ISBN13 978-975-342-209-3
13x19,5 cm, 144 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Enformasyon Bombası, 2003
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yaşar Çabuklu, “Hız ve Politika”, Virgül, Sayı 21, Temmuz-Ağustos 1999

Virilio'nun Fransızcada 1977'de yayımlanan kitabı hızın tarihine eğiliyor ve onun modern ve -kısaca da olsa- postmodern kapitalizm dönemlerindeki gelişmesini inceliyor. İşin temeli dolaşım. Ancak yazar bu konuda ekonomi politiğe, özellikle de meta dolaşımına pek yer vermemiş kitabında. Virilio'ya göre toplumsal düzen insan ve mal dolaşımının denetimine dayanır. Kapitalizm öncesi feodal serflik hareketsizlik ve toprağa bağlılık anlamına geliyordu. 1789 burjuva devriminin getirdiği seyahat özgürlüğü aslında bu serflerin topraktan kopup büyük şehirlere işgücü olarak gitmesinin önünü açmak için getirilmişti ve bir anlamda toprağa bağlı nüfusu harekete zorluyordu. Burjuvazinin niyeti proletaryayı evcilleştirilmiş bedenler yığını haline getirmekti ve fabrika bu amaç için uygun bir yerdi. Ancak işçi sınıfı sokağa döküldüğünde bir motor, hücum makinası, hız üreticisi haline geliyordu. İşsizler için de Paris başıboş dolaşılan bir yörüngeler sahasıydı. Burjuvazi topraktan kurtarıp hareket kazandırdığı bu kitleyi hem yönlendirmek hem de denetlemek zorundaydı. Sonraki yüzyılda Faşizm sokağın, denetim dışı kitlenin gücünü farketmiştir. Goebbels "sokağı fetheden devleti de fetheder" demekteydi. Naziler iktidarı ele geçirdiklerinde proletaryaya spor ve taşımacılık sundular. Hitler 170.000 Almanı Volkswagen sahibi olmaya ikna etmişti. Nasyonal-Sosyalist Otomobil Topluluğu yarım milyon otomobilciyi bünyesinde toplamaktaydı. Mekaniği, trafik bilgisini öğrenen on binlerce insan sanki bir idman kampında gibiydi. Harekete olan bu yatkınlıktan savaşa yatkınlığa geçiş pek de zor değildi. Hız dünyaya ve yönlendirildiğinde düşmana karşı yapılan sürekli bir hücum anlamına geliyordu. Sokak serseriliği ve gangsterlik de başıboş hareket biçimleri olarak faşizme destek sağlıyorlardı. Faşizmin hayat alanı olarak adlandırdığı şey aslında hücum alanıydı. Olimpiyatlardaki Alman atletlerin peşlerinde koştukları hız ve mesafe rekorları aynı zamanda hücum rekorlarıydı. Kendisini fırlatan beden Führer'e bağlı, onun iradesinin parçası olan bir bedendi. Virilio'ya göre hızı, dinamizmi, hareketi, makinalaşmayı öven İtalyan Fütürizmi de esas olarak bir savaş sanatı önermekteydi. Fütürizmin teorisyeni Marinetti dinamik edimleriyle zaman ve mekânı yok etmeye muktedir metalik bir beden düşlemekteydi.

Virilio reel sosyalist ülkelerin de hareketi bir kitle manipülasyonu aracı olarak gördüklerini söylüyor. Bu "hareket ettirici diktatörlükler", büyük totaliter şenlikler, resmî geçitler, jimnastik gösterileri düzenleyerek zorunlu bir kamusal fiziksel egzersizi dayatmaktadırlar. Sosyalizm malların, kişilerin ve fikirlerin hareketlerinin planlı denetimi haline gelmiştir. Ancak Virilio tarihteki devrimci ayaklanmaların hızı ve hareket biçimleri konusunda yeterince açıklayıcı olamıyor. Acaba bu ayaklanmalar iktidarınkinden farklı hız biçimlerini ortaya çıkardılar mı? Kitapta bu soruya açık bir cevap yok. Ama kitabın ana eğilimi her türlü hızın iktidarın bir parçası haline geldiği yönünde.

Kitap boyunca hızın aldığı biçimleri askerî ihtiyaçlara bağlı olarak açıklayan yazar, postmodern kapitalizmde yurttaş seferberliğinin belli bir modelinin son bulduğunu söylüyor. Artık savaş alanında ve siyasi hayatta proletaryanın kinetik enerjisine ihtiyaç kalmamıştır. "Bundan böyle proleterin hayvani bedeni, kendisinden önceki diğer evcil türlerin bedenleri gibi değer kaybetmiştir" (s. 97). Yazar yeni toplumda ordunun geleneksel rolünün yanı sıra sivil faaliyetlere de katıldığını belirtiyor; kurtarma çalışmaları, çevre kirliliğine karşı mücadele, arkeolojik sitlerin korunması, sportif ve kültürel gösteriler, sağlık, doğal afetler karşısında yardım vb. Ordu bir kamu hizmeti sunucusu olarak ortaya çıkmaktadır aynı zamanda. Postmodern kapitalizmde toplumsal birliğin yeni tarzda bir konsensus temelinde yaratılması gerekmektedir. Bu ise "...yeni bir tüketim türüyle, tedricen ilk sıraya yerleşen ve tüm mal sisteminin vardığı son nokta haline gelen korunma ihtiyacı tüketimiyle sonuçlanan ortak bir güvensizlik duygusu" yaratarak mümkündür (s. 118). Toplumun güvenlik ihtiyacı iktidar tarafından manipüle edilmekte, başta güvenliğine yatırım yapan, korunmasını en iyi şekilde yöneten yeni bir yurttaş tipi yaratılmaktadır. Böylece toplum yurttaşların da katılımıyla bir güvenlik alanına dönüşmektedir: "...askeri-sınai demokrasiler ayrım gözetmeksizin tüm toplumsal kategorileri, hız düzeninin, devletin (kurmayların) her geçen gün, yayadan füzeye, metabolizmasal olandan teknolojik olana kadar hiyerarşisini giderek daha çok denetim altına aldığı, hız düzeninin meçhul askerleri haline getirmeyi bildiler" (s. 115-116). Yeni toplumla ilgili karamsar tespitlerini sürdüren Virilio hız arttıkça özgürlüğün azaldığını, otomasyonun gitgide kendi kendine yetmeye başladığını, hız sayesinde toprakla teması azalan Batı'nın daha hızlı olduğu için kendini yoksul ülkelerden üstün gördüğünü, başarının daha büyük bir gücün hızına erişmekle eş tutulduğunu, yol ve cinselliğin yeni alaşımının çabucak unutulan cinsel çarpışmalar biçiminde ortaya çıktığını, yeni silahların eriştiği hızın mekânların uzaklığını ve stratejik değerini önemsiz hale getirdiğini söylüyor.

Virilio'nun görüşleri yer yer Foucault'nun görüşlerine yakınlaşıyor. Foucault akıl hastalığıyla, cinsellikle, tıpla, hapsedilmeyle bağlantılı olarak bedenin tarih boyunca nasıl ehilleştirildiğini incelemiş, her türlü muhalefeti asimile eden bir iktidar anlayışına varmıştı. Virillo genel olarak hızın, özel olarak da bedenin hızının sonuçta iktidarın hizmetine girdiğini ileri sürerken direnç noktaları üzerinde durmuyor. Örneğin toplum dışında kalanların, beat-generation'ın, otomobil sürücülerinin, turistlerin, seyahat acentelerinin hızlarını bir arada sayabiliyor. Ama 1914'te, anarşizan eğilimli Bonnat çetesinin soygunlarda kullandığı ve o dönemin koşullarına göre çok süratli olan (70 km.) bir araba mülkiyete ve kamu güvenliğine karşı ciddi bir tehlike teşkil etmekteydi. Hippilerin yolculuk düşkünlüğü dönemin ev/iş merkezli, yerleşik orta sınıf yaşamına karşı bir tepkiyi ifade ediyordu. Hippilerin hareketi, Amerika'nın otoyollarında uzun süren, sabit hızlı, telaşsız bir yolculukken Punk sıkışık şehir ortamında kesintili, hızlı, durmalı kalkmalı bir hareketi benimsemişti. Genet ve toplumdışı birçok insanın sürdüğü yersiz yurtsuz, gezgin yaşamın hareketi, gittikleri coğrafî mekânları, süpermarket raflarındaki ürünler gibi tüketmek isteyen paket tur turistlerininkinden çok farklıdır. Deleuze, Françis Bacon'ın resimlerindeki "atletizmi", Beckett'in gezginini, hareket halindeki toplulukların "savaş makinesini", Nietzsche'nin "göçebe düşüncesini" muhalefet noktaları olarak görmüş, "arzu akışları"nın önemini vurgulamıştı.

Kitabın önemli bir eksikliği de hız ve hareket ile cins rolleri arasındaki ilişkiye hiç değinmemesi. Aksiyonun, hızın, aktifliğin, hareketin erkeklere özgü nitelikler olarak algılanması tesadüfi değil. Türkiye'de 1970'lerde moda olan porno filmlerin isimlerine bir göz atmak, hız ve hareket ile erkek cinselliği arasındaki ilişki hakkında bir fikir verebilir: Beş Dakikada Beşiktaş, Kartal Pendik, Gittik Geldik, Tak Fişi Bitir İşi.

Öte yandan vurmak, yarmak, girmek, çizmek, sahip olmak gibi cinsel birleşme anlamında kullanılan deyimler kadın bedeninin bir hücumun nesnesi olarak ele alındığını düşündürüyor. Toptan tüfeğe savaş silahlarının eril bir iktidarı temsil ettiği, savaşın her zaman tecavüzü de beraberinde getirdiği de konunun diğer bir yanı.

Bir de gündelik hayattaki hız var. Postmodern kapitalizm gençliği, dinamizmi, enerjiyi, formu, "light" olmayı, hızı, sınır tanımamayı öne çıkararak toplumsal yaşamı bir idman kampına dönüştürdü. Yaşlanıp "hizmet dışı" kalana kadar standartlaştırılmış hareketleri tekrarlayıp duran, zaman zaman "servise alınan" (hastahane, terapi, tatil) otomatlardan oluşan bir toplum. Modern kapitalizmde bireyin hareketi, hızı, ritmi bir özsaygı ve narsisizm temelinde gerçekleşiyordu. Postmodern toplumda bireyin narsisizmi de yokolmaya başlamış, öznenin bedeniyle ve ruhuyla sindirdiği, içselleştirdiği metalar ve işaretler dünyasının kendini tekdüze bir biçimde yineleyen ritm ve hareketi hızın şahsiliğini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu aynı zamanda bireyin kendi kişisel tarihi boyunca doğal olarak oluşan hızın ve ritmin yabancı bir güç tarafından deformasyona uğratılması, bedenin ve ruhun yeni bir hız biçiminin kişisel tarihin önceki dönemiyle kurulabilecek bir sıcaklığı, devamlılık duygusunu ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Ama zaten hızın yeni "light" biçimi tam da bunu amaçlamıyor mu? Kendini topraktan, tarihten, ruhtan, acıdan, yaşamın ağırlığından, sorumluluktan, etikten ayırmış "cool" bir hız. Temassızlığın, değmemenin, dışlamanın, kayıtsızlığın hızı bu.

Kendi bireysel hızımızı muhalif kitlesel hızların peşine takarak kendimizi muzaffer hissettiğimiz, belki de avunduğumuz bir tarihsel dönemi -dünyada ve Türkiye'de- geride bıraktık. Postmodern kapitalizm toplumun muhalif hızını asimile ederek yerine tüketimin ve simülasyonun hızını koydu. Bu tür bir hızdan uzak durarak daha insanî, kişisel tarihimizden kopuk olmayan ve bu nedenle de daha sahici bir ritm bulabilmemiz mümkün. Yüzyıldan uzun bir süredir kapitalizmin insafına terkettiğimiz, onun pozitivist ve rekabetçi değerleriyle yoğrulmuş egomuzu "terbiye etmenin" zamanı gelmedi mi? Yavaşlık ve hızlılık arasındaki farkın göreceli olduğunu görmek çok mu zor? Yeni tarzda bir hafiflik duygusu yavaş ve telaşsız ama üstlenilen bir hayatla niye çelişsin. Masamın üstünde duran Efendisizler dergisinin 6. sayısında yayımlanan "Zamanı Yavaşlatın" başlıklı yazıdaki bir cümle gözüme takılıyor: "...iki nokta arası kısa mesafe olan doğruyu çöpe attım. Hiperboller ve daireler çizdim."

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova