ISBN13 978-975-342-296-3
13x19,5 cm, 216 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yasa Koyucular ile Yorumcular, 1996
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Yaşar Çabuklu, “Yeni küresel güçler ve siyaset”, Virgül, Sayı 37, Ocak 2001

Geleneksel Marksist yaklaşım Batıda kapitalizmin feodalizm karşısında kazandığı zaferi kan, cemaat ve din bağlarını yıkan ilerici bir gelişme olarak görür. Toprağa ve derebeylerine bağımlılığı sona eren kırsal nüfus kentlere akın ederek özgür işgücünü oluşturmuş ve böylece kapitalizme son verecek işçi sınıfının yığınsal mücadelesi için gerekli koşullar sağlanmıştır. Sınır tanımayan sermaye yerel ve ulusal engelleri ortadan kaldırarak evrensel egemenliğini ilan etmiş, bireyselleşmeyi ve atomizasyonu son noktasına vardırarak para, insan, mal ve bilgi dolaşımını serbestleştirmiştir. Sermayenin uluslararasılaşması karşısında işçi sınıfı da kendini enternasyonalizm temelinde örgütlemeye yönelmiştir. Emperyalizmin başlangıcından günümüze dek bu tablo ana hatlarıyla değişmeden kalmıştır.

Bauman’ın kitabı yukarıda değinilen yaklaşımın yetersiz olduğunu, 1960’lardan itibaren gelişen post-modern kapitalizmin daha önceki modelden radikal bir kopuşu temsil ettiğini gösteren değerlendirmeleri içinde barındırıyor. Bu yeni döneme kadar kapitalizm hâlâ toprak ve ulus temelinde örgütleniyordu. Ortak dil ve tarih, ulusal bayramlar ve tatiller, millî devletin himayesi altındaki ulusa bağlı olarak tanımlanan yurttaşlık, ulusal sanayi ve emek gücü, ulusal ordular, bunların hepsi kapitalizmin ulusal mekâna bağımlılığının ifadeleriydi. İşgücünün dolaşımı serbestti, ama çalışan yığınlar yerleri değiştirilemeyen büyük fabrikalarda istihdam ediliyordu. Fabrika sahipleri, işçiler ve sendikalar fabrika mekânına ve yöresine hâlâ önemli ölçüde bağımlıydılar. Aynı şekilde ordu ve eğitim kurumları da yığınları disiplin altında sabit yerellikler içinde uzun süre tutmaktaydı. İktidar, sermaye ve bilgi kendi ülkesinde kök salmıştı. Sermaye ve devlet kendi uluslarının ekonomik ve politik patronlarıydılar, bir sömürü ve tahakküm ilişkisi çerçevesi içinde olsa bile kendi uluslarına karşı derebeyi-serf ilişkisini çağrıştıran bir angajman içindeydiler. Askerî, ekonomik ve kültürel yeterlilik anlayışı hâlâ revaçtaydı. Devlet sömürdüğü tebasının ekonomik ve askerî güvenliğini sağlamakla yükümlü görüyordu kendini, sosyal yardım harcamalarıyla, bedava tedavi, eğitim vb. hizmetlerle, insanî seçimleri göreli olarak önemseyen yasalarla halktan sağladığı rantın karşılığında az da olsa bir şeyler veriyordu. Devlet ekonomiyi yönettiği gibi ülkenin gündemini ve ulusal kodları da kendi kurumları aracılığıyla belirliyordu. İşçi sınıfı muhalefeti de tüm enternasyonalizm söylemine karşın ulusal olarak örgütlenmişti ve ulusal işçi partileri savaşlarda kendi ulusal devletlerini destekliyorlardı.

1960’lardan sonra gelişen post-modern kapitalizm yukarıda anlatılan modelin ciddi biçimde sarsılmasını beraberinde getirdi. Eskinin yurttaşların güvenliğini sağlayan kolektif kurumları birer birer çöküyor. Piyasa mantığını ve serbest ticareti ön sıraya yerleştiren neo-liberalizm rekabet, verimlilik ve kârlılığa karşı direnen kolektif yapıları ve toplumsal dayanışma ağlarını çözüyor. Yeni sistemin parolası deregülasyon, yani eski kapitalizmde yasalarca, kurumlarca belirlenmiş her türlü sabit konumun ortadan kaldırılması, insana, topluma ait her şeye piyasanın taleplerini karşılayacak bir esneklik ve dirençsizlik kazandırılması. Sermayenin ulus-aşırı, küresel planda kazandığı akışkanlık, hız ve esneklik onu yerelliklerden, ulusal çerçevelerden koparıyor, mekân dışı kılıyor. Dünya paranın, sermayenin, bilginin akış yerlerinden oluşan bir ağa dönüşüyor. Sermaye ulusal siyasetin ve devletin mekânından kaçarak engelsiz dolaşımın hiper mekânında varlık gösteriyor. Küresel, ulus-aşırı planda gerçekleşmeye başlayan sermayenin iktidarıyla ulusal siyaset arasındaki mesafe açılıyor. Sermayenin artık ulusal bir kapitalist sınıfta cisimleşmediği post-modern küresel kapitalizmde ulus-devletler eski güçlerini kaybediyorlar. Küreselleşme sürecinde devletlerin müdahaleci yetkileri azalıyor, hareket marjları daralıyor. Eski kapitalizmin temsilî yasama organları ve yasaları yeni küresel piyasanın talep ettiği aşırı esnekliğe cevap veremediği için iktidar seçimle gelmiş kurumların dışında işleyen alanda, sınaî ve malî baskı gruplarının yasasız, kuralsız bir biçimde taleplerini empoze ettiği bir alanda oluşuyor.

Post-modern toplumda sermayenin devletinden kurtulmak istemesinin yanı sıra devlet de ulusundan kurtulmak istiyor. Ulus geçmişte elde ettiği ve yasalara geçmiş kazanımlarıyla piyasa kurallarından başka kural tanımayan küresel kapitalizmin önünde bir engel oluşturuyor. Çalışabilir nüfusun beşte biriyle üretimin sürdürülmesinin mümkün olduğu bir dönemde devlet geçmişte ulusuna karşı girdiği angajmanlardan vazgeçmeye, yükümlülüklerinden sıyrılmaya çalışıyor. Sermayenin küreselleşmesi karşısında yerel, iktidarsız kalan ulusal devlet ve siyasetçiler sosyal harcamaları azaltma, işten çıkarmaları kolaylaştırma vb. önlemler alıp ulusa uyum ve esneklik öneriyorlar. Devlete ve siyasete güveni kalmayan ulus siyasî kayıtsızlığa yöneliyor. Eskinin sorumlu yurttaşı, güvenlik güçlerinin yerlerini tanıtım ve reklamcılığa terk ettiği yeni toplumda piyasa tüketicisine dönüşüyor. Modern kapitalizmde ortak davaların tartışıldığı bir alan olan kamuoyu post-modern toplumda bireysel mahremiyetlerin, meselelerin tek boyutlu, standart, medyatik bir dille dışa vurulduğu bir alan olarak ortaya çıkıyor.

Devletin artık kendini ulusunun güvenliğinden sorumlu hissetmediği post-modern dönemde tüketici birey güvenliğini kolektif eylemin risklerini üstlenerek sağlamak yerine ona özelleştirilmiş biçimlerde sunulan güvenlik ürünlerine yöneliyor. Ailenin, cemaatlerin, ulusun, devletin güçsüzleştiği yeni toplumda ekonomik deregülasyona (kuralsızlaştırma) “manevî deregülasyon” eşlik ediyor. Küreselleşme çağında kalıcı, güvenilir, bütünlüklü konumlara, ilişkilere, kişiliklere yer yok. Her an esneyebilen, her kalıba giren, geçici, uçucu kişilikler revaçta. Eskinin yaşam boyu kişiye eşlik eden sağlıklılık anlayışı yerini anın gerektirdiği esnekliklere destek verecek bir zindelik yaklaşımına bıraktı. Post-modern tüketici kendi güvenliğini hiçbir uzun vadeli angajmana girmemekte, hiçbir etik değeri benimsememekte, konumdan konuma, ilişkiden ilişkiye sınırlanmadan kaymakta buluyor. Öte yandan düzenli tüketiciler topluluğuna göre biçimlenmiş bu esnek yaşam modeli işsizler ve yoksullar için bir yıkım anlamına geliyor. Sermaye ve tüketiciden beklenen hareket ve esneklikken göçmenlere kapılar kapanıyor, varoş halkının gettolarından dışarı çıkmaması tercih ediliyor. Yoksulluğun artmasıyla birlikte suçun ve düzensizliğin kaynağı olarak görülen alttakiler için sayıları hızla artan hapishaneler inşa ediliyor.

Eski kapitalizmin kurumsal ve kolektif yapılarının çöktüğü yeni ortamdan muhalefet de nasibini alıyor. İşçi sınıfının üretim sürecindeki fiziksel, kitlesel varlığının önemini yitirmesine paralel olarak sendikaların gücü azalıyor, eski kolektif eylem biçimleri etkisizleşiyor. Küreselleşmenin coğrafyanın önemini ortadan kaldırdığı, yerelliğin değersizleştiği, ulusundan kaçan iktidarın boş bir mevki haline geldiği bir ortamda evi fiziksel ve coğrafî mekân olan siyaset güçten düşüyor, siyasî partiler, dernekler, kooperatifler zayıflıyor. Post-modern toplumda muhalif aydın çevrelerde halk sözcüğü artık kullanılmıyor, çünkü bu kavram modern toplumun siyaset retoriğinde yerel devlete karşı yerel, kendi içinde bir bütünlüğe ve dayanışmaya sahip kolektif bir gücü ifade ediyordu. Tüm bu gelişmeler küreselleşen ve ulusal siyasetin denetiminden çıkan sermaye karşısında küresel bir muhalefetin oluşturulmasını gerekli kılıyor. Ancak şu andaki durum umut verici gözükmüyor.

Küresel güvensizliğe saldırabilecek siyasi güçler hiçbir yerde, söz konusu güvensizliğin kaynağı olan bu ekonomik güçlerin (sermaye, finans, ticaret güçlerinin) ulaştığı kurumsallaşma düzeyine yaklaşamıyor. Uluslararası Para Fonu’nun, Dünya Bankası’nın ve dünya çapında yatırım ve tahsilat yapan bankacılık sisteminin oluşturduğu, giderek sıklaşan ağın becerikliliği, kararlılığı ve etkililiğiyle başa çıkabilecek hiçbir şey yok. (s. 206)

Yine de mekânsız ve akışkan küresel sermayeye karşı yersiz-yurtsuz bir muhalefetin oluşmaya başladığı görülüyor. Seattle emekleme halindeki bu muhalefetin kendini küresel planda ifade ettiği ilk yer olmuştur.

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova