Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-565-0
13x19.5 cm, 110 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Son Akşam Yemeği, 2014
Efsus'a Yolculuk, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Halim Şafak, Çağın tanığı olan aynı zamanda suçlusudur!, Bireylikler Dergisi, Sayı: 17, Kasım-Aralık 2007

İnsan fiziksel olarak bu dünyanın tam ortasındayken niye kaybolma duygusunu yaşamak ister? Niye onun için geri dönmemek için gitmek tek ve önemli sorundur? Bunları da geçelim gitmek ya da kaybolmak isteyen yanında ne/yi götürür? Bu sorular daha da çoğaltılabilir. Sıraladığım soruların yanıtlarını ise ancak kaybolan, böyle bir arzusu olan verebilir.

Ölüm dışında ki bütün kaybolma ve gitmeler fiziksel olarak dünyada yaşadığımız duygusunu unutmak içindir. Böylelikle bugünü başka bir zaman olarak kabul ederiz. Bunu da insana ancak zihni yaşatabilir. Zihin dediğimiz anda da insan tinini de tartışmaya dahil etmiş oluruz. Bu demektir ki ölmediği, öldürülmediği sürece insan tinsel olarak gidebilir. Kaybolma duygusunu yaşayabilir. Kendini büyük ölçüde dünyanın dışında tutabilir. Bu da tinselliğin insandaki devasa yerini ve anlamını açıklar.

Bunu şiir yazan açısından düşündüğümüzde ise tinselliğin kendini ifade ettiği asıl alanın şiirin kendisi olduğunu görürüz. Bu yüzden şiirde oluşturulan tinsellik insan için tam anlamıyla dünya dışında olmak değildir.

Genel anlamda tinselliğin yazıda kendini somutlaştırdığını söyleyebiliriz. Kaldı ki şiirin soyutluğu da tinsel olanla buluşmasının imkanıdır. Ayrıca bu tinselliğin politikasını oluşturmayı kolaylaştırır.

Bunun başka bir anlamı ise başta felsefe olmak üzere şiirin kendini besleyen düşüncelerle ilişki kurmakta zorluk çekmeyecek olmamızdır. Biz bütün bunların en somutlaşmış halini Yücel Kayıran’ın şiirinde görüyoruz. Hatta Yücel Kayıran şiirini Felsefi Şiir olarak adlandırarak kuramsal bir tartışmanın nesnesi haline de getirir.

Tinselleşme insanın kendini zihinsel olarak gündelik hayatın dışında tutmasıyla gerçekleşir. Fiziksel olarak dünyanın içindeyken zihinde bu büyük ölçüde yadsınır. Bu bağlamda tinselliğin dünyanın ve daha özelde insanın geçmişi üstünden kendini oluşturacağı bellidir. İnsan zihni yanında götürdükleriyle yine aynı insanın başka bir zamanda yaşamasını sağlar. Böylelikle insan kendini çağdışı ilan edip bugünü başka bir zaman olarak kabul eder. Buysa şiirdeki zamanı belirsizleştirir. Tüm belirtilere rağmen şiirin kendini oluşturduğu zaman bugün değildir. Her şey en geriye kadar ulaşmayı arzulayan bir geçmiş duygusudur. İhtimal şiir yazanın yaşadığı zaman da orasıdır. Bu kendini teskin etme yoludur. Bu dünyadan uzak tutmadır. Geleceğe yönelme eğilimine uzak durmaktır. Ne var ki bu çağın tanığı olan aynı zamanda suçlusudur! Hatta bu çağda yaşıyor olması bile şiir yazanın kendini suçlaması için yeterlidir.

Buradaki insan kaybettiğini baştan ilan etmekte bir sorun görmez. Dışlandığını hatta suçlandığını tıpkı Yücel Kayıran’da olduğu gibi ısrarla belirtir. Ne var ki işin bu boyutu tartışmaya sonuna kadar açıktır. Çünkü suçlandığını, cezalandırıldığını belirten insan hala dünyaya dönme arzusu içindedir. Kimsesizliğini baştan kabul etmiştir. Zihnindeki ütopya çoktan flulaşmıştır. Gelecek diye bir şey yoktur.

Yaşadıklarına ve yaşadıklarının zihindeki bıraktığı tortuya rağmen geri dönme umuduna sahiptir.Burada insan “kendime zarar veriyordum bana değer verilmediğinde!” diyecek kadar acımasızlaşabilir. Buysa şiir yazanın biliciliğinin değerlendirilmesi talebi olarak algılanmaya da açıktır. Kaldı ki Yücel Kayıran’ın bütün toplumsal özelliklerine rağmen son derece kişisel bir şiir yazdığını düşünürsek bu talebi anlayabiliriz. Hatta buradaki toplumsallık insanın etrafı olarak belirir. İnsan etrafı toplumsallığa yol açar. Söz konusu durumsa biraz olsun insanın ölüm düşüncesine yakınlığıyla açıklanmak zorundadır.

Şiir yazan bunu engellemek için tinselliği boyutlandırır, genişletir, yakınlığı olan düzlemlere taşır. Tinsellikle ilişki kurabilecek olgu ve durumları tinselliğe dahil eder. Metafizik bunlardan biridir. Yanı sıra tasavvuf burada ikinci önemli olgudur. Burada sorun gibi görünense tinselin yalnızlığıdır. İnsan üstünden yine insanın tinselliğinin yalnız bırakılmasıdır. Böylelikle tinsellik insandaki huzursuzluğun ve boşluğun kaynağı haline de gelir. Bu çoğu yerde tinselliği çığlığa dönüştürür.

Çünkü dünyanın başka bir deyişle doğanın ürettiği tinselliğe dahil olmayan ya da bunda zorluk çeken bir tinsellik insanın yalnızlığıdır. Bağlı olarak tinsel olanın akıl ve bedenle ilişkisinin gerilerden gelmesi en önemli risktir. İnsan tinsellik üstünden bedeni, aklı ve doğayı okuyabilirse gerginliğini ve huzursuzluğunu azaltabilir. Bu da doğayla ilişki kurmayla, kendini doğanın içinde görmesiyle mümkündür.

Yücel Kayıran’ın ürettiği tinselliğin öne çıkan başka bir özelliği ise aşkla ilişki kurmaya hiç yanaşmamasıdır. Hata bu yüzden Yücel Kayıran’ın şiirinde kadın kadın olarak yer almaz. Tinsel olanın aşk düşüncesine uzaklığını sorun olarak görmek gerekmeyebilir. Ne var ki insani olanda hele tinsellik söz konusu olunca aşkın olup olmayacağı gibisinden bir tartışmayı baştan geçersizleştirebiliriz.,

Yücel Kayıran’ın Ankara’da yaşadığını bildiğimize göre doğayla bir ilişkinin kurulması da pek mümkün görünmemektedir. Bugün içinde olduğumuz dünya William Blake’nin yaşadığı ve sözünü ettiğini dünya da değildir. Bu yüzden dünya Yücel Kayıran’ın yazdığı şiir tinselliği geçmişle sınırlar. Tinselliğin yalnızca geçmiş üstünden yaşanmasına izin verir. Buysa şiirle birlikte insanın içinde kalmak zorunda olduğu tek biçim haline gelecektir. Hatta insan bunu formel bir olgu haline getirebilir. Tinsellik zihni bir şey olmaktan çıkıp formelleşmeye açık hale gelir.

Burada beden ve doğayla ilişki kurmakta zorlanan bir tinsellik ister istemez kendini dinsel olana da yakın tutar. Dinsel olanla ilişkilendirmemize baştan izin verir. Tasavvuf daha çok dinselliğe yönelmenin sonucuysa metafizik dinselden uzaklaşmaya çalışan bir eğilim olarak algılanabilir. Ne var ki her ikisinde de dinselin her an insanın karşısına çıkması ve belirlemesi mümkündür. Burada sözünü ettiğim dinselin tanrıyı içerip içermediği ise esası etkileyen bir durum değildir.

William Blake doğayla kurduğu ilişkiye bağlı olarak bunu farklılaştırır. İnsanın ve doğanın enerjisinin bütünleşmesini çözüm olarak kabul eder. En azından insanın kendi ve doğa üstünde tahakküm uygulamadığı bir süreç bunu sağlamış olur. Ne var ki aynı şeyi Yücel Kayıran’ın yaşadığı dünya için iddia edemeyiz. Çünkü dünya insanın tahakkümü sonucunda çoktan sentetik bir hal almıştır. Duymaya dayalı bir dünya ancak geçmişle kurduğu ilişkiyle kendini var edebilir.

Yücel Kayıran’ın şiirlerine baktığımız zaman geçmişin dünyası, insanları, hayatı hep bir yerlerden çıkar. Bu toplumsal gibi görünmesine rağmen Yücel Kayıran’ın bireysel hayatıdır. Bugüne dönük kimi göndermelere ve belirtilere rağmen bugünden çok geçmişle ilişki kurar. Annesi, kardeşleri, arkadaşları ve onlarla birlikte yaşadığı dünya şiirini belirler. Tabii Yücel Kayıran’ın geçmişte bulduğu daha çok ölüm ve acıdır. Harun Kılınç, Birtan Altınbaş, Erdal Eren ve daha başkaları Yücel Kayıran’ın etrafıdır. Ne var ki ölenler, öldürülenler, gitmek zorunda kalanlar, ayrılıklar hesap edilirse bu etrafın geçmişte kaldığı görülür. Bu da şiirindeki tinselliğin gerekçelerinden biridir. Çünkü etraf dediğimizde artık yalnızca tinsel olarak ilişki kurabileceğimiz şeyden söz etmiş oluyoruz.

Yanı sıra şiirinde baştan beri antimilitarizme yakın durması tinselliğine rağmen şiirinde antiotoriter bir tutumun belirginleşmesini sağlar. Bir anda Tanrı otoritesinin karşımıza çıkabileceği riskine rağmen Yücel Kayıran antiotoriter bir şiir yazmaktadır.

Yücel Kayıran tabii tinselliği daha çok felsefe üstünden kurmaktan yanadır. Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu’nda felsefi kavramlar nerdeyse kitaptaki şiirlerin belirleyicisidir. Sonra ki kitaplar da bu geriler gibi görünür ama tamamıyla ortadan kalkmaz.Felsefe büyük ölçüde şiirinin belirleyeni olarak kalır. Buysa koyduğu mesafeye rağmen bilgiyle ilişki kurmasını da getirir. En azından felsefi bilgi burada oldukça geniş bir yer kaplar. Benzer bir durum Yücel Kayıran’ın şiir üstüne yazıları için de geçerlidir.

Burada tinselliğin başka bir bağlamda insanın varoluş sorununa bağlı olarak da ortaya çıktığını söyleyeceğim. Sonuçta bu dünyada olma imkanını yitiren ürettiği tinsellikle yokluğunu varlık haline getirebilir. Ne var ki buna rağmen şiir yazan dünyayla ilişki kurmuş olmayacaktır. Buysa daha sonra tekrar üstünde duracağım şiirin kutsal söz haline gelmesinin ve şiir yazanın biliciliğinin de açıklamasıdır.

İnsan belleğinde kalan geçmişle ilişki kurarak yaşar. Söz konusu ilişkinin aynı derecede olmasa da şiirde karşılık bulacağı baştan öngörülebilir. Bu yüzden şiir insanın kişisel/toplumsal belleğidir. Buysa şiirin tinsel bir atmosfer oluşturması için yeterlidir. Ayrıca felsefe, psikoloji gibi disiplinlerle farklı düzeylerde kurulan ilişki bu tinselliği sağlamlaştırır.

Şiirin oluşturduğu tinsellik ise her zaman farklı anlamlandırmaların imkanıdır. Bu aynı zamanda şiirin sorunu olarak kabul edilebilir. Yücel Kayıran’ın şiirinin özelliği ve sorunu da bu tinselliktir. Özelikle geçmişin ölenlerin/öldürülenlerin zihinde oluşturdukları bu noktada belirleyicidir. Kaldı ki şiiri mistisizme daha ileride metafiziğe yakın tutan da aynı olgudur. Bu ilk anda Yücel Kayıran’ın yazdığını “dinsellikle” buluşturmanın imkanı olarak kabul edilebilir. Hatta bunu “dinsel olan”la kurulmuş ilişki olarak anlayabiliriz. Yücel Kayıran’ın geçmişi söylencesel bir dil ve söylemle ortaya koyması da bunu kolaylaştırabilir. Bunun şiiri kutsallaştırmak gibi bir riski içinde taşıdığını da burada unutmamak gerekiyor. Hatta böylelikle şiir kutsal söz haline gelir. Buysa şiir yazanı da bilici olarak kabul etmemizi sağlar.

Okurluğun böylesi çıkarımlara izin vereceği ve okurun bunda büyük ölçüde haklı çıkacağı da söylenmek zorundadır. Dönemin ideolojik ve politik biçimlenmesi de bunu kışkırtır. Bu bağlamda dönemin belirgin kıldığı bağlam ve düzeylerin etkisine bağlı olarak böylesi bir okuma yapılabilir. Hatta bu aynı zamanda Yücel Kayıran’ın yazdığı şiirin dönemselleştirilmesini sağlar.Kaldı ki günümüzde yazılan şiirin de büyük ölçüde benzer bir değerlendirmeye tabi tutulduğu iddia edilebilir.Depolitizmin ve muhafazakarlığın içinden bir “eleştirinin” bunu oluşturacağı bellidir. Kaldı ki bu çevrelerin Yücel Kayıran’ın yazdığı şiire yüzeydeki ilgisini de bununla açıklayabiliriz.

Tabii buradaki ilgi biraz da Yücel Kayıran felsefi şiir bağlamında oluşturduklarıyla da ilgilidir. Yücel Kayıran’ın ideolojileri başka bir deyişle izm’leri dışta tutan etik tavrı burada ilgiyi çoğaltan başka bir olgudur. Bu aynı zamanda bugünle buluşmanın imkanıdır. Marksizm üzerinden ürettiği politikliğe rağmen bu yakınlığı kurmak mümkündür.

Kuşkusuz Yücel Kayıran’ın bu tavrının yazılanları boşluğa bıraktığını söylemeye çalışmıyorum. Söz gelimi William Blake’in tinselliği Yücel Kayıran’da nelerde yol açmıştır açmış mıdır merak ediyorum. Her ikisinin tinselliği arasında ne tür ilişkiler kurulabilir, ne tür bağlar bulunabilir. Bunu da merak ediyorum. William Blake tinselliğe ruh-beden ve akıl üzerinden varır. Oradan dünyaya, doğaya ulaşır. Doğanın tinselliği ile ilişki kurur.Böylelikle tinsellik üzerinden metafiziğe kadar gitmekte bir sakınca görmez. Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu (Ekin,1997), beni hiç göremezsin (ekin, 2004), Çalgın (Metis, 2006) bu anlamda Yücel Kayıran’ın şiir çizgisini yukarıda belirttiklerime yakın tutan verimler olarak kabul edilebilir. Ama aynı Yücel Kayıran baştan çağdışı olduğunu ilan ederek kendini başka bir yerde tutmaktadır. Bu okurun kurmak istediği yakınlıkları baştan reddetmek anlamına da gelir.

Burada insanın geçmişi dediğimizde doğal olarak Yücel Kayıran’ın geçmişinden söz etmiş oluyoruz. Söz konusu geçmişin çatısını ise ölme ve öldürülme düşüncesine karşılık oluşturur. Şiir yazanın kaybolma isteğine rağmen yalnız bırakılmışlığı bağlı olarak dışlanmışlığı yazdığını toplumsallaştırır. 1964 yılında doğmuş biri olarak Yücel Kayıran’ın 12 Eylül 1980 tarihinin öncesi ve sonrasıyla baştan kurulmuş bir ilişkisi olduğunu öngörebiliriz. Bu dediğim aynı zamanda yazdığı şiirin asıl belirleyenidir. Buradaki yaşanmışlık en bireysel düşüncelerle açığa verilmiş olsa bile son derece toplumsaldır. Böylelikle başta sözünü ettiğim tarihsel sürecin Yücel Kayıran’ı ve yazdığını baştan belirlemiş olduğunu kabul ediyorum.

Söz konusu sürecin yaşayan insan için tam bir travma olduğunu söyleyebilirim. Üstelik 2007 yılının son aylarında olmamıza rağmen sürecin hiçbir kesintiye uğramadan sürdüğünü belirtmeliyim. Eğer öyleyse Yücel Kayıran’ın başta oluşturduğu zihinsel durumun ortadan kalkması ya da başka bir şeye dönüşmesi için hiçbir neden yoktur. Kaybolma düşüncesi ihtimal Yücel Kayıran –ömrü uzun olsun– ölünceye kadar böyle sürecek demektir.

Aynı süreç Yücel Kayıran’ın politikliğinin de tekten açıklamasıdır. Yazdığı şiirin Marksist bir şiir olduğunu ısrarla belirtmesi de bu politikliği sağlamlaştıracaktır. Ne var ki tamamen geçmiş temelli ve geçmişin oluşturduğu tinselliğin içinden yazılan şiir marksizmin felsefe olarak burada yer almasını sağlarken ideolojik yanı öteki izmlerle birlikte baştan kendini imha edecektir. Kaldı ki ölüm ve öldürmenin ve tabii insanın kaybetmişliğinin yanına ideoloji ya da izmleri koymakta zorluk çekmeyebiliriz. Burada solun iktidar talebi ve otoriteryanizmi ister istemez marksizmin yalnızca felsefi boyutta ele alınmasını da anlaşılır hale getirir.

Ölüm ve öldürme bağlı olarak insanın yalnızlığı yazılanı toplumsal bir payda içinde ele almamızı sağlar. Yücel Kayıran’ın bireyselliği zihnindeki tortuya ve onun ortaya çıkardığı tinselliğe bağlı olarak toplumsallaşır. En azından kimi toplumsal özellikleri bünyesinde bulundurur. Aslında şiirinin bu özelliği tinsel karşısında hayati olan yanıdır. En azından gündelik hayat olarak algılanamayacak bir hayat söz konusudur. Böylelikle gündelik hayata uzaklığa rağmen tinsellik doğaya uzaklığını söz konusu etmemize rağmen şiirde başka bir hayat oluşturmasına izin verir. Tinsellik ve onun dili yine şiir yazanın bilici yanı bunu geride tutmakta, belirsizleştirmekte zorluk çekmez. Şiirin kutsal söz’lüğü de bunu oluşturan başka bir olgudur.

Açıkçası Yücel Kayıran’ın yazdığı şiir ve onun düşünsel arkaplanı insanın böylesi bir tinsel atmosferde yaşamasına izin verir. Doğayla ilişki kurmanın zorluğu, insanın insanı anlama ihtimalinin söz konusu bile olmaması, yine kimsenin kimsenin yalnızlığını ortadan kaldırmasının mümkünsüzlüğü ancak böyle bir şiiri oluşturabilir.

Kuşkusuz bunu tam bir umutsuzluk olarak kabul edip geçebiliriz. Yine bunu “deli-divane” birinin sayıklamaları olarak da kabul edebiliriz. Yücel Kayıran’ı geçmişle-dünya, tanrıyla-insan arasında kalmış bir “divane” olarak da görebiliriz. Ne var ki bunların hiçbiri içinde yaşadığımız dünyanın insanda böyle bir sonuca ve tinselliğe yol açtığı gerçeğini değiştirmiş olmaz.

Bu bağlamda Yücel Kayıran’ın en azından felsefi olarak marksizmle kurduğu ilişki, felsefeye yakınlığı daha önemlisi söz konusu tinselliğin eninde sonunda dünyayla kuracak olduğu ilişkiye bağlı olarak insanı ve dünya dönüştürme eyleminin içinde kendimi bulmamızın imkanı olabilir.

Diyeceğim odur ki Yücel Kayıran’dan az umutsuz biri sayılmam. Yücel Kayıran’ın dikkatle yaklaştığı kimi olgulara rağmen tinselliğinin içinde insana dönük ve insanın umutlanmasına yeten bir özün dolanıp durması iyi okunmalıdır. Buysa Yücel Kayıran’ın yazdığı şiire yönelik kimi görece ilişki ve ilişkilendirmeleri baştan yadsımanın da imkanıdır.

İnsan yalnız kaldığında, kendini yalnız bıraktığında, yalnız bırakıldığında kendini ancak zihninin derinliklerine sürgün edebilir. Yücel kayıran bu sürgünlüğü baştan ilan ederek şiirin önüne çıkmasına ve onun dili olmasına izin vermiştir. İnsanın bile isteye sürgünlüğü ve dışlanmışlığı ise aynı zamanda onun iç kanamasıdır.Şimdiye kadar yayımlanmış olan üç şiir kitabının Yücel Kayıran ve okur katında tek somutlaştırdığı da budur. Yücel Kayıran kendini bu çağa ait görmüyor. Şiir yazan için,insan için başka bir çağın arzusunu duyuruyor.

Yücel Kayıran ya da bir başkası bunu geçmişte kalan bir çağ olarak kabul edebilir. Hatta bu yüzden Yücel Kayıran’ın yazdığı tam bir arkaizm arzusuyla da açıklanabilir. Bense bugünde ve bugünün dünyasının içinde başka bir dünya olarak kabul etmek istiyorum. Yücel Kayıran’ın şiirine akıttığı kanının içinde gördüğüm tek şey budur. Baştan beri burada yazıp söylediklerim hayaline firar etmiş birinin büyüsünü fark etmek kadar onu duyduğumun da ilanıdır.

Sahi hangi çağda ‘imkansız olan mümkündür’ demiştim?

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.