Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-674-9
13x19.5 cm, 400 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Metafor Olarak Mimari, 2006
Derinliğin Keşfi, 2011
Tarih ve Tekerrür, 2013
Dünya Tarihinin Yapısı, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Halil Turhanlı, "Karatani'nin ilginç sentezi: Kant, Marx ve Proudhon", Radikal, 2 Haziran 2009

Salt bugüne ilişkin olmayan, geleceğe de uzanan Kantçı etiğin insanı araç olarak gören, nesneleştiren meta ekonomisinin ve meta üretiminin aşılmasına katkıda bulunabileceğini belirten Kojin Karatani, Marx’ın kapitalizm eleştirisini bu etik anlayış ile sentezlemeye çalışıyor. Kant etiğinde toplumsal iyi anlayışının inkârının, faydacılığın, çıkarcılığın eleştirisini okuyor. İnsanı sömüren, küçük düşüren ve köleleştiren kapitalist düzene politik müdahalenin yanı sıra etik bir müdahaleyi de gerekli görüyor ve Kapital’in Saf Aklın Eleştirisi ile birlikte “çapraz bağlar kurarak” okunmasını öneriyor. (K. Karatani, Transkritk: Kant ve Marx Üzerine)

Marx ile Kant arasında bulduğu ortak alanı transkritik (öte-eleştiri) olarak kavramlaştırıyor. Böylelikle, bizlere Hardt ve Negri’nin İmparatorluk’u ile kıyaslanabilecek alternatif bir kapitalizm eleştirisi sunuyor. Kapitalizmin salt sosyoekonomik olmayan bir eleştirisi bu.

Hardt ve Negri kapitalist üretim sürecinde işçilerin işi geri çevirerek bir kırılma yaratabilecekleri düşüncesindeler. Onlara göre işin reddi yeni sınıf mücadelesinin başlangıç noktasıdır, bunu “arzunun önündeki engelleri” yok etme ve nihayet çıkış (exodus) izleyecektir. 1970’lerin başında işçi sınıfının radikal unsurları arasında taraftar bulan işin reddi düşüncesi daha sonra İtalya’da otonomist hareketçe kuramsallaştırılmıştı. İşin reddi fabrika içine kapatılmaya, orada disiplin altına alınmaya, işçi olmaya, Harry Cleaver’ın deyişiyle “yaşamın işe indirgenmesine” karşı bir direnişti. Aynı zamanda, komünist partilerin ve onların güdümündeki bürokratik sendikaların ortodoks Marksizme dayalı sığ politikalarından kopmayı, komünist partilerden bağımsızlaşmayı ifade ediyordu.

Bir başka düşünce işçinin ürettiğini satın almak zorunda kalmasını, emeğinin ona meta olarak dönmesini de üretim süreci kadar önemsiyor ve bunu kritik bir an sayıyor. Onlara göre de işçi kırılmayı bir tüketici olarak metayı satın alma anında da gerçekleştirebilir. Bu da Gandhi’nin yapmış olduğuna benzeyen bir boykot biçimi.

Üçüncü yol

Hardt ve Negri’nin çalışmayı geri çeviren üretici işçisi de, satın almayı reddeden tüketici işçi de gerçek anlamda aktif özne değiller. Karatani hem çalışmayı hem de tüketmeyi kapsayan üçüncü bir yol öneriyor. Kapitalist ekonomide dolaşım ve dağılımın önemini vurgulayarak anti-kapitalist eylem tarzını yeniden değerlendiriyor. Daha açık bir anlatımla, kapitalist olmayan bir pazarda mübadelenin küresel kapitalizme karşı kapsamlı bir direnişi mümkün kılacağını, bu durumda direnişin üretimle sınırlı kalmayıp, dağılım ve dolaşım süreçlerini de kapsayacağını belirtiyor ve böylelikle Proudhoncu bir kooperatifçilik anlayışına yakınlaşıyor.

Hardt ve Negri, imparatorluğa, dünya piyasalarına karşı alternatif örgütlenme olarak Birleşik Devletler’de, yirminci yüzyılın başlarında, özellikle 1920-30 yılları arasında etkili olan, çok sayıda grev ve direniş düzenleyen IWW (Dünya Endüstri İşçileri) adlı sendikayı gösterirler. IWW, sosyalist sendikacılık anlayışından, hatta Avrupa’daki anarko-sendikalizm anlayışından oldukça farklı bir sendikacılık anlayışı üzerinde temelleniyordu. Avrupa’da işçi sınıfının ulusal bayraklar altında birbirlerini boğazladıkları, sınıf kardeşlerini öldürdükleri bir dönemde IWW, göçmen işçileri kucaklamış ve melez emeğin örgütü oldu. Dahası, Amerikan yeni solunun örgütlenme ve mücadele anlayışında etkili rol oynamıştı.

Hardt ve Negri imparatorluğun küresel egemenliğine karşı sınırlı, bölgesel örgütlenmelerle direnebilmenin mümkün olmadığını belirterek böyle bir bürokratik ve sabit olmayan bir örgütlenme tarzının şimdilerde küresel çapta gerçekleştirilmesinin zorunluluğuna değinirler.

Marx ve Proudhon arasında kimi önemli noktalarda yakınlık bulunduğunu vurgulayan Karatani ise anti-kapitalist mücadelenin asli örgütü olarak kooperatifleri işaret ediyor.

Marx, Felsefenin Sefaleti’nde Proudhon’u siyasi mücadeleyi hesaba katmamak ve siyaseti ekonomiye indirgemekle, siyasi devrimi gündemine almamakla suçlamıştı. Karatani Marx ve Proudhon ilişkisinin salt Felsefenin Sefaleti’ni okuyarak anlaşılamayacağını ileri sürüyor ve bu ilişkiyi farklı bir biçimde ele alıyor; Marx’ın 1848’de Felsefenin Sefaleti’ni yazdıktan sonra İngiltere’de geçirdiği yıllarda ütopyacı sosyalistlerce benimsenen kooperatifçiliğin hayata geçirildiğine tanıklık etmiş ve tanıklığı, gözlemleri neticesinde düşünceleri olumlu yönde değişmişti. Karatani ayrıca, Marx’ın imalattaki işbölümünü fabrika düzenine tercih ettiğini belirtiyor.

Karatani, başta Sovyet deneyimi olmak üzere diğer reel sosyalizm örneklerinin başarısızlıklarını ele alırken, bunların nasıl devletçi ve bürokratik yapılara dönüştüklerini açıklamaya çalışırken Georg Lukacs’ın Tarih ve Sınıf Bilinci’yle başlattığı, Karl Korsch’un da katıldığı Engels’i Marx’tan koparma işlemine başvuruyor. Batı Marksizminde ilk kez Lukacs, Engels’i, özne ve nesne arasındaki diyalektik ilişkinin özünü görememekle suçlamıştı. Engels diyalektik metodu doğaya da uygulamış; doğa, toplum ve tarihin aynı gelişim ve değişim yasalarına tabi olduğunu ileri sürmüştü. Bu basitleştirilmiş, aşırı genelleştirimiş ve “nesnel bilim” haline getirilmiş Marksizm, Lenin ve Stalin için yol gösterici olmuş, Sovyet deneyimine temel oluşturmuştu. Karatani de Sovyet deneyiminin bürokratik bir yapıya dönüşmesinin temelinde Engels’in düşüncelerini görüyor. Ona göre de, Engels’in genelleştirici düşünceleri, kapitalist sistemin anarşik yapısının planlı ekonomiyle denetlenebilmesi girişimlerine kaynaklık etmiş, sonuçta devletçi ve merkeziyetçi bir sistemin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Fabrika örgütlenmesi toplumun bütününü kapsayacak ölçüde yayılmıştır. Oysa, kooperatifler, eşitlikçi ve özgürlükçü topluma doğru yol almada önemli bir adı olabilirlerdi. Karatani ayrıca, daha önce başka düşünürlerce üzerinde durulmamış bir noktaya da işaret ediyor : Engels’de üretim ilişkileri kavramı kapalı ilişki demekti. Marx açısından ise bunlar rastlantısaldı.

Koordinatör para

Sovyetler birliğinde kapitalizm devlet düzenlemeleriyle, merkeziyetçi planlı ekonomi ile ortadan kaldırılmaya çalışılmış; fakat bu düzenleme özgür mübadelelerin gerçekleşebileceği bir pazarın da ortadan kalkmasıyla sonuçlanmıştı.

Karatani’ye göre Sovyet modelinde paranın sabit bir değer gösterici olmadığı, değer sistemlerini koordine ettiği gerçeği kavranamamıştı.

Karatani sosyal demokrasiyi ve üçüncü dünya sosyalizmini de eleştiriyor.

Ona göre sosyal demokrasi sermayeyi devlet adına eleştirirken üçüncü dünyanın bağımsızlık hareketleri bu eleştiriyi ulus adın yaptılar. Oysa sermaye, ulus ve devlet bir bütün oluştururlar. Kapitalizm ulus devlet içinde gelişmiştir. Ulus-devlet kapitalizmin gelişebilmesi için siyasal ve yönetsel koşulları sağlamıştır. Sadece kapitalizmin geç geliştiği yerlerde değil, fakat İngiltere’de dahi kapitalizmin gelişebilmesi için devlet müdahalede bulunmuştur.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.