ISBN13 978-605-316-129-5
13x19,5 cm, 160 s.
Liste fiyatı: 19.50 TL
İndirimli fiyatı: 15.60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
11. Basım
Liste Fiyatı: 15.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Hissedilen Zaman
Zamanı Nasıl Deneyimleriz?
Özgün adı: Felt Time
The Psychology of How We Perceive Time
Çeviri: Özde Duygu Gürkan
Yayına Hazırlayan: Özge Çelik
Kapak Resmi: Selçuk Demirel
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2018
2. Basım: Ekim 2018

Zaman hepimizin hayatının çok önemli bir parçası: Özellikle sanayileşmiş toplumlarda her şeyi önceden belirlenmiş zaman dilimleri içinde yapıyor, sürekli zamana karşı yarışıyoruz. “Zamanım yok,” diyoruz, “bir vakit bulabilsem!”

Bütün bu koşuşturmaca içinde, bizi her daim sarıp sarmalayan zamanı nasıl algıladığımızı düşünmeye de pek vakit bulamıyoruz doğal olarak. Hissedilen Zaman’da Marc Wittmann işte bu boşluğu doldurmayı, zamanı nasıl deneyimlediğimizi incelikli deneyler ve ilginç bulgular eşliğinde açıklamayı hedefliyor. Kitapta şu ve benzeri sorular ele alınıyor: Öznel zaman nedir? Zaman duygumuz nasıl oluşur? Zaman neden bazen yavaş bazen de hızlı geçiyormuş gibi gelir? Hayatın çeşitli evrelerinde zaman algımız nasıl değişir? Neden bazı insanlar beklemeyi becerebilirken bazıları sabırsızdır? “Zaman miyobu” nedir? İçsel saatimiz nasıl işler? Duygular ve beden ritmi zaman algımızı nasıl etkiler?

Zaman konusuna sadece bilimsel açıdan değil, psikolojik açıdan da yaklaşan Wittmann, okurlara biraz yavaşlayıp hayatı daha sakin bir şekilde, mevcut ânın farkına vararak yaşamanın, böylece daha tatminkâr bir hayata ulaşmanın ipuçlarını da sunuyor.

İÇİNDEKİLER
Giriş
1 Zaman Miyobu: Bekleyebilmek Üzerine
2 Beynin Ritminin Peşinde
3 Ânı Yaşarken: Üç Saniyelik Şimdiki Zaman
4 İçsel Saatler: Zamana Neden "İhtiyaç" Duyarız?
5 Hayat, Mutluluk ve Nihai Zaman Sınırı
6 Zaman Kazanmak ve Kaybetmek: Benlik ve Zamansallık
7 Beden Zamanı: Zaman Duygusu Nasıl Ortaya Çıkar?
Notlar
Teşekkür
Görseller
OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 11-13

Bu kitap zaman algısını konu alıyor. Geçen zamana dair öznel duygularımızı ve süre duygumuzu inceliyor. İnsanlar ilk defa kendilerinin bilincine vardıklarından beri zaman fenomeni hep bir muamma oldu. Öznel zaman nedir? Zaman duygumuz nasıl oluşur?

Ne var ki bu kitap yalnızca sorular sormuyor. Bunun yanında birçok cevap da sunuyor, zaman duygumuzun nasıl ortaya çıktığını açıklıyor – gerek tek bir an gerekse bütün bir hayat bağlamında. Son yıllarda biliminsanları, bir arada ele alındıklarında öznel zamana dair yeni bir tablo oluşturacak keşiflerde bulundular. Sabırla çalışan araştırmacılar, zamanın nasıl bilincine vardığımıza dair o asırlık soruya yeni –ve daha da önemlisi, ikna edici– bir cevap sunan psikolojik ve sinirbilimsel tespitlerde bulundular.

Zaman bu kitap boyunca ele alacağımız ana tema olmakla birlikte, konumuz gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olan birçok temel süreci de içeriyor. Zaman, fenomenlerin birdenbire bambaşka bir ışıkta göründüğü bir ağ teşkil eder. Bu fenomenler arasında duygular, anılar, mutluluk, dil, akademik ve mesleki başarılar, benlik duygusu, bilinç, stres, akıl hastalığı ve kişinin kendi benliğinin ve bedeninin farkında olması sayılabilir. Zaman ağının kapsamına giren meselelerden bazıları şunlardır:

• Yaşlandıkça zamanın daha hızlı geçmesi: Hayatta ve bellekte rutinlerin artması bunda önemli bir rol oynar.

• Tatminkâr bir hayatın mevcut ânın tadını çıkarmakla doyumun ertelenmesi arasında özgürce seçim yapmaya bağlı olması; itkileri doğrultusunda hareket eden insanların daha kolay sıkılması.

• Her insanın, hızlı hareket eden kişileri yavaş hareket edenlerden ayıran kendine özgü bir beyin ritmi olup olmadığı ve beyin ritminin korkutucu durumlarda hızlanıp hızlanmadığı sorusu (bilimsel olarak araştırılan bir soru).

• Zamana gerçekte neden “ihtiyaç” duyduğumuz sorusu – zaman konusundaki yargılar genellikle bir şeyin fazla uzun ya da fazla kısa sürdüğüne işaret eden hata sinyalleri işlevi görür, bu da gündelik hayatta karar verme mekanizmamızda önemli bir rol oynar.

• Farkındalık aracılığıyla, hayatın algıladığımız hızını azaltıp böylece zaman kazanmanın mümkün olup olmadığı sorusu – öznel zamanı yavaşlatmanın yollarından biri meditasyondur.

• Duygularımızın, zamanı ve bedenimizi algılama biçimimizle yakından bağlantılı olması – bedenimizden gelen sinyallerin “şimdi ve burada” varolma deneyimimizin bir parçası olduğuna ve zamanın geçişine dair hislerimizin temelini teşkil ettiğine dair kanıtlar giderek artıyor.

• Zaman ve bilinçli benlik deneyimimizin altında yatan beyin sistemlerinin işlevleri – zaman bilinciyle ilgili halen devam eden araştırmalar, bilinçli benliği daha iyi anlamamıza yardımcı olacak.

Tatminkâr bir hayat neye benzer? Nihayetinde, geçmişimizin, yaşadığımız ânın ve geleceğimizin çeşitli boyutlarını idare etme biçimimiz bunda hayati bir rol oynar. Şöyle denebilir: Geçmişi olduğu gibi kabul etmeliyiz. Yaşanmış bir olayı değiştiremeyiz, ama deneyimlerimiz sayesinde şimdiki zamanla ve gelecekle daha iyi yüzleşebiliriz. Kişisel mutsuzluğun genellikle geçmişle barışma konusundaki isteksizlikten kaynaklanması tesadüf değil. Bunun yanı sıra, gelecek hakkında fazlaca endişelenme ve olabileceklere dair abartılı fikirlere kapılma eğilimindeyiz. Oysa daima şimdiki zamanda yaşıyoruz ve onu tecrübe ediyoruz. Dolayısıyla yapmamız gereken, şu anki varlığımızı işlemek. Geçmişe ve geleceğe ait olan şeyler daima şu anda yaşadığımız deneyimlerle ilgilidir. Zaman boyutu, biraz daha yakından bakılmayı hak eden bir konu, zira bir bütün olarak deneyimlerimize, özbilincimize, hayatın kendisine sıkı sıkıya bağlı. Biz zamanız. İlerleyen sayfalar, bunun tam olarak ne anlama geldiğini açıklamayı amaçlıyor.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Yağız Gönüler, "Zamanın içinde olmak ne kadar mümkün?", ruhunakitap.blogspot.com, 18 Haziran 2018

Sapanca'da, ciğerlerimin oksijenden gözlerimin yeşilden bayram ettiği güzel bir yerdeyim. Çekirdek ailemle ilk tatilim. Anne, baba ve çocuk. Annenin varlığı etrafa güven tohumları ekerken, çocuk bir çiçek gibi her şeye hayretle eğiliyor. Baba olarak ben, varlığımın şükrünü yaşıyorum. Zamanın içindeyim, kent hayatının ve bilhassa iş günlerinin tüm o biteviye hâlini üzerimden attığımın farkında bile değilim. Sadece zamanın farkındayım. Saniyeler geçerken aldığım nefesi hissediyorum. Saniye, nefes. Kalp, ruh. Kimi meditasyon der, kimi inziva, kimi de tefekkür. Bense teşekkür ediyorum yaratıldığım için: çok şükür.

Zamanı nasıl hissederiz? Zamanı hangi organ(lar)ımızla ve ne biçimde hissederiz? Fribourg, İsviçre ve Münih üniversitelerinde psikoloji ile felsefe eğitimi görmüş, doktorasını dünyaca ünlü Alman psikolog ve nörolog Ernst Pöppel'in danışmanlığında almış olan Marc Wittmann, eğitim geçmişine yakışır bir çalışma ile bu soruların peşine düşmüş. Hissedilen Zaman ilk kitabı. Metis Yayınları, bilim kitapları içine bu özel eseri dâhil etmekle aslında bize bir şey hatırlatıyor: çağımızın en büyük sorunlarından biri zamanın çok hızlı geçmesinden yakınmamız. Ancak biz de fazlasıyla hızlı yaşamıyor muyuz? Dolayısıyla bu "duble" hız içinde yaşarken, zamanı nasıl deneyimle(yebili)riz? İşte bu 160 sayfalık kitap, içeriğinden notlarına dek geniş bir düşünme eylemine ve yeni okumalar yapmaya kapı açıyor. Wittmann yol boyunca çeşitli pratikler önermekten kaçınmıyor, okuyucuyu böylece kavramlar ve fikirler içinde boğulmuyor. Üslup oldukça zengin.

Wittmann, "biz zamanız" diyerek başlıyor kitabına ve zaman miyobu kavramını ortaya atarak bekleyebilmek üzerine düşüncelerini paylaşıyor evvela. Çocuklara yapılan şekerleme testi neticesinde ulaşıyor bu kavrama. İleride daha büyük bir ödüle kavuşmaktansa hemen sunulan küçük ödülü almayı tercih eden insanlara zaman miyobu diyor: "Zaman miyobu olan kişinin hareketlerini sadece mevcut ânın ufkunun sınırları içindeki seçenekler etkiler. Belli bir zaman ufkunun ötesinde olan şeyler dikkate alınmaz."

İkinci bölüm, beynin ritminin peşine düşüyor. Sten Nadolny'nin Yavaşlığın Keşfi romanını hatırlatıyor evvela Wittmann. Sonrasında saniyelerin ve duyguların birlikteliğinde, beynin gösterdiği tepkilere örnekler veriyor. Bu bölümü, üçüncü bölümle taçlandırıyor ve detaylandırıyor. Ânı yaşarken, üç saniyelik şimdiki zamanın nasıl bir öneme sahip olduğunu okuyucunca şaşırıyor insan. Üç saniyenin şiirden müziğe dek beyinle nasıl bir ilişki kurduğuna, nasıl faydalı ya da zararlı olabileceğine değiniyor. Şiir ve müzik deyince elbette duygu da başrol oyuncusu oluyor. Beethoven'ın Beşinci Senfoni'sinin mesela, mevcut ânı hissetmek yani her an kendinin farkında olabilmek için özel bir deneyim olacağını söylüyor Wittmann. Zamanı yaşarken o zamanın içindeki duyguyu da tam olarak yaşamak bize neler kazandırır sorusunun cevabı ise şöyle: "İnsanın kendi duygularını kabul etmeye daha açık olması kaygıyı ve stresi azaltıp daha güçlü bir içsel huzur hissi yaratır. Kişinin odağında, olan biteni tam bir farkındalıkla algılamak vardır. Tam şu anda önemli olan tek şey şimdi olmakta olandır: bilinçli deneyim."

İçsel saatler, dördüncü bölüm. Zamana neden ihtiyaç duyduğumuzu sorguluyor. Burada Robert Levine imzalı Zamanın Coğrafyası adlı kitabı not etmeliyiz. Çünkü bu kitapta çok net biçimde anlatılıyor ki sanayileşmiş toplumlar az gelişmiş toplumlara kıyasla zamanı hem farklı görüyorlar hem de farklı yönetiyorlar. Büyük şehirlerde zamana, dakikliğe, hıza daha çok önem verilirken kırsal kesimlerde hız oldukça itici görülüyor. Dolayısıyla bir tarafın aceleciliği karşısında diğer tarafında yavaşlığı doğal bir 'kültür farkı' oluşturur. İtalya'da ve Avustralya'da kuzey ve güney şehirleri arasındaki bu 'kriz', Amerika'da doğu ve batı arasında görülebiliyor. Daha büyük bir pencereden bakarsak, Hollywood filmlerinde hep ayakta ve hızlı hızlı çimleri kesen insanlar görürüz. Bir oraya, bir buraya, hiç durmadan. Üstelik bu işi yaparken araya kimsenin de girmesi istenmez; buna komşu ve çocuklar da dâhil. Wittmann burada bir fotoğrafı devreye sokuyor. Hindistan'ın Tamil Nadu eyaletindeki Brihadeeswarar Tapınağı'nda bir bahçıvan. Çimleri yerde oturarak kesiyor. Hemen peşinden Alman şair Christian Morgenstern'in bir şiiri geliyor. Zamanın 'amma da uzun sürdü' veya 'tüh, bitti bile' dedirten iki yönü de var bu şiirde: "Ama dalıp giderseniz düşüncelere / o da koşmaya başlar son süratle / hızlı devekuşunun sırtına binmiş adeta / hiç tereddüt etmeyen sinsi bir puma."

Beşinci bölüm nihai zaman sınırında hayat ve mutluluğu ele alıyor. Genç ve yaşlı insanlarda zaman algısının nasıl oluştuğu, zamanın nasıl yorumlandığı değerlendiriliyor Wittmann tarafından. Duyguların, hatırlamanın ve tecrübelerin ön planda olduğu bir zaman algısıyla karşılaşıyoruz bu bölümde. Kuru kuru geçen zamanın insana tecrübe adına sadece yaşanmışlık katabileceğini, bunun yerine acı ve neşe anlarının zenginliğinin insana gerçek bir tecrübe -geçen zamanı hissetme- yaşatabileceğini öğreniyoruz: "Hayatımızda hatırladığımız olaylar onlarla bağlantılandırdığımız duygusalara bağlıdır. Yaşanan deneyim miktarı -yani hayatımızdaki duygusal renklilik ve çeşitlilik- ne kadar çok olursa hayat öznel olarak o kadar uzun görünür."

Zihinle beden arasındaki irtibatın zamanı algılama ve yaşama anlamında nasıl bir öneme sahip olduğunu altıncı bölümde görüyoruz. Kitabın belki de en çok konsantrasyon gerektiren sayfaları bu bölümde yer alıyor. Gün geçtikçe bilinç konusunun daha fazla konuşuluyor olması hem bilincin ne olduğuna hem de zamanı yaşama konusunda nasıl bir görev üstlendiğine dair önemli bilgiler ediniyoruz bu sayfalarda. Alışkanlıkların ve tekdüze yaşam şekilllerinin insanın zamanı doğru ve gerçekçi bir biçimde yaşamasına nasıl engel olduğunu şöyle bir örnekle anlatıyor yazar: "Sert bir sabah kahvesine alışmış olan kişiler her gün aldıkları dozda kafein almadıklarında sıkıntı çekerler. Hatta bazıları kahve olmadan çalışamayacaklarını söyler. Arzu edilen durumu mevcut durumdan ayıran bir uçurum vardır."

Wittmann, bir kişinin zamanı yoksa, bilhassa kendine ait ayırdığı zaman(lar) yoksa, kendisini de kaybettiğini söylüyor. Zaten gündelik zorunlulukların kapımıza sürekli dayanmış vaziyette olması ve dikkatimizin gün boyunca süren dağınıklığı, kendimizin farkında bir türlü varamamamıza sebeptir. Çılgın bir koşuşturmaca ve panik içinde oradan oraya sürüklenen, devamlı planlar yapan biz büyük kent insanları için tefekkür, düşünce ve inziva oldukça uzak kavramlar olmuştur artık. Burada çok açık ve net biçimde "zaman yoksa benlik de yoktur" diyor Wittmann. Aynı zamanda ikaz olan bu cümlesinin devamında şu basit öneride bulunuyor: "Her gün bir saatliğine tüm dikkatinizi vererek bir şey yapın. Ya da on beş dakika boyunca koltukta oturup hiçbir şey yapmayın: Duruşum nasıl? Herhangi bir yerim ağrıyor mu? Nasıl hissediyorum? Fantazilere dalabilir ve dünyanın tecrübe ettiğimiz hızlanışıyla nasıl uzlaşabileceğimizi gözlemleyebiliriz."

Kitabın son bölümünde zaman duygusunun nasıl ortaya çıktığından bahsediyor yazar. Eğer işleri akışına bırakmaktansa onların kontrolünü üzerimize alabiliyorsak, yani zamanı israf yerine tasarruf söz konusuysa, duygular zamana odaklanıyor ve benlik kendi farkındalığında nefes alıp vermeye başlıyor. Burada Wittmann bazı testlerden de bahsediyor. Bir testte, kendi kalp atışlarını daha isabetli bir şekilde sayan, sayabilen katılımcıların geçen zamana dair süre tahminlerinin daha doğru olduğu görülüyor. Bu testin ve sonuçlarının akabinde nefes, meditasyon, yalnız kalabilme, anı yaşama (popüler anlamında değil, gerçekten anın içinde olma: şimdi ve burada anlamında) gibi konular hakkında da yorumlarda bulunuyor: "Birçok meditasyon türü açıkça bedensel benliğe göndermede bulunur ("Kolunuzun yerde nasıl durduğunu hissedin"). Bu tür talimatlar kişiyi bedeninin münferit kısımlarına odaklanmaya, sıcaklıklarını ve ağırlıklarını hissetmeye sevk eder. Ya da nefesinize odaklanır ve kalp atışlarınızın farkına varırsınız. Bedeni ve süreçlerini bu şekilde algıladığımızda zaman çok yavaş geçer. Bedensel mevcudiyet böylece zaman farkındalığını yaratır."

Tanpınar, "ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında" derken bize ne söylüyordu? Belki de o bize 'şimdi ve burada' olmayı işaret ediyordu, kim bilir? Furuğ ise "eğer aşk varsa zaman ahmakça bir sözdür" demiş, acaba aşkla yaşandığında, aşkla hissedildiğinde mi zamanın zaman olduğuna işaret ediyordu o da? Bilemeyiz ancak şunu görüyoruz ki 'zamanın farkında olanlar' aslında sadece ve sadece ondan bahsediyor: kalpten.

Devamını görmek için bkz.

Melis Solakoğlu, "Zaman neden aynı akmaz?", Gazete Duvar, 15 Haz 2018

Nasıl geçti bu haftanız? Hızlı, yavaş, standart…Yine bir koşuşturma, bitmeyen yapılacaklar listesi, yarım kalmış yığınla işlerle mi; yoksa tatilde, yorgunluğunuzu atarken bitmesini istemediğiniz saatlerle mi? Benim için standarttı bu hafta, günlerden en zor geçen Çarşambanın akşamına yaklaşınca ‘çarşambayı da atlattık gerisi kolay’ moduma girdim bile. Geçen hafta böyle değildi ama, takvimler aşkına sanki bir haftayı 7’den 10 güne çıkarmışlar gibiydi. Oysa ne ben bir saat fazla çalıştım mesai saatimden ne de güne bir saat eklenmişti. Niye böyle oldu ki?

Biliyorum tek değilim size de oluyor zaman zaman böyle. Genellikle sıkıldığımızda saatin bir türlü ilerlemediğini zannederiz. Sanki akreple yelkovan çakılmış kalmışlar gibi gelir. Ki ben evrenin zaman değil akış içinde; saatlerin ise bizim yani insan evladının kültüründe olduğuna inanırım.

Marc Wittmann da Hissedilen Zaman kitabının başlıklarından birinde “Zaman Kültürleri”ni ele alır ve zamanın hissedilişinin ülkeden ülkeye hatta aynı ülkede kırsalda yaşayanlar ile şehirde yaşayanlar arasında bile kültürel farklılığa bağlı olarak değişim gösterdiğini ileri sürer. Mesela sanayileşmiş toplumlarda dakiklik önemlidir çünkü vakit nakittir ve boşa harcanmamalıdır. Örneğin arkadaşımıza ayırdığımız zamanı iş toplantımızın randevusuna göre belirleriz ve o süre yaklaşırsa muhabbetimiz bitmese dahi yarıda keseriz. Kırsal kesimlerde ise kamusal alanda koşuşturmaya sebep yaratacak bir zaman yoktur, insanlar daha geniş zamana yayarak birbirleriyle sohbet edebilirler. Sanayileşmiş toplumlarda bazı işyerleri, yan yana oturan çalışanlarının masalarını bölmelerle birbirinden ayırırken kırsal kesimlerde hem sohbet hem iş doğal karşılanabilir. Bu duruma Wittmann eğitim durumunu da ilave eder ve şu yaklaşımı dillendirir:

“Bir toplumda farklı çevreler gelecek perspektiflerine farklı ölçülerde önem atfeder. Daha düşük bir eğitim seviyesine sahip olanlar daha çok şimdiki zamana yönelik düşünürler ve geleceği daha az dikkate alırlar. Toplumsal olarak kabul görülen hedeflere erişmek için tatmini erteleme becerisi orta sınıfa üyeliğin önkoşuludur.”

Tatmini Ertelemek Sabır İşidir

Yani bir bakıma ileride terfi edebilmek için bugün, masa arkadaşınızın halini sorma, kendi stresinizi anlatıp rahatlama gibi tatminleri erteleyebilirsiniz. Tatmini ertelemek bir sabır işidir. 1960’ların sonu ve 70’lerin başında tatmini erteleme ya da diğer bir deyişle gecikmiş tatmin konusunda çocuklarla bir çalışma yapılır. Bu deneyde, önlerine şekerleme konan çocuklara, 15 dakika boyunca şekerlemelere dokunmadıkları takdirde ikinci bir şeker daha alabilecekleri duyurulur. Çocukların bazıları ilk verilen şekeri kabul ederken bazıları ise daha fazla şeker için tatminlerini erteler. Bu gibi seçimlerde yakın zamanlı ancak küçük ödüllü tercihte bulunmaya “zaman miyobu” kavramının kullanıldığını gösteren Wittmann’a ve Hissedilen Zaman’da belirtilene göre “Katılımcılar daha küçük ama hemen verilecek ödülü seçtiğinde, beynin paralimbik sistem olarak bilinen kısımlarında artan bir aktivite olduğuna kanaat getirilmiştir.” “Katılımcılar tatmini ertelediklerindeyse, idari fonksiyonlarla (…) bağlantılı bölgelerde (örneğin frontal kortekste) artan aktivite gözlenmiştir.”

Hissedilen Zaman’da beynin işlevlerinin ne kadar etkili olduğunu görebiliriz. Yani durum sadece “sıkıldım, vakit geçmek bilmedi” değil, beynin işleyişiyle alakalı olarak heyecanlandığımızda, korktuğumuzda da zamanın geçiş hızını farklı hissedişimiz. Örneğin bir kamyon tam gaz bir arabanın üstüne doğru giderken, dış olaylar arabadaki kişiye ağır çekimde meydana geliyormuş gibi görünür. Çünkü tehlikeli ya da heyecan uyandıran zamanlarda beyin olduğundan daha hızlı çalışır ve eyleme geçer, bu da dış dünyanın daha yavaş hareket ediyormuş gibi görünmesine neden olur. Bu gibi durumlar da insanların bir içsel saatleri var mı sorusunu akıllara getirir.

Ancak “İçsel Saatler” bölümünde belirtilene göre en azından şimdiye kadar beyin araştırmacıları ve psikologlar saniyelerden dakikalara uzanan sürelerden sorumlu herhangi bir içsel saat keşfedebilmiş değiller. Yine de yazarımız, bir içsel zaman olabileceğini söyler çünkü ona göre tek hücreli organizmalardan insanlara kadar tüm canlılar hayat akışlarını 24 saatlik dilimler halinde yaşarlar. Memelilerden bitkilere tüm canlılar gün ışığına göre hareket eder. Dolayısıyla insanın da içinden gelen bir günlük ritmden bahsedilebilir. Mesela acıktığımızda yemek arayışımız, susadığımızda suya koşmamız, sıcaktan bunaldığımızda sığınacak bir serinlik bulma çabamız “Homeostazi” denilen organizmanın kendi kendini düzenlemesidir. Hatta uyuşturucu kullanımı da bu düzenlemenin bir parçası olarak açıklanır Hissedilen Zaman’da.

Ancak unutulmamalıdır ki bütün insani nitelikler gibi günlük ritm de kişiden kişiye değişir. Buna bağlı olarak içsel saat herkes için aynı işlemez. Bu farklılık için ergenler ile yaşlıları düşündüğümüzde zaman anlayışlarının birbiriyle uyum içinde olduğunu söylemek güçtür. Bir yaşlı için on yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir süre iken, bir ergen ya da daha küçük bir çocuk için yılbaşını beklemek çok uzun bir sabır gerektirir.

Hissedilen Zaman’da Wittmann bilimsel verilere, araştırmalara dayalı örneklerle açıklamalar yapmanın yanı sıra unutmamamız gereken bir öneme dikkat çekiyor:

“Bir kişinin zamanı yoksa, kendisini de kaybetmiş demektir. Gündelik faaliyetlerin dayattığı zorunluluklar yüzünden dikkatimiz dağıldığında artık kendimizin farkında olmayız. Boş vakitlerimizde oradan oraya koşar ve planlanan tek bir aktiviteyi bile kaçırmazsak pek çok deneyim biriktiririz. Ama kendimize asla sakinleşme izni vermeyip hemen bir sonraki faaliyete başlarsak, kendimizi çılgın bir koşturmaca içinde kaybetmemiz tehlikesi doğar.”

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova