Giriş, Farklılıklarımız, s. 13-16
Her yıl immünoloji profesörü olarak üç farklı kitlenin karşısına çıkarım: biliminsanları, öğrenciler ve halk. Diğer biliminsanlarına yaptığım sunumlarda alkışlanırım; sonra içlerinden bazıları, haklı olarak, ekibimin son deneylerinin ayrıntıları konusunda beni sıkıştırmak için söz alır. Nüansları belirtmek için gereken özel adlandırmalarla ve kısaltmalarla bezeli olan sorular, salonun dışındaki hemen herkesin anlaşılmaz bulacağı türdendir. (TCR’nin tetiklenip tetiklenmediğini kontrol ettiniz mi? Harika bir soru; şu anda bunu inceliyoruz.) Bir noktadan sonra, jargondaki C-3PO ve R2-D2 (Yıldız Savaşları’ndaki iki robot karakterin adları. –y.n.) benzeri terimlerin cümbüşüne alışıyor insan.
Öğrencilere verdiğim derslerde genellikle çok alkış olmaz, ama coşkuları başka şekillerde kendini gösterir. Bazı ayrıntıları netleştirmek (veya sınavda neler çıkabileceğini sormak) için beni ders dışında yakaladıkları olur, bazen de e-posta gönderirler. En çok alkış ise halka yönelik konuşmalarda gelir. Sonrasında –her seferinde– çoğu (hatta neredeyse tamamı) bağışıklık sisteminin nasıl güçlendirilebileceğiyle ilgili olan bir dizi soru yöneltilir; görünüşte basit ama gerçekte cidden zor sorulardır bunlar. Portakal suyunun soğuk algınlığını önlemeye yardımcı olduğu doğru mu? Yaşımız bağışıklık sistemimizi nasıl etkiliyor? Ruhsal sağlık gerçekten enflamasyonla (yangı, iltihap) bağlantılı mı? D vitamini ne kadar önemli?
Kısa bir soru-cevap oturumunda bu soruları doğru düzgün yanıtlayacak kadar zaman olmaz, çünkü birkaç cümleden daha fazlası gerekir. Bu kitapta işte bu engin ve çetrefilli meseleleri ele almak istiyorum. Böyle soruları yanıtlamak için bağışıklık sisteminin tüm o karmaşıklığını ve hemen her hastalıktaki kritik rolünü derinlemesine incelemek istiyorum. Bunun kendi bağışıklık sisteminizin sağlığı için yaşam tarzınıza ilişkin daha bilinçli tercihler yapmanızı sağlayacağını umuyorum. Bazı şeylerin yararının kanıtlandığını, bazılarının sadece belirli kişilere yararlı olduğunu ve birçok şeyin –her ne kadar bir ölçüde bilimsel kanıt olsa da– reklam sloganlarının sizi inandırdığından çok daha spekülatif olduklarını öğreneceğiz.
Kesin olan bir şey varsa o da sağlıklı bir bağışıklık sisteminin hayati önemde olduğudur. Bundan yoksunsak birçok farklı enfeksiyona ve hastalığa yenik düşeriz. Bağışıklık sistemi kusurlu olarak doğan çocuklar, örneğin belirli bir bağışıklık hücresi türü eksik olanlar, tekrarlayan ve şiddetli enfeksiyonlara veya otoimmün rahatsızlıklara yakalanmaya yatkındır. Bağışıklık yetmezliğinin en ender ve en uç durumu, yaşamı sınırlayan ve tehdit eden bir hal alabilir. “Balon içindeki çocuk” olarak ünlenen David Vetter’ın trajik öyküsü buna bir örnektir. 1971 yılında, bağışıklık sisteminde ciddi bir sorunla doğan Vetter tüm yaşamını Teksas’taki bir hastanede bulunan özel yalıtımlı ortamda geçirdi. Mikrop maruziyetinden nispeten uzak kalmış olsa da, ne yazık ki bir virüsün neden olduğu kanserden on iki yaşında yaşamını yitirdi.
Emin olabileceğimiz bir diğer şey de bağışıklık sistemi sağlığının karmaşık olduğudur. Bunun bir nedeni, bağışıklık sistemimizin bakteri, virüs ve mantar gibi farklı türdeki mikroplarla savaşabilmesinin gerekmesidir; bunların her biri birçok farklı yolla saptanıp yok edilmelidir ki mikropların saldırıdan kaçması zorlaşsın. Ayrıca bağışıklık sisteminin vücuttaki sağlıklı doku ve hücrelere saldırmaya kalkışmaması da gereklidir.
Araştırma ekibimle birlikte her gün anlamaya çalıştığımız şey de bu. Mesela bir bağışıklık hücresinin bir kanser hücresine nasıl yapıştığını, tehlikeli olduğunu nasıl ayırt edip öldürmek için zehirli moleküller gönderdiğini inceliyoruz. Araştırdığımız farklı bağışıklık hücresi türleri arasında, tehlikeli bir bakteriyi hedef alıp yutabilen ve yok edebilen hücreler de var. Bunların hepsi günlük hayattan çok uzak, hatta başka bir dünyaya aitmiş gibi geliyor; ama bu olaylar tamamıyla gerçek ve şu anda hepimizin bedeninde yaşanıyor.
Basitçe ifade etmek gerekirse, bağışıklık sistemi insan vücudunun bir parçası olmayan her şeyle savaşır. Fakat biraz düşününce, bunun doğru olamayacağı, en azından gerçeğin tamamı olamayacağı anlaşılır. Elbette mikroplar insan vücudunun bir parçası değildir ve tehlikeli mikropların öldürülmesi gerekir. Ama yiyecekler de insan vücudunun parçası değildir ve bağışıklık sisteminin zararsız yiyeceklere karşı tepki vermesi istenmez. Birçok mikrop da zararsızdır. Aslına bakarsanız, bağırsakta yaşayan ve gerçekten faydalı olan milyarlarca bakteri var; bağışıklık sisteminin normal, yerleşik bağırsak bakterilerine karşı tepki vermesini istemeyiz.
Peki sağlıklı bağışıklık sistemi deyince neyi kastediyoruz? Bağışıklık sistemi aktivitesini artırmanın her zaman iyi bir şey olduğunu düşünmek yanılgıdır. Bağışıklık sistemi çok fazla güçlendirilirse, vücudun normal sağlıklı hücrelerine ve dokularına saldırı olabilir. Gerçekten de bazı hastalıklar vücudun normal hücrelerine karşı istenmeyen bağışıklık tepkisinden kaynaklanır. Örneğin otoimmün bir hastalık olan multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin yanlışlıkla sinirlerin dış kılıfına saldırması ve bunun sonucunda beynin vücudun geri kalanına mesaj gönderme biçiminde sorunlar ortaya çıkmasıyla oluşur. Diğer otoimmün hastalıklar arasında romatoid artrit, sistemik lupus ve tip 1 diyabet sayılabilir. Bunların hepsinde bağışıklık sistemi yanılarak vücudun sağlıklı hücrelerine ve dokularına karşı tepki verir. Otoimmün hastalıklarla başa çıkmak için bağışıklık sisteminin aktivitesini azaltmak isteriz; ama çok da azaltmak istemeyiz, çünkü o zaman da gerçek tehditlere –mesela viral veya bakteriyel enfeksiyonlara– karşı iyi yanıt verememe riski doğar. Başka bir deyişle, sağlıklı bağışıklık sistemi insan vücudunun gerçek bir tehdit karşısında hassasiyetle ve doğru ölçüde, minimum yan hasarla yanıt vermesini ifade eder. Daha şimdiden, bunun bağışıklığı sırf güçlendirmekten çok daha zor bir hedef olduğu seziliyordur.
İşte bu yüzden bu kitaba ihtiyaç var. Bağışıklık sistemi sağlığı hakkında gerçekten ne bildiğimizi ve bu bilgilerle neler yapabileceğinizi açıklamak istiyorum. Araştırma ekibim ve ben, bağışıklık hücrelerinin vücuttaki hasta hücrelerin varlığını nasıl fark ettiğini ve farklı tür bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu ortaya çıkarmak için yirmi yılı aşkın süredir uğraşıyoruz. Üstelik biz, dünyanın dört bir yanında inanılmaz çalışmalar yapan binlerce ekipten sadece biriyiz. Bu muazzam insan emeği sayesinde, bağışıklık sistemi sağlığını nelerin etkilediğini artık anlamaya başlayabileceğimiz kadar bilgi birikti. Ancak bu derin anlayış sayesinde yaşamımıza ilişkin daha bilinçli seçimler yapabiliriz.
Bana en sık sorulan konuları ele alacağım: vitaminler, mikrobiyom, kilo, egzersiz, stres, uyku, ruhsal sağlık, yaş ve ilaç kullanımı. Bunların her biri popüler kültürde –ve günlük yaşamlarımızda– sağlık ve esenliğin önemli bir yönü. Bir yandan da her biri bilimsel karmaşıklığı olan birer alan; ama sosyal medyanın paylaşım denizinde nüansların yüzeye çıkması kolay değil. Büyük fikirlerin genellikle basit bir dikkat çekici cümleye veya manşete indirgenmesi, insanın doğuştan gelen bir özelliğinden yararlanmayı amaçlıyor: Görünüşe bakılırsa siyah-beyaz düşünme eğilimi insan beyninin içine işlemiş. Ne zaman yeni bir manşetle karşılaşsak, sanki yeni bir sır keşfetmiş gibi hissediyoruz ve bağışıklığımızı güçlendirmek için ona göre davranmamız gerektiğini düşünüyoruz.