ISBN13 978-605-316-160-8
13x19,5 cm, 344 s.
Liste fiyatı: 40.00 TL
İndirimli fiyatı: 32.00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Çağ Geçitleri
2. Basım
Liste Fiyatı: 18.50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Marx'ın Yasaları
Onto-Epistemolojik Bir Okuma
Yayıma Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Resmi: Marx'ın British Museum'un okuma salonundaki çalışma masası.
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2019

Marx bir pozitivist miydi? Ya da kesin ve değişmez toplumsal yasaların varlığına inanan bir Aydınlanmacı mı? İnsanın ve toplumun da aynı doğa yasaları gibi mutlak yasalar altında devindiğini mi düşünüyordu?

Marx’ın bütün yapıtı üzerinde girişilmiş uzun ve sebatlı bir araştırma ürünü olan bu felsefi inceleme, Marx’ın yasa fikrinin pozitivist yasa anlayışından nasıl farklı olduğunu gösterebilmeyi amaçlıyor. M. Nuri Durmaz’ın günümüz için en anlamlı gördüğümüz paragraflarından birini alıntılayalım:

“Marx’ta belirsizliğin dışlandığı katı bir kesinlikçilikle karşılaşılmaz. Marx, toplumsal gerçekliğe tarihdışı bir kesinlik gözüyle bakmadığı için, belirsizliğe olumsuz bir içerik yüklemez. Otomatik, kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı yoktur... Marx mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuşur. Hem gerçekleşmeye hem de gerçekleşmemeye muktedir olan bir potansiyellik olarak beklentilerinde belirsizliği dışsal değil, gerçekliğe içkin bir mesele olarak kavrar, belirsizliği anlamaya çalışır. Bunu yaparken de ‘belirsizliğin azaltılması’ ile ‘belirsizliğin göğüslenmesi’ arasındaki kritik farkı atlamaz. Belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir kötülük olarak değil, bilakis göğüslenmesi gereken bir şey, hatta yeni fırsatlar, imkânlar olarak görür.”

İÇİNDEKİLER
Önsöz
17 Mart 1883, Highgate Mezarlığı, Londra

Birinci Bölüm
Yasa Fikrinin Modern Zemini
1. Cennetin Yeryüzüne İndirilmesi: İyimserlik Çağı
2. Filmi Başa Sarmak: Modern Bilgi Yapısının
Tarihsel-İdeolojik Kurumsallaşması
3. Pozitivizmin Hegemonyası

İkinci Bölüm
Onto-Epistemoloji
1. Ontolojik Tuzak: Epistemik Hata
2. Bir İtiraz: "Yöntem Saplantısı" Üzerine

Üçüncü Bölüm
Semptomatik İlişkisel Ontoloji
1. Marx’ın Ontolojisinin Yapısökümü
    Varlıktan Varoluşa: Gerçeklik Düzeyleri
    Toplumsal Gerçekliğin Tarihselliği
    Marx’ın Monist Ontolojisi ve Türüm Teorisi
2. Temsil Ontolojisi: Pars Totalis Düğümü
    Leibniz: Parçadan Bütüne
    Hegel: Bütünden Parçaya
A. Bir Parantez: Ekonomizm ya da Hegelyen Ontolojinin Gürbüz Çocuğu
B. Bürgerliche Gesellschaft’ın İzinde: Hegel ve James Steuart
Marx ve Semptomatik İlişkisel Ontoloji
3. Batınilik-Zahirilik Tartışması: Marx’ın Eros’u
4. Kapital: Ekonomi Politiğin Ontolojik Eleştirisi

Dördüncü Bölüm
Marx’ta Yasa Kavramsallaştırmasını Yerli Yerine Oturtmak
1. Pozitivizmin Yasalarından Marx’ın Yasalarına
2. De Te Fabula Narratur: Evrensellik-Tikellik Tartışması
    Burjuva Kozmos’un Demiurgos’u: İngiltere Örneği
    Teleoloji ve Tarihin Yasaları
3. Marx’ın Zamanı: Çoklu Toplumsal Zamanlar ve Yasa
4. Özne-Yapı Gerilimi: Yasa ve İrade
5. Belirsizlik-Kesinlik Meselesi

Beşinci Bölüm
Das Friedrich Engels Problem
1. Epistemolojik Taşma: Diamat ve Natüralizm Sorunsalı
2. Engels’in Tashihi: 1890’lar Mektupları

Highgate Mezarlığı Konuşmasına Dönüş

Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 11-14

Bu çalışmanın yazarı iki hususun farkındadır ve daha baştan bunları (öz)eleştiri olarak kabul eder. Birincisi, çalışmanın modern felsefenin ve modernist bakış açısının sınırlarında yer alıp ufkunu aşamamasıdır. Modern felsefe, göksel olanla mücadelesinde iyimserliği kendisine yakıt yaparak gökten azade, yeni bilme biçimleri geliştirme iddiasına sarılmıştı. Bunun için bilgi sorununa ciddi biçimde mesai harcamıştı. Öyle ya, eskinin aşağılanarak tahtından indirilmesi mücadelesinde önce bilgi tekeli elinden alınmalıydı. Eskinin yerine geçme iddiasındaki yeninin, bu mücadelesinde bilgi sorunu tam da bu nedenle hayati önemdeydi. Bir kalkış noktasıydı. İşte bu çalışma da modern felsefenin, bilgi sorunsalını önceleyen yaklaşımını bir biçimde sürdürerek bu meseleyi paylaşmış oluyor. İkincisi ise bu çalışma, felsefenin büyük beyinlerin yorumlanması faaliyetine sıkıştırılarak durağanlaştı(rıldı)ğı, hatta büyük filozoflara birkaç dipnot atıp şerh düşme eylemine indirgendiği eleştirisinin altında kalır. Bu çalışma da esasen ve maalesef Marx’ın onto-epistemolojisinin yasa fikri üzerinden nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin bir biçimde “tefsir” faaliyetine yönelir. Belki de bir okuma biçimi ve rehberi geliştirmeye çalışır. Böylelikle felsefeyi, filozofları yorumlama faaliyeti olarak ortaya koyan yaklaşımla hemzeminde yer alır. Hatırlanacak olursa Marx, Gotha Programının Eleştirisi’nin sonunda Almanya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Gotha Programı’na ilişkin eleştirilerini sıralamış ve sözlerini Sokratik “Söyledim ve ruhumu kurtardım” (Dixi et salvavi animam meam -Ich habe gesprochen und meine Seele gerettet) diyerek bitirmişti. Bu, “günah benden gitti” ilanı eşliğinde bir nevi vicdanını rahatlatma ünlemiydi. Ben de bu iki (öz)eleştiriyi başta ifade ederek ruhumu kurtaramasam da bilincimi kurtarabilmeyi umuyorum.

Bu bilince sahip olarak bu çalışma birbiriyle bağlantılı iki itirazın içinden konuşuyor. İlki modern bilgi yapısının “bilim” ile felsefeyi ayrıştıran bilinçli müdahalesini açık etmeye çalışarak ona muhalefet etmeye çalışır. “Bilim” olarak tarif edilen alandan harekete geçerek bu mesafenin kısaltılıp ortadan kaldırılması çabalarına katkı sunma amacı taşır. İkinci olarak ise bu kez sosyal bilimi birbirinden ilişkisiz mikro iktidar alanlarına dönüştüren güncel katı disipliner ayrıştırma politikasına muhalefet eder. Ne bilim ile felsefe ayrıştırılabilir, ne de sosyal bilim disipliner parçalanmışlığa kurban edilebilir. Her iki sistemik müdahale de toplumsal gerçeklik üzerinde eyleyen sosyal bilimin cendereye alınması anlamına gelmektedir. Altını çizmek gerekir ki toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel faaliyet bir mücadeledir. Sosyal bilim, felsefe ve daha makro düzeyde bir bütün olarak entelektüel faaliyet bir mücadele sahasında eyler. Bu çalışma da bu mücadeleye sözü edilen iki itirazı içererek radikalizmin cephesinden katılıp bu cepheyi tahkim etme çabasındadır. Söz konusu mücadelenin belirleyiciliğinde bu metnin temel meselesi pozitivist, indirgemeci, mekanizm ve ekonomizmle malul bakışın karşısındaki radikalizmin teorik cephesine katkı sunmaktır. Tüm çalışmanın açık ya da gizli öznesi bu motivasyondur.

Yine aynı bağlamda, bu çalışma aynı zamanda entelektüel/ akademik Zeitgeist’a direnme iddiasını da taşır. Günümüzde, toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel üretimlerin modern bilgi yapısının boğucu kıskacı ile “sterilizasyona” zorlanarak içeriksizleştirildiği, sosyal bilimin iddia marjının minimize edilerek tatsız tutsuz teknik bir “araştırma” kapanına sokulduğu, entelektüel faaliyetin “teori çalışmak”tan uzak tutulduğu can sıkıcı bir süreçten geçtiği tespitini yapmak güç değil. Bu can sıkıcı eğilime inat, akıntıya karşı duran pratiklerin çoğalması bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Kuşkusuz bu zorunluluğun birincil muhatabı sistemik-yapısal itirazı olan radikalizmdir. Radikalizm, tüm biçimleriyle yıkıcı teorik eleştiri ofansını asla kaybetmemelidir. Sözü edilen kaygıyı sahiplenip çalışmakta ısrar etmelidir. Aslında Marx’ın tüm çabası da bu ısrarın bir ifadesiydi. Bu çalışma da Marx’ın ısrarının bir ısrarıdır. Bu ısrarın sonucu olarak bu çalışma ortaya çıkabilmiştir.

Bu ideolojik motivasyonun yanı sıra pratik olarak bu çalışmanın ortaya çıkabilmesindeki en büyük etken akademik ebeveynlerimdir. Ancak akademik ebeveynlerimin her anlamdaki muazzam desteği ve ilgisi sadece bu çalışmanın ortaya çıkıp bitirilebilmesinde belirleyici olmakla sınırlı kalmadı. Gündelik hayatın her alanında koruyucu kanatlarını ve yüreklendirici teşviklerini en derinden hissettiğim Adalet Bayramoğlu Alada ve A. Dinç Alada’ya teşekkürlerimi sunmak benim için bir vicdan borcudur. “Doğru zamanda doğru yerde bulunmak” şayet şansın ifadesiyse, önce Adalet hocamla, sonra Dinç hocamla hayatımın kesişmiş olmasını kelimenin gerçek anlamıyla şans olarak görüyor, kendimi şanslı addediyorum. Her yerde olduğu gibi burada da öğrencileri olduğumu belirtmekten gurur duyuyorum. Yalnızca entelektüel/ akademik olarak değil gündelik hayata ilişkin duruşta da önüme onurlu bir yol koydular. Bunun bilincinde olmamın aynı zamanda bir sorumluluk anlamına geldiğinin de farkındayım.

Bu çalışma bir doktora tezi olarak kaleme alındı. Tez süreci boyunca hoca-öğrenci ilişkisinin kapsamına sığmayarak aşan, kelimelerle ifade edilemeyecek bir destek sunan Dinç hoca, tanıyan herkesçe malum demokratik kişiliğini tezi yönetirken bir kez daha gösterdi. Değerli zamanını ayırarak rutinleşen birlikte okuma ve tartışma toplantılarıyla önümü açtı. Tezin tüm aşamalarında sunduğu destek, eleştiri ve katkılarla benimle benzer konumda olan doktora tez öğrencileri tarafından imrenilen bir özveri örneği sergiledi. Dinç hocamın katkıları ve desteği olmasa bu çalışma bitirilemezdi. Kendisine müteşekkirim.

Yine tez süreci boyunca, Dinç hocayla birlikte çalıştığımız arkadaşım Özge’ye yaptığı katkılardan dolayı teşekkürü bir borç bilirim. İzleme komitemde yer alan değerli hocalarım Birsen Örs Hekimoğlu ve Hatice Kurtuluş Aydal’a, savunma jürimde yer alan değerli hocalarım Ayşegül Yakar Önal’a, Feridun Yılmaz’a ve Ömer Turan’a ayırdıkları zamandan, cesaret verici sözlerinden ve sundukları katkıdan dolayı müteşekkirim. Tezi yazarken bana kütüphane arkadaşlığı yapan, kafamdakileri dinleme zahmetinde bulunan Özgür’e, Sinan’a, teze ve tezin akıbetine ilişkin ilgisini eksik etmeyen Hamit ağabeye, moral desteğini her zaman hissettiren Mehtap’a, tezin bitmesini en az benim kadar isteyen can dostlarım Gürcan’a ve Koray’a, değerli arkadaşım Emin’e, uzakta da olsa katkı sunan dostum İlhan’a, sınıf arkadaşım Bahar’a, Kadıköy’den komşum Mehmet’e, tezimin bazı parçalarını okuyarak görüşlerini paylaşma inceliği gösteren Selçuk’a ve Elif’e ve kitabı adeta bir zanaatkâr titizliğiyle yayıma hazırlayan Metis Yayınları’na tek tek teşekkürlerimi sunuyorum.

Öte yandan şunu da ifade etmeliyim ki Marx’ın metinlerinin Türkçe çevirileriyle Almanca asıllarını, özellikle bire bir alıntı yaptığım pasajlarda elimden geldiğince karşılaştırmaya çalıştım. Yine Kapital’in üç cildini parça parça belirli pasajlar üzerinden olsa da hem iki farklı Türkçe çevirisi hem de Almanca aslıyla birlikte okumaya gayret ettim. Bunun için de www.mlwerke.de internet sitesinden faydalandım. Bu sitede Marx’ın sadece birkaç bölümü yer alan Artı-Değer Teorileri dışındaki tüm metinleri Dietz Yayınevi’nin (Dietz Verlag) tıpkıbasımıyla açık kaynak olarak yer alıyor. Böyle bir internet sitesini hazırlayanlara teşekkürlerimi iletmeyi bir borç bilirim. Gerçekten de çalışma boyunca çok faydalı oldu.

Son olarak, sadece bu çalışmanın açığa çıkmasında değil, hayata tutunabilmemdeki en büyük dayanak olan en büyük şansım aileme ise ne kadar teşekkür etsem azdır. Hayatımın her ânında bana arkamda olduklarını, güvendiklerini hissettirerek zorluklara göğüs germe motivasyonum oldular. Maddi, manevi her türlü desteği bir an olsun esirgemeyen ailemin başta cefakâr annem ve babam, fedakâr ağabeylerim ve biricik ablam olmak üzere her bireyine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Şayet onlar olmasa bu çalışma asla var olamazdı.

M. Nuri Durmaz

İstanbul, 2019

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

A. Dinç Alada, "Marx’ın felsefesini tartışmaya açmak", BirGün Kitap, 14 Şubat 2020

M. Nuri Durmaz, Marx’ın Yasaları: Onto-Epistemolojik Bir Okuma başlıklı kitabı ve tartışılmayı hak eden hipotezleriyle karşımızda. Bu, Marx’ın felsefesine bir giriş kitabı değil. Marx’ın felsefesinin içinden konuşan bir deneme. Bir düşünce tarihi kitabı da denebilir. Marx merkeze konuyor, onun referans düşünürleri, ondan etkilenenler, fikir çemberi içinde yer alanlar Marx’ın felsefesi ile ilişkilendirilerek toplumsal yasalara bakışı tartışılarak ortaya çıkarılıyor. Nuri Durmaz daha da ileri gidiyor kendi Marx çözümlemesinde anahtar rol oynayabilecek düşünürleri, Plotinus örneğinde olduğu gibi, çekip onları da tartışmaya çağırıyor.

Kitap 5 bölümden oluşuyor. İlk bölümde; Marx’ın yasa anlayışının modernizm ile hesaplaşması felsefe tarihinden iz sürülerek okuyucuya aktarılıyor. İkinci bölümde; Nuri Durmaz’ın felsefeye bakışını yansıtan ve Marx’a ulaşmayı kolaylaştırıcı olarak düşündüğü epistemolojiyi ontolojik temel ile bütünleşik okuma çabasının ana hatları açıklanıyor. Üçüncü bölüm; Marx’ın ontolojisinin ana hatları, gerçeklik düzeyleri, toplumsal gerçekliğin tarihselliği, monist ontoloji, temsil ontolojisi, semptomatik ilişkisel ontoloji adlandırmalarıyla açıklığa kavuşuyor. Dördüncü bölümde; Marx’ın yasa anlayışı, evrensellik, zamansallık ve belirsizlik meselesi üzerinden pozitivizm eleştirisine odaklanılarak netleştiriliyor. Beşinci bölüm ise; Marxcı yazarların üzerine çok fazla gitmedikleri, Engels ile Marx arasındaki felsefî nüans irdeleniyor. Nuri Durmaz, bir zamanlar Adam Smith’e atfen söyleneni Engels’e uyguluyor: Das Friedrich Engels Problem.

"Her insan filozoftur"

Toplumla ve toplumsal sorunlarla bağlantılı olarak felsefeyi gerekli gören, Marx’ı felsefe tarihinin içine özenli bir şekilde yerleştirmek isteyen okurlara seslenen bir kitap var karşımızda. Samimi, açık ve basite indirgeyerek, kullandığı her kavramı gözümüze sokarak değil, fark ettirmeden öğreten bir dille yazıyor Durmaz. Gramsci’nin ‘her insan filozoftur’ sözünü doğrularcasına okuru ciddiye alarak, onu felsefeye taşıyarak tartışıyor Marx’ı, felsefesini, Marxcı yazarları ve Marx’ın referanslarını.

Sosyal bilimcilerin, sosyal bilimlere ilgi duyanların dikkate almaları gereken bir kitapla karşı karşıyayız. Marx’ın gerçeklik konumlandırmasını, 1. Düzey olarak varlığı, madde temelinde, 2. Düzey olarak varoluşu da doğasal ve toplumsal gerçeklik olarak basitleştiren Durmaz’ın, toplumsal gerçekliğin tüm boyutlarını, ekonomi, siyaset, kültür vd. gerçeklik düzeyleri bağlamında ayrı ayrı ancak bütünleşik bir toplum felsefesi ile araştıran tavrı sosyal bilimciler için ufuk açıcıdır. Sosyal bilimlerin ayrıştırıcı, aşırı uzmanlaşmayı teşvik edici bir aura içinde öğrencisi, öğreticisi olarak yer alanlar için oto-sınırlandırmalarımızdan kurtulmamıza yol açabilecek bir okuma bekliyor bizi.

Bir ayraç da elbette iktisatçılara, iktisat öğrenen ve iktisat öğretenlere açılmalı. İktisada dair giriş kitaplarından daha ileri okumalara, yasa dendiğinde (azalan verimler yasası gibi) her zaman ve her yerde kesin olarak gerçekleşeceği ilan edilenin Marx’ın ‘yasaları’ ile uyuşmadığı fikri ile karşılaşmaya hazır olmalılar. Durmaz’a göre, Marx, erken ekonomi politik eleştirilerinden şah eseri Kapital’e değin geliştirdiği ontolojik bakış ile ekonomi politiğin kesinliğin ifadesi olan yasaları karşısına, kendi geliştirdiği, birer beklentiyi, tahmini ya da bir potansiyeli yansıtan yasalarını (kârların düşme eğilimi yasası, artı değer yasası gibi) koyuyor.

"Ummadığınız bir düşünür"

Marx’ı Popper’in eleştirilerinden okuyanlar, Marx’a sırt çeviren liberaller, onu görmezden gelen ya da ondan korkanların bu kitapta hiç ummadıkları bir düşünürle karşılaşacaklarından hiç şüphe yok. M. Nuri Durmaz, önce pozitivizm kilidini açıyor, Marx’ı, Feuerbach - Hegel karşılaştırması üzerinden konumlandırıyor, felsefesini tartışılır bir zeminde değerlendiriyor. Bu zeminde hipotezler, tahminler, bekleyişler bulunduğundan, okuyucular, bilginin mutlaklığını dışarıda bırakan bir yazar ile karşılaşıyor.

Doğallıkla, esas tartışmayı, eleştiriyi Marx’ın fikirlerini benimseyen, onun üzerine çalışanlar yapacaktır. Kitapta kurulan çatıya ve tavra karşı çıkacak olan onlar. Yazarın biz okurlardan beklediği, görmezden gelinmek değil, okunup eleştirilmektir. Ancak bu sayede düşünceler gelişme yolu bulabilir.

Eleştiri her okurun kendi birikimi, düşünsel önceliği ve bakışı doğrultusunda ortaya çıkar. Kendi ilgi alanımdan baktığımda Marx’ın felsefesine ilişkin sağlam bir kurguya sahip bu çalışmadan farklı düşündüğüm ikincil öneme sahip iki nokta bulunuyor. İlki, Ricardo’ya kadar ekonomi politiğin, modern bilgi yapısı ile uyuşmadığı, 19. Yüzyılın sonunda, iktisat bilimi ve siyaset bilimi olarak ayrışması ile ortaya çıkan bu sosyal bilimlere göre daha az kesinlikçi olduğu konusundaki yaklaşımı tartışılabilir. İngiltere cephesinde, 16. Yüzyılın sonları ve 17. Yüzyılın başlarından itibaren, ekonomi politik Bacon – Hobbes – Petty usta çırak ilişkisi vasıtasıyla, gözlemi, ölçüyü, istatistiği kısaca bilimselliğin olmazsa olmazlarını ekonomi, siyaset ve yönetim düşüncesine dahil etmiş olsa da duyusal gerçeğin kesinlikçi tavrını da beraberlerinde analizlerine taşımışlardır. 19. Yüzyıl sonlarında ekonomi biliminin diğer sosyal bilimlerden ayrıştırılarak tarihin, siyasetin, etiğin başka bilimlerin konusu yapıldığı başka bir uzmanlaşma rüzgârında, en akılcı kararları veren, kendi çıkarını düşünen iktisadi insan, geleceği de mükemmel olarak bilen kurgusal bir özneye dönüştürüldü. Kesinliğin iktisat düşüncesinde temellendirilmesinin sadece Ricardo ile başlamadığı, modernizmin izlerinin 16. Yüzyılın sonu ve 17. Yüzyılın başlarında da mevcut olduğu dikkate alınmalıdır.

"Özne-yapı gerilimi"

Nuri Durmaz, kitabının 4. Bölümünde yasa kavramsallaştırmasını temellendirmek üzere daha önce hiç yapılmamış bir hamle ile belirsizlik meselesini Marx’ın felsefesi ile ilişkilendirdi. Bu bağlantı şayet kurulmasaydı, gerçekten de Marx’da yasa fikrinin neden diğer sosyal bilimlerde kurgulanandan daha farklı olduğu yeterince açıklanamazdı. Kapital’de kârların düşme eğilimi gibi yasaların geleceğe dönük bir beklentinin ifadesi olduğu, 18 Brumaire’de, Louis Napoleon’un darbesinin beklenmedik olana karşılık geldiğini, ancak bu darbenin tarihsel ve toplumsal arka planının varlığının bu sonucu doğurduğunu Durmaz kitabında aktarmaktadır. Belirsizliğin bir diğer boyutu olan beklentilerin yanılgıya uğraması sonucu yeni çıkış yolları aramak ise yasaların tarihselliği ile açıklanıyor: “Yasalar, yapısal-sistemik bağlam ortadan kalkınca artık işlemez olurlar...Yeni bir tarihsellik içerisinde yerlerini başka yasalara bırakırlar”. Durmaz’a göre, Komünist Manifesto’nun 1872 Almanca baskısına önsözde Marx ve Engels, Şubat Devrimi’nde ve Paris Komünü’nde elde edilen deneyimlerin 1848 tarihinde ortaya konan programı eskittiğinden ve dolayısıyla devlet mekanizması üzerine yeniden düşünülmesi gereğinden bahsederler. Böylece Marx’da “kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı”nın olmadığı, onun “mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuştuğu” okuyucuya aktarılmaktadır. Nuri Durmaz’ın, Marx’ın felsefesini çözümlerken ortaya koyduğu bu yenilikçi hamle ile kısmen uyuşmayan faktör ise rastlantısallığa pozitif anlam yüklemesidir. Batı Avrupa’da kapitalizmin gelişmesine odaklanan Marx’da tarihselliğin aşamacılığa yönelmediği, amaç yüklü olmadığı, mutlak bir evrensellik içermediğini ayrıntılandıran Durmaz, yerinde bir tartışmaya da kapı aralıyor: özne – yapı gerilimi. Marx’ın bu gerilimi çözme gayretine örnek olarak da 18 Brumaire’den aktardığı şu cümleyi gösteriyor: “insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar; fakat bu keyiflerine göre kendileri tarafından seçilmiş koşullarda değil de geçmişin doğrudan doğruya miras bıraktığı koşullarda olur”. Durmaz, Karatani’yi de desteğe çağırarak buradaki yapma eyleminin “doğal olarak geliş[me] koşulları altında” gerçekleştiğini ileri sürer. Buna ek olarak, İskoç Aydınlanması yazarlarının çokça kullandıkları, liberal düşünürlerin de sahiplendiği ‘kendiliğindenlik’ fikrinin “yapma iradesini itibarsızlaştıran ve otomatikleştiren” bir kavram olarak ‘doğal olarak gelişme’ fikrinden farklı olduğunu da ileri sürer. Kanaatimce Marx, mutlak belirlenimcilik, zorunluluk karşısında ‘beklenmedik olana’ adım, adım bir süreç içinde yaklaşmıştır. Marx’ın Doktora tezinden başlayarak, belirsizlik ya da ‘beklenmedik olan’ın varlığı fikrine ulaştığı sonucunu çıkarmak (sayfa 258) kolay görünmüyor. Ayrıca rastlantısallık veya benzer bir içeriğe sahip olan olumsallık, her ne kadar “mutlak bir telos’un zorunluluğunu dışlasalar” da “doğal olarak geliş[me]” ile aralarındaki mesafe kısa (sayfa 249) değildir. Çünkü, rastlantısallık ya da tesadüfîlik aynı zamanda sorumsuzluk anlamına da gelir.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova