ISBN13 978-975-342-205-5
13x19,5 cm, 256 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kendiliğin Çözümlenmesi, 1998
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Erdoğan Özmen, “Freud ve Kohut”, Virgül, Sayı 17, Mart 1999

Psikanalizin bir 'enerji bilgisi' ile (energetics: enerjiyi ve enerjinin dönüşümlerini inceleyen bir mekanik dalı) bir 'yorum bilgisinin' (hermeneutics) gerilimli ve üretken bir aradalığını nasıl ve hangi çerçevede mümkün ve zorunlu kıldığı epistemolojik problemi bir yana bırakılacak ve klinik yönelimli bir tanımda ısrar edilecek olursa, psikanalizin yorumlayıcı bir disiplin olduğu ve psikanalitik teoriyi kurma çabalarının klinik verilerle deyim yerindeyse karşılıklı bir döllenmenin süregiden diyalektiği içinde işlediği söylenebilir: Freud teorisini hastalarının sağladığı klinik materyalden hareketle geliştirmiş ve teori de yeni ortaya çıkan klinik verileri sürekli olarak uygun bağlamlarına yerleştirme ve organize etme işlevini üstlenmiştir. Bir başka deyişle, hastanın hayatına dair sıkı bir işbirliği içinde yürütülen bir inceleme alanı olarak psikanalitik pratik, hastanın kendisine ilişkin deneyimde (kendilik deneyiminde?) eksikliklerin bulunduğunu varsayar. O 'eksik/kayıp'ın giderilmesini amaçlayan yorum imkânlarını sağlamak üzere psikanalitik teoriler, asıl olarak iki ana eksen boyunca gelişmişlerdir. Bir yanda dürtü/yapı modeli, diğer yanda ona bir seçenek oluşturan ilişki/yapı modeli.

Psikanaliz tarihinde Edith Jacobson ve Otto Kernberg'in katkılarıyla, Freud'la başlayan klasik dürtü/yapı modeli sınırlarına dayanmıştır. Jacobson'un kendilik ile nesne dünyası arasındaki karmaşık etkileşimleri ve bu etkileşimlerin normal ve patolojik gelişim üzerindeki yaygın ve iç içe geçmiş etkilerini tanımlaması, en nihayetinde klasik cinsellik ve saldırganlık dürtülerine indirgenebilir olan bir güdülenme sistemi varsayımına yaslanır. Diğer yandan Kernberg'in dürtü kavramının içinde ilişkiye ait kümelenmeleri (relational configurations) inşa etme girişimi yer yer kendi terimlerini geren bir teori kurmasıyla sonuçlanmıştır. Dürtü kuramı açısından bugün de temel soru aynı biçimiyle ortadadır: Kimlik bakımından nesne ilişkilerinin merkezîliğiyle, teorik bakımdan dürtü kavramının merkezî konumu arasındaki mesafe kapatılabilir türden midir, eğer öyleyse yapılması gereken nedir?

Ağırlığı giderek daha çok hissedilen yaklaşımlar, hem dürtünün doğasına ilişkin klasik çerçeveyi reddetmeden hem de dürtü süreçlerinin hükmettiği bir çerçeveye ilişki kümelenmelerini eklemlemeye çalışmadan yukarıda sözü edilen her iki teorik modeli yan yana getirmeye, her iki modelin imkânlarını kullanmaya çalışmakta. İnsanın doğasının daha eksiksiz anlaşılması çabası, her iki modelin varsayımlarının göz önünde bulundurulmasını ve uygun teorik yapıştırıcıların tesis edilmesini gerekli kılıyor.

Heinz Kohut'un bu üçüncü yaklaşımın en etkili ve önemli teorisyeni olduğu söylenebilir. 1984'de American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan bir makalede, psikiyatristlere son on yılda alanlarındaki en önemli gelişmeler üzerine düşündükleri sorulmuş. Yanıt verenler tarafından on üç kitap ve bir dergi makalesi en önemli yayınlar olarak seçilmiş ve yalnızca bir yazar iki kez zikredilmiş: Kendiliğin Çözümlenmesi ve Kendiliğin Yeniden Yapılanması.

Kohut'un, öyle denebilirse eğer, yukarıdaki yaklaşım çerçevesinde klasik psikanalizden 'kopuşu', bugün kendilik psikolojisi olarak anılan teorik gövdenin belirmeye başladığı 1971'den çok önce (bu tarihte Kendiliğin Çözümlenmesi yayımlanmış ve burada bile yapıtın içeriği ve tonu dürtü modeliyle bir sürekliliği vurgular mahiyettedir), 1959'da yayımlanan "İçebakış, Eşduyum ve Psikanaliz" adlı makalesiyle başlamıştır. Bu makalesinde Kohut, psikanalizin esasını oluşturan tarihsel ve epistemolojik kanıtların, Freud'un psikanalitik yöntemi keşfi sürecinde bulunduğunu ileri sürmüştür. Yani insan düşüncesinin ve güdülenmelerinin incelenmesi yönteminde. Burada hastanın söze dökülmüş içebakışının daha derin anlamlarının ancak analistin hastanın psikolojik hayatına bir tür 'dalışı' sayesinde (eşduyuma dayalı anlama sayesinde), anlaşılır kılınacağı iddiası yer alır. Böylece Kohut, en başından itibaren psikanalizin temelinde, onun yönteminin olduğunu ileri sürerek, Freud'un dürtü teorisinin üstünlüğünü sorunlu hale getirmiştir. Bir inceleme yöntemi olarak psikanaliz Freud'un, başlıca yetişkin nevrotik hastalarının hatırladıkları pek çok şeyin aslında çocukluk fantezileri olduğunu, davranışları etkileme bahsinde ruhsal gerçekliğin dış gerçeklik kadar önemli olduğunu ve hastanın arzuladığı ve korktuğu şeyleri şimdiki duruma yansıtarak çocukluk fantezilerini erişkin gerçekliğine dönüştürme teşebbüsünün kendini hasta ile doktor arasındaki ilişkide ortaya koyan bir süreç olduğunu farketmesiyle kurulmaya başlamıştır. Freud kendi pratiğinde göstermiştir ki, nevrozun çözümüne yol açan şey bu aktarımın (transferans) yorumlanmasıdır. Bu bakımdan aktarım ve onun anlaşılması ve yorumlanması psikanalizin kalbidir.

Kendilik psikolojisi açısından, yani Kohut'un bir inceleme yöntemi olarak psikanalize yaptığı vurgu açısından bakarak denebilir ki, Freud bir epistemolojik karışıklığa düşmüş ve psikanalitik yöntemin uygulanmasının etkilerini ve sonuçlarını kavramaya ve formüle etmeye çalışan bir teorik inşadan daha çok, psikanalitik yöntemin klinik pratikte gösterdiği performansı ve başarıyı, düşüncenin gelişimi ve zihnin çalışma biçimine ilişkin genel teorisinin deneysel bir kanıtı gibi düşünmüştür: Çocuk cinselliğinin gelişiminin ve uğradığı değişimlerin bir nevrozun ortaya çıkışının temel ekseni olduğu teorisinin. Böylece nevrotik hastaların analizinde yeniden inşa edilen gelişim çerçevesinin bütün insanların gelişimini yansıttığı sonucuna varılmıştır.

Burada kısaca anmakta yarar var: Benzer epistemolojik sorunların başka düzeylerde de ilgili kavramlar uyarınca izi sürülmektedir. Denebilir ki; Freud'la başlayarak psikanalizin temel iddiası şu olagelmiştir: Bilinçdışı bir çatışmadan ve onun ortaya serilmesinden bahsettiğimizde, gerçek olan bir şeyden bahsediyoruz. Yani o bilinçdışı çatışmayı ortaya koyma süreci, aynı zamanda o çatışmayı kontrol ve çözüme münasip hale getirmeye karşılık gelir. Psikanaliz geçmişteki travmaların gizli kalmış izlerinin örtüsünü kaldırır, onların devam eden dinamik tabiatlarını deşifre eder ve böylece hastanın orada sıkışıp kalmış enerjisini serbestleştirerek, daha üretici amaçlar için harekete geçirir. Muhafazakâr denilebilecek bir konumdan bakarak dilin, anlamı yaratan ve icra eden bir sistem olarak değil de, daha çok zaten var olan fikirlerin hizmetinde ve saydam olarak kavramsallaştırılmasına yaslanan bu anlayış, analitik süreci ve ödevi de zaten orada bulunan şeylerin açık bir biçimde adlandırılması olarak görüyor. Yani bilinçdışı "şey temsiline" bir "sözcük temsili" eklemek olarak. Alternatif görüşe göre; dil kurucu ve bizatihi kendi etkilerine sahip bir sistem olarak kabul edilir. Analitik ortama tercüme edilecek olursa bunun anlamı; psikanalitik yorumun, yüzeyin altında gizli kalmış olanı isimlendirmek ya da zaten var olanı teşhis etmek değil, yeni anlamları üreten, şeylerin yeni versiyonlarını kuran bir müdahale kertesi olduğudur.

Kendi pratiğinde sadece psikonevrotik ketlenme ve belirtileri (fobiler, obsesyonlar, kompulsiyonlar, histerik gösteriler) olan hastalarla değil ama aynı zamanda, şimdi narsisistik kişilik ve davranış bozuklukları olarak adlandırdığımız haller nedeniyle de tedavi arayışına yönelen hastalarla karşılaşan Freud bu durumu, "gündelik hayatlarını sürdürme konusunda oldukça çaresiz ve acz içinde olan bu hastaları tedaviye almaktan kaçınmamalıyız. Bizimkine benzemeyen doğalarını özgürleştirmeleri ve gerçekleştirmeleri için onları eğitmeli, analitik yöntemlerle eğitici yöntemleri birlikte uygulamalıyız" diyerek açıklamıştır. Yine analiz edilmelerindeki güçlüklerden bahsettiği bu hasta grubu için terapötik analize karşıt olarak karakter analizini önermiştir. Her durumda söz konusu vakaların tedavi sonuçları sınırlı olmuş ve yüzeysel kalmıştır. Söz konusu hastaların çocuksu talepkârlık, önemsenmeyişlerine aşırı duyarlılık, terapisti 'tanrısallaştırma' eğilimleri ve insani ve olgunlaşmamış kişilik özelliklerinin üstesinden gelebilmeleri için eğitici ve öğüt verici çabalar biçiminde analistin kişiliğinin tedavi sürecine dahil olmasının gerekli olduğu kabul edilmiştir. Ancak psikanaliz için asli olan, her türden müdahalelerin psikanaliz açısından eksik ve tatmin edici olmaktan uzak oluşu ortadadır. Kohut'un eseri biraz da bu sorunun çözümüne adanmıştır.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova