Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-880-4
13x19.5 cm, 128 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Dönüş, 2009
Çevengur, 2010
Can, 2010
Muhteşem Vahşi Dünya, 2014
Çukur, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Asuman Kafaoğlu-Büke, ''Bu Moskova başka Moskova'', Radikal Kitap, 21 Eylül 2012

Joseph Brodsky, Andrey Platonov için yirminci yüzyılın en büyük edebiyatçılarından biri der; buna rağmen bu büyük edebiyatçıyı kendi dilinde ölümünden kırk yıl sonra, tüm dünyada ise okurlar yeni yeni tanımaya ve değerini anlamaya başladılar. Brodsky de yıllar sonra ancak okuyabilmişti hayran olduğu Platonov’u ve “Edebi başyapıtlar yasaklandığında, zaman tahrif edilmiş olur” sözlerini Platonov için söylemişti. Onlarca yıl Sovyetler Birliği’nde yasaklanan yazarın tamamlanmamış romanı Mutlu Moskova Brodsky’nin ne denli haklı olduğunu gösteriyor.

Mutlu Moskova başkenti değil, bir genç kızı anlatıyor. Moskova, anne ve babasını küçük yaşta yitirmiş bir kız, verildiği yetimhanede kendisine Moskova adı veriliyor. Geçmişinden bir tek anı var zihninde, o da bir adamın elinde meşaleyle koşarken vurulduğu bir sahne. Bu aynı zamanda Ekim devriminin başlangıcı. Moskova, devrim çocuğu, devrim idealleriyle büyüyen bir genç kız. Yetimhaneler, okullar derken büyüyor Moskova ve evleniyor fakat bir anda kocasını terk etmeye karar verip evi terk ediyor. Rüzgârı sevdiği için Havacılık okuluna yazılıp paraşütçü oluyor. Ancak, kısa zaman sonra yaptığı bir hata yüzünden işinden uzaklaştırılır.

Andrey Platonov 1930’ların Sovyetler Birliği’nde yaşamı, Moskova ve diğer kahramanları aracılığıyla anlatıyor. Fizikçi, asker, paraşütçü, cerrah gibi farklı iş kollarındaki gençlerin hayat hikâyelerini birbirlerine bağlayarak, ilişkilerini, günlük yaşamlarını, umutlarını kurguluyor. Tamamlanmamış bir roman olduğu için kurgusal bir beklenti olmaksızın okunması gereken bir roman, yine de karakterlerin çoğu gelişmiş, bütünlüğe ermese de anlatı sürükleyici.

Roman bir tür saflıkla başlıyor. Kahramanların hepsi yoldaşlarına, komünizme ve insanlık için yeni bir dönem başladığına inanıyorlar. İdealizm hayatlarının önemli parçası. Örneğin kahramanlardan Bojko, evrensel dil Esperanto ile dünyanın farklı köşelerinde sosyalist insanlarla mektuplaşıyor. Kongo’dan, Suriye’den, Polonya’dan insanlara sosyalizmi anlatıyor; Sovyetler Birliği’nin bir militanı olarak görüyor kendini. “Tüm insanları sosyalizme katılmaya, acılarla dolu yeryüzündeki emektarları desteklemeye davet eder.” Bu gençlere göre sistem kusursuzdur. Sorun varsa, bu geçmiş küçük burjuva alışkanlıklarından kurtulamadıkları için kendi yarattıkları sorunlardır. Yine Bojko “(s)akatlamış bizi tarih ana” diye açıklar. Bunun nedeni komünizm öncesi reflekslere sahip olmasıdır: “çünkü pek eskiden doğmuşum ve kendimden henüz tam olarak vazgeçemedim.” İdealist bir şekilde, çalışarak, çok çalışarak, daha güçlü bir insan türü yaratacaklarına inanırlar.

Mutluluğu paylaşmak

Bu arada, aşık olurlar. Aşklarını sosyalizm içinde anlamlandırmaya çalışırlar. Bu, kolay olmaz. Romandaki çoğu erkek karakter, bir dönem Moskova’ya âşık olur fakat Moskova hepsini terk eder. Âşık olduklarını bile terk eder çünkü aşkı bir acı olarak hisseder sadece. Seviştikten sonra teninin üşüdüğünü, hazların geçici olduğunu düşünür: “Benim tenim üşür bunun peşinden hep,” der Moskova. “Aşk komünizm olamaz; düşündüm düşündüm ve olamayacağını gördüm... Sevmek gerekiyor sanırım, seveceğim de, yemek yemek gibi bir şey bu ama sadece zaruret, asıl hayat değil.” Moskova’ya âşık olmasına rağmen bu sözleri duyan sevgilisi anlar onu. Ona göre de, en iyi duygu bir başka insanı kavramak, yabancı bir yaşamın külfetini ve mutluluğunu paylaşmaktır. Sevişmek, çocuksu bir mutluluk anından başka bir şey olamaz diye düşünür.

Roman bu noktada sosyalizmin felsefesini, dünya görüşünü açıklar okura. Platonov büyük olasılıkla bu idealist gençleri yazarken kendini düşünüyordu. Ne de olsa aynı Bojko gibi o da devrim öncesi dünyaya gelmiş fakat komünizme inanmıştı. Romanın başlarındaki bu idealizm romanın ortalarında acı bir hal almaya başlar. Aslında Platonov, Mutlu Moskova başlığıyla Sovyetlerin acı bir gerçeğini dile getiriyordur. Stalin o yıllarda, Moskova’nın (burada kentten bahsediliyor) bir cennet olduğunu, hayatın daha iyi, insanların artık mutlu olduğunu söylemişti ve bunu devletin propaganda araçlarını kullanarak sık sık tekrarlatmıştı. Platonov’un Moskova’sı ise kent kadar şanslı değil bu konuda. Aslında yarattığı karakter, güzel, cesur ve özgür bir kadın; kendini mutlu etmeyi biliyor fakat hayat şartları gün geçtikçe kötüye gidiyor. İdeallerini yavaş yavaş nasıl yitirdiği ortaya çıkıyor. Moskova’nın bacağının kesilmesi, yazarın incelikli bir şekilde devlet bütünlüğünün kalmadığı, parçalanmaların başladığı şeklinde okunabilir.

Bu noktada birkaç adım geri atıp Platonov’un aslında ne anlattığına başka bir açıdan bakalım. Çünkü yazar için bu konular sıradan bir kurgu aleti değil; birkaç tartışmayı roman boyunca konuya egemen kılıyor. Bunlar materyalist felsefe üzerine önemli tartışmalar. Romanın doruk noktası sayılacak iki bölüm yer alıyor, birincisinde cerrah, küçük bir çocuğu ameliyat ediyor. Bu sahneyi açıklamaya şöyle başlıyor yazar: “... eline aldığı sert parlak aletin yardımıyla her meselenin özüne, insan bedenine girdi.” Meselenin özü, insan bedeni. Materyalist felsefeye göre dünya maddeden oluşur, organik ve inorganik madde. Madde ve enerji dışında varlık yoktur. Bilinç, düşünce, hayal gibi tüm fenomenler ise maddenin etkileşiminden ortaya çıkar. Gerçeklik maddenin doğasındadır ve bu yüzden çoğulcu değildir. Romanında Platonov bu felsefeyi karakterlerine tartıştırıyor. Gerçekten de beden, ya da bu durumda madde, doğanın tüm gizemlerini içinde saklayan bir yapıya mı sahip? Bu konuda cerrah kararlıdır, mühendis arkadaşını ameliyathaneye götürüp “hayatın temel sırrı bu, bilhassa insan denilen varlığın tüm sırrı” diye açıklar. Romanın hiç kuşkusuz en güzel ve en ilginç bölümü bu açıklamayı yaptığı satırlar çünkü burada ruh ve Tanrı olmadan hayatın anlamını bulmaya çalıştığını, insan düşüncesinin kökenine indiğini görüyoruz. Bu noktada yazar maddeci felsefeyle alay etmeye, monist (tekçi felsefe) metafiziğin zayıflıklarını göstermeye başlıyor. Şimdi bir önceki konuya dönersek, Moskova’nın bacağının kesilmesi de bu tekçi felsefeye başka bir gönderme niteliği taşıyor. Moskova cerraha bağırıyor bacağı kesildikten sonra: “Bacak değilim ben, göğüs değilim, karın ya da göz değilim, ne olduğumu kendim de bilmiyorum.”

Ama, Platonov’u büyük yazarlar arasına katan şey felsefe ya da sosyalizm şüpheleri değil tabii ki. Mutlu Moskova 20. yüzyılda yazılmış en şiirsel romanların başında geliyor, Günay Çetao Kızılırmak’ın çevirisi de hakkını vermiş. Platonov’a özgü şiirsellik ise gerçekten benzersiz, her cümlesi ayrı bir zarafet taşıyor. Örnek olarak minnacık bir satır bile yetebilir: Moskova sevdiği erkekten ayrılırken, ayrılma nedenini şöyle açıklıyor: “Ben nicelerini sevdim, sense ilk beni. Sen kızsın, ben kadın!”

İdeallere bağlı bir mühendis

Andrey Platonov, 1917 devrimi olduğunda daha on sekiz yaşında bir delikanlıydı. Babası demiryollarında çalışan, amatör bir kaşifti; Platonov mekanik merakını büyük olasılıkla babasından ve saat yapımcısı dedesinden almıştı.

Sosyalizme, Sovyetler Birliği’nin ideallerine inanan bir genç olarak büyüdü.

Hemen her konuda yazmayı seviyordu. Sanat, bilim, siyaset, ekonomi, teknoloji ve en çok da felsefe ilgisini çekiyordu. Mutlu Moskova romanında geniş ilgi alanı görülüyor yazarın.

Sosyalist ideallere bağlı bir mühendis ve parti üyesiydi fakat 1930’ların ortalarında yazdıkları yasaklandı ve hiç biri basılmadı. Büyük bir olasılıkla bu yüzden Mutlu Moskova romanını tamamlamadı çünkü yayımlanmayacağını biliyordu.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.