ISBN13 978-975-342-114-0
13.5x21.5 cm, 464 s.
Liste fiyatı: 46.00 TL
İndirimli fiyatı: 36.80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Emma Goldman diğer kitapları
Hayatımı Yaşarken,
Hayatımı Yaşarken, Cilt II, 1997
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Diğer kampanyalar için
 
Hayatımı Yaşarken, Cilt I
Özgün adı: Living My Life
Çeviri: Beril Eyüboğlu
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
Birinci Cilt İlk Basım: 1996
3. Basım: 2018

Emma Goldman 1869’da Litvanya’da doğdu. 20 yaşında Amerika’da anarşist harekete katıldı. Adını duyan herkes heyecanlanırdı, herkesin “Kızıl Emma”sıydı o. Ömrü boyunca devletin her türüne karşı çıktı. Birinci Dünya Savaşı sırasında savaş aleyhtarlığı yaptı. Milliyetçiliğe karşıydı. 1919’da devrimin getirdiği coşkuyla Sovyetler Birliği’ne gitti. Lenin’le tartıştı. Hayal kırıklığı büyük oldu. Tam bir dünya vatandaşıydı; Fransa, Britanya, Almanya, İsveç, Hollanda ve Kanada’da yaşadı. Freud’un derslerine katıldı. İspanya İç Savaşı’nda Anarşistlerin yanındaydı. Tanrıtanımazlığı, özgür aşkı savundu. Doğum kontrolü için, eşcinsellerin özgürlüğü için mücadele etti. O bir anarşistti, göçmendi, yahudiydi, kadındı. Yoldaşlarına “Dans edemeyeceksem, devriminiz sizin olsun,” diyen de oydu. 71 yaşında öldüğünde yıllardan henüz 1940’tı, İkinci Dünya Savaşı başlamıştı.

Emma Goldman’ın otobiyografisi, özel bir tarihsel kişiliğin tutkulu ve tavizsiz mücadelesini kaydetmenin dışında, yirminci yüzyılın siyasi tarihi açısından da büyük önem taşır: Bir yandan, yüzyıl önce insanların bugüne kıyasla nasıl geniş bir siyasi ufuk ve umut taşıdıklarını görürüz; ama diğer yandan, o dönemde ortaya atılmış sorular bugün bile tam cevaplanamamıştır, aşılamamıştır.

İlk kez 90’lı yıllarda Kaos Yayınları ile birlikte yayımladığımız iki ciltlik eserin gözden geçirilmiş yeni basımını 68 Devrimi’nin 50. yılını kutlamak üzere yayımlıyoruz.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Nevin Ünalın, “Anarşist Bir Kadın…”, Cumhuriyet Dergi, 7 Aralık 1997

… Bir anda yüreğinden dökülmeye başladı kelimeler; hazırladığı metnin yerini alan coşkulu, inanç ve öfke dolu sözcükler döküldü ağzından. Alkışlar doldurdu kulaklarını. O ana kadar bilmediği bir şeydi bu! Sesinin, yüreğinin, inancının insanları etkilediği. Bu ses hiç susmayacaktı artık. Yarım asrı devirecekti! Hiç kesilmeden. Hapishaneymiş, sürgünmüş, tutuklanmaymış, suçlanmaymış, işverenlerin, yanlı basının öfkesiymiş, siyasi baskıymış aldırmayacaktı. O hangi safta yer alacağını bizzat yaşadığı hayatla zaten öğrenmişti. O gün öğrendiği bir şey daha vardı: Sesi bütün emekçiler için gerekliydi madem; o da hiç bitip tükenmeden, korkmadan, yılmadan bu yolda harcayacaktı her şeyini… Artık toplantıların, konferansların aranılan konuşmacısıydı Emma.

Amerika'yı boydan boya, şehir şehir dolaşacak, Dünya Sanayi İşçileri ve diğer işçi örgütleriyle dayanışma içine girerek Amerikan kapitalizmine meydan okuyacaktı.

Anarşizmin savunucusu, sosyalizmin destekçisi, işçilerin sesi, işverenlerin korkulu rüyası Kızıl Emma'ydı artık o. Hangi salonu bulursa orada konuşacaktı. Yer mi bulunamadı. Kilisenin içine bile sızacak. Rahiplerin, dindar cemaatin işçilerle kaynaştığı bir ortamda hiç sözünü sakınmayacaktı. Öylesine inanç dolu, öylesine coşkulu idiydi ki, rahiplerden biri ondan sonra kürsüye çıkacak "Miss Goldman dine karşı konuşmasına rağmen, benim nezdimde en dindar kişidir" diyecekti onun için.

Bütün protestolarda, mitinglerde yer alacaktı. Konuşacak kürsü bulamadığı bir açık hava mitinginde, sahibi belli olmayan bir at arabasının sahibi gelip atları dehlediğinde bile o devam etmişti hiç aldırış etmeden. Konuşmaya kendisini kaptıran bir tek Emma değildi, dinleyiciler de durumun farkına varmayıp dörtnala koşan atların üstündeki sesin peşinden alandan çıkıp koşmaya başlayacaklardı… Ertesi gün sabah gazetelerinin tümünde, esrarengiz bir genç kadının bindiği arabadan kızıl bayrağını dalgalandırarak devrim çağrısında bulunduğu, kadının tiz sesi yüzünden atların ürküp kaçtığı haberi yer alacaktı. Bu olay tabii bu yoldaki eylemlerinin ilk anıları olarak kalacaktı. Artık esrarengizliği falan bitmişti. Herkesin tanıdığı toplumsal devrimin tanrıçasıydı o.

O güne dek dayatılan bütün temel kurumlara karşı çıkıyordu Emma. Aile, devlet, kilisenin karşısında tavrını almıştı. Özgür aşktan yanaydı, doğum kontrolüne karşı çıkan kiliseye ateş püskürüyordu. Devletçiliğe ve milliyetçiliğe de en ağır eleştirilerini getiriyordu. I. Dünya Savaşı çıktığında zorunlu askerliğe karşı çıkmış, bütün milliyetçileri karşısına almış ve bütün yüreğiyle savaşa karşı çıkmıştı. Devletlerin korkulu rüyası Emma tanrıtanımazdı aynı zamanda. Günah olan tek bir şey vardı onun gözünde: Toplumun temel kurumlarınca dayatılan eşitsizlik. Ücret dengesizliği ile birlikte insanların ellerinden alınan sosyal haklar en büyük günahtı ona göre. İşçi sınıfının yanında nasıl yer alıyorsa fahişelerin, eşcinsellerin yanında da öyle yer alacaktı. Ezilen her sınıf onun mücadelesinin çıkış noktasıydı. Kadın hakları ise içinden geldiği hayatın nirengi noktasını oluşturuyordu. Feminist tavrıyla bütün kadınların sesini duyuracaktı bütün dünyaya. Özgür aşkı savunurken kadınlar ne dediğini çok iyi anlayacak ama yanlış anlayan yine erkekler olacaktı. Kaldığı otelin kapısına dayanacaktı evli bir erkek. Bas bas bağırıp adamı kovduğunda şaşkınlığa uğrayan adam, "Özür dilerim," diye titreyen sesiyle kimse duymasın diye kaçarken özgür aşkın ne anlama geldiğini belli ki hâlâ anlayamamıştı… Anlatacaktı yılmadan.

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2018. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova