ISBN13 978-975-342-733-3
13x19,5 cm, 168 s.
KAMPANYADA
Liste fiyatı: 21.50 TL
İndirimli fiyatı: 12.90 TL
İndirim oranı: %40
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Andrey Platonov diğer kitapları
Çevengur, 2010
Can, 2010
Mutlu Moskova, 2012
Muhteşem Vahşi Dünya, 2014
Çukur, 2017
Birbirimiz İçin Yaşayacağız, 2018
AYIN ARMAĞANI KİTABIAYIN ARMAĞANI KİTABI
Sesin Rengi
1. Basım
Liste Fiyatı: 38.00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Dönüş
Çeviri: Günay Çetao Kızılırmak
Yayıma Hazırlayan: Duygu Özde Gürkan
Kapak Resmi: İlya Repin
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2009
3. Basım: Kasım 2015

Roman ve öykülerinin eksiksiz ve sansürsüz basımı ancak 90'larda yapılabilen Andrey Platonov, artık yirminci yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından biri kabul ediliyor, hatta eserlerinin Rus dilinde yarattığı etki Kafka'nın bütün Batı edebiyatı üzerinde yarattığı etkiyle kıyaslanıyor. Dönüş, Platonov'un çok sayıda öyküsü arasından seçilmiş dokuz öyküden oluşan bir derleme. Yirminci yüzyılın ilk yarısında geçen öyküler, büyük devrim ve savaşlara tanık olmuş bu dönemin çalkantılı yaşantısını yansıtıyor. Yoksulluk ve açlığın, acı ve zulmün kol gezdiği bir dünyadaki olumsuz koşulların gücünü yadsımıyor Platonov, ama öykülerinde umudu, sevgiyi ve her şeye rağmen mutlu olma azmini öne çıkarıyor.

Yalın gibi görünen incelikli bir dil, sıradan gibi görünen sıradışı karakterler, absürde kayabilen gerçekçi bir anlatım – tüm bunlara bir de Platonov'un hümanist bakış açısı ve ince mizah anlayışı eklendiğinde, öykülerin her biri defalarca okunabilecek edebi hazinelere dönüşüyor. Platonov'un dünyasına güzel bir giriş niteliğindeki bu derlemeyi Günay Çetao Kızılırmak'ın doğrudan Rusçadan yaptığı çeviriyle sunuyoruz.

İÇİNDEKİLER
Kum Öğretmeni
İnek
Potudan Nehri
Çöp Rüzgârı
Dönüş
Fro
Yuşka
Üçüncü Oğul
Nikita
OKUMA PARÇASI

Kum Öğretmeni öyküsünden, s. 9-13.

1

Astrahan ilinin kumlara gömülü, kuytu, küçük bir şehrinde yaşayan yirmi yaşındaki Mariya Narışkina, güçlü adaleleri, sağlam basan ayaklarıyla delikanlıyı andıran, genç ve sağlıklı bir insandı.

Mariya Narışkina tüm bu serveti yalnızca ebeveynlerine değil, savaşın da devrimin de kendisine neredeyse hiç ilişmemiş olmasına da borçluydu. Çölümsü, kuytu vatanı, kızıl ve beyaz orduların yürüyüş rotalarının dışında kalmış, bilinci ise sosyalizmin artık kemikleştiği devirde gelişmişti.

Öğretmen baba, küçük kızının çocukluğuna kıyamamış, yetişmekte olan zayıf kalbinde iyileşmeyen, derin yaralar açmak istememiş ve izah etmemişti ona olayları.

Mariya çılgın bir coşkuyla babasının coğrafya kitaplarını okuyordu evinde; Hazar boyu eyaletinin hafif bir rüzgârda bile dalgalanan kumluk bozkırlarını, İran'a giden deve kervanlarını, kum tozundan sesi kısılan yanık tenli tüccarları görüyordu. Çöl onun vatanı, coğrafya ise şiiriydi.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Karin Karakaşlı, “Donmuş ruhların ürpertici sesi”, Milliyet Kitap Eki, Aralık 2009

“...O zamanlar Semyon Yevseyeviç gelip gitmeye başladı evimize. Gelip çocuklarla otururdu. Yapayalnız yaşıyor. ‘Size misafirliğe gelebilir miyim? Evinizde ısınırım biraz?’ diye sordu bana. Bizim ev de soğuk, odunlarımız nemli, dedim ona, bana dedi ki: ‘Önemli değil benim bütün ruhum doğmuş, hiç değilse sizin çocuklarınızın yanına oturuveririm, benim için ocağı yakmanıza da gerek yok.’ Tamam, dedim, gelin gidin şimdilik: Siz varken çocuklar da o kadar korkmazlar. Sonraları ben de alıştım ona, o geldiğinde hepimiz daha iyi oluyorduk. Ona bakıp seni anımsıyordum, sana sahip olduğumuzu... Sensizlik o kadar üzücü,o kadar kötüydü ki; bir kişi bari gelsin diyordum, o zaman o kadar da sıkılmayız, vakit de daha hızlı geçer. Sen yokken zamanı ne yapacaktık ki!”

Çağdaş Rus edebiyatının temel direklerinden Andrey Platonov’un kitabıyla aynı adı taşıyan Dönüş...

Devamını görmek için bkz.

Aslı Güneş, “Ve bütün erkekler, o çelikten trenlere binip gittiler”, Agos Kitap/Kirk, Aralık 2009

“ ‘Elyazmaları yanmaz!” Mihail Bulgakov’un Usta ve Margarita adlı romanınındaki bu sözlerin doğru bir kehanet olduğunu zaman gösterecekti. Sovyet Rusya entelijensiyası için kuşaklar boyu sanki bir umut formülü haline geldi bu sözler: Yazılanlar yine dönecektir bize, düşünce öldürülemez”. Bu cümlelerle başlıyor Düşünen Sazlık’ın Önsöz’üne Boris Kagarlitski. Bulgakov’un, Stalin Rusyası’na getirdiği Şeytan’ın, romanının elyazmalarını ateşe atıp yakmaya çalışan Usta’ya fısıldadığı kehanet, yalnız Bulgakov ya da Kagarlitski’nin bugün elimizde tuttuğumuz yapıtları için değil, Stalin’in Sosyalist Gerçekçilik “terörü”nün akıbetini bilinmez kıldığı tüm elyazmaları için geçerli.

Bu elyazmalarından biri de Andrey Platonov’un Türkiyeli okurun karşısına ancak şimdilerde çıkabilen kitabı: Dönüş. So...

Devamını görmek için bkz.

A. Esra Yalazan, “Andrey Platonov, İnek ve dalgınlık...”, Taraf, 24 Ocak 2010

Durduk yerde münasebetsiz bir kafa travması yüzünden son günlerde defalarca girdiğim beyaz tabutumsu, gürültülü tüpün içinde ineği düşünüyordum. Rus yazar Andrey Platonov’un ‘İnek’ isimli hikâyesindeki o kederli varlığı. Biliyorum, cümleyi böyle kurunca pek inandırıcı gelmiyor belki kulağa ama ne yazık ki gerçek bu. Geçtiğimiz hafta niyetim hayatı dalgın bakışlarla kuşatan Rus yazarlarını düşünerek çıktığım eve dönüp yazımı yazmaktı ama maalesef kendimi fevkalade sürprizli bir şekilde hastanede buldum. Sonra hadiseler büsbütün tuhaf bir hal aldı.
(Bu arada; bu köşede kendime dair bir hikâye anlatırken uydurmaya hiç heves etmedim ama şımarık bir çocuk gibi okurdan ilgi bekleme merakım da yok. Lakin geçen hafta “rahatsızlığım yüzünden ara verdiğim” ibaresinden sonra bile biraz sitemkâr ama övgü dolu mektupların yanı sıra hayal kırıklığını alaycı cümlelerle ifade eden notlar da aldım. Kafama ...

Devamını görmek için bkz.

Behçet Çelik, “‘Yoksul ruhların’ hikâyeleri “, Star Kitap Eki, 4 Aralık

John Berger, Kıymetini Bil Herşeyin’de 1899-1951 arasında Rusya’da yaşayan Platonov’un hikâyelerinde anlatılan yoksulluğun farklı bir yoksulluk olduğuna dikkat çekerken onun sıklıkla kullandığı “yoksul ruhlar” sözüne değinir. Berger’a göre, “yoksul ruhlar, (...) varları yokları ellerinden alınıp içlerinde uçsuz bucaksız bir boşluk oluşan ve bu boşlukta ruhlarından, yani sadece hissetme ve acı çekme yeteneklerinden başka bir şeyleri kalmayanlar[dır.]” Platonov’un yakınlardan yayımlanan Dönüş adlı kitabında da, çok zor koşullarda yaşamak zorunda kalmış “yoksul ruhların” hikâyeleri yer alıyor. Hikâyelerin büyük bölümü, önce emperyalist savaşın, ardından da iç savaşın büyük yıkımlara yol açtığı Sovyet Rusya’da geçiyor. Bu hikâyelerde yıllarca sürmüş yoksulluk ve sefalet sonucunda, tam da Berger’ın vurguladığı gibi acı çekmek...

Devamını görmek için bkz.

Oylum Yılmaz, “Yirminci yüzyılın ‘dönüş’ü yoktu…”, Sabitfikir, 2010

Andrey Platonov, kaderi, kelimelerinin kaderiyle aynı yoldan giden büyüleyici bir Rus yazar. 1950’de ayrılmış bu dünyadan ve ölmeden önce pek çok hikâye kaleme almış ya, biz onun adını ancak 1990’lardan sonra, KGB’nin edebiyat arşivini kısmen halka açmasının ardından duyduk. Çukur adlı romanının Türkçeleştirilmesinin ardından şimdi de seçme hikayelerinden mürekkep Dönüş’le Türk okurunun karşısında. Dönüş’te yer alan hikayeler öylesine dokunaklı, öylesine hüzünlü ve öylesine duru bir duyarlığa sahip ki onları okurken, yazarın bu kadar sade bir anlatımla insanın içini nasıl olup da sonuna kadar doldurduğuna şaşırıyorsunuz öncelikle. Şaşkınlığı üzerinizden attıktan sonra da “öykü” dediğimiz edebi türün en etkileyici örneklerinden birkaçını okumanın tadına varmaya başlıyorsunuz. Her biri dikta rejimlerinin insanlığı kuş...

Devamını görmek için bkz.

Lemi Özgen, “Balık düşünmez çünkü her şeyi bilir”, K dergisi, 3 Eylül 2010

Geniş omuzları, artık enikonu bir bıyık şeklini almış dudak üstü tüyleri, güçlü kasları ve yere sımsıkı basan kocaman ayaklarıyla bir delikanlıyı andıran kadın öğretmen, önündeki son kum tepesini de aştı ve biraz aşağılardaki köyü seyre durdu.

Sessiz bir Temmuz öğlesiydi. İnsansız, ağaçsız, hareketsiz ve tümüyle ıssız bir manzara gözlerinin önünde uzanıp gidiyordu. Güneş, tutuşmuş bir gökyüzünün yükseklerinde yanıp kavruluyor, kızgın kum tepeleri bu kadar uzaktan sanki alevler halinde yanan çalılar gibi görünüyordu.

Sonra ansızın fırtına başladı. Öğretmenin doğup büyüdüğü yer de çöle yakın sayılırdı ve orada da ara sıra fırtınalar olurdu ama böylesini o zamana kadar hiç görmemişti. Güneş bir anda yoğun ve sarımsı bir lös tozundan sönükleşti ve rüzgar inleyen kum yığınlarını hışırtılarla kovalamaya başladı. Rüzgar kuvvetlendikçe kum tepelerinin başları daha da koyu tütüyor, hava kumla dolu...

Devamını görmek için bkz.

Bedriye Korkankorkmaz, “Dağınık satırlar”, Cumhuriyet Kitap Eki, 17 Kasım 2011

Yitik hayatlarımızın mezarlığında ölülerimizle birlikte yaşadığımızı şimdi daha iyi anlıyorum. Soluduğum nemli havaya sinen hayal kırgınlıklarını ciğerime çekiyorum. Söyleyeceği çok olan bu insanları düşüncelerini ifade etmesi için uyandırmak istiyorum. Kabirlerinde uyuyanların üstünlüğünden ürperiyorum, yüzleşmekten korktuğum gerçekleri bana anımsattığı için. Öbür dünyaya dair bilmek istediklerim haddinden fazla. Bu konuda bilgilenmek de istemiyorum. Ansızın düşmek istiyorum bu karalık kuyuya onlar gibi. Beni kimin attığını anlamak için dönüp arkama bakacak zamanım olsun istemiyorum.

Ben bu düşüncelerle cebelleşirken Rus yazar Platonov yanıma yaklaşıyor. Bana yaklaşımından olacak üstünlüğünden korkmuyorum onun. Kendisini öldüren değil, onu benim için yaşatan soylu ruhundan sesleniyor bana. Yaşayan ölülerle gerçek ölüler arasındaki farkı algılamamı sağlıyor. Yüreğinin derinlikl...

Devamını görmek için bkz.
 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova