Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-761-6
13x19.5 cm, 96 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Bir Şey Oldu, 2006
Hiç Niyetim Yoktu, 2007
Küçükburun, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Elif Tanrıyar, “Yazma isteklilerinin tedirgin öyküleri”, Milliyet Kitap Eki, 17 Mart 2010

Türkiye’de edebiyat ve sinemayla birazcık bile ilgilenen hemen herkesin aşina olduğu bir isim Fatih Özgüven. Sırf çevirisinde onun imzası olduğu için neredeyse yazarının kim olduğuna pek de dikkat etmeden kitap alanlar, onun haftalık sinema yazılarını okumadan film izlemeye gitmeyenler var. Özgüven’in ayrıca bir deneme kitabı, bir romanı ve iki de öykü kitabı yayımlandı bugüne dek. Onun işlerine baktığınızda ilginç bir şekilde şunu fark ediyorsunuz; gerek sinema eleştirileri gerek denemeleri ne kadar özgüvenli bir söyleme sahipse, öykülerindeki hakim ton ve kahramanlarının ruh hali de tamamen zıt bir şekilde tedirginlikler içeriyor.

Alttan alta tedirginlik

Özgüven’in ‘tedirgin’ hikayeleriyle ilk olarak, ismi de kendi gibi nefis olan Bir Şey Oldu adlı öykü kitabıyla tanışmıştık. İkinci öykü kitabı olan Hiç Niyetim Yoktu, tedirginliği bu kez bir parça pop kültür ve hayalet hikayeleriyle harmanlamıştı. Son öykü kitabı olan Hep Yazmak İsteyenlerin Hikâyeleri ise bizi yine o artık alışkın olduğumuz, belki bir parça hafiflemiş olsa da yine alttan alta bir tedirginlik duygusunun kol gezdiği dünyaya döndürüyor.

Öykülerin ortak sırrı, kitabın başında Franz Kafka’dan alıntılanan epigrafta saklı: “Menziller ve yollar yoktur; yol dediğimiz şey, tereddütlerdir.”

Kitapta, tedirginlik hissiyle tereddütlü durumların kol kola verdiği 11 öykü yer alıyor. Kahramanların hiçbiri belki büyük, sarsıcı olaylar yaşamıyor ama bu sıradan görünüşlü kişilerin her birinin yaşama değdiği o kısa anlar, Özgüven’in kalemiyle olağanüstüleşiyor. Üstlerine ince bir tül atılmış hissi veren öyküler; aniden büyük bir hızla netleşebildiği gibi, yine büyük bir hızla, bir anda flulaşabiliyor.

Açılış öyküsü olan “Sel”; bizi kitabın başında, okuduğu kitabın kusursuz sözcükler kuran yazarından etkilenip neredeyse büyük bir acıyla “...ben de böyle bir şey yazmak istiyorum,” diye haykıran bir ‘yazma isteklisi’yle tanıştırıyor. Hiçbir zaman okuduğu öykü kadar güzel bir şey yazamayacağını anlayan yazarın kederini yansıtırken, yine de yazdıklarıyla avuntu bulmasını aktarıyor.

“Yaz Günü Tango” ve “Diken” adlı öykülerde yazmak istemelerine rağmen, türlü bahanelerin ardına saklanan, aslında düpedüz tembel ‘yazma isteklileri’yle karşılaşıyoruz. Bir diğer istekli yazar adayımız ise bizi son öykü olan “Son Hikâye”de bekliyor. Yazarımız artık ölmüştür ve hep beklediği ama türlü bahanelerle ertelediği yazma eylemi için önünde hiçbir engel kalmamıştır artık. Ama gene yazamaz çünkü nasıl olsa önünde çok zamanı vardır!

Diğer öykülere göre nispeten biraz daha uzun olan “Can Dostu”nda yine bir hayranlık ilişkisiyle karşılaşıyoruz. Bu nefis öyküde, her hali ve geçmişiyle Cahide Sonku’yu anımsatan Sabiha Doruk’un, bakıcılığını ve yardımcılığını üstlenen pavyon şarkıcısı bir erkeğin öyküsünü, yazması için görünmeyen bir yazara anlatmasını okurken, hüzün ve ince bir mizah iç içe geçiyor.

Özgüven’in şiir kıvraklığındaki dili...

Nostalji, eski fotoğraflar, eski İstanbul pek çok yerde karşımıza çıkarken, hüzün ve ince tonda bir mizah hafif hafif beliriyor satır aralarında. Aşk ve tutkuyla karşılaşıyoruz birkaç öyküde. Tuhaf tesadüfler, düşlerden kopup gelmiş sahneler, uykuyla uyanıklık arası haller ise öyküleri belli belirsiz bir tül gibi sarmalıyor.

Ama her şeyden öte, bütün bu hikayeleri ve yaşamın içinde ilk bakışta dikkat çekmeyen detayları olağanüstüleştiren, Özgüven’in şiir kıvraklığındaki dili... Çünkü her şeyi okuyup bitirdikten sonra aklınızda kalanlar “Yarı açık oda kapısının önünde tıkırtılar duydu. Topuk sesleri, bilezik gibi birbirine çarpan madeni şeylerin tıkırtısı, etek hışırtısı” ya da “Sırtüstü yatmış, yastıklardan birini yüzünün üzerine kapamıştı. Temiz, ama hafifçe eskilik, kapalı kalmış oda kokan bir yazlık ev yastığıydı” gibi, sesleri ve kokuları yanı başınıza taşıyan cümleler oluyor.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.