ISBN13 978-605-316-113-4
13x19,5 cm, 168 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
İmgenin Pornografisi, 2003
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Halim Şafak, "Ölüm Terbiyesi", bireylikler 79. sayı, Mart 2018

Felsefenin, dinin, antropolojinin ve daha başka disiplinlerin ölüm ve öldürme dışında tam bir ikilemle hatta iki yüzlülükle tartışma konusu ettiği başka bir şey daha vardır ki o da doğrudan ölünün/ölenin/öldürülenin kendisidir yani ölenin ya da öldürenin/öldürülenin cesedi ya da “leşi”dir. İkilem dememiz de bu ceset ya da “leş” olmayla ilgilidir. Bu noktada özellikle dinlerin pratikte ikilem içinde olduğunu ve bunun tarih boyunca ağır bir çatışma olarak yaşandığını ve sonuçlarının her zaman ağır ve vahim olduğunu söylemek mümkündür. Baştan beri ölene/öldürülene dönük onu koruyan/ kollayan/gözeten bir kutsallık söz konusu ise de bunun hem de tarihte hem de bugün aynı şekilde sürdüğünü/ sürdürüldüğünü pratiğe yapılıp edilene ve yazılıp söylenene bakarak iddia etmek zordur hatta imkânsızdır. Ölenin/öldürenin/öldürülenin baştan beri iki yanlı ve birbirinin zıddı bir muameleye uğradığı ve verili dünyanın bu temelde oluşturulduğu söylenebilir.

Bu dediğimizin baştan beri hem tanrı hem de din meselesinin ortak bir sorunu olduğu ve egemen olanın ya da otoritenin bu noktada şiddete başvurmaktan hiç çekinmediği bunu tanrı ya da dinle açıkladığı ölen ve öldürülene bu temelde son bir muamele yaptığı ve başta sözünü ettiğimiz ikilemin de burdan kaynaklandığını yazabiliriz. Tabii bu tartışmada insan olmayan canlılar ayrım yapmaktan imtina eden birkaç düşünce ve dar bir kesim dışında doğrudan” geberdikleri” “gebertildikleri”, “leş” veya her hangi bir nesne/mal oldukları için tartışmanın dışında tutulmuş tartışma tamamıyla insan ve onun cesedi temelli sürdürülmüştür. Ama bir zaman sonra insanların ötekileştirilerek benzer bir muameleye tabii tutuldukları hatırlanırsa evrensel akrabalıkla açıklanabilecek bir kaderi bir zaman sonra ya da baştan beri her türden canlının yaşadığını/yaşamak zorunda kaldığını söylememiz ve iddia etmemiz kolaylaşır.

Zeynep Sayın bütün bunları hem düşünce hem de pratikteki sonuçlarını tartışmaya açtığı ama daha çok hazırlandığı Kötülük Cemaatleri'nden sonra (Tekhne, 2. Baskı, Şubat 2016,) Ölüm Terbiyesi'nde hem dünya tarihine ve bu topraklarda geçen uygarlıklara, dinlere ve devletlere, cemaat temelli ya da değil ama birlikte yaşayan azlıklara/azınlıklara bakarak bugüne kadar getiriyor ve bunu en sonunda görselliğin de dâhil edildiği bugünü tartışmaya ve yargılamaya dönüştürüyor. Kaldı ki Zeynep Sayın’ın iki kitapta yazdıklarına bakarak bu çalışmanın asıl kışkırtıcısının da yine bugün ve egemenliğini ilan etmiş görsellik olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Zeynep Sayın ölüm ya da gerçek ahlakı ama ikisinden çok ölüm terbiyesi dediği bu olgunun tarihsel ve dinsel kökenlerini tartışma konusu ederken şiddetli bir bugün tartışması da yürütüyor. Hatta geçmiş değerlendirmesi ve tartışmasını bugünde ölen/öldüren/öldürülene dönük ahlaki bir tartışmaya dönüştürürken bir yandan ölüm terbiyesi dediği bir ahlakı da hem söz konusu ediyor hem de öneriyor. Georges Bataille’dan başsızlara, Kalenderilere, Alevilere ve daha başka İslami ya da değil verili olanın dışındaki dinsel eğilimler ve yaşama biçimlerine, Yüksel Arslan’ın, Cihat Burak’ın resimlerine gnostiklerin başka bir tanrı tartışmasından ve arzusundan etkiler alan, sonuçlar çıkaran pratikleri tartışma konusu ederken onların tarih boyunca ağır bir zulüm altında yaşamak zorunda kalmaları, öldürülmeleri ve ölülerinin uğradığı zulüm ve muameleye rağmen, anti-otoriterlik ya da sivil itaatsizlik olarak açıklanabilecek bütün egemenlikleri ve egemenlik biçimlerini reddeden kendini dünyada yabancı ve yolcu sayan hayat biçimlerini ve dünyaya dönük tavırlarını söz konusu ederken bunu bugün karşısında bir umuda ve karşı çıkmanın düşüncesi haline de getirdiği gibi geçmişten etkiler alan daha çok onun oluşturduğu ama bugünde bir cemaat hayali ve mitosu da oluşturmuş da oluyor.

Bu arzunun Zygmunt Bauman’ın sözünü ettiği kolayca ulaşamayacağımız ama içinde yaşamayı çok arzu ettiğimiz bir dünyayı kendine baştan dâhil ettiğini ve dâhil olmanın bir süre sonra ya da en baştan beri bir özgürlük arayışına girmek anlamına geldiğini de söyleyebiliriz. (Cemaatler, çeviri: Nurdan Soysal, Say, 2016, İstanbul) Bu tartışmanın doğrudan muhafazakâr çağı ve orda yaşamayı kendine eksen aldığını söylemeye çalışmıyoruz. Tersine ona rağmen mülkiyet biçimlerini reddeden bir özgürlük talebi ve yaşama mücadelesi olduğunu buna çağırdığını ifade etmek istiyoruz.

Buysa insanın kendi başı ve kimliği olmak üzere mülkiyetçi olan her bir şeyi reddetmesiyle mümkün olabilir. Geçmişte kalmış gibi görünen bu tartışmanın bugün onu oluşturan ne varsa hepsini karşısına alan ve reddeden bir başsızlık talebi haline gelmesi kendini nerde konumlandırırsa konumlandırsın kendinden ne anlarsa anlasın insan dediğimiz şeyin dünya ve kendisi karşısında tek seçenek gibi durması da aynı dünyanın suçu ve eylemidir. İnsanın mülkiyetçilik kusurundan başlayarak yapacağı bir tartışmanın ahlaki ve vicdani olarak tam bir reddetmeye dönüşmesi ne yazık ki kabul etsek de etmesek de yaşadığımız dünyanın tek seçeneğidir ve bu son derece ahlakidir. “Ölüm cemaati henüz gelmemiş olandır ve “kendi sınırının dışına çıkmışlarla eşikte durmaktır.” Devlet ve devlet olmayan arasında geçen bir siyaset ve mücadele çağrısıdır. Buysa Ölüm Terbiyesi'ni yaşıyor olmayı sorun olarak kabul eden herkesin okumasının şart olduğu bir kitap yapmaya yeter.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova