ISBN13 978-605-316-160-8
13x19,5 cm, 344 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 40.00 TL
İndirimli fiyatı: 24.00 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Yüz Gün
1. Basım
Liste Fiyatı: 21.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Marx'ın Yasaları
Onto-Epistemolojik Bir Okuma
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Resmi: Marx'ın British Museum'un okuma salonundaki çalışma masası.
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2019

Marx bir pozitivist miydi? Ya da kesin ve değişmez toplumsal yasaların varlığına inanan bir Aydınlanmacı mı? İnsanın ve toplumun da aynı doğa yasaları gibi mutlak yasalar altında devindiğini mi düşünüyordu?

Marx’ın bütün yapıtı üzerinde girişilmiş uzun ve sebatlı bir araştırma ürünü olan bu felsefi inceleme, Marx’ın yasa fikrinin pozitivist yasa anlayışından nasıl farklı olduğunu gösterebilmeyi amaçlıyor. M. Nuri Durmaz’ın günümüz için en anlamlı gördüğümüz paragraflarından birini alıntılayalım:

“Marx’ta belirsizliğin dışlandığı katı bir kesinlikçilikle karşılaşılmaz. Marx, toplumsal gerçekliğe tarihdışı bir kesinlik gözüyle bakmadığı için, belirsizliğe olumsuz bir içerik yüklemez. Otomatik, kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı yoktur... Marx mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuşur. Hem gerçekleşmeye hem de gerçekleşmemeye muktedir olan bir potansiyellik olarak beklentilerinde belirsizliği dışsal değil, gerçekliğe içkin bir mesele olarak kavrar, belirsizliği anlamaya çalışır. Bunu yaparken de ‘belirsizliğin azaltılması’ ile ‘belirsizliğin göğüslenmesi’ arasındaki kritik farkı atlamaz. Belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir kötülük olarak değil, bilakis göğüslenmesi gereken bir şey, hatta yeni fırsatlar, imkânlar olarak görür.”

İÇİNDEKİLER
Önsöz
17 Mart 1883, Highgate Mezarlığı, Londra

Birinci Bölüm
Yasa Fikrinin Modern Zemini
1. Cennetin Yeryüzüne İndirilmesi: İyimserlik Çağı
2. Filmi Başa Sarmak: Modern Bilgi Yapısının
Tarihsel-İdeolojik Kurumsallaşması
3. Pozitivizmin Hegemonyası

İkinci Bölüm
Onto-Epistemoloji
1. Ontolojik Tuzak: Epistemik Hata
2. Bir İtiraz: "Yöntem Saplantısı" Üzerine

Üçüncü Bölüm
Semptomatik İlişkisel Ontoloji
1. Marx’ın Ontolojisinin Yapısökümü
    Varlıktan Varoluşa: Gerçeklik Düzeyleri
    Toplumsal Gerçekliğin Tarihselliği
    Marx’ın Monist Ontolojisi ve Türüm Teorisi
2. Temsil Ontolojisi: Pars Totalis Düğümü
    Leibniz: Parçadan Bütüne
    Hegel: Bütünden Parçaya
A. Bir Parantez: Ekonomizm ya da Hegelyen Ontolojinin Gürbüz Çocuğu
B. Bürgerliche Gesellschaft’ın İzinde: Hegel ve James Steuart
Marx ve Semptomatik İlişkisel Ontoloji
3. Batınilik-Zahirilik Tartışması: Marx’ın Eros’u
4. Kapital: Ekonomi Politiğin Ontolojik Eleştirisi

Dördüncü Bölüm
Marx’ta Yasa Kavramsallaştırmasını Yerli Yerine Oturtmak
1. Pozitivizmin Yasalarından Marx’ın Yasalarına
2. De Te Fabula Narratur: Evrensellik-Tikellik Tartışması
    Burjuva Kozmos’un Demiurgos’u: İngiltere Örneği
    Teleoloji ve Tarihin Yasaları
3. Marx’ın Zamanı: Çoklu Toplumsal Zamanlar ve Yasa
4. Özne-Yapı Gerilimi: Yasa ve İrade
5. Belirsizlik-Kesinlik Meselesi

Beşinci Bölüm
Das Friedrich Engels Problem
1. Epistemolojik Taşma: Diamat ve Natüralizm Sorunsalı
2. Engels’in Tashihi: 1890’lar Mektupları

Highgate Mezarlığı Konuşmasına Dönüş

Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 11-14

Bu çalışmanın yazarı iki hususun farkındadır ve daha baştan bunları (öz)eleştiri olarak kabul eder. Birincisi, çalışmanın modern felsefenin ve modernist bakış açısının sınırlarında yer alıp ufkunu aşamamasıdır. Modern felsefe, göksel olanla mücadelesinde iyimserliği kendisine yakıt yaparak gökten azade, yeni bilme biçimleri geliştirme iddiasına sarılmıştı. Bunun için bilgi sorununa ciddi biçimde mesai harcamıştı. Öyle ya, eskinin aşağılanarak tahtından indirilmesi mücadelesinde önce bilgi tekeli elinden alınmalıydı. Eskinin yerine geçme iddiasındaki yeninin, bu mücadelesinde bilgi sorunu tam da bu nedenle hayati önemdeydi. Bir kalkış noktasıydı. İşte bu çalışma da modern felsefenin, bilgi sorunsalını önceleyen yaklaşımını bir biçimde sürdürerek bu meseleyi paylaşmış oluyor. İkincisi ise bu çalışma, felsefenin büyük beyinlerin yorumlanması faaliyetine sıkıştırılarak durağanlaştı(rıldı)ğı, hatta büyük filozoflara birkaç dipnot atıp şerh düşme eylemine indirgendiği eleştirisinin altında kalır. Bu çalışma da esasen ve maalesef Marx’ın onto-epistemolojisinin yasa fikri üzerinden nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin bir biçimde “tefsir” faaliyetine yönelir. Belki de bir okuma biçimi ve rehberi geliştirmeye çalışır. Böylelikle felsefeyi, filozofları yorumlama faaliyeti olarak ortaya koyan yaklaşımla hemzeminde yer alır. Hatırlanacak olursa Marx, Gotha Programının Eleştirisi’nin sonunda Almanya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Gotha Programı’na ilişkin eleştirilerini sıralamış ve sözlerini Sokratik “Söyledim ve ruhumu kurtardım” (Dixi et salvavi animam meam -Ich habe gesprochen und meine Seele gerettet) diyerek bitirmişti. Bu, “günah benden gitti” ilanı eşliğinde bir nevi vicdanını rahatlatma ünlemiydi. Ben de bu iki (öz)eleştiriyi başta ifade ederek ruhumu kurtaramasam da bilincimi kurtarabilmeyi umuyorum.

Bu bilince sahip olarak bu çalışma birbiriyle bağlantılı iki itirazın içinden konuşuyor. İlki modern bilgi yapısının “bilim” ile felsefeyi ayrıştıran bilinçli müdahalesini açık etmeye çalışarak ona muhalefet etmeye çalışır. “Bilim” olarak tarif edilen alandan harekete geçerek bu mesafenin kısaltılıp ortadan kaldırılması çabalarına katkı sunma amacı taşır. İkinci olarak ise bu kez sosyal bilimi birbirinden ilişkisiz mikro iktidar alanlarına dönüştüren güncel katı disipliner ayrıştırma politikasına muhalefet eder. Ne bilim ile felsefe ayrıştırılabilir, ne de sosyal bilim disipliner parçalanmışlığa kurban edilebilir. Her iki sistemik müdahale de toplumsal gerçeklik üzerinde eyleyen sosyal bilimin cendereye alınması anlamına gelmektedir. Altını çizmek gerekir ki toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel faaliyet bir mücadeledir. Sosyal bilim, felsefe ve daha makro düzeyde bir bütün olarak entelektüel faaliyet bir mücadele sahasında eyler. Bu çalışma da bu mücadeleye sözü edilen iki itirazı içererek radikalizmin cephesinden katılıp bu cepheyi tahkim etme çabasındadır. Söz konusu mücadelenin belirleyiciliğinde bu metnin temel meselesi pozitivist, indirgemeci, mekanizm ve ekonomizmle malul bakışın karşısındaki radikalizmin teorik cephesine katkı sunmaktır. Tüm çalışmanın açık ya da gizli öznesi bu motivasyondur.

Yine aynı bağlamda, bu çalışma aynı zamanda entelektüel/ akademik Zeitgeist’a direnme iddiasını da taşır. Günümüzde, toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel üretimlerin modern bilgi yapısının boğucu kıskacı ile “sterilizasyona” zorlanarak içeriksizleştirildiği, sosyal bilimin iddia marjının minimize edilerek tatsız tutsuz teknik bir “araştırma” kapanına sokulduğu, entelektüel faaliyetin “teori çalışmak”tan uzak tutulduğu can sıkıcı bir süreçten geçtiği tespitini yapmak güç değil. Bu can sıkıcı eğilime inat, akıntıya karşı duran pratiklerin çoğalması bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Kuşkusuz bu zorunluluğun birincil muhatabı sistemik-yapısal itirazı olan radikalizmdir. Radikalizm, tüm biçimleriyle yıkıcı teorik eleştiri ofansını asla kaybetmemelidir. Sözü edilen kaygıyı sahiplenip çalışmakta ısrar etmelidir. Aslında Marx’ın tüm çabası da bu ısrarın bir ifadesiydi. Bu çalışma da Marx’ın ısrarının bir ısrarıdır. Bu ısrarın sonucu olarak bu çalışma ortaya çıkabilmiştir.

Bu ideolojik motivasyonun yanı sıra pratik olarak bu çalışmanın ortaya çıkabilmesindeki en büyük etken akademik ebeveynlerimdir. Ancak akademik ebeveynlerimin her anlamdaki muazzam desteği ve ilgisi sadece bu çalışmanın ortaya çıkıp bitirilebilmesinde belirleyici olmakla sınırlı kalmadı. Gündelik hayatın her alanında koruyucu kanatlarını ve yüreklendirici teşviklerini en derinden hissettiğim Adalet Bayramoğlu Alada ve A. Dinç Alada’ya teşekkürlerimi sunmak benim için bir vicdan borcudur. “Doğru zamanda doğru yerde bulunmak” şayet şansın ifadesiyse, önce Adalet hocamla, sonra Dinç hocamla hayatımın kesişmiş olmasını kelimenin gerçek anlamıyla şans olarak görüyor, kendimi şanslı addediyorum. Her yerde olduğu gibi burada da öğrencileri olduğumu belirtmekten gurur duyuyorum. Yalnızca entelektüel/ akademik olarak değil gündelik hayata ilişkin duruşta da önüme onurlu bir yol koydular. Bunun bilincinde olmamın aynı zamanda bir sorumluluk anlamına geldiğinin de farkındayım.

Bu çalışma bir doktora tezi olarak kaleme alındı. Tez süreci boyunca hoca-öğrenci ilişkisinin kapsamına sığmayarak aşan, kelimelerle ifade edilemeyecek bir destek sunan Dinç hoca, tanıyan herkesçe malum demokratik kişiliğini tezi yönetirken bir kez daha gösterdi. Değerli zamanını ayırarak rutinleşen birlikte okuma ve tartışma toplantılarıyla önümü açtı. Tezin tüm aşamalarında sunduğu destek, eleştiri ve katkılarla benimle benzer konumda olan doktora tez öğrencileri tarafından imrenilen bir özveri örneği sergiledi. Dinç hocamın katkıları ve desteği olmasa bu çalışma bitirilemezdi. Kendisine müteşekkirim.

Yine tez süreci boyunca, Dinç hocayla birlikte çalıştığımız arkadaşım Özge’ye yaptığı katkılardan dolayı teşekkürü bir borç bilirim. İzleme komitemde yer alan değerli hocalarım Birsen Örs Hekimoğlu ve Hatice Kurtuluş Aydal’a, savunma jürimde yer alan değerli hocalarım Ayşegül Yakar Önal’a, Feridun Yılmaz’a ve Ömer Turan’a ayırdıkları zamandan, cesaret verici sözlerinden ve sundukları katkıdan dolayı müteşekkirim. Tezi yazarken bana kütüphane arkadaşlığı yapan, kafamdakileri dinleme zahmetinde bulunan Özgür’e, Sinan’a, teze ve tezin akıbetine ilişkin ilgisini eksik etmeyen Hamit ağabeye, moral desteğini her zaman hissettiren Mehtap’a, tezin bitmesini en az benim kadar isteyen can dostlarım Gürcan’a ve Koray’a, değerli arkadaşım Emin’e, uzakta da olsa katkı sunan dostum İlhan’a, sınıf arkadaşım Bahar’a, Kadıköy’den komşum Mehmet’e, tezimin bazı parçalarını okuyarak görüşlerini paylaşma inceliği gösteren Selçuk’a ve Elif’e ve kitabı adeta bir zanaatkâr titizliğiyle yayıma hazırlayan Metis Yayınları’na tek tek teşekkürlerimi sunuyorum.

Öte yandan şunu da ifade etmeliyim ki Marx’ın metinlerinin Türkçe çevirileriyle Almanca asıllarını, özellikle bire bir alıntı yaptığım pasajlarda elimden geldiğince karşılaştırmaya çalıştım. Yine Kapital’in üç cildini parça parça belirli pasajlar üzerinden olsa da hem iki farklı Türkçe çevirisi hem de Almanca aslıyla birlikte okumaya gayret ettim. Bunun için de www.mlwerke.de internet sitesinden faydalandım. Bu sitede Marx’ın sadece birkaç bölümü yer alan Artı-Değer Teorileri dışındaki tüm metinleri Dietz Yayınevi’nin (Dietz Verlag) tıpkıbasımıyla açık kaynak olarak yer alıyor. Böyle bir internet sitesini hazırlayanlara teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim. Gerçekten de çalışma boyunca çok faydalı oldu.

Son olarak, sadece bu çalışmanın açığa çıkmasında değil, hayata tutunabilmemdeki en büyük dayanak olan en büyük şansım aileme ise ne kadar teşekkür etsem azdır. Hayatımın her ânında bana arkamda olduklarını, güvendiklerini hissettirerek zorluklara göğüs germe motivasyonum oldular. Maddi, manevi her türlü desteği bir an olsun esirgemeyen ailemin başta cefakâr annem ve babam, fedakâr ağabeylerim ve biricik ablam olmak üzere her bireyine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Şayet onlar olmasa bu çalışma asla var olamazdı.

M. Nuri Durmaz

İstanbul, 2019

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova