini örnekleriyle ispata girişen Kellner’e göre, çağdaş Hollywood sineması "temsillerin birbiriyle mücadelesi olarak ve mevcut toplumsal mücadelelerin yeniden üretildiği, dönemin siyasi söylemlerinin tahvil edildiği bir mücadele alanı"olarak tanımlanabilir.

Kellner, Bush-Cheney yönetimi olarak tanımladığı dönemin film üretimine etkilerini keskin bir ayrımla sunmaktan kaçınırken Hollywood filmleri ile bağımsız filmler gibi bir ayrıma gitmek yerine her iki akımdan örneklerle Bush-Cheney yönetiminin aşırı muhafazakâr ve sağ politikalarının ABD’de yarattığı sarsıntıları sebepleriyle birlikte ifşa etmeye çalışıyor.

Yazar, Bush-Cheney döneminin muhafazakâr politikalarını ve militarizmini ele alan filmlerin yanı sıra, Bush-Cheney yönetimini eleştiren, ona muhalif filmleri de değerlendiriyor. Stuart Hall’ın “temsil politikaları” kavramından yararlandığını dile getiren Kellner, sinemanın ideolojiler savaşındaki rolünü sıklıkla vurguluyor. Bu bağlamda, savaş ve terörizm, şirketler ve devlet, çevre, ırk, toplumsal cinsiyet gibi kavramlar filmlerle toplumsallaşıyor. Kellner’e göre liberal bir çoğunluğun ifadesi olarak Hollywood, toplumda siyasal yönetime ilişkin bir hoşnutsuzluk olduğunda bu durumu sömürmekte gecikmez ve bu hoşnutsuzluğun göstergesi haline gelen filmler yapar.

Beş bölümden oluşan kitap filmler aracılığıyla teşhise yönelik eleştirel bir üsluptan faydalanıyor. Belgesel filmlerin 2000’li yıllarla birlikte yükselişe geçen bir tür olarak sinemada öne çıkışını ayrıntısıyla ele alan ilk bölümde Bush’un şaibeli başkanlık serüveni (Douglas Kellner 2000 yılında ABD’de yapılan başkanlık seçimini "Büyük Soygun" olarak adlandırmakta), Irak Savaşı, çevre krizi gibi önemli konuların işlendiği belgeseller değerlendiriliyor. Counting On Democracy (2001), Orwell Rolls in His Grave (2004) vb. belgesel film yapımlarının eleştirel üsluplarına ilişkin analizlerin öne çıktığı bu ilk bölümde Kellner, Bush-Cheney taraftarı olarak nitelenebilecek belgesel filmlerden de örnekler sunarak çapraz bir okuma yapmaya özen gösteriyor. Bush’un seçimlerdeki rakibi Al Gore’un An Inconvenient Truth (2006) isimli belgesel filmi çevre ve iklim konularına odaklanan popüler bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Darwin’s Nightmare (2005) ise ekosistemin çöküşünün bir ispatı olarak ibretlik bir vakayı ele alıyor ve çok çarpıcı politik ve toplumsal sonuçlarını ifşa ediyor. Kellner’ın analizlerinin belgesel filmlerden animasyon filmlere kadar geniş bir prodüksiyon yelpazesi altında birleştiğini söylemek mümkün. Bu çeşitliliğe alegorik çözümlemeler eşlik ediyor haliyle.

Nesnellik konusunun farklı bilim ve sanat dalları bağlamında türlü tartışmaların odağında kalmayı sürdürdüğü günümüzde, sinema bu tartışmaların popüler bir kanadını oluştuyor ve bu nedenledir ki Kellner, belgesel film türünün yükselişini önemsiyor. Bu bağlamda üçüncü bölümün odağında Michael Moore’un çalışmaları bulunmakta. “Michael Moore’un Kışkırtmaları” başlıklı bu bölümde Michael Moore’un kendine has üslubunu, siyasetini ve sinema stratejilerini masaya yatıran Kellner aslında kitabın odağına da belgesel filmlerin altın çağını ve Michael Moore’un muhalif tavrını yerleştiriyor bir anlamda. Roger and Me (1989), Bowling for Columbine (2002), Fahrenheit 9/11 (2004) filmlerini kitap boyunca yürüttüğü tartışmanın başlıca meseleleri bağlamında inceliyor.

“Hollywood’un 11 Eylül’ü ve Terör Gösterileri” başlıklı ikinci bölümde Kellner 11 Eylül saldırılarını “bir terör gösterisi başlatan şoke edici küresel medya olayları” olarak tanımlamaktan çekinmiyor. Bu bağlamda ortaya çıkan güçlü medya gösterilerinin toplumsal hafıza inşasındaki rolü Hollywood yapımları vasıtasıyla değerlendiriliyor. Hollywood filmlerinde 11 Eylül temsilleri bağlamında United 93 (2006) ve World Trade Center (2006) analizleri öne çıkmakta.

Kellner dördüncü bölümde dönemin huzursuzluğunu gerek gerçekçi eleştiriyle gerekse alegori ya da hicivle resmeden Bush-Cheney yönetimi karşıtı Hollywood filmlerinden örnekler sunmayı sürdürüyor. Alegorik eleştirilerin öne çıktığı bu film seçkisinde Star Wars serisinin ikinci üçlemesi, The Simpsons: The Movie (2007) gibi filmlerin farklı okumalarıyla karşılaşmak mümkün. Kellner karşı-ütopya tarzı filmlere örneklerle V for Vendetta (2005), Minority Report (2002) gibi) aşırı sağ siyasetin, hapishane endüstrisinin eleştirisini yaparken sinemanın tahayyül imkânlarını önemsediğini gösteriyor.

Sinema Savaşları'nda kültür teorilerinin kaynaklarından biri olan sinemanın, bir toplumsal mücadele alanı olmayı sürdürdüğü aşikâr ve kitap bu bağlamda eleştirel analizin gereklerini yerine getiriyor. Bush-Cheney dönemi skandallarının günümüz Türkiye'sine yabancı olmayışı kitabın okuyucu üzerinde bırakacağı etkiyi artırabilir. Kitabın eleştirel analize tabi tuttuğu filmler ve irdelediği meseleler bağlamında sinemaya ve sosyal bilimlere ilgi duyanların birer film listesi oluşturmasına imkân sağladığını ifade etmek de mümkün. Sinema Savaşları, filmleri “okumanın” toplumsal ve tarihsel meselelere ilişkin edinmiş olduğumuz fikirlere önemli katkılar sağlayacağını hatırlatan yönüyle ilgiyi hakediyor.

Devamını görmek için bkz.

Doğuş Sarpkaya, "Filmlerin Politik Okuması", Birgün Kitap Eki, 7 Kasım 2014

Türkiye’de pek çok konuda olduğu gibi sinema kuramı konusunda da yayınların yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Hala çevrilmemiş bir sürü temel eserin varlığı hepimizin malumu. Yine de özellikle 1990’lı yılların sonu, 2000’li yılların başında bu konuda önemli bir atılım gerçekleşti. Bugün pek çok yayınevi önemli sinema kuramı kitabını dilimize kazandırıyor. Bu atılımın ilk işaret fişeği sayılabilecek kitaplardan biri Michael Ryan ve Douglas Kellner’ın Politik Kamera’sıdır.

Türkiye’de 1997 yılında yayımlanan Politik Kamera, popüler kültür ürünü olan Hollywood sinemasının ideoloji ve politikasını, belirli bir dönemi göz önünde bulundurarak, gözler önüne serer. Ryan ve Kellner, filmlerin sadece belirli dönemlerin tarihini ya da politik yönelimlerini anlamak için değil, o dönemlerin hayalleri, kâbusları, fantezileri ve umutları konusunda iç görüler elde edebileceğimiz için de eleştirilmesi gerektiğini düşünürler.

Kuramsal Öncüler

Tabi ki de sinemanın toplumsal gerçekle ilişkisini fark eden yalnızca Ryan ve Kellner değildi.“Sinema ile gerçek arasındaki ilişki nasıl kurulacak?” ve “sinemanın yarattığı temsil, gerçekliği ne düzeyde yansıtır?” soruları iki dünya savaşı arası dönemde de önemli bir araştırma konuları oldu. Bu dönemde pek çok önemli düşünür sinemasal ideolojinin işleyiş biçimini anlamayı, sinemasal imgenin gerçeği yeniden sunuş biçimini açığa çıkarmayı görev edinmişti.

Filmlerin gerçekliği olduğu gibi yansıttığını iddia edilmiyordu. Mesela Walter Benjamin’e göre modern zamanlarda gerçekliğin zemininin kaymasıyla birlikte, imge gerçekliğe değil, kendisine göndermede bulunmaya başlamıştı. İmgelerin bu özelliği yaşamdaki şeyleşmeyi çözümlemek için bir imkân yaratmaktaydı: “Günümüz yaşamının gerçekliğinin anlaşılmasında, bu nedenle, fantazyaların ve imgelerin tarih ve kültür açısından doğru bir şekilde açıklanması büyük önem taşımaktadır”. Kracauer da benzer şekilde film motiflerinin yeniden ele alınmasını ve derinlemesine tahlil edilmesini savundu. Kracauer’a göre “filmler mevcut toplumun aynasıydı”, ama bu aynanın toplumu olduğu gibi yansıttığı öne sürülemezdi. Kracauer’e göre popüler sinema örneklerinin doğru yorumlanması, yaşanılan çağı anlamakta bizlere yardımcı olacaktı: “Film motiflerinin özü, toplumsal ideolojilerin toplamıdır aynı zamanda; bu ideolojiler de büyülerinden söz konusu motiflerin yorumlanması sayesinde ayrılırlar”.

Temsil Düzenekleri

Ryan ve Kellner da benzer bir yol izleyerek, piyasa filmleri aracılığıyla 1960’lı yılların sonundan 1980’lı yılların ortalarına kadar ABD toplumunun temsil ediliş biçimlerini ele almışlardır. Ryan ve Kellner’a göre: “Filmler toplumsal yaşamın söylemlerini (biçim, figür ve temsillerini) şifreleyerek sinemasal anlatılar biçiminde aktarırlar. Sinema ortamının dışında yatan bir gerçekliği yansıtan araçlar olmak yerine, farklı söylemsel düzeyler arasında bir aktarım gerçekleştirirler. Bu yolla sinemanın kendisi de, toplumsal gerçekliği inşa eden kültürel temsiller sisteminin bütünlüğü içindeki yerini alır. Bu inşa süreci kısmen temsillerin içselleştirilmesiyle ortaya çıkar.” Filmlerle toplumsal yaşam arasındaki ilişki karşılıklı alışverişi zorunlu kılar. Sinema toplumu yansıttığını düşünürken yeni imajlar yaratır. Bunun yansıması ise beyazperdedeki gibi görünmeye ve konuşmaya başlayan bir izleyici kitlesinin yaratılması olur.

Politik Öngörü

Ryan ve Kellner’a göre filmler politik öngörüye de sahiptir. Daha doğrusu sinema, toplumsal yönelimleri kimi zaman takip eder, kimi zaman öngörür. Hollywood, yetmişlerin başında özgürlükçü bir dili ister istemez kullanmak zorunda kalmıştı. Toplumsal hareketlerin baskısı Hollywood’u muhalif bir dilin kıyılarına kadar sürüklüyordu. Yine de Hollywood içindeki demokrat kanat bunu liberal sınırların içinde gerçekleştirmeyi başarmıştı. Ama yetmişlerin sonundaki muhafazakâr saldırı liberallerin geri adım atmasına sebep oldu.

Ryan ve Kellner’a göre 1970’lerin sonunda çekilen muhafazakâr kahraman filmleri ve iyi-kötü çatışmasını yansıtan yapımlar Ronald Reagan’ın başkan seçilmesini öngörmüşlerdi. Seksenlerin başında ABD topraklarında hegemonik olmaya başlayan muhafazakâr toplumsal hareketler hızla özgürlükçü toplumsal kazanımlara saldırı başlatmıştı: “Feminizme (Sevgi Sözcükleri/Terms of Endearment), savaşa (Rambo), ekonomiye (Rİsky Business) ve toplumsal yapıya (Return of the Jedi) sağ kanattan bakan filmler bu dönemde yaygınlık kazandı”. Seksenlerin ortalarına kadar süren bu eğilim, muhafazakâr değerlerin, kaçış fantezilerinin ve geleneksel toplumsal biçimlere geri dönüşün işaretlerini vermişti.

Politik Kamera, tam da bu toplumsal dönüşümün okumasını yapmayı önüne koyduğu için önemini korumayı sürdürüyor. Ryan ve Kellner, sinema ile tarih, politika ve ideoloji arasındaki ilişkileri popüler kültür bağlamında ele alışları ile bir dönemin katılaşmaya başlayan eleştiri anlayışına yeni bir soluk getirmeyi başardılar.

Hegemonya Savaşı Sürüyor

Politik Kamera, Hollywood sinemasının içindeki hegemonya savaşını da gözler önüne seriyordu. Liberallerle muhafazakârlar arasındaki bu mücadelenin filmlere yansımasını sınıf, ırk, cinsellik politikaları üzerinden yeniden okuyordu. Bu savaşın bugün de sürdüğü malumumuz. Politik Kamera’nın yazarlarından Douglas Kellner’ın Sinema Savaşları kitabı, ABD’de muhafazakâr saldırıların artmaya başladığı Bush-Cheney dönemindeki filmleri değerlendirerek, bu mücadeleyi gözler önüne sermeye çalışıyor. Kellner’ın temel savı: “Terörizm, savaş ve militarizm, çevre, haklar ve daha nice meele etrafında dönen sinema savaşlarının ağırlıklı olarak 2000’li yıllarda Hollywood sineması topraklarında gerçekleştiği”dir.

Kellner’a göre muhafazakârlık, piyasa ve kapitalizmin devlete üstünlüğünü onaylar, eşitlik ve adalet duygusu yerine bireyselliği öne çıkarır, ataerkil aile, din ve gerici kültürel değerleri destekler. Buna karşılık liberalizm düzenleyici devleti savunan, özgürlükleri ve azınlık haklarını gözeten bir yapıya sahiptir. Fakat Kellner liberallerin serbest piyasa ekonomisini desteklediği desteklediğini de not düşmeyi unutmaz.

Liberal Ton

Sinema Savaşları, 2000’li yılların sonunda, Hollywood, Bush-Cheney yönetiminin tahakkümcü muhafazakârlığa karşı sosyal liberal Obama’nın yükselişini öngördüğünü iddia ediyor. Hollywood, doksanlı yılların sonlarından itibaren siyahi bir başkanın Beyaz Saray’a yerleşmesi olasılığını işlemeye başlamıştı. Morgan Freeman Derin Darbe’de (1998), Tommy Lister Beşinci Element’te (1997) başkanı canlandırmıştı. İkibinli yıllara gelindiğinde ise 24 dizisinde David Palmer, medya kültürünün en popüler siyahi başkanı olmuştu. Bu tarz temsillerin ABD toplumunu siyahi bir başkana hazırlama noktasında etkili olduğunu savunur Kellner. Diğer taraftan “Bush-Cheney” çetesinin geriletilmesi noktasında da filmlerin etkili olduğunu iddia eder.

Sinema Savaşları, Politik Kamera’nın açtığı yoldan ilerliyormuş gibi gözükse de Kellner’ın dilindeki liberal ton, kitabın eleştirel analizinin zayıflamasına sebep oluyor. Bush-Cheney çetesine karşı siyahi başkan fikrinin Amerikan liberalleri tarafından alkışlanacak bir şey olduğu doğru. Ve fakat böyle bir dil ister istemez ABD’nin sınır ötesi saldırganlığının sadece kabuk değiştirdiğini düşünenler için hayal kırıklığı yaratıyor.

Yine de hem Politik Kamera hem de Sinema Savaşları, film analizinin politik ve ideolojik yönelimleri açığa çıkarmada etkili olabileceğine dair umut taşımaları açısından önemli iki kaynak olma özelliği taşıyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.