ISBN13 978-975-342-044-0
13x19,5 cm, 456 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Önsöz, Haziran 1993, s. 7-11

Bu kitabı yazma fikri nereden doğdu? Öğrencilik yıllarımdan beri, Türk Siyasal Tarihi'nde değişim ve dönüşümlerin yoğun yaşandığı çalkantılı bir dönem olan II. Meşrutiyet ilgimi çekiyordu. Tarihsel dönemlerde yaşanan bu değişim, kadınların toplum içindeki durumlarına da yansımış olmalıydı. Kadınların toplumsal dönüşüm sürecindeki katkılarını açığa çıkarabilme düşüncesi, beni bu konuda çalışmaya yöneltti. Sonuçta, 1987 yılında başladığım, 1991 yılında, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde doktora tezi olarak tamamladığım bu çalışma ortaya çıktı.

Araştırmamda ilkin cumhuriyet öncesi dönemi, ekonomik, toplumsal, düşünsel ve kültürel bütünlüğü içinde ele almaya çalıştım.

Araştırma sürecinde elde ettiğim bulguların beni desteklemesiyle kendimi daha güçlü hissettim, bu güç bana heyecan verdi.

Bu heyecan, beni dönem üzerinde daha yoğun çalışmaya yöneltti. Kadın haklarının ilk kez cumhuriyetle birlikte yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde tanındığı ve kadınlardan bu konuda hiçbir talep gelmediği yolundaki savları sorgulamakla işe başladım. "Cumhuriyet öncesinde bir kadın hareketi yaşandı mı?", "Bu doğrultuda görüş ve talepler üretildi mi?" türünden soruları sormama yol açtı.

Kadın hareketi bir özgürlük hareketidir, toplumun özgürleşmesinden bağımsız olarak düşünülemez. Kadın hareketi, geleneksel yapıdan çağdaş yapıya doğru gidilen süreçte ister istemez ortaya çıkar.

19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başında tüm dünyada ortaya çıkan kadın hareketi, eş zamanlı bir özellik taşıyordu, dolayısıyla diğer ülkelerde olduğu gibi, Osmanlı toplumunda da böyle bir hareket aranabilirdi. Bu bir taklit değil, doğal bir süreçti. Çünkü kadın hareketi bir özgürlük ve eşitlik hareketi olarak ortaya çıkmış, toplumun genel özgürlüğüyle paralel bir süreklilik izlemişti. Bu temel oluşumlar II. Meşrutiyet Dönemi'nde bulunabilirdi. II. Meşrutiyet'in getirdiği toplumsal ve kültürel değişimle oluşan yeni yapılanmanın incelenmesi önem kazanıyordu. Bu dönem bize kadınların yaşamı hakkında önemli ipuçları ve belgeler verebilirdi. Üstelik kadının konumu, Türk siyasal yaşamının da temel sorunlarından biriydi. Osmanlı toplumunda kadının statüsünde, özellikle toplumsal statüsünde değişim gerektiren tüm istekler, başta şeriat, yani hukuki yapı olmak üzere toplumsal yapının tüm unsurlarıyla, dolayısıyla bunları biçimlendiren siyasetle yakından ilgiliydi. Bu nedenle kadının konumundaki değişimler devletin dünyevileşme -laikleşme- süreciyle de bağlantılıydı. Kadın sorunları Osmanlı toplumunda edebiyattan basına, parti programlarından düşün akımlarına kadar pek çok alanda kendini gösterecekti.

Araştırmamda verileri, yerli ve yabancı yazarların (Batılı gezginlerin) döneme ilişkin kitaplarından, Osmanlı kadınlarının anılarından, edebiyat eserlerinden ve ikincil kaynaklardan elde ettim. Ancak ilerledikçe işimin hiç de kolay olmadığını gördüm. Çünkü Osmanlı kadınlarıyla ilgili kitapların büyük bir bölümü gerek bize, gerekse Batılılara, gizeminden dolayı ilginç gelen "harem" üzerineydi. Genel olarak kadına ilişkin özgün kaynaklar ise, parmakla sayılayacak kadar azdı. Bu konu yeterince araştırılmamıştı. Yazıya dökülenler ise, dönemin erkek entelektüellerinin görüşleriydi. Gerçi bunlar nesnel oldukları ölçüde, bana hem yarar sağlıyor, hem de eleştiri olanağı veriyordu.

Ancak benim için önemli olan kadını kendi ifadesiyle verebilmekti. Okuduğum yapıtlardan bazı kadın dergilerinin varlığını öğrendim. Ama yaptığım araştırma, beni tahminimin üzerinde nicelikte ve nitelikte kadın dergilerine ulaştırdı. Cumhuriyetten önce 40 kadar kadın dergisi yayınlanmıştı ve bunlar bana, kadın hareketini, kadınların ifade ve eylemlerini somut olarak verebilecek en önemli kaynaklardı...

Bundan sonra kütüphaneler zamanımın büyük kısmını geçirdiğim yerler oldu. Dergilere yazı yazan kadınların heyecanlarını, duygularını, sorunlarına çözüm arayışlarını okumak, benim için vazgeçilmez bir ilgi ve merak konusu haline geldi. O kadar içiçe olmuştuk ki, kendimi onlara çok yakın hissediyor, olayları onlarla beraber yaşıyordum artık...

Bulduğum her yeni kaynak beni yüreklendiriyordu. Araştırmamım başında bu kadar çok kaynakla karşılaşacağımı ummuyordum. Gerçi her yeni kaynak araştırmamım süresini uzattı ama, bundan büyük keyif aldım. Aklıma, hep bizim bugün yaptıklarımızla ilgili olarak 50 ya da 100 yıl sonra günümüz kadın hareketinin araştırmasını yapacakların yaşayacakları duygular geliyordu. Onlar belki kaynaklara ulaşma açısından daha şanslı olacaklardı, ama benim de başka bir avantajım vardı: Belki bencilce ama, benim şansım, araştırdığım konunun daha önce günışığına çıkarılmamış olmasıydı.

Hayli uzun süren bu araştırmada başka güçlüklerle de karşılaştım. Yeni kaynaklara, bilgilere ulaştıkça çalışma biçimim değişti. Üstelik kütüphanelerdeki olumsuz koşullar, hiç de yüreklendirici değildi…

Bu kitapta, siyasal partilerin, devletin kadınlara ilişkin görüşlerine yer verilmedi. Zaten devletin böyle bir anlayışı da yoktu. Amacım erkeklerin kadına ilişkin modellerini vermek, düşün akımları içinde kadına ilişkin görüşleri tekrar açıklamak da değil... Amacım erkeklerin değil, kadınların neler söylediğine dikkat çekmek... Entelektüellerin -ki hemen hepsi erkektir- görüşlerini bu kitabın kapsamına, tezimde olduğu halde, özellikle almadım. Burada amaç, kadınların kendileri için neler yaptıkları, neler talep ettiklerini verebilmektir. Kadınların milliyetçilik görüşlerinden çok, hak taleplerine önem verildi. Kendilerine dayatılan rol kalıplarına nasıl karşı çıktıkları, kendilerini nasıl tanımladıkları ortaya kondu.

Burada tezimden ayrı olarak yalnızca kadınların bize bıraktıkları kaynakları, kadın dergi ve derneklerini temel aldım. Bize ikinci elden iletilmemiş, hiç yorumlanmamış, el değmemiş kaynaklardı bunlar... Özellikle, 1913-1921 yılları arasında çıkan, bir kadın derneği olan Osmanlı Müdâfaa-ı Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti'nin yayın organı Kadınlar Dünyası dergisini, kadın hareketini anlatmak için somut örnek olarak ele aldım. Böylelikle kadının konumuna ilişkin herşeyi tartışma konusu edebilecek, kadının vermiş olduğu kimlik mücadelesini çeşitli boyutlarıyla gösterecek, aynı zamanda kadınların hak mücadelelerinin niçin gözlerden saklandığını da ortaya koyabilecektim.

Bu çalışmayla Halide Edip'in 1 Mayıs 1913 tarihli Mektep Müzesi dergisinde yer alan, "Yirminci Asırda Kadınlar" adlı yazısında dile getirdiği arzusunu, bir nebze olsun yerine getirme şansım olacaktı:

"Bu kadınlık hareket-i mukaddesesinin sathi ve ibtidai bir tarihini yazarken gönül isterdi ki bu tarihçe Osmanlı kadınlarının terakki ve tekamül yolundaki küçük bir tarihçesi olsun. Fakat bugün böyle olmaması bence pek elim değildir. Her yerde kadınların uyanıp, ilerlemeleri de başka hareketler gibi yavaş ve müselsele [zincirleme] bir hareket olmuştur. Osmanlı kadınlarının terakki yolundaki mesailerinin henüz bir tarihçesi olmaması onların da bir şey yapmamış olmalarını intaç etmez. Bilakis bugün büyük ve umumi bir tiyatro salonundan kadınlığa bu kadar mahrem bir mevzudan bahsetmek ve bu mevzuu dinlemek için bu tiyatroda Osmanlı kadınlarından mürekkep muhterem ve büyük bir kitle bulmak. Bunlar iftihar edilecek şeylerdir. Bugün bu saat ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz, demektir. Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman elbet bizim aciz fakat hüsn-i niyet ve samimiyetle dolu bin müşkilatla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir."

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova