ISBN13 978-975-342-268-0
13x19,5 cm, 152 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Geriye Kalan Devrimdir, 1997
Tarihin Bilinçdışı, 2004
Bir Şeyler Eksik, 2007
Çokbilmiş Özne, 2008
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Ogan Güner, “Şarkılarla hayat bilgisi”, Virgül, Sayı 32, Temmuz-Ağustos 2000

Martin Scorsese’in Yaşamın Kıyısında filminde, cinnet ve depresyon eşiğindeki ambülans şoförü bir yerde şöyle diyor: “Birinin hayatını kurtarmak âşık olmak gibidir. Birkaç gün yeri hissetmeden dolaşırsın.” Herkesin hayatında tecrübeyle sabittir ki, bazı şarkılar da benzeri kanatlar takar insana. Herkesin şarkıları farklıdır ya da aynı şarkının herkesteki hikâyesi... Hayatın merhaleleri, dönemlerimiz, acı ve tatlı anılarımız, hepsi kamuya ait birtakım şarkılarla kişiselleşir ve mahrem alanımıza katılır. Müzik ve söz birliğinin gücüdür bu. Şarkı Okuma Kitabı’na da bu şekilde yaklaşın, yaklaşacaksanız. Kitabın olduğu şeylerden önce olmadığı şeyi söylemekte fayda var: Şarkı Okuma Kitabı, sekiz şarkının yorumlanması değil. Ortada bir müzik yazarlığı tavrı yok, dahası bir metin çözümlemesi hiç yok.

Bülent Somay, sekiz şarkı dolayımıyla belli temalar etrafında dönüyor. Hatta denebilir ki, makaleler aslında gündem maddelerini ve gündemden hiç düşmeyen maddeleri tartışıyor. Peter Gabriel’in Here Comes The Flood’ında sol, Cohen’in Suzanne’ında ayna, Jara’nın Manifesto’sunda hayatî seçimler, Sting’in Fragile’ında cinsiyet ve şiddet-meşruiyet merkez oluyor. Genel olarak bakıldığında her makale “bu şarkı ne anlatıyor acaba?” sorusuyla değil, “bir şarkının düşündürdükleri” dürtüsüyle yazılmış. Şarkı Okuma Kitabı, şarkılar etrafında kurgulanma gibi cazip ve akıllıca bir fikre sahip olmasına rağmen, asıl başarısı çok iyi düzyazı örnekleri içermesinden geliyor.

Düzyazıyla uğraşanların düştüğü tuzaklar bol ve çeşitlidir: Temalarına belli eleştiri şablonlarıyla yaklaşmak, lakaytlık (kimi zaman yavşaklık düzeyine varacak kadar), ciddi meseleleri demir leblebi üslubuyla anlatmak, yazacak konu bulamamak ve bunu konu haline getirmek, tartışma malzemesini hayatın anlamını açıklayabilecek kadar makrolaştırmak vs. Kimi zaman kötü düzyazıda bu çukurlardan bir tanesini görürüz, kimi zaman da, yazarın iki bacağının ve iki kolunun aynı anda birçok çukur arasında alabildiğine gidip geldiğini... Etrafınıza şöyle bir bakın, uzun zamandır kimse makale yazarlarından belli bir üslup ve zekâ birliği ya da bir alametifarika beklemiyor. Günlük gazete ve dergilerdeki makale yazarlarının artmasıyla birlikte düzyazı, neredeyse, ‘tepesinde yazarın fotoğrafı olan yazı’ diye tanımlanabilir bir boşluk doldurma uğraşı haline geldi. Ortada belli bir üslup ve zekâ birliğine sahip yazılar görmek zorlaşırken, diğer yandan, yazarın kendinden menkul alamet-i farikasının sakız gibi uzadığı, yazı yazma derdinin dert edilmediği, fotoğrafı olan şahsın, kurgu mu, gerçek mi olduğu belirsiz ‘içinden ego geçen’ yazıları bol bol prim yapar oldu. Bu kadar lafı niye giydirdik? Sapla saman ayrılsın diye elbet. Çünkü biliyoruz ki, Bülent Somay’ın da bazı yazılarının tepesinde fotoğrafı var, hatta bu kitapta yer alan iki makale de ilk olarak Radikal’de fotoğraflı halde yayımlanmış!

Eğer yukarıdaki gözlemlere katılıyorsanız, Bülent Somay’ın üslup ve zekâ birliğinden bolca nasibini almış, üstelik alametifarikası olan yetkin bir makale yazarı olduğunu da kabul etmeniz gerekiyor, çünkü yazar yukarıdaki tuzakların hiçbirine düşmemekle kalmıyor, kendinden birçok artı da katıyor. Her şeyden önce Somay’ın yazıları kitabî bilgilerden değil, abartısız, okuyucuyu kasmayan hayat bilgilerinden hareket ediyor. Radikal’deki köşesinin “Açıklamalı Kavramlar Sözlüğü” başlığını taşıması ve bu köşede yazdıkları, yaklaşımıyla ilgili bir ipucu veriyordu zaten. Somay’ın, kitabî kavramların ve bilgilerin ‘burnunu sürtmek’, ‘ayaklarını yere indirmek’ gibi bir derdi var. Bu kitap için konuşursak, bu tavır, konunun dışına taşma, meseleyi şarkıdan alıp başka yerlere genişletme özgürlüğünü getiriyor. Eğer böyle olmasaydı zaten, Cohen’den, Sting’den, hatta Gabriel’den hazzetmeyen benim gibi bir okura, bu makaleleri zevkle okutamazdı.

Diğer yandan Bülent Somay’ın, yazılarında kendini düsturlu bir şekilde ele vermek, küçük itiraflarda bulunmak, hatta kendisiyle ilgili küçük dedikodular dağıtmak gibi “cana yakınlık” denebilecek bir rahatlığı var. Kitabın giriş bölümündeki, yazarla falcı Çingene arasındaki “ses ve söz” muhabbetinin, kitabın ana damarı olarak anlatılması bunun iyi bir örneği. Çünkü yazar kendini, yazının ilerlemesine katkıda bulunacak noktalarda devreye sokuyor. Bunu da “falın gerisi kimseyi ilgilendirmez” deyip usturuplu bir yerde kesiyor. Düşünsenize, hazır laf fala gelmişken tüm duygusal dünyasını anlatıverecek ya da kanatlı kavramların peşinde uçup giderken falcı kadınlara yüz vermeyecek ne kadar çok makale yazarımız var. Kurduğu bu denge, Bülent Somay’ı ‘bulunmaz Hint kumaşı’ yapıyor bence.

Bu noktada, Bülent Somay’ın makale yazarlığı, Şarkı Okuma Kitabı’nın mantığıyla örtüşüyor, denebilir. Belki de yazarın doğru konumda durmasında şarkılara bulaşmış olmasının önemli bir katkısı vardır. Şarkıdan anlamak için müzikten anlamak gerekmez, şarkı sözlerinin de şiir olması gerekmez. Şarkı, daha geniş ve dolayısıyla daha rahat bir alandır, bu yüzden de olmadık yerde karşımıza çıkar, hayat boyu da bırakmaz peşimizi. Bülent Somay’ın yazılarına da, bu benzetmeyi abartırsak, formatı kaybetmeden, şöyle rahat rahat at koşturan bir üslup hâkim. Bir şarkıyla çıkıp yola, makalenin sonunda nerelere uzandığınıza inanamayabilirsiniz ama bu zihin yolculuklarında ne bir zorlama, ne de acı mevcut. Tam tersine, bir makaleden alınabilecek haz neyse, elinizin altında duruyor.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova