ISBN13 978-975-342-186-7
13x19,5 cm, 248 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Martha Klironomos, “Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür”, Virgül, Sayı 24, Kasım 1999

Batı Avrupa'nın kıyılarında, Yunanistan'da millî kültürün gecikmiş modernleşmesine ve biçimlenmesine ilişkin bu çalışmada Gregory Jusdanis, Aydınlanma sonrası döneme özgü toplumsal, siyasal ve iktisadî kargaşa ortamında özerk bir kültürel millî kimliğin ortaya çıkışını incelemek üzere Yunanistan örneğine başvuruyor. Kitapta Yunanistan, etnik, dilsel ve iktisadî bütünleşme çabasının, toplumsal, siyasal birliği ve toprak bütünlüğünü sağlama savaşımının tarihte Batı Avrupa dışında gelişen ilk modernleşme deneylerinden biriyle sonuçlanmasından ötürü veri sağlayıcı bir örnek olarak kullanılıyor.

XVIII ve XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun batılılaşan Yunan seçkinleri Avrupa'yı yeni iktidar merkezi saymış, devrime giden yolu açmışlardı. Kapitalist olmayan, katmanlaşmış, toprağa bağlı cemaatlerini yeniden yapılandırırken de, bağımsız bir ulus devlet ile sivil toplum yaratmak için gereken kurumlaşmayı oluşturmak üzere Batının prototiplerini taklit etmeye çalışmışlardı.

Ancak bu girişimler sorunlu sonuçlar yarattı; Batının siyasal ve kültürel kurumlarının gecikmeli gelişine toplumsal-iktisadî alandaki eşdeğer dönüşümler eşlik etmedi. İcra, kuram ve ideoloji düzlemlerindeki modernleşme arayışı bakımından Yunanistan, Jusdanis'in belirttiği gibi, bazı milletlerin sömürgecilik sonrası deneyimleriyle karşılaştırılabilecek öğretici bir "erken örnek" niteliği taşır: Yunanistan örneği, Batılı olmayan toplumlarda oraya ait olmayan kavramsal modellerin uygulamaya konmasından, kaçınılmaz olarak o toplumun aydınları arasında ateşli tartışmalar yaratan bu çabadan ötürü doğan güçlükleri serimler. Modernleşmenin bu başlangıç aşamasında batılılaşan Yunan seçkinlerinin geliştirdikleri programa tepki olarak, kapıya dayanmış bu siyasal ve toplumsal değişime muhalif olan diğer Yunan aydınları ile din adamları, Aydınlanma, akılcılık, laiklik ideallerinin yayılmasına karşı -Batıya özgü bu kavram ve davranışları "Doğu"nun geleneksel düsturlarına aykırı addederek- mücadele verdiler. İşte Jusdanis'in çalışması da, "egemen ile azınlık, çevre ile merkez, prototip ile kopya arasındaki gerilimleri içselleştirdikten sonra, taklit eden ama aynı zamanda da yaratan, takip eden ama aynı zamanda da direnen" bir toplumun "kendini nasıl ve niçin modern ve Batılı olarak tanımladığı" üzerinde duruyor (s. 10).

Millî kültür, böylesine köklü bir değişimin getirdiği talepleri karşılamak üzere, yeni düzenin kurulmasını sağlayan önemli bir araç olarak, o dönemdeki ve sonraki aydın kuşakları için temel bir toplumsal bütünleştirici olarak hizmet görmüştü. Jusdanis'in çalışması, Avrupa'nın kıyısında bir millet kurmaya ve bir millî kültür biçimlendirmeye yönelik, XVIII. yüzyıldan XX. yüzyıla uzanan ideolojik projeye ilişkin geniş ölçekli tartışma çerçevesinde, edebiyatın üstlendiği etkin rol üzerinde yoğunlaşır. Edebiyat, Avrupalı aydınlarca da Yunan aydınlarca da "millet"e ayna tutan bir yaratım uzamı olarak, aynı zamanda da bir halkın ortak değerler ve inançlara sahip olmasını sağlayan bir araç olarak görülür genelde. Jusdanis ise, millî "anlatı"ların böylesi ortak kimlikleri icat etmekle kalmadığını, aynı zamanda ideolojik mutabakatı kolaylaştıran -hatta pekiştiren- bir araç olduğunu öne sürer.

Ancak Jusdanis, egemen Batı Avrupa milletlerinin yanı sıra çevresel konumda yer alan Batılı ve Batılı olmayan milletleri ve azınlıkları da dikkate alan karşılaştırmalı bir yaklaşımla, bunlar arasında, yalnızca edebiyatlarındaki tarihsel gelişim, metalaşma ve kurumsallaşma açısından değil, millî kültürlerinin biçimlenişinde edebiyatın rolü açısından da ortaya çıkan aslî farklılıkları belirler. Edebiyatın işlevinin böyle tarihselleştirilmesi ve kültürel özelliğinin yeniden değerlendirilmesi, edebiyatın Avrupa'daki güzergâhı açısından da aydınlatıcıdır -edebiyat uzmanları Batıdaki edebiyat öğretimi ve yayılımında izlenmiş olan bu güzergâhı çeşitli disiplinlerde kullanılabilecek yegâne prototip olarak görürler genelde. Jusdanis ise, birçok edebî, felsefî ve kuramsal kaynağa dayanarak, Avrupa'da XVIII. yüzyıldan XX. yüzyıla değin sanat ile edebiyatın evrimi ile statüsünün ele alınan topluma bağlı olarak ne gibi farklı eğilimler geliştirdiğine dair genel bir tablo sunar. Edebiyatın Almanya, İngiltere, Fransa gibi Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkışını inceledikten sonra Yunanistan'daki gelişimini izler. Yelpazenin iki ucunda edebiyat, egemen kültürlerdeki özerk bir estetik nesne ve/veya ticarîleşmenin bir ürünü statüsü ile çevre kültürdeki ideolojik ve telafi edici dolayım statüsü arasında gidip gelir.

Jusdanis'in çalışması, belirli bir edebiyat geleneğini salt Batıya özgü prototiplerin bir türevi olarak görmektense (modern Yunan edebiyatı ile diğer Batılı olmayan gelenekler böyle görülür genelde), öncelikle kendine özgü benzersiz ilerleyişinin ölçütlerini çıkarmak üzere bu geleneği yeniden incelemenin yolunu hazırlar. Birinci bölümde, yakın zamanda hem Amerikalı araştırmacılar hem de dünya ölçeğinde Üçüncü Dünyalı araştırmacılar, feministler ve azınlık mensubu eleştirmenler arasında dile getirilen bir uslamlamayı açımlar Jusdanis; bunlar "farklı geleneklerin etnografik sapkınlıklar olarak değil ayrı bir gelişim çizgisinin örnekleri olarak ele alınmasını önermektedirler. Dahası, Batı söyleminin Batılı olmayan kültür ürünleriyle ya ilgisiz olduğunu ya da bu ürünlere dayatılmaması gerektiğini savunurlar" (s. 26). "Almaşık deneyimler almaşık teoriler ve metodolojiler talep eder" der Jusdanis (s. 27); bu bakımdan, yukarıda anılan eleştiri çevrelerinden bazılarının, hatta bütün kültürlerin ihtiyaçlarına cevap vermek gibi bir kaygısı olmayan -ya da tüm kültürlere birden hitap etmeyen- postmodern kuramların görüşünü paylaşır. Ama daha önemlisi, çevrede kalan cemaatleri inceleyenlerin millî kimlik meselesini düşünürken hem nesnelerinin konumunu hem de toplumlarının gecikmişliğini nasıl "kıyıda"lıktan kurtarıp avantaj sağlayan bir bakış noktası haline getirebileceklerini, millî kimliğin hem kendi başına hem de bu icatta edebiyatın oynadığı rol bakımından nasıl eleştirilebileceğini gösterir. Böylesi bir eleştiri, tür ve uygulama olarak Batıya özgü "edebiyat" ve "eleştiri" kavramlarını irdeler sözgelimi. Jusdanis Avrupa ürünü edebiyat kuramlarının "onları üreten geleneklerin dışında otomatik olarak geçerli" olmadıklarını belirtir ve ekler: "Eleştirmenler, Ortadoğulu toplumların romanının gelişiminin Batılı paradigmaları izlediğini ya da bu toplumların modernliğin girişinden önce düzyazı geleneğine sahip olduklarını varsayamazlar." (s. 31)

İkinci bölümde, batılılaşan Yunan seçkinlerinin -mesela Adamantios Korais (1748-1833) ile Iosipos Misiodax'ın (1730-1800)- XVIII. yüzyıl sonu ile XIX. yüzyıl başı Yunan Aydınlanmasına koşut olarak geliştirdikleri, bağımsız bir devlet kurup bu devleti Batı Avrupa'ya yönlendirme projelerini serimler Jusdanis. Bu seçkinler, toplumları Osmanlı İmparatorluğu çizgisinden ayrılıp evrilirken, millî birliğin gelecekteki temelini oluşturacak olan yeni bir ortak kimlik yaratarak topluluklarını Batılı bir toplum olarak yeniden tanımlamak üzere etnik-dinsel kimliklerini dönüştürmeye çalışmışlardı. Ne ki, yönerge ve buyruklarını, Avrupa Hellenizmince yeniden şekillendirilmiş pagan ve dünyevî klasik Hellas modeline dayandırmışlardı. Dural bir tarihsel modele gösterilen bu bağlılık, modern bir Yunan millî kimliği anlayışının geliştirilmesi konusunda ciddi kısıtlamalar getirdi -konuya ilişkin düşünsel tartışmaları bugün bile etkilemeyi sürdüren bir meseledir bu. Jusdanis'in belirttiği gibi bu strateji "özerkliğin yitirilmesi" ve "yerel değerlerin bastırılması"yla sonuçlandı (s. 51).

Avrupalı öncellerini izleyen Yunan aydınları millet oluşturma çabasının başlangıç aşamasında, eğitim ve basın yayın alanlarında gerekli kurumsal mevziler de oluşturulurken, "millet" tasavvurunu yerleştirmek üzere dil, edebiyat ve sanatın geliştirilmesini teşvik ettiler. Bir arada alındıklarında bu etmenler, yazarın deyişiyle "bir millî bilinç belirleyip kod"larlar (s. 68). Eski düşünürlerin icadı olan beylik laftan -"bireylerin yurttaşlar haline getirilmesi gerektiği" iddiasından- yola çıkarak "bir milletin kültürel aygıtı"nın ne kadar büyük bir önem kazandığını incelikle kanıtlar Jusdanis (s. 68). Benedict Anderson'ın millî bilinci yaratmak için gereken en temel bileşenin yerel dil olduğu sonucuna vardığı çalışması Hayali Cemaatler'e atıfta bulunarak şunları söyler: "Kısmen matbaanın da yardımıyla yerel dillerin kodlanması insanları kendileri hakkında yeni biçimlerde düşünmeye teşvik eden bütünlüklü mübadele ve iletişim alanları yarattı. Artık kendilerini, ... 'derin yatay bir yoldaşlık'la ve aynı dil cemaatinden olma hissiyle bağlanan bütünleşmiş gruplar olarak görebiliyorlardı." (s. 69)

Yunanistan'da dil sorunu ile bu sorunun millî kimlikle bağlantısı, açıkça dayatılan ikidilliliğin gelişiminden ötürü fazlasıyla zorlu bir seyir izledi. Aydınlar, özel birer edebiyat geleneği sunan iki kanattan ve iki dilsel kayıttan hangisinin, arı dilin mi halk dilinin mi, öncelikli tarihsel model olarak Hellen modelinin mi Roma modelinin mi seçileceğine, "millet"in kendine has karakterini en iyi neyin dile getirdiğine karar verirken, Yunanistan'ı XX. yüzyılın ikinci yarısında bile uğraştıracak olan bir tartışmanın çerçevesini daha XVIII. yüzyılda belirlemiş oldular.

Millî kimliğin oluşumunda dilin canalıcı bir öğe olmasına bağlı olarak, XIX. yüzyıl Yunan aydınları açısından edebiyatın daha da önemli bir rol üstlendiğini hararetle savunur Jusdanis ve Johann Gottfried Herder'in 1767 tarihli hükmünü kesinler: "Bir dilin ruhu aynı zamanda bir milletin edebiyatının da ruhudur." (s. 76) Açıklaması şudur: "Dil millî kültürün doğuşu için şart olan genişletilmiş iletişim alanlarını üretirken, edebiyat da milletin kimliği hakkında hikâyeler yaratıyordu." (s. 76) Temel anlatılar toplamı olarak edebiyat, bir cemaatin üyelerinin ortaklıklarını görmelerini sağlayan tohumları içermesinden ötürü toplumsal bütünlüğü pekiştirir. Ancak Jusdanis, aydınların "inançlarda bir tekbiçimliliği teşvik etme" çabaları çerçevesinde "aşkın bir temel kimlik alanı" varsaymakla "edebiyatı milliyetçiliğin hizmetine" koştuklarına işaret eder (s. 77-8). Aydınlar böyle yapmakla edebiyatın "oluşmasına yardımcı olduğu millet ve kimlik üzerinde eleştirel olarak düşünme potansiyelini ortadan kaldırırlar"; edebiyat genelde "olumsuz bir işlev de görmek -millî bütünlük de dahil bütün bütünlükleri eleştirmek- istediği için aynı anda hem kimliği dolayımlayarak hem de onun üzerinde belli bir mesafeden düşünerek paradoksal bir konum işgal eder" (s. 77).

Jusdanis üçüncü bölümde edebiyatın millî kimliğin biçimlenmesindeki rolüne ilişkin incelemesini derinleştirirken edebî kanonun ideolojik işlevine bakar. Jusdanis'e göre kanon, bir cemaatin kökenlerinin, sürekliliklerinin ve ortak deneyimlerinin izini sürmesini sağlayan bir "kurucu anlatılar" derlemesidir. Ama aynı zamanda, "millî ve toplumsal çıkarlar" tarafından dolayımlanan bir yazılar bütünüdür; "millî kimliği temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda ... bu kimliğin üretilmesine katılır da" (s. 79). Jusdanis "kanon" kavramının filolojik ve kutsal metinlerle ilintili kökenlerine değindikten sonra, kavramın bugünkü kuramsal biçimine bakarak Yunan millî edebiyatının ortaya çıkışındaki kanon oluşumunun sonuçlarını inceler, bu arada başka edebiyatlardan da pek çok örnek sunar. Bu inceleme, metinlerin eleştiri kurumu çerçevesinde nasıl ele alındıklarını ve nasıl hâkim sanatsal üretim, değerlendirme, beğeni ve yorumlama ölçütleriyle uzlaştırıldıklarını araştırmayı gerektirir; zira metinleri üniversite, yayınevi, dergi ve gazete gibi kurumsal mevzilerdeki kullanımlara uyarlamanın yolu budur. Jusdanis, kültürel milliyetçi söylemlerin gelişimini izlemek üzere, son birkaç yüzyılda yayımlanan ve arı dil/halk dili çekişmesine konu olan temel şiir ve düzyazı antolojileri hazırlanırken Yunan aydınlarının sergiledikleri tavırları gözden geçirir, bunları kanon oluşumunun ana göstergeleri olarak inceler.

Halk dili projesi yetkesini pekiştirirken, 1930'larda ağırlık kazanan ve Yunanistan'ın modernleşme girişiminden kaynaklanmış meselelerle uğraşan bir yazarlar kuşağının getirdiği edebiyat eleştirisi çerçevesinde önemli bir gelişme çıktı ortaya. 1922'den sonra devletin yayılmacılık programının ortadan kalkmasıyla birlikte Yunan liberal burjuva aydınları "Yunanlılık" (ellinikotita) idealini savunmaya başladılar; bu idealden, estetik bir bilinç taşıdığı varsayılan Yunan kültürünün -topraklardan etnik yapıya değin- tüm kendine has özelliklerinin bir bileşimi anlaşılıyordu. Jusdanis'e göre Yunanlılık ideali yerli, kadim bir Yunan doğası tanımlamaya çalışmıştı ve "modernlikle ilk karşılaşmadan beri Yunan kimliğini tanımlayan çelişkilerin uzlaştırılmasını sağlıyordu: Doğu ve Batı; yerel ve kozmopolit; dinsel ve seküler; geleneksel ve modern; devlet ve millet; Romalı ve Helen" (s. 123). Edebiyatın simgesel dünyasında, 1930'ların söz konusu yazarları açısından "Yunanlılık", bütünleşmiş bir millî bilincin tasarlanmasında telafi edici bir ölçüt işlevi görüyordu. Kaldı ki Jusdanis'e göre Yunanistan'da edebiyatın telafi edici rolü de, "Batı Avrupa'da olduğu gibi sanayileşmenin yarattığı toplumsal parçalanmaya tepki olarak değil, Yunan kültürünün modernlikle karşılaşmasından sonra ortaya çıkan ideolojik çelişkilere tepki olarak gelişmişti" (s. 134).

Kitabın dördüncü ve beşinci bölümlerinde, Yunanistan'daki gelişimle karşılaştırmak üzere Batı Avrupa'da edebiyatın ortaya çıkışına bakar Jusdanis, Yunanistan ile Batı Avrupa'daki kamusal alan evrimini bir arada inceler. Jusdanis'in de belirttiği gibi Aydınlanma sonrası dönemde edebiyat, bireyleri orta sınıf değerleri ile İngiliz, Fransız ve Alman kamu yaşamındaki millî kültür değerleri çerçevesinde toplumsallaştırmakta etkili olduğu için değerli sayılıyordu. "Edebiyat", bireyleri ortak bir toplumsal deneyimde birleştirerek ve paylaşılan kimlik duygusunu yücelterek "kamusal normların, uzlaşımların ve simgelerin kolektif olarak içselleştirilmesini sağlıyordu" (s. 179).

Millet oluşturma projesinde özel bir yeri olduğu için, toplumsal ayrımlaşma sürecinde evrilip özerk bir kurum niteliğini kazanan ilk sanat edebiyat olmuştu. Uzlaştırma ve toplumsal birlik vaatlerinden ötürü de, XIX. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş, sanayileşmenin ve bireysel parçalanmanın kötü etkileri karşısında sığınılabilecek estetik bir korunak haline gelmişti. Jusdanis Yunanistan'da edebiyatın benzer bir seyir izleyerek gelişmediğini ve benzer bir özerklik kazanmadığını ileri sürer; bunun nedeni, Yunanistan'da kamusal alanın farklı bir gelişim göstermesi ve XIX. yüzyılda modernleşmenin düpedüz "başarısız" olmasıdır. 1930'ların millî özerkliği "Yunanlılık" kavramına dayanarak tasarlayan yazarlarında görüldüğü gibi, aydınlar XX. yüzyılın hatırı sayılır bir kısmında da edebiyatı Yunanistan'ın kendine has millî kimliğini tanımlama projesiyle ilişkilendirmeyi sürdürdüler.

Sorunlarına içtenlikle eğilen, bilgisel bakımdan incelikli bir biçemle kaleme alınmış olan Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür, konunun uzmanları kadar uzman olmayanları da ilgilendirecek bir çalışma. Çevresel konumdaki Yunanistan'ın kamusal alandaki kendine has gelişimiyle bağlantılı gecikmiş modernleşme ve millet oluşturma deneyimine ilişkin tartışma, kültür siyaseti ve toplumun evrimi açısından benzer sorunlarla karşılaşılmış bölgeleri inceleyen öğrenciler ve araştırmacılar için özellikle öğretici. Jusdanis'in çalışması, edebiyat, sanat, eğitim gibi kültür kurumlarının oluşumuna ve rolüne ilişkin genel sorunlar ile dil, okuma ve okuryazarlık gibi özel sorunları bütünleştirmesinden ötürü, pedagoji, tarihsel ve toplumsal dilbilim, düşünce tarihi, toplumbilim ve insanbilim uzmanları için yararlı olabilecek bir kitap.

Edebiyat alanında ise, "edebiyat" ve "eleştiri" düşüncelerinin temelinde yatan değişken, farklılaşan filolojik ve bilgisel kabulleri vurgulamak, kültürlerde edebiyat ile millî kimlik arasındaki ilişkiyi incelemek üzere ileri sınıfların okuma listelerine eklenmesi gereken bir çalışma bu. Ayrıca yayıncılığın kurumsal gücünün ve Batıdaki başat uygulamalarının incelenmesi bakımından zengin bir bilgi kaynağıdır Jusdanis'in çalışması; keza Batı edebiyatında beğeni, değer ve kanonlaştırma gibi, eski Yunandan başlayıp Kant estetiğine uzanan güzellik anlayışları ve sanat kuramları gibi yan konular açısından da önem taşır. Çeşitli uygulamalar için başvurulabilecek bir kaynaktır: Karşılaştırmalı edebiyat araştırmalarında Batı edebiyatının kabullerini çözümlemekten, bir yerel edebiyatta dönemleştirme ve tür sınıflamasının nasıl yapıldığını incelemeye, belirli bir kültürde metinselliğin nasıl bir evrim geçirdiğini yeniden değerlendirmeye değin pek çok uygulamada kullanılabilir. Bütünlüğünde bakıldığında ise, yetkinliğinden, kapsamlılığından ötürü önemini uzun süre koruyacak bir çalışmadır bu.

Çeviren: Berna Ülner

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova