ISBN13 978-975-342-254-3
13x19,5 cm, 184 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Ben ve Savunma Mekanizmaları, 2004
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Saffet Murat Tura, Sunuş, "Ben Psikolojisi ve Anna Freud", s. 7-9

Psikanaliz sınırları dahilinde kaldığı kabul edilen dört büyük okul vardır; klasik teori, ben psikolojisi, nesne ilişkileri kuramı ve kendilik psikolojisi. Daha psikanalizin kuruluş yıllarında Alfred Adler, Carl Gustav Jung ve Otto Rank gibi büyük teorisyenler Freud'dan ayrıldıkları noktaları belirtmişler ve kendi yaklaşımlarını geliştirmişlerdi. Gerçi bunlar arasında Otto Rank'ın psikanaliz karşısındaki konumu çok özel ve tartışmalıdır; ama genel olarak bakıldığında söz konusu ilk kopuşlarla ortaya çıkan teorik yaklaşımlar psikanaliz çerçevesinde kabul edilmez. Keza psikanaliz içinde kalan bazı teorik akımlar (mesela sosyo-kültüralist Amerikan okulu) veya "kendine özgü" bazı teorisyenler (mesela Jacques Lacan) genel çerçeveye dahil olmakla beraber ayrı bir okul veya öğreti olarak kabul görmezler. Bunun çeşitli nedenleri vardır; en önde gelen neden de katkılarının tam bir teorik kesinlikle ifade edilememiş olmasıdır. İşte bu bakımdan ben psikolojisi temel bir psikanaliz okuludur; çünkü hem psikanalizin ilkelerine bağlıdır hem de katkısı belirtik olarak ifade bulmuştur.

Ben psikolojisi Freud'un özellikle 1923 tarihli "Ben ve İd" adlı makalesi ile başlayıp "yapısal kuram" adı altında toplanan teorik değerlendirmelerini esas alan Hartmann, Kris, Rapaport, Erikson ve Anna Freud'un çalışmalarına dayanır. Bu teorisyenler yapısal kuramdaki ben işlevlerini toplumsal ve kültürel işlevselliği de içerecek şekilde genişletmiş ve geliştirmişlerdir. Eğer sadece bir fikir vermek için kabaca ifade etmek gerekirse Freud özellikle ve öncelikle nevrotik durumları açıklamaya yönelik bir teori geliştirmişti. İşte ben psikolojisi, psikanalizin ufkunu normalliği ve uyumu da açıklayacak şekilde geliştirmeye, genel bir psikoloji teorisi kurmaya yönelir. Bu eğilimin Freud'un eserinde olmadığı söylenemezse de vurgunun yönü farklıdır; ben psikolojisi klasik teorinin eksik bıraktığına inanılan bu alanı geliştirmeye çalışır. Böylece ben psikolojisi, benin özerk işlevlerine yönelmiştir; benin içgüdüsel yapılardan bağımsız kökenleri ve işlevleri araştırmanın temel konularından birini oluşturmuştur. Sonuç itibarıyla bu yaklaşımın psikanalitik teoriyi genel psikolojinin bir alt-teorisi haline mi getirdiği yoksa psikolojiyi genel bir psikanaliz teorisinin alt-teorisi olarak mı yorumladığı tartışmalıdır. Ancak bu yorumlardan hangisi verilirse verilsin ben psikolojisi sayesinde psikanaliz ile "diğer" psikoloji okulları arasında belli bir iletişimi sağlamaya yönelik ortak bir dil kurulmaya başlanmıştır. Bu noktada psikanalizin asla bir psikoloji teorisi gibi yorumlanamayacağını savunan ciddi teorisyenler olduğunu da unutmamamız gerekir. Bunlara göre psikanalizin temeli ruh içi çatışmadır; dolayısıyla psikolojinin incelediği zekâ, algı, mantık, bellek, sentez, düşünme, toplumsal uyum vs. gibi konularla psikanalizin esasta bir ilgisi olamaz.

Ben psikolojisinin bene ve işlevlerine bakışındaki bu genişleme; beni çatışmalı ruhsal alanın dışında da değerlendirme çabası elbette sadece genel psikolojiyi değil pedagoji ile ilgili bazı inceleme alanlarını da psikanalitik çalışma ve araştırma çerçevesine sokmuştur. Bu genişlemiş alandaki araştırmalar da ister istemez psikanalitik araştırmanın esasını teşkil eden "psikanalitik süreçte aktarımın incelenmesi" yönteminin dışında bazı araştırma teknik ve yöntemlerinin psikanalize ithal edilmesine yol açmıştır. Anna Freud bu genişlemiş alanı en iyi değerlerdiren teorisyenlerden biridir. Akademik eğitim olarak klinik kökenli olmaması başlangıçta bir dezavantaj gibi görülmüşse de bu durum muhtemelen psikanalizin aldığı bu yeni yöne ciddi katkılarda bulunmasını kolaylaştırmıştır. Anna Freud'un psikanalitik kurama en önemli katkısı benin savunma mekanizmalarını net bir şekilde tanımlayarak hemen hemen nihai teorik şeklini vermiş olmasıdır. Pratiğe katkısı ise çocuk psikanalizleri ile ilgilidir. Psikanalitik ilkelerin çocuk terapilerine uygulanmasının öncülerinden olan Anna Freud bu alanda klasikleşmiş yöntemler geliştirmiştir.

Anna Freud mesleki çalışmalarını İngiltere'de sürdürdü. Aynı yıllarda İngiltere'deki psikanaliz camiası bir başka büyük teorisyenin parlak çıkışına sahne oluyordu; Melanie Klein. Anna Freud gibi çocuk psikanalizini temel alan Melanie Klein teorik olarak tam tersine bir yol izliyordu; Freud'un teorisini özellikle içgüdüler ve idin tezahürleri ile ilgili alanlarda geliştirmeye, nesne ilişkileri kuramını yerleştirmeye çalışıyordu. Bu durumda bu iki teorisyen arasında görüş farklılıkları ve çatışma kaçınılmazdı. O yıllarda İngiliz psikanaliz camiasında çeşitli bölünmelere yol açan bu tartışmanın, süreç içinde sanıldığı kadar uzlaşmaz olmadığı görüldü; özellikle Edith Jacobson, Margaret Mahler ve Otto Kernberg nesne ilişkileri kuramıyla ben psikolojisini birlikte formülleştirmeyi ve kullanmayı başardılar. Öyle ki bugün nesne ilişkileri kuramı ve ben psikolojisi bir tek pota olarak bile kabul edilebilir.

Çocuklukta Normallik ve Patoloji ben psikolojisinin genişletilmiş ve psikolojileştirilmiş psikanaliz alanını ifade etmenin en iyi örneklerinden biridir. Bu kitapta gündelik yaşamda karşılaşılabilecek çocukluk ve gençlik ile ilgili pek çok sorun psikanalitik bir teorik gözlükle ama psikanalizin temel inceleme tekniğinin dışında ele alınmıştır. Anna Freud'un görüşlerini temsil etmek bakımından oldukça güvenilir olmanın dışında çocuk yetiştiren herkesin ilgisini çekebilecek bir kapsama da sahiptir. Bu kitabı Melanie Klein'ın dizimizde yer alan ve alacak eserleriyle karşılaştırmalı olarak okumak sadece bir dönemin tartışmasını incelemek bakımından değil, psikanalizin ilgi alanının nasıl büyük bir yayılımı olduğunu görmek bakımından da anlamlı olabilir.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova