ISBN13 979-975-342-201-6
13x19,5 cm, 168 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Serge Cordellier, Önsöz, s. 7-8

Şu ulus fikrinin ne garip bir kaderi var! Bu kavram ilerleme ve özgürleşme değerleriyle, egemenlik arayışlarıyla ilişkili olarak 19. yüzyılın siyasal tartışmalarının merkezinde yer aldı. Bağımsızlıkla sonuçlanan ve sömürge yönetimine son veren kurtuluş hareketlerine rehberlik etti. Ama bugün olumsuz bir anlam atfediliyor ulusa; indirgemeci bir yaklaşımla, milliyetçi ideolojinin aşırı bir biçimi olarak görülüyor. "Soğuk savaş" sonrasının "etnik temizlik" görünümü alan çatışmalarının (Kafkaslar, Bosna...) sorumlusu ilan ediliyor. Milliyetçilik ise, bazıları tarafından "kimlik temelli bir içe kapanma" diye adlandırılan, İslamcılığın yükselişini, Rvanda'daki soykırımın sorumlusu olan etnik gerilimi açıklayan olgunun özel bir biçimi olarak tanımlanıyor.

Ancak, gerçekler bu kadar basit mi?

Genel bir jeopolitik ve ideolojik yeniden oluşum hareketinin damgasını vurduğu bu yüzyıl sonunda, "milliyetçilik" çok farklı yerlerden kaynaklanan gerçekleri tanımlamak için kolay bir yafta; sanki milliyetçilikten söz etmek somut koşulları tüm karmaşıklıkları içinde çözümleme gereğini ortadan kaldırıyor. Yabancı düşmanlığına göz kırpan bazı siyasal hareketlerin ulusal tematiği sahiplenmeleri, halihazırdaki kafa karışıklığının önemli nedenlerinden elbette. Kimi zaman bu konu üzerinde ciddi tartışmalar yapma isteğini bile ortadan kaldırıyor. Ancak, böyle bir şey karşısında hemen teslim mi olmalıyız? Ulusu aşırı milliyetçiliğin ve aşırı sağın ellerine mi bırakmalıyız? Bu soruları serbestçe tartışmak, bağlamlarına, yani düşünceler ve siyasal oluşumlar tarihine yerleştirmek daha uygun bir davranış olmaz mı? Elinizdeki kitapta bu tutumu yeğledik.

"Milliyetçiliklerin şiddetlenmesi" genellikle Sovyet sisteminin çökmesinin ve "soğuk savaş"ın sona ermesinin, bunun yanında globalleşmeye duyulan tepkinin sonucu olarak değerlendiriliyor. (Dolayısıyla komünist düzenin boyunduruğu altında yaşayan, ya da iki büyük gücün emellerine alet olan ulusların tarihten öç almaya çalıştıkları söyleniyor; SSCB'nin, Yugoslavya'nın, Çekoslovakya'nın parçalanması bu doğrultuda açıklanıyor.) Bazı ülke sınırlarının ortadan kalkması ya da önemsizleşmesi, veya Avrupa Topluluğu'nun kurulması gibi çabalar gerçekten de "ulus sonrası" bir geleceğin, ulus-devletin aşılmasının işaretleri gibi görünüyor. Bildik kerteriz noktalarının ortadan kalkması ulusa duyulan ihtiyacın yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor. Ancak bilgi, meta ve sermaye gibi bazı alanlarda bir globalleşmeden bahsedebilsek de, insanların dolaşımı konusunda böyle bir globalleşmenin söz konusu olmadığını eklemeliyiz. Güney'den Kuzey'e gerçekleşebilecek kontrolsuz bir göç dalgasından korkan "eski" sanayileşmiş uluslar kendi içlerine kapanarak bir çeşit korumacılık uyguluyorlar.

Bu tarihsel bağlam ulus ve milliyetçilik meselelerinin tartışılmasını daha da gerekli kılıyor. Kimi semantik ve kavramsal muğlaklıkların (örneğin Fransız dilinde, milliyetçilik ile vatanseverliğin sık sık birbirine karıştırılmasının, "kabile" sözcüğüne yüklenen küçümsemenin, "etni" teriminin garip bir biçimde anlaşılmasının) ötesinde, bu tartışmalar yurttaşlık, azınlık (aynı zamanda göçmen) hakları, egemenliğin kullanımı, toplumdaki ayrımcılıklara karşı mücadele, uluslararası dayanışma gibi olgulara ilişkin pek çok soru soruyor. Bu tartışmalar, günümüzün demokratik meselelerinin kalbinde yer alıyorlar.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova