ISBN13 978-605-316-134-9
13x19,5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 32.00 TL
İndirimli fiyatı: 25.60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Ajanda 2019 / İnsan nedir ki?
1. Basım
Liste Fiyatı: 6.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest
Türkiye’den Araştırmalar, Saptamalar, Örnekler ve Öneriler
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Resmi: Magdalena Abakanowicz
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2018

Ensest saldırı, çocuğa cinsel istismarın özel bir şeklidir ve ağır ceza gerektiren bir suçtur. Ensestin en yıkıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacağı, merhametle saracağı düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olmasıdır. Ataerkil iktidarın kanatları altında, ev içi mahremiyetinin arkasına gizlenen ensest saldırı suçuyla, ancak bireyi ailenin önüne koyan bir yaklaşımla mücadele edilebilir. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensest failini cezalandırma, mağduru ve mağdurla birlikte zarar gören diğer aile fertlerini sağaltma ve güçlendirme konularında tüm disiplinler için engel oluşturur. Ensest saldırı ile mücadelede çocukların güvenli şekilde istismardan uzaklaşabilecekleri olanakların sağlanması, bu olanakların kendileri ve istismarcı dışındaki aile bireyleri için sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor.

Adli tıp, demografi, eleştirel medya çalışmaları, hukuk, kadın araştırmaları, pediatri, psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanlarından uzmanların araştırma, uygulama ve gözleme dayalı birikimlerini bir araya getiren bu kitap, Türkiye’de yaşanan ensest gerçeğini görünür kılarak tartışmayı; son bulmasına, saldırganların cezalandırılmasına ve mağdura yönelik yardım süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Tüm yazarların ortaklaştığı nokta, ensest olgusunda aile bireylerinin, akrabaların, öğretmenlerin, sağlık personelinin, avukatların, hâkimlerin, savcıların, medya çalışanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle kamu otoritesinin yükümlülükleri olduğunu unutmamamız gerektiği.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Alanur Çavlin, Filiz Kardam, Hanife Aliefendioğlu

Giriş
Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest
Alanur Çavlin, Filiz Kardam, Hanife Aliefendioğlu

I. Bölüm
Ensesti Anlamak:
Mağdurlar, Failler ve Diğerleri


1. Rakamlarla Ensest ve Çocukluk Döneminde
Cinsel İstismar
İlknur Yüksel-Kaptanoğlu

2. Uzmanların Görüş ve Deneyimleri Işığında
Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak
Alanur Çavlin, Ece Koyuncu, Filiz Kardam, Altan Sungur

3. Enseste Yakından Bakmak:
Bir Klinik Psikoloğun Biriktirdikleri
Ayşen Ufuk Sezgin

4. Çocuk Cinsel İstismarcıları ve
Ensest Saldırganlarının Özellikleri
Zeynep Belma Gölge

5. Ensest Mağdurlarının Anneleri Olarak Kadınlar
Filiz Kardam, Emine Bademci

6. Çocuk Bedene Sığmayan Bebekler:
Ensest Gebeliği ve Travma Döngüsü
Gonca Çelik, Ayşe Avcı, Ayşegül Tahiroğlu

7. Ensest Vaka ve Suçlarının Medyada Temsil Edilme(me)si:
Eleştirel Bir Yeniden Okuma
Hanife Aliefendioğlu

II. Bölüm
Ensestle Mücadele: Farklı Alanlar

8. Ensest Olgularında Adli-Tıbbi Değerlendirme
ve Hekim Sorumluluğu
M. Şevki Sözen, Birgül Tüzün

9. Ensest Olgularına Bütüncül Yaklaşım: Hastane Temelli
Çocuk Koruma Merkezlerinin Rolü
Figen Şahin Dağlı, M. Ayşin Taşar

10. Yasalarda ve Uygulamada Cinsel İstismar: Tanıklıklar
Türkay Asma

Ensest Saldırılarında Başvuru Yolları
ve Başvurulacak Kurumlar

Kaynakça
Yazarların Biyografileri
OKUMA PARÇASI

Giriş: Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest, s. 11-14

Bir padişah, bir karısı, bir de kızları varmış. Karı-koca konuşurlarken, kadın padişaha “Ben öldükten sonra evlenirsen, sandıkta bir pabucum var, o kime uyarsa onu al,” der. Gel zaman git zaman, padişahın karısı ölür. Aradan bir vakit geçer, padişah kızına haber gönderir “Artık beni evlendirin!” diye. Bunun üzerine kız pabucu alır eline, çıkar kız aramaya. Kimin ayağına giydirdiyse pabuç olmaz. Eh sonunda kız artık bıkar, hizmetçilere “Bu nasıl bir pabuçmuş, kimsenin ayağına olmadı, getirin bakayım bir de ben giyeyim,” der. Pabucu giyer, tıpa tıp olur ayağına. Bunu gören halayık “Padişahım, pabuç kimsenin ayağına olmadı, sultan hanımın ayağına oldu,” der. O da tutar müftüye bir mektup yazar “Bahçemde bir elma ağacı dikmiştim, bir tek elma vermiş. Ben mi yiyeyim, halka mı yedireyim?” diye sorar. Müftüden “Niçin tek elmayı halka yedireceksin? Kendin ye,” diye cevap gelir. Padişah, bunun üzerine tutar hazinenin anahtarını kızına gönderir. “Kızım çeyizlerini tedarik et, ben seni alacağım,” diye haber gönderir... (“Ahu Melek” masalı, Pertev Naili Boratav, 2009)

Çocuklara anlatmak istemeyeceğimiz masallar vardır. Sadece korkutucu olduklarından değil; öyle olsa devlerin, ejderhaların, kötü büyücülerin masallarını da anlatmazdık çocuklara. Bu masallar korkunç oldukları kadar gerçek olduklarından da anlatılmaz. Çocuklara en güvenli yer diye öğretilen evlerin hiç güvenli olmayabileceğini, en kutsal bağ diye dikte edilen aile bağının sorgulanabileceğini gösterir bu masallar. Makbul olmayan masallardan biri olan ve yukarıda bir kısmına yer verdiğimiz “Ahu Melek” masalının sonunda, prenses, yaptırdığı altından öküz suretinin içine girip sarayın penceresinden denize atlayarak ya ölüme ya da babasının cinsel saldırısından kurtuluşa doğru adım atar, akıntıyla sürüklenir yeni yaşamına doğru...

Biz masallarda anlatmasak da cinsel istismarın en yıkıcı hali olan ensest saldırı varlığını sürdürüyor ve anlatılmadıkça gizlendiği yerde büyüyor. Ensest, çoğunlukla çocuğa yönelik bir saldırı olduğundan ve saldırgan, çocuğun ailesinden biri olduğundan açığa çıkarılması diğer şiddet türlerine göre daha zor. Devletin şiddetin faili olan (çoğunlukla) erkeklerle ve şiddete ortam hazırlayan ataerkil güç ilişkileriyle iç içe olduğu koşullarda, ensestle mücadele daha karmaşık bir hal alır. İşte bu nedenlerle günümüz Türkiyesi’nde, tecavüze uğrayan kız çocukların tecavüzcüyle evlendirilmesinden, boşanmanın koşula bağlanmasına ilişkin yasal düzenleme önerilerine, [1] kadın bedeni üzerine saldırgan birçok politik tasarrufa, [2] çocuk taciz ve tecavüzüne en yetkili kişiler tarafından göz yumulmasına, [3] öz kızına şehvet duyan baba hakkında dinde bir yaptırım ol madığını belirten fetvalara [4] tanık olduğumuz bugünlerde ensest konusunun üzerine gitmek hem gerekli hem de çok zor.

Bizi bu kitabı derlemeye iten güç de tam bu gereklilik ve sorumluluk oldu. Bu kitap ensest saldırılarıyla mücadelede ve ensest mağdurlarının sağaltılmasında uzun yıllara yayılmış araştırma ve uygulama deneyimi olan araştırmacıların kendi uzmanlık alanlarından gelen gözlem, deneyim ve birikimlerini bir araya getiriyor. Ensest saldırı çocuğun cinsel istismarının özel bir şeklidir ve ağır ceza gerektiren bir suçtur. Türkiye’de çocukların cinsel istismarı konusunda çalışmalar, ağırlıklı olarak sağlık alanındaki araştırmacılardan gelmektedir. Buna bağlı olarak da ensest, çoğunlukla bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmaktadır. Bu kitabın bir amacı, ensestin, pediatri, psikiyatri ve adli tıbbın yanı sıra psikoloji, sosyoloji, hukuk, ekonomi, sosyal hizmetler, eğitim, eleştirel medya çalışmaları ve feminist çalışmalar gibi alanların da ilgisini ve katkısını bekleyen disiplinlerarası bir konu olduğunun altını çizmektir. Bu derlemede yer alan tüm çalışmaların işaret ettiği, ensestin bir çocuk tacizi olduğu, ataerkil iktidarın kanatları altında ailenin mahremiyetini arkasına alarak gizlendiği ve devam ettiğidir. Aileler dışarıdan bağımsız bir “içeri”ye ihtiyaç duyar. İşte “derin aile” tam buradadır. Ensestin en yıkıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacak ve bize güven verecek, merhametle saracak olduğu düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olmasıdır.

Ensesti de içerecek şekilde şiddet ve daha özelde kadına yönelik aile içi şiddet, yani erkek şiddeti sadece bir sağlık sorunu değil, önemli sağlık sorunlarına da neden olan bir toplumsal sorun ve suçtur. Bu kitap, şiddetin düzeyine, sıklığına ve kimden geldiğine odaklandığı kadar, hatta bunlardan da çok, bireye odaklanarak şiddetin varlığını, niteliğini ve anlamını, toplumsal cinsiyet bakış açısı ile aile içindeki iktidar ilişkilerini sorgulayarak merkeze almaktadır. Bu kitapta ensest konusunda farklı disiplinlerden çalışmaları bir araya getirirken, bir şiddet türü olan ensesti aile dinamikleri içinde anlamaya ve tartışmaya çalıştık. Görüyoruz ki, bireyi ailenin önüne koymadan ensest ile mücadele etmek mümkün değil. Bu nedenle de varlığı, içeriği ve değeri sorgulanamaz gibi resmedilmeye çalışılan ataerkil aileyi eleştirel biçimde ele almak ve çocuğun üstün yararını ön plana çıkarmak gerekir. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensest failini cezalandırma, mağduru ve mağdurla birlikte zarar gören diğer aile fertlerini sağaltma ve güçlendirme konularında tüm disiplinler için engel oluşturur. Oysa merkezine mağduru korumayı alan yaklaşımlar, failin dışında kaldığı yeni bir aile resmedebilir ve bu yeni ailenin üyeleri birbirini güçlendirebilir. Bu olanak, kitap boyunca farklı bölümlerde, başta anne olmak üzere saldırgan dışındaki aile üyelerinin, mağdurla dayanışmasının ve destek olan uzmanlarla işbirliğinin önemi çerçevesinde sıkça dile getirildi.

Biz ensest saldırılara bir hak ihlali olarak bakıyoruz. Ensesti çocukların hayatlarında derin yaralar açan, kendilerini gerçekleştirmelerine engel olan bir sorun olarak ele alıyoruz...

Notlar


[1] “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” kurulan araştırma komisyonu raporundaki 6284 sayılı Şiddet Önleme Kanunu’nda yapılması istenen değişiklik önerilerine göre istismar mağduru çocukların tecavüzcüleri ile evlendirilmesinin yolu açılırken, boşanma davalarında ve şiddet durumunda uzlaşma ve arabuluculuk yöntemi kullanılması gündeme gelmişti (bkz. Cumhuriyet, 14 Mayıs 2016). Metne dön.
[2] Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 4 Haziran 2011 tarihinde yaptığı bir konuşmada, Ankara’daki bir protesto gösterisi sırasında polis panzerine tırmanan Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Dilşat Aktaş hakkında “Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem” ifadesini kullanmıştı. 28 Temmuz 2014’te Bursa Merinos parkındaki bayramlaşma töreninde dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, iffet konusunda konuşurken kadınların iffeti hakkında “Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” ifadeleriyle kadın örgütlerinin ve kamuoyunun tepkisini çekmişti. Metne dön.
[3] Karaman’da on erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanan Muharrem B.’nin kurs verdiği evlerden ikisinin sahibinin Ensar Vakfı olduğu ortaya çıktığında, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” ifadesi, kamuoyunda ve sosyal medyada tepkiyle karşılanmıştı (bkz. Demokrat Haber, 22 Mart 2016, www.demokrathaber.org/siyaset/aile-bakani-ensar-vakfinin-hizmetlerini-takdir-ediyoruz-h64443.html). Metne dön.
[4] Basına yansıyan bir habere göre Diyanet İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı fetva hattında, internet sitesine yöneltilen bir soruya yanıt olarak babanın öz kızına şehvet duymasını yasaklayan bir hüküm olmadığı açıklaması yapılmıştı (Birgün, 8 Ocak 2016, www.birgun.net/haber-detay/diyanet-ten-fetva-babanin-oz-kizina-sehvet-duymasi-haram-degil-100117.html). Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Suzan Saner, "Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest kitabı üzerine", catlakzemin.com, 29 Haziran 2018

Türkiye’den araştırmalar, saptamalar, örnekler ve önerileri derleyen Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest kitabı yeni çıktı. Ensest konusunu bilimsel bir perspektifle anlama ve kamuoyunun gündemine getirme çabasının bir ürünü olan kitabın editörlüğünü Alanur Çavlin, Filiz Kardam ve Hanife Aliefendioğlu yapmışlar. Öncelikle, kolektif emeklerine sağlık. Biz de sitemizde duyurup tanıtmak istedik.

Biliyoruz ki devleti ailenin babası ve aileyi toplumun mikrokozmosu olarak gören cinsiyetçi ve milliyetçi ideolojinin hegemonik söylemi, her yerde. Ders kitaplarından haber diline, magazinden parti seçim bildirileri ve tv dizilerine aile kutsal, temiz, mahrem ve “dokunulmaz”. Türkiye’de ensesti konu alan yayınlar ve gazetecilerle ilgili yakın tarihli sansür örnekleri mevcut. Yazarlardan Hanife Aliefendioğlu’nun “Ensest Vaka ve Suçlarının Medyada Temsil Edilme(me)si: Eleştirel Bir Yeniden Okuma” başlıklı yazısında dikkat çektiği gibi, haberlerde ensest bir sözcük olarak geçmiyor, kullanılan sözcük tecavüz.

Toplumsal cinsiyet perspektifiyle yakından bakılması ve içinin açılması gereken bir kurum olarak ele almadıkça, aile içindeki yaş ve cinsiyete bağlı iktidar ilişkilerini “görmek” mümkün değil. Cinsiyet hiyerarşisinin yaş hiyerarşisiyle güçlenmesi, özellikle kız çocuklarını ailenin en korumasız alanına hapsedebiliyor. Birçok nedenle bu kıymetli kitabı görmezden gelmemek gerek.

Kitapta ensest aile içi şiddetin bir biçimi, çocuk istismarının en ağır biçimi ve ataerkil ailenin sorgusuz kabulünün çocuğu ve kadını ikincilleştiren, şiddete karşı dezavantajlı kılan kanatları altında gerçekleşen bir saldırı olarak ele alınıyor. Çok boyutlu bir sorun olduğu için, çokdisiplinli bir yaklaşım benimsenmiş: Adli tıp, hukuk, psikiyatri, psikoloji, pedagoji, kadın çalışmaları, sosyoloji, nüfusbilim ve eleştirel medya çalışmaları alanlarından uzmanların birikimlerinden yararlanılmış.

Kitabın ensest konusunda çok önemli bilgiler içeren giriş kısmından bazı tespitleri burada aktarmak istiyorum.

Ensest saldırı, bir yandan antropolojik olarak tabu olarak adlandırılsa da bir cinsel şiddet türü olarak toplumun her kesiminde görülebilen bir yaygınlıkta. Patriyarkanın günümüzdeki tezahürlerinden bir tanesi. Saldırganın, yaşın sağladığı iktidardan istismarı hem gerçekleştirmek hem de üstünü örtmek amacıyla yararlandığı, çok boyutlu bir aile içi şiddet türü. İkiyüzlü toplumsal normlardan alınan cesaretle istismar, açığa çıktıktan sonra da sürebilir, hatta savunulabilir. Öte yandan suçun kesinleşmesi durumunda fail tekil bir sapığa dönüştürülerek (sık görüldüğü gibi cezaevinde öldürülerek) cezalandırılabilir.

Ensest Türkiye’de ve dünyada cinsel suçlar içinde en az rapor edileni. Ailenin “ne pahasına olursa olsun” sürdürülmesi adına sadece mağdurlar değil tanıklar tarafından da gizli tutuluyor, sır olarak saklanıyor. Türkiye’de ensest saldırganlarının yaklaşık yarısını öz babalar oluşturuyor. Dünya genelinde kız çocukların %20’si, erkek çocukların %10’u çocukluk döneminde cinsel ilişkiye zorlanıyor (Dünya Sağlık Örgütü-2004). Yetişkin her 5 kadından biri, her 13 erkekten biri çocukken cinsel istismara maruz kaldığını bildirmekte (DSÖ-2016). Kadın intiharı ve “namus cinayeti” olarak bilinen birçok ölüm vakasının altında ensest ilişkiler olduğunu düşünmek için çok geçerli nedenler var. Ensest Türkiye’de en çok adli vakalarla, ensest gebelikleri gibi en ağır sonuçlarıyla ortaya çıkıyor.

Devletin şiddetin faili olan (büyük çoğunlukla) erkeklerle ve şiddete ortam hazırlayan ataerkil güç ilişkileriyle iç içe olduğu koşullarda, ensestle mücadelenin daha karmaşık bir hal aldığına dikkat çekiliyor. Bireyi ailenin önüne koymadan ensestle mücadele etmenin mümkün olmadığının altı birçok kere, kalınca çiziliyor. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensestle mücadele eden tüm disiplinler için engel oluşturuyor. Ancak merkezine çocuğu korumayı alan, çocuğun üstün yararını öne çıkaran yaklaşımlar, sağaltıcı ve önleyici olabiliyor.

Ensest saldırıların ortaya çıkarılabilmesi ve ensest mağdurlarının desteklenebilmesi için aileye aidiyetin ve ailenin dokunulmazlığının sorgulanabilmesi zorunlu. 1960’lardan itibaren feminist terapi akımı psikiyatride kadın ruh sağlığı anlayışını eleştirirken bunu yaptı ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirdi, geliştirmeye devam ediyor. Feminist politikanın sağladığı olumlu gelişmelere örnek olarak gördüğüm için kitaptan bir bölümü özellikle daha ayrıntılı tanıtacağım: Sosyolog Filiz Kardam ve Emine Bademci’nin “Ensest Mağdurlarının Anneleri Olarak Kadınlar” başlıklı yazılarını.

Ensest saldırı vakalarında önemli bir tartışma konusu, annenin “sessizlik, tutarsızlık ya da acizlik” olarak adlandırılabilen tutumu. Bu bölümde anneyi evde yaşanan tüm sorunların sorumlusu ve suçlusu olarak gören ataerkil aile ve annelik anlayışına eleştirel bir bakışla yaklaşılıyor. Uzmanların anneyi hemen damgalayıp, onun “suç ortağı” olduğu noktasından hareket etmemelerinin mağdur için yaşamsal olabilen önemi vurgulanıyor. Anneye empatik yaklaşırken, olayları bildiği koşulda mutlaka çocuğunu koruyacağı beklentisi yerine, onun çocuğunu korumadığı ya da koruyamadığı koşulların nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmak, anne/kadının nasıl güçlendirilebileceği konusunda daha fazla bilgi verebilir. Annelerin tek bir model olmadığı, içinde yaşadıkları toplumun koşullarının onları farklı biçimlerde güçlü ya da güçsüz kıldığı, yaşadıkları travmadan da değişik biçimlerde etkilenebilecekleri göz önünde bulundurulmalı.

Uzmanlar ifadelerinde anneleri çoğu zaman “muhtaç, güçsüz, aciz”, “ne yapacağını ve nereye gideceğini bilmez durumda” diye tanımlıyorlar. Kadınların kırılganlığını, cinsiyet eşitsizlikleri ve ayrımcılık içeren ataerkil sistemin sonucu olarak gördükleri açık ve net değil; bizatihi kadınların bireysel zafiyetinin sonucu olarak değerlendirme eğiliminde olabiliyorlar. İlgili yazında, annelerin rolü konusunda hem teorik hem de metodolojik olarak, aşama aşama belirgin bir geçiş yaşanıyor. Önceleri, anneler suçlanırdı, şimdi ise ikincil mağdurlar olarak değerlendiriliyorlar. Ailedeki “işlev bozukluğu”nun kaynağı anne değil, anneyi güçsüz ve kırılgan duruma getiren yapısal düzenlemeler ve eşitsiz güç ilişkileri. Feminist analizler sayesinde suçlayıcı ve empatisiz yaklaşımın egemenliği sona eriyor, artık annenin “suç ortaklığı” kavramı kullanılmıyor.

Anne bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenebilir, ancak koşullarına ve kendisini etkileyen bütün diğer iç ve dış etkenlere bağlı olarak, ensestin gerçekleşmiş olduğunu kabul etmesi ve harekete geçmesi zaman alabilir. Ensest annelerin yaşamında travmaya yol açıyor ve çocuklarını koruma ile ailenin birliğini koruma arasında gidip gelebiliyorlar. Eğer annelerin toplumsal ve ruhsal durumunun karmaşıklığı hafife alınır ve duygu karmaşası “cahillik ve zayıflık” olarak değerlendirilirse, anne sağaltım aşamasında engel olarak görülebilir, işbirliği yapılamaz, ihtiyaçları ve imkanları göz önünde bulundurulamaz, güçlenemez.

Farklı mesleklerden kişilerin birbirlerini anlamaları ve ensesti değişik bakış açılarından inceleme becerisi kazanmaları açısından çok faydalı bir kaynak olan bu kitaba katkıda bulunan herkese çok teşekkürler.

Devamını görmek için bkz.

Mehmet Onur Yılmaz, "'Sultanın tek elması' ve ailenin karanlık yüzü", Gazete Duvar, 6 Temmuz 2018

Çocukların neredeyse sadece ölümleriyle, başlarına gelen sansasyonel, büyük kötülüklerle gündeme gelebildiği bu acımasız ülkede bazı çocukların payına babalarının, dedelerinin, amcalarının ya da ağabeylerinin cinsel istismarına uğramak yani “ensest saldırı” düşüyor. Ama bu çocukların başına gelenler, çocuğa yönelen diğer saldırı ya da suç türlerine göre en az konuşulan, en zor konuşulan, yüzleşmeye en gönülsüz, çözüme en uzak olduklarımız. Geçtiğimiz haftalarda kitapçıların raflarına çıkan bir kitap tüm bu olumsuzluklara rağmen ensesti tartışmak, ensest saldırı gerçeğiyle yüzleşmek için hepimize bilimsel ve insan hakları hak temelli bir fırsat sunuyor.

“Bir padişah, bir karısı, bir de kızları varmış. Karı-koca konuşurlarken,kadın padişaha “Ben öldu¨kten sonra evlenirsen, sandıkta bir pabucum var, o kime uyarsa onu al,” der. Gel zaman git zaman, padişahın karısı ölu¨r. Aradan bir vakit geçer, padişah kızına haber gönderir “Artık beni evlendirin!” diye. Bunun u¨zerine kız pabucu alır eline, çıkar kız aramaya. Kimin ayağına giydirdiyse pabuç olmaz. Eh sonunda kız artık bıkar, hizmetçilere “Bu nasıl bir pabuçmuş, kimsenin ayağına olmadı, getirin bakayım bir de ben giyeyim,” der. Pabucu giyer, tıpa tıp olur ayağına. Bunu gören halayık “Padişahım, pabuç kimsenin ayağına olmadı, sultan hanımın ayağına oldu,” der. O da tutar mu¨ftu¨ye bir mektup yazar “Bahçemde bir elma ağacı dikmiştim, bir tek elma vermiş. Ben mi yiyeyim, halka mı yedireyim?” diye sorar. Mu¨ftu¨den “Niçin tek elmayı halka yedireceksin? Kendin ye,” diye cevap gelir. Padişah, bunun u¨zerine tutar hazinenin anahtarını kızına gönderir. “Kızım çeyizlerini tedarik et, ben seni alacağım,” diye haber gönderir…”

Pertev Naili Boratav’ın derlediği Ahu Melek adlı bu masalla başlıyor ve ardından aşağıdaki satırlarla devam ediyor, Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest başlıklı kitap.

“Çocuklara anlatmak istemeyeceğimiz masallar vardır. Sadece korkutucu olduklarından değil; öyle olsa devlerin, ejderhaların, kötu¨ bu¨yu¨cu¨lerin masallarını da anlatmazdık çocuklara. Bu masallar korkunç oldukları kadar gerçek olduklarından da anlatılmaz. Çocuklara en gu¨venli yer diye öğretilen evlerin hiç gu¨venli olmayabileceğini, en kutsal bağ diye dikte edilen aile bağının sorgulanabileceğini gösterir bu masallar.”

Bu çarpıcı girişle başlayan kitabın ensest konusunu ele alan az sayıdaki yayından önemli farkları var. Öncelikle çok alışık olduğumuz üzere, ensest saldırı suçunun faillerine ve “faillere ne ceza versek” sorusuyla değil suçun mağduru olan çocuklarla ilgileniyor, kitap. Bu tavır kitabın tümünde özenle çizilmiş bir hat olarak beliriyor. Dolayısıyla ensest saldırı suçu gündeme geldiğinde pek çoğunuzun da ilk reflekslerinden biri olarak zihninizde beliren “acaba ne kadar yaygın, kaç çocuğun başına geliyor” sorularını da en baştan anlamsız kılıyor. Çünkü ensestin büyük bir suç olmasını niceliği ya da yaygınlığı ile değil bu suçun yöneldiği çocuğun başına gelenin niteliği ile açıklıyor ve şöyle diyor:

“Ensestin en yakıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacak ve bize güven verecek, merhametle saracak olduğu düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olması”.

Hiçbir çocuktan vazgeçmeden…

Kitapta yer alan makalelelerin hemen hemen tümünde özenle çizilen ve kitabın başlığını da belirleyen ikinci hat ise ensest saldırı ile mücadelede aile ile esaslı bir hesaplaşma. Bu cesur hesaplaşmada her birimizin ne demek istediğini hemen anlayacağı “derin aile” kavramını ortaya atıyor, kitabın yazarları. Ailenin karanlık yüzünü görmeden, “derin aile” ile hesaplaşmadan, aile için hiçbir çocuktan vazgeçmeden, ‘çocuğa rağmen aile değil, aileye rağmen çocuk’ ilkesi ile hareket etmeden ensest saldırı suçu ile anlamlı ve etkili bir yüzleşmenin mümkün olmadığını kanıtlarıyla gösteriyorlar. Çözüm olarak da ensestin failini etkili bir şekilde dışarıda bırakan ve çocuğun etrafında kurulacak bir koza olarak “yeni aile”yi öneriyorlar.

Ataerkil sözleşmenin ya da çocuğun tarafı olarak kadının rolü

Kitabın özenle irdelediği olgulardan birisi de ensest saldırı suçunda kadının (fail olmadığı durumlardaki) rolü. Kitabın yazarları kimi durumlarda annelerin “ataerkil sözleşmenin bir tarafı” olarak ensest saldırı suçunun gizlenmesindeki etkin rolünün altını çizse de ensest saldırı ile mücadelede, (hangi aşamada olursa olsun) ailedeki kadının güçlendirilmesine odaklanılması gerektiğine vurgu yapıyor. Esas olanın mümkün olan her durumda ailedeki kadının çocuğun tarafına çekilmesi olduğunu, bunun, çocukların ensest saldırıdan korunmasından suçun ortaya çıkmasına, cezasızlığın engellenmesinden ensest saldırı mağduru çocuğa yönelik onarıcı müdahalenin geliştirilmesine, her aşamada çocuk için hayati önemde olduğunu ısrarla ve kanıtlarıyla gösteriyor.

Tam bu noktada, kitabın ana hatlarından birisi olan ‘ensest saldırı ile mücadelede çocuk odağı’nı kaybetme riskinin belirdiği ama yeterince irdelenmediği bir noktanın altını çizmeye ihtiyaç var. Çocuğun ensest saldırıya karşı korunmaması da, ensest saldırının görmezden gelinmesi de failin cinsiyetinden bağımsız olarak suçtur. Ensest saldırı suçuna karşı (çocuğun yanında) duruştaki netliğin kaybolmaması ancak suçla ilgili müdahale ve ceza yargılamalarında belirleyici olan (her seferinde ve sadece) çocuğun üstün yararı olduğunda olanaklı olacaktır. Ataerkil saiklerle ensest saldırı mağduru çocuğun annesini, saldırgan erkeğin önüne geçirecek şekilde suçlayan ve şeytanlaştıran yaklaşım gibi, anneyi ensest saldırının mağduru olarak gösteren ya da çocuğun aleyhine olan tutumunu “hata” olarak azımsayan açıklama da çocuk odağının kaybolmasına yol açmaktadır. Kitapta aktarılan araştırma verileri ve buna dayanarak yapılan çıkarımlar gösteriyor ki alandaki uzmanlar açısından dahi ataerkil iktidara karşı kadının yanında durmakla çocuğun yanında durmanın zaman zaman karışması söz konusu.

Ensest konusunda tartışma yürütürken en sık sapılan çıkmaz sokaklardan birisi de ister istemez ahlakçı bakış. Kitabın editörleri ve yazarları bundan özenle kaçınmışlar. “Ensest” ile “ensest saldırı” ayrımını yapmakta gösterdikleri dikkat ve kitabın odağını en baştan “çocuğa yönelen bir suç olarak ensest saldırı” ile sınırlamaları bu çıkmaz sokağı öngördüklerini gösteriyor.

Kitabı özel kılan yanlarından birisi de kapsamının genişliği. İki bölümden oluşan kitapta ensest saldırı suçu ile ilgili farklı uzmanların deneyimleri 11 ayrı makale ile anlatılıyor. Kitap, bir klinik psikoloğun uzun yıllara sair deneyiminden, saldırganların özelliklerine dair irdelemeye, ensest mağdurlarının anneleri olarak kadınlar konusundan ensest sonucu gebe kalan çocukların travma döngüsüne, ensest vakaların ve suçlarının medyada temsilinden adli tıp temelli değerlendirilmesine kadar kapsayıcı bir perspektif ve derin bir içerik sunuyor.

Ensest olgusunu anlamak ve bu konuda yüzleşmeye doğru bir adım atmak isteyen herkes için okuması şart ama bir o kadar da zor bir kitap.

* Faillerin ağırlıklı olarak erkek olduğu ensest konusundaki bu kitap hakkında bir erkeğin tabir denk düşerse ahkam kesmesinden rahatsızlık duyacak herkesin anlayışına sığınıyorum.

Devamını görmek için bkz.

Zeynep Oral, "Derin devlet - derin aile", Cumhuriyet gazetesi, 19 Temmuz 2018

Derin devlet sözünü görüp, faili meçhul cinayetlerden ya da şu sıralar fazlasıyla popüler olan Adnan Hoca’cılarla FETÖ’cüler karşılaştırmaları yapacağımı sanmayın... Hayır. Konumuz, her yeni açıklamayla hop oturup hop kalktığımız, “Türkiye’nin utancı” diye haykırıp, bir süre sonra unuttuğumuz; yeni bir açıklamayla, “çocuk anneler vahşeti” ortaya çıktığında yeniden ayaklandığımız sonra yine unuttuğumuz “ensest”...

Türkiye’de son 6 yılda, 18 yaşından küçük 119.046, yaklaşık 120 bin kız çocuğun anne olduğunu açıkladı CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi birkaç gün önce. 15 yaşından küçük çocuklar tarafından dünyaya getirilen bebek sayısı 2 bin 215.

Kaybolan kız çocukları, taciz saldırısına uğrayan çocuklar, yılda 400-500 çocuk hamilenin getirildiği hastaneler; bunları kayıtlara geçirmeyen görevliler; soruşturmayı engelleyen başhekimler; ihbar edeni sürgüne yollamalar... Medyaya düştüğü an kıyameti koparıyor sonra unutuveriyoruz. 14 yaşındaki kız çocuk doğumda “Hem dayım, hem abim tecavüz etti” diyor; yine veryansın ediyoruz sonra yine unutuyoruz... Ve hiçbir şey değişmiyor.

Bizler unutsak da bunlar var. Ve bunlar toplumun güncel yaşamının bir parçası... Peki değişmeyeni nasıl değiştireceğiz!?

Ailenin karanlık yüzü

Önümde müthiş bir kitap var: Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest. Yeni çıktı üç bilim insanı, akademisyen Alanur Çavlin, Filiz Kardam, Hanife Aliefendioğlu tarafından 18 uzmanın araştırma, uygulama ve gözleme dayanan birikimleriyle hazırlandı. Türkiye’deki durumu ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Durumu saptıyor; ayrıntılarıyla koşulları örnekleri irdeliyor ve asıl önemlisi önerilerde bulunuyor, yol gösteriyor, yapılması gerekenin altını çiziyor...

Birkaç satırbaşıyla bu kitabın vurguladığı noktaları özetliyorum:

- Ensest toplumsal bir sorundur. Ağır ceza gerektiren insan hakkı suçudur.

- Her çocuğun kendini güvende hissedeceği onu anonim kötülüklerden koruyacağına inanılan aile ortamında gerçekleşir.

- Ailenin mahremiyetini arkasına alarak gizlenir ve sürdürülür. Elbet bu ataerkil iktidarların kanatları altında sağlanır...

- Çocuğun kendisini olayın suçlusu olarak görmesi olayın ortaya çıkmasını önler. (Anımsayın: “Ben imamım benim sözüme mi yoksa sana mı inanırlar” laflarını duyduk tecavüzcü imamlardan...)

- Devleti ailenin babası; aileyi toplumun mikrokozmosu olarak gören cinsiyetci tutum, hukuktan, ders kitaplarından medayaya, televizyon dizilerine her alana egemendir...

Annenin rolü

Kitabın birkaç önemli yanı var: Mağdur olan çocuğun tarafını tutarak yazılmış olması... Ayrıntılı bilgiye ve derinlemesine incelemeye yer vermesi... Ailedeki rolleri sorgulaması... Çözüm önerileri getirirken de olayın çok yönlülüğüne dikkati çekmesi.

Zihniyet değişikliği kaçınılmaz: Kadını da çocuğu da bir birey olarak ele almadığımız, kabul etmediğimiz sürece bu rezilliği geriletmek çok zor. Ancak ve ancak kadını ve çocuğu birey olarak kabul ederek ve ettirerek çözüm yolları arayabiliriz.

Kadını siz sadece aile içindeki rolüne hapsederseniz; ensest olayı karşısında onu da “suç ortağı” olarak kabul edersiniz... Oysa yanlış! Bu kitapta kadınların konumunun, erkeklerle eşitsizliğinin, onun çocuğunu koruyamamasına yol açması; yaşanan travmadan nasıl etkilendiği de ortaya konuyor.

Tüm rehber öğretmenler okumalı

Kitabı hazırlayanlardan Filiz Kardam, “Türkiye, altına imza attığı çocuk haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri yerine getirmeli. Bu sözleşmelere uygun program yapılanmasını gerçekleştirmeli. Ancak o zaman bu sorunu ciddiye aldığını ortaya koyar” diyor... Görüyorsunuz çok şey değil, öncelikle verdiğimiz sözü yerine getirmeyi istiyoruz!

Kitabın tüm yazarları vurguluyor: Aile bireyleri, akrabalar, öğretmenler, sağlık personeli, avukatlar, hâkimler, güvenlik güçleri, medya çalışanları, sivil toplum kuruluşları ama en çok en çok kamu otoritesinin yükümlülükleri var ensest olayından.

Benim diyeceğim ise şu: Bu yol gösterici kitabı eğitim sistemi içindeki herkes okumalı. Tüm rehber öğretmenler, Eğitim Bakanı... Mümkünse tüm bakanlar... Zor ama yine de söyleyeyim: Meclis’teki herkes... Yeni rejimde Meclis görevlerinin çoğu Cumhurbaşkanı’na devredildiğine göre, devletin başı da okumalı.

Devamını görmek için bkz.

Filiz Gazi, "'Devletleşen' babalar ve ensest", Gazete Duvar, 9 Ağustos 2018

Öncelikle, bir kitap yazısı içeriğiyle okunmasın isterim. Sözcük sözcük itinayla seçmeye çalışayım. Biliyoruz ama iyice zihnimize yerleşsin. Uzman bilgi ve tecrübelere sahip değilseniz neyi, nasıl ve ne kadar aktaracağınızı kestiremediğiniz zorlukta bir konu. Üstelik bazı meseleleri görünür kılmak için tüm detaylarıyla anlatmanın sakıncalı tarafları da var. Onlardan biri de hikayenin korkunçluğundan dolayı kurbanı yalnızlaştırmak. Yani bir taraftan, sessizce yardım etmenin usullerini de yerine getirmek gerekiyor.

Şu notu da düşelim: “Hiç kuşkusuz aile içi şiddet ve taciz durumlarında kadınların çoğunlukla tanıdıkları ve sevdikleri bir erkek tarafından şiddete maruz bırakılması haber değeri taşıdığı kadar hak ihlalidir.”

Yasal yollara başvuramadığı için kızıyla birlikte uyuyan anneler var

Alanur Çavlin, Filiz Kardam, Hanife Aliefendioğlu’nun hazırladığı Ailenin Karanlık Yüzü Ensest’te şöyle bir cümle geçiyor: “Aile içinde yaşanan bu olayların çoğu, çocuğun kendi yatağında gerçekleşiyor.”

Bu cümle çok şeyi anlatıyor. Devletten sonra aile, kutsallık atfedilmiş ikinci kapalı alan. Öyle bir kutsallık ki bu; kalın bir perde vazifesini de görüyor. Arkada mutsuz insanlar var. Daha da kötüsü duyulmaları neredeyse imkansız çocuklar var.

Zihniniz bu cümledeyken şimdi başka yere gidelim. Bir kurum olarak aileden devlet kurumlarına:

“…çocuğun hastaneye ilk başvuruda karşılaştığı hekim genellikle bu konuda uzmanlığı olmayan biri olmakta, ilk öykü ve muayene sıklıkla acil ya da poliklinik gibi hastanenin en kalabalık bölümlerinde, çocuğun değerlendirilmesi için uygun olmayan koşullarda yapılmaktadır. Ayrıca, bir ekip olarak çalışılmaması nedeniyle, hastayı değerlendirmesi gereken değişik bölümlerde öykü defalarca alınmakta ve bazen fizik muayene de bir kaç kez yapılmaktadır.”

Devamla, başka bir yerde geçen uyarı ise şu: “Ensestin mağdurun suçu olduğuna, saldırganı kışkırtmış olduğuna, mağdurun kirlenmiş olduğuna dair saptama ve sorguların, kolluk kuvvetleri ve yargı mensupları tarafından dahi yapılabildiğini gözden kaçırmamak gerekmektedir.”

Şimdi buraya bakalım: “Çocukların muayenesinde önce çocuğun güveni kazanılmalıdır. Çocukların genital muayenesi dahil tüm muayenesi, gerekirse çocuğun istek ve gelişimine göre, özellikle 7 yaşın altındaki çocuklarda, annesinin kucağında yapılabilir.”

Ve buradan başka bir yere:

“Ses çıkartmamalarının sebebi: Kadınlar adım atarken bugünü düşünmezler, ölene kadar olan bütün süreci düşünürler. Boşansa adamdan mali gücü yok, adam çocukları ona bırakıp gidecek, maddi güçlükler olacak. Onun için de belki geçer, belki düzelir diye bekliyor. Zaten inanmıyor da tam olarak, ‘bu bir rüyadır’ diyor, ‘kız yanlış anlamıştır’ diyor. Döven anne bile var ‘sen ne biçim konuşuyorsun’ diye…” (Aktaran: Çocuk psikiyatri)

Bunun yanında yasal yollara başvuramadığı için kızıyla birlikte uyuyan bir anne anlatılıyor. Nasıl bir çaresizlik ki düşünün.

Ensest şiddeti yaşanan ailelerde kadınların sessizliği, Deniz Kandiyoti’nin tanımladığı ‘ataerkil pazarlık’ kavramı ile anlatılıyor. Nedir bu pazarlık? “Kadınlar, ataerkillikle ve erkeklikle çeşitli durumlarda pazarlık ederek kendileri için en uygun konumu korumaya çalışıyorlar. Kandiyoti kadınların korunma, anne olma gibi değer verilen rollere karşılık, özgürlüklerinden vazgeçerek patriyarkal sözleşmenin altına imza attığını belirtir. Bu sözleşmenin şartları ve kadınların üzerindeki baskı o kadar zorlayıcıdır ki, çocuklarının beden ve ruh bütünlüğünü ve yetişkin hayatını tehdit eden ensest gibi durumlarda bile sözleşmeyi feshedemeyebilirler.”

Kitabın ayrı yerlerinden aldığım bu parçalar bir şey söylüyor. Kurulu düzenin içerisinde esas sıkışan kim? Bebekler, çocuklar ve bu yazının konusu olmasa da o zincirin parçası olan hayvanlar. Mikro devlet olarak ailenin içindeki çocuklar, ebeveynlerinin yasalarına tabiler. O alanda olanca kötülük yapılabiliyor. Aile mahremiyeti denilen şey buna bir neden.

Tarif edilen bir tacizci prototipi yok

Ailenin Karanlık Yüzü Ensest çalışmasında, ilgili yasalarda ensest saldırı adı ile özel bir suç tanımının olmadığı belirtiliyor. Sözcük zikredilmiyor. Cinsel saldırı durumunda saldırganın çocuğun yakını olması cezayı artıran sebep sayılıyor.

Türkiye’de yine konuyla ilgili resmi kayıtlara dayanarak söz söylemeyi sağlayacak bir veri yok. “Ancak, Adalet Bakanlığı adalet istatistikleri kapsamında, çocukların cinsel istismarı suçlarıyla ilgili olarak mahkeme kararı sayısı ile bu suçlara bağlı mahkumiyet sayısını yıllık olarak yayımlamaktadır” deniliyor. Ama yine şu da biliniyor: “Türkiye’deki geleneksel yargı anlayışının, bireyden ziyade aileyi korumaya odaklı oluşu, mağdur ve ailesinin çelişkilerini pekiştirebilmektedir.”

Ülkenin durum karşısındaki hukuk nizamı böyle. Peki medya aracılığıyla konu nasıl aktarılıyor? Ensest yerine kullanılan sözcük ‘tecavüz’ oluyor. Gaye, geçmişten bugüne Türkiye Cumhuriyeti devlet politikalarının istikrarlı bir şekilde ‘aile’ konusundaki hassasiyetini, medyanın ilk önceliğine alması. Fakat dipnotta şuna da dikkat çekiliyor: “Ensest sözcüğünün haber içinde zikredilmemesi, bu konudaki uluslararası etik temayüllerden kaynaklanabilir. Ancak bu gerekçelerle kullanılmıyorsa, bu kavramın kullanılmamasını, üzerinde düşünülmesi gereken bir habercilik eksikliği olarak kaydetmek gerekir.”

Tarif edilen bir tacizci prototipi yok. Sıradan bildiğimiz insanlar. Hatta güven duyulan, işinde gücünde olan insanlar olduğunun örnekleri de veriliyor. Akıl sağlıklarıyla ilgili bir sıkıntı var mı peki? Yanıt net: “Bekareti kaybettirmemek de sistemli bir saldırı olduğunun göstergelerinden. Hatta bakın şöyle şeyler var, diyelim ki kız kapıyı kilitliyor arkasından, adam gündüzden gelip vidalarını söküyor ki gece yüklendiğinde içeri girebilsin. Gayet sistemli, gayet planlı. Evdeki insanları dışarıya gönderiyor, çeşitli nedenlerle gerekirse döverek, evdeki eşini diğer çocuklarına gönderiyor; birtakım bahaneler buluyor. Öteki çocuğu içeride tutuyor, kime uygulayacaksa, gayet sistemli yapıyor. Bu nedenle bu bir sağlıklı davranış mıdır diye bakarsak; elbette sağlıklı bir davranış olmadığı çok açık. Yaptığı davranışı farkında olmayacak kadar ağır bir akıl hastası mıdır bu insan diye baktığımızda, çok büyük oranda hayır.”

Yine bir savcının anlattıkları var: “Şahsın 5 kızı var. Her bir kızını, 3 veya 4 yaşından itibaren istismara başlıyor. Bu çocukları, 9- 10, yani, cinsel anlayışa yakın veya bilinçli, o anlamda bilgi sahibi olmaya geldiği noktada bırakıyor, bir diğerine başlıyor. Ve bu şekilde 5 çocuğunu da ayrı ayrı taciz etmiş.”

Ekonomik güç ensestin gizlenmesine neden oluyor

Pek çok araştırma, cinsel istismar ile alt sosyo-ekonomik statü arasında bir bağlantı olduğunu doğrulamıyor. Aksine ekonomik güç, ensestin gizlenebilme nedenlerinden biri:

“… yüksek gelir düzeyindeki aile fertlerinin ücretsiz sağlık hizmeti, hukuksal ve psikolojik destek gibi devlet kurumları tarafından sağlanan ve kayıtları resmi olarak tutulan hizmetlere başvurmak yerine özel sektörün sağladığı ve çoğu durumda resmi olarak kayıt altına alınmayan hizmetleri seçmeleri yüksek sosyoekonomik gruplarda karşılaşılan ensest vakalarını daha gizli kalmasına neden olabilir. Bu ailelerde ensest fark edildiği zaman, yargıya yansıtılmadan sorunun ailenin kendi olanaklarıyla örtbas edilmesi daha olasıdır.”

‘Demek ki babalar böyle seviyor’ diyen çocuklar

Şans denilebilirse eğer yaşanılanı hatırlamayacak bebekler var. Bu sebeple hayatını kaybetmiş bebekler de var. Kimi çocuklar anlatabilmiş. Kimi çocuklar ise dokunuş ve eylemleri anlamını çözemedikleri şekilde anlatmışlar. Kimi çocuğa ise çiz denmiş. Genital organların çizilmesi, bedenin orta kısmını veya memeleri silme gibi şeyler görülüyormuş bu tanı biçiminde. “Ben kötüyüm, beni buldu. Ben kirliyim. Herkes bu olayı biliyormuş gibi yüzüme bakıyor” diyen çocuklar var. Ertesi gün ilacı verilmiş çocuklar var. Sevilmeyi öyle sanan çocuklar ve hatta tüm bu yaşadıklarının zaten onun sorumluluğu olduğu yönünde öğretilmiş olan çocuklar var. Babalarının bu duyulduğu takdirde herkesi öldüreceği tehdidiyle yaşayan çocuklar var.

Okul çağına gelindiğinde ise diğer çocukların babalarıyla ilişkisi fark ediliyor. O yalnızlığa rehber öğretmen yetişebilir. Sınıf öğretmeni yetişebilir. Hiç buna gelmeden, çocuklar üzerindeki mülkiyet ilişkisini kaldırmak gerekiyor ki babalar devletleşmesin. Fakat sloganvari bu cümlenin hayatta hiç bir karşılığı yok. En azından tekrar tekrar bilelim ki böyle bir gerçeklik var. Görüp, yetişelim.

Devamını görmek için bkz.

Elif Ekin Saltık, "Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest", ekmekvegul.net, 1 Eylül 2018

Ailenin kutsallığı, koruyuculuğu, her şeyden önemli olduğu toplumumuzda yaygın kabul gören yargılardır. Bu nedenledir ki ailede yaşanan sorunlar aile içinde kalmalıdır! İşte karanlık tam da burada başlar. Çözülmelidir değil kalmalıdır! Yani gizli kalmalıdır...

İşte Ailenin Karanlık Yüzü: Ensest kitabı, “derin aile”yi sorguluyor ve onun en karanlık yüzlerinden biriyle yüzleşmeye çağırıyor. Aileyi “kutsal, tertemiz, mahrem ve dokunulmaz bir alan olarak değil, tam tersi yakından bakılması ve içinin açılması gereken bir kurum olarak” ele alıyor.

Alanur Çavlin, Filiz Kardam ve Hanife Aliefendioğlu’nun hazırladığı kitap ensestin mağduru olan çocukları merkezine alarak okuyucuya, uzmanlara, kurumlara yol gösterecek önemli bilgiler, öneriler sunuyor:

Ensest nedir?

Ensestin genellikle “cinsel istismar ve şiddet içeren bir ilişki” olarak tanımlandığı belirtilen kitapta, “Aralarındaki cinsel ilişki kültürel ve dinsel olarak yasaklanmış akrabaların, birbiri ile şiddet içermeyen, karşılıklı rızaya dayalı cinsel ilişki kurması da ensesttir” vurgusu yapılıyor. Modern hukukta çocuğun bakımından birinci derece sorumlu olan kişilerden gelen çocuğa yönelik cinsel saldırı ensest olarak değerlendiriliyor. Yani ensest sadece cinsel ilişkiyle sınırlı tutulmuyor; yetişkine cinsel haz veren her türlü davranış ve zorlama ensest olarak tanımlanıyor.

Neden açığa çıkmıyor?

Çok boyutlu bir aile içi şiddet türü olan ensestin açığa çıkmasındaki güçlüğün en önemli nedeni, saldırganın çoğunlukla mağdur bakımından sorumlu ve otorite olması. Failin çocuğun güvendiği bir yakını olması, olayın genellikle kendini güvende hissetmesi beklenen evinde -hatta kendi yatağında- gerçekleşmesi mağdurun istismarı ifade etmesini zorlaştırıyor.

Türkiye’de çocuğun aileye ait bir ‘aday vatandaş’ olarak görülmesi, ailenin hem toplum hem de aile nezdinde çocuğun sahibi olarak algılanması, bu nedenle de devletin aileyi denetleyici ve çocukları sahiplenici rolünün zayıf kalması ensestin ortaya çıkarılması, engellenmesi ve çocuğun desteklenmesini daha da zorlaştırıyor.

Kamusal olan-özel olan ayrımında aile ve ev özel alan içinde ele alınırken, kadınlar ve çocuklar da özelin çemberine hapsediliyor. Kamusal erişimi olan erkeğin tasarrufuna terk edilen kadın ve çocuğun aile içinde yaşadığı problemler, böylelikle mahrem sayılan aile içinde saklı kalıyor.

Ailenin zarar göreceği endişesi de, cinsel saldırı ve ensestin saklı kalmasının nedenlerinden biri. Bu bakımdan kadın intiharı ve “namus cinayeti” olarak bilinen birçok ölüm olayının altında ensest ilişkiler olduğu düşünülüyor.

Çocuğun istismarı normalleştirmesi, yaşanan ilişkilerin normalinin böyle olduğunu sanması; kendini olayın suçlusu olarak görmesi; taciz edenin uyguladığı baskı ve tehdit çocuğun istismarı anlatmama nedenleri arasında sayılabilir. Çocukların yetiştiriliş biçimi ve eğitim sisteminin de bu konudaki etkisi vurgulanıyor.

Ensestin yasada adı geçen ve açıkça tanımlanan bir suç olmaması da bu konunun kanunlar açısından da satır aralarına gizlendiğini gösteriyor.

Faillerin yüzde 57’si öz babalar

Türkiye’de yapılmış klinik çalışmaların bulgularına göre, ensest faillerinin yüzde 57’sini öz babalar, yüzde 4’ünü öz ağabeyler, yüzde 13’ünü yakın akrabalar, yüzde 26’sını ise ikinci derece akrabalar oluşturmakta. “Mağdurlar ise bu durumu doğrudan tanımlayacak yaşta olmayan ve yardım isteme becerileri olmayan kız ve erkek çocuklar.”

Dünyada da Türkiye’de de ensestin yaygınlığı tam olarak saptanamazken, 2014 yılında yapılan Türkiye’deki Aile İçi Şiddet Araştırmasına göre 15 yaşından önce cinsel istismara uğrayanların oranı yüzde 9. Yani her 10 kadından 1’i çocukluğunda istismara uğramış. Ama bu oranın, ensestin ve istismarın saklı kalması nedeniyle gerçeği yansıtmadığı düşünülüyor.

Ödüllendirme ya da tehdit yoluyla

Cinsel istismar “temas içermeyen, temas içeren ya da cinsel ilişki içeren cinsel istismar” gibi farklı biçimlerde görülebiliyor. Kız çocukları erkek çocuklara göre her türlü cinsel istismar türüne çok daha fazla maruz kalırken, erkek çocuklar da her türlü istismara maruz kalıyor. Kız çocuklarının hamile kalması, evden kaçması, bebeği terk etmesi ile başlayan adli süreçler kız çocuklarının yaşadığı istismarı biraz daha görünür kılarken erkek çocuklar açısından istismar çok daha zor ortaya çıkıyor.

Aynı evde yaşayan kız ve erkek çocuklar aynı zamanda ya da farklı zamanlarda istismar edilebiliyor. Saldırgan, çocuklar büyüdükçe büyük olandan küçük olana yönelerek cinsel istismarın uzun yıllar gizli kalmasını sağlayabiliyor. Saldırganlar mağdurun direncini ortadan kaldırmak için ödüllendirme ya da tehdit yollarını kullanıyor.

Saldırganlar kim?

Ensest saldırganları her yaşta ve farklı sosyoekonomik özeliklere sahip kişiler olarak karşımıza çıkabiliyor. Saldırganların gündelik hayatlarını etkileyen psikolojik problemleri yok, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek durumdalar ve normal yaşamlarına devam eden insanlar. Yani bir tacizci prototipi yok.

Enseste tüm sosyoekonomik gruplardan ailelerde rastlanabiliyor. Ancak ekonomik güç, ensestin gizli tutulmasında etkili olabiliyor. Ensestin duyulması ile yaşanacak kayıplar yüksek gelir düzeyindeki bazı aileler açısından daha zor göze alındığından, anne ve çocuklar için sağlanacak sağlık hizmeti, hukuksal ve psikolojik destekler resmi kayıt tutulan kamu kurumlarından sağlanmıyor. Bazen de “şiddet geçimsizlik” gerekçesiyle boşanma gibi yöntemlerle, olay yargıya taşınmadan “aile içinde çözme” yoluna gidilebiliyor. Böylelikle yüksek soysoekonomik gruplarda karşılaşılan ensest daha gizli kalıyor.

Ensest mağdurunun annesi olarak kadınlar

Pek çok çalışmada ve uzman görüşünde, istismarın ortaya çıkarılması ve rehabilitasyon sürecinde annenin rolü üzerinde duruluyor. Ancak annenin rolü değerlendirilirken, mağdur çocuğun annesi olmasının yanında saldırganın eşi ya da annesi olması gibi bir gerçeğin kadın üzerinde yarattığı rol çatışması, saldırganın anne üzerindeki fiziksel ve duygusal baskı, annenin aileyi ya da toplumu karşısına almak konusunda yeterli güç ve donanıma sahip olmaması gibi gerçeklerin göz önünde tutulması gerekir.

· Kitapta yer alan bir uzman görüşü, ensestin ifşasında annelerin aktif rol alamamasının nedenlerinden birini şöyle ortaya koyuyor: “Babayı hapse gönderdiğinizde, o annenin de geçinmesini sağlayacak bir sistem kurmalısınız ki; anne rahatlıkla şikayet edebilsin, delil sunabilsin, göz yummasın.”

· Annenin zayıf, korkumasız, kolay incinir olması yalnızca sosyoekonomik yapı ile bağlantılı olmayabilir. Kadın şiddete maruz kaldığı için de belli zayıflıklar gösterebilir.

· Fail ile duygusal açıdan güçlü bağları olan anne, mağdurun söylediklerini dikkate almayabiliyor ve harekete geçmesi zorlaşıyor. Ya da tersinden çocuklarıyla iletişimi ve duygusal bağı zayıf ya da olumsuz olan kimi anneler, saldırganı koruyup mağduru suçlama tutumu alabiliyor.

· Çocukluğunda yaşadığı benzer bir travma da annenin ensest olayı ile karşılaştığında davranışını etkileyebiliyor.

· Kitapta, ensesti ifşa etmeleri yönünde desteklenmesi gereken annelerle uzmanların iyi bir iş birliği kurması için öneriler getiriliyor. Yükseköğretim programları ve müfredatların yeniden düzenlenmesi; konuyla ilgili mesleklerden tüm uzmanlara toplumsal cinsiyet farkındalığı, kadın ve çocuk hakları, cinsel sağlık, cinsel istismar ve ensest hakkında eğitim verilmesi uzmanın anneye ulaşmasını da kolaylaştırıyor.

Ensestin medyada temsili

Kadın hareketinin verdiği mücadelenin etkisiyle medyada kadına ve çocuklara dönük şiddet haberlerinin ele alınma şekli nispeten değişse de, ensest halen medyada eksik ya da yanlış temsil edilen ya da hiç edilmeyen konulardan biri. Medya, ensest olaylarını kalıp yargıları ve idieolojileri yeniden üreten ve güçlüden yana konum alan bir anlayışla sunuyor. Birçok gazetede ensest sözcüğünü kullanmaktan imtina ediliyor, ensest saldırıları tecavüz olarak yer alıyor.

Genellikle bir toplumsal soruna işaret etmeyen, etse bile bir farkındalık ve bilgi sağlamayan 3. sayfa haberciliğinde kadına ve çocuklara yönelik sistematik şiddet olayları, sıra dışı olaylar gibi sunuluyor. Pornografik bir dilin ve magazinleştirmenin ön plana çıktığı bu haberlerden geriye vicdansız babalar, sapık dayılar, acayip aileler, iğrenç hikayeler kalıyor. Ailenin karanlık yönelerini, vakaların sıklık ve benzerliklerini dile getirmeyen bu haberlerle, şiddet uygulayanlar canavarlaştırılıp, onları sistemin normal işleyişini bozan istisnalar/ sapkınlar olarak göstererek erkek şiddetinin nedenleri görünmez kılınıyor.

Nasıl haberleştirilmeli?

Ensest olayları haber yapılırken, mağdur açısından yol gösterici ve olayı açığa çıkarma yönünde cesaretlendirici olması, şüpheli durumların kesinleşmiş davalar gibi yansıtılmaması, mahremiyete özen gösterilmesi, mağdurun travmasını artıracak haberlerden kaçınılması, belirli bir sosyoekonomik grubu damgalayacak şekilde yapılmaması, istismar davranışı için özendiricilik teşkil etmemesi gerekiyor.

Haber metni için gerekli olmayan ayrıntılar verilmemeli, dramatik bir dilden vazgeçilerek cesaretlendirip güçlendirecek yapıcı bir dil kullanılmalı. İnsanları üzen, ağlatan, tiksinti uyandıran, ensest saldırılarını sistematik değil münferit olarak ele alan haberler sorunun odağını değiştirir.

Ensestle mücadele

- Ensest olgularının tanısı, tedavisi, ihbarı ile yasal sürecin başlatılması çok önemli. Yasal süreç başlatılırken saldırı tekrar tekrar anlatılarak çocuğa yeni bir travma yaşatılmamalı, çocuğun güvende olduğu duygusu hissettirilmeli.

- Fiziksel ya da cinsel istismar açısından risk altında olduğu düşünülen ancak maddi bir bulgu olmayan; okul başarısı düşen, arkadaşlık ilişkileri zayıflayan, içine kapanan çocuklar dikkatle izlenmelidir.

- Aileler çocuğu suçlayıcı bir dilden kaçınmalı, hızla kurum ya da hastanelerle iletişime geçilerek hekim desteği alınmalıdır.

- Hekimin, yargının, psikoloğun, sosyal hizmet uzmanının ve bu alanda görevli diğer kurum çalışanlarının çocuğun üstün yararını gözeten bir yaklaşım sergilemesi hem saldırının ortaya çıkmasında hem de bir daha yaşanmamasında önemli rol oynamaktadır.

- Rehber öğretmenlerin eğitimi; hukuk çalışanlarının farkındalığının artırılması, ruhsal değerlendirmelerin alında uzman kişiler tarafından yapılması; sağlık kuruluşlarında çocuk sağlığı uzmanı, çocuk ruh sağlığı uzmanı, adli tıp uzmanı ve sosyal hizmet uzmanının birlikte çalıştığı çokdisiplinli merkezlerin oluşturulması gerekir. Ancak böyle koruma şemsiyesi altında çocuk kendisine izleyen uzmana gereksinim duyduğunda ulaşabilir, danışmanlık hizmeti alabilir, gerektiğinde okulda ona destek olacak kişilerle iş birliği kurularak çocuğa bütüncül bir destek sağlanabilir.

- İstismarın önlenmesi konusunda bilimsel çalışmalar yürütülmesi ve eğitim verme gibi amaçlarla üniversiteler bünyesinde uygulama ve araştırma merkezleri kurulmalıdır.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova