ISBN13 978-975-342-300-7
13x19,5 cm, 128 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Narsizm Üzerine ve Schreber Vakası, 1998
Uygarlığın Huzursuzluğu, 1999
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Bölüm 1, s. 21-24

Psikanalitik kuramda ruhsal süreçlerin otomatik olarak haz ilkesiyle yönlendirildiğini hiç düşünmeksizin kabul ediyoruz, yani bu süreçleri uyaranın her seferinde hoşnutsuzluk veren bir gerilim olduğuna, sürecin bu gerilimin azalacağı, yani hoşnutsuzluktan kaçınarak hazzın üretileceği bir yöne doğru gideceğine inanıyoruz. Çalışmamıza konu olan ruhsal süreçleri bu açıdan incelediğimizde çalışmamıza "ekonomik" bir bakış açısı katmış oluyoruz. "Topografik" ve "dinamik" yönelişler yanında bir de bu "ekonomik" unsuru değerlendirmeye çalışan bir tanımlamanın şu anda düşünebileceğimiz en bütünsel tanım olacağını ve metapsikolojik sıfatıyla öne çıkmaya hak kazanacağını belirtmek istiyoruz.

Bu arada, bir haz ilkesi varsayımıyla belli ve tarihsel açıdan yerleşik bir felsefi sisteme ne denli yaklaşmış ya da katılmış olduğumuz bizi hiç ilgilendirmemektedir. Biz böyle spekülatif varsayımlara, alanımızdaki gündelik gözlemlerimizin gerçeklerini tanımlamaya ve anlatmaya çalışırken ulaşıyoruz. Psikanalitik çalışmanın yönlendiği erekler arasında öncül ya da özgün olmak yoktur ve bu ilkenin ileri sürülmesine yol açmış olan izlenimler o denli göze batıcıdır ki görmezden gelinmeleri pek mümkün olamaz. Buna karşılık bize, bu kadar belirleyici bulduğumuz bu haz ve hoşnutsuzluk duygularının anlamını söyleyecek, felsefi ya da psikolojik herhangi bir kurama şükranlarımızı sunmaya da hazırız. Ne yazık ki bu konuda işe yarar bir şey sunulamıyor bize. Burası, ruhsal yaşamın en karanlık ve girilemez alanıdır ve bence bu alana dokunmaktan kaçınamıyorsak ona ilişkin en gevşek varsayım en iyisi olacaktır. Biz haz ve hoşnutsuzluğu, ruhsal yaşamda bulunan –ancak herhangi bir biçimde "bağlı" olmayan– uyarılmanın niceliğiyle ilintilendirmeye karar verdik; öyle ki, hoşnutsuzluk bu nicelikte bir artışa, haz ise bir azalışa denk düşer. Ancak, duygulanımların gücüyle bunlara tekabül eden uyarılma niceliğindeki değişimler arasında basit bir orantı düşünmüyoruz. Hele psikofizyolojinin bütün verilerinden sonra doğrudan bir orantıyı hiç düşünmüyoruz. Duygulanım için en önemli etken, büyük bir ihtimalle, belli bir zaman içindeki uyarılmada görülen azalma ve artmalar olmaktadır. Burada muhtemelen deneye söz düşecektir ve biz analistler için çok belirli gözlemlerin kılavuzluğu olmadığı sürece, bu soruna daha fazla girmek salık verilmez.

Ama G. T. Fechner gibi derinlere inebilen bir araştırmacı, haz ve hoşnutsuzluk konusunda psikanalitik çalışmanın bizi kabul etmeye zorladığı görüşle büyük ölçüde uzlaşan bir görüş ileri sürerse buna karşı ilgisiz kalamayız. Fechner'in Organizmaların Yaratılış ve Gelişim Tarihine İlişkin Bazı Düşünceler adlı 1873 tarihli kısa çalışmasında (Bl. XI, Ek, s. 94) bulunan önerme şöyledir: "Bilinçli dürtüler her zaman haz ya da hoşnutsuzluk ile ilintili olduğuna göre, haz ve hoşnutsuzluğun da istikrar ve istikrarsızlık koşullarıyla psikofizik bir ilintileri olduğu düşünülebilir. Buradan da benim başka bir çalışmamda ayrıntılı olarak geliştireceğim şu hipoteze varabiliriz: bilinç eşiğini aşan her psikofizik hareket, belli bir sınırın ötesinde, tam istikrara yaklaştığı ölçüde hazla, belli bir sınırın ötesinde tam istikrardan uzaklaştığı ölçüde hoşnutsuzlukla karşılanır; iki sınır arasında bulunan, haz ve hoşnutsuzluğun niteliksel eşiği olarak adlandırılabilecek yerde ise belli bir duyumsal kayıtsızlık bulunur."

Haz ilkesinin ruhsal yaşamdaki egemenliğine inanmamıza yol açan gerçekler, ruhsal aygıtın, içinde bulunan uyarılma miktarını olabildiğince az, hiç değilse sabit tutmak için bir çabası olduğu varsayımında da ifadesini bulmaktadır. Aynı ifadenin bir başka anlatım biçimidir bu: eğer ruhsal aygıtın çabası uyarılma miktarını düşük tutma yönündeyse bunu yükseltmeye uygun olan her şey işleve karşıt, yani hoşnutsuzluk uyarısı olarak algılanır. Haz ilkesi sabitlik ilkesinden çıkmaktadır; nitekim sabitlik ilkesi bizim haz ilkesini kabul etmemize yol açan gerçeklerden yola çıkarak tanımlanmıştı. Daha ayrıntılı bir tartışmayla, ruhsal aygıtın bu varsaydığımız eğiliminin, Fechner' in haz ve hoşnutsuzluk duyumlarıyla ilintilediği istikrar eğilimi ilkesi altında yer alan özgül bir örnek olduğunu görebiliriz.

Ama o zaman haz ilkesinin ruhsal süreçler üzerindeki egemenliğinden söz etmenin aslında doğru olmayacağını da söylemeliyiz. Eğer böyle olsaydı ruhsal süreçlerimizin büyük çoğunluğuna hazzın refakat etmesi ya da çoğunun haz sağlaması gerekirdi; oysa en genel deneyimler böyle bir sonuca şiddetle karşı çıkar. O halde ancak şöyle olabilir: Ruhta haz ilkesine yönelik güçlü bir eğilim bulunmaktadır ama bu daha başka güçler ya da ilişkilerle çatışmaktadır ve sonuç her zaman haz ilkesine uygun olmayabilmektedir. Fechner'in benzeri durumlar için notuyla karşılaştıralım (a.g.e., s. 90): "Ama hedefe yöneliş her zaman hedefe ulaşmak demek değildir, çünkü genellikle hedefe ancak yaklaşık olarak ulaşılabilir."

Şimdi haz ilkesinin başarısını hangi koşulların boşa çıkardığı sorusuna geri dönersek yeniden tanıdık ve güvenli bir zemine ulaşırız ve analitik deneyimlerimizi soruyu yanıtlamak için bolca kullanabiliriz. Haz ilkesinin bu şekilde ketlenişinin ilk örneği, düzenli sıklıkta tekrarlanan tanıdık bir durum. Biliyoruz ki haz ilkesi ruhsal aygıtın birincil çalışma yöntemine uygundur; fakat kendini koruma bakış açısından organizmanın dış dünyanın güçlüklerine karşı koyabilmesine en başından itibaren uygunsuz, hatta çok da tehlikelidir. Benin kendini koruma dürtülerinin etkisi altında haz ilkesi, haz kazanma amacını elden bırakmadan doyumun ertelenmesi, kimi doyum olanaklarından vazgeçilmesi ve bir süre hoşnutsuzluğa katlanmak gibi uzun ve dolambaçlı yollardan hazzı sağlayan ve gücünü gösteren gerçeklik ilkesi ile yer değiştirir. Haz ilkesi zor "eğitilebilir" olan cinsel dürtülerin işleyiş yöntemi olarak kalmayı uzun süre sürdürür ve gerek cinsel dürtülerden gerekse benin içinden başlayarak, bütün organizmanın zararına yol açarak gerçeklik ilkesini alt etmeyi sıklıkla başarır.

Bu durumda gerçeklik ilkesinin haz ilkesinin yerini almasının hoşnutsuzluk duygularının ancak bir bölümünün, üstelik en yoğun olmayan bir bölümünün nedeni olduğu kuşkusuzdur. Yaklaşık olarak aynı sıklıkta karşılaşılan bir başka hoşnutsuzluk kaynağı, benin daha yüksek örgütlenmelere doğru gelişimini sürdürdüğü sırada ruhsal aygıtta oluşan çatışmalar ve yarılmalarda ortaya çıkar. Aygıtı dolduran enerjinin neredeyse tümü doğuştan gelen dürtü itkilerinden kaynaklanmaktadır, ama bunların hepsinin aynı gelişime ulaşmasına izin verilemez. Süreç içinde kimi dürtülerin ya da dürtü parçalarının hedefleri ya da iddiaları bakımından benin kapsayıcı birliğine katılabilen öbürleriyle uzlaşmaz hale geldikleri sık sık rastlanan bir durumdur. O zaman bunlar bu birlikten bastırma süreciyle ayrılır, ruhsal gelişimin daha alt aşamalarında tutulur ve her şeyden önce bir doyum olanağından uzak kalırlar. Bastırılmış cinsel dürtülerde kolaylıkla olabildiği gibi dolambaçlı yollardan doğrudan ya da yedek doyuma kavuşabildikleri zaman da, aslında bir haz olanağı olan bu başarı ben tarafından hoşnutsuzluk olarak algılanır. Bastırmayla sonuçlanmış olan eski çatışmanın neticesinde haz ilkesi, tam belli dürtülerin bu ilke uyarınca yeni zevkler edinmeyi hedefledikleri noktada yeni bir yön kazanmıştır. Bastırmanın bir haz olanağını bir hoşnutsuzluk kaynağına çevirmesi sürecinin ayrıntıları henüz tam anlaşılabilmiş ya da apaçık gösterilebilir değildir, ama kuşkusuz bu türden bütün nevrotik hoşnutsuzluklar haz olarak algılanamayan hazlardır.(1)

Elbette hoşnutsuzluk yaşantılarımızın tümü burada gösterilen iki hoşnutsuzluk kaynağıyla açıklanamazlar; ama geri kalanların mevcudiyetinin haz ilkesinin egemenliğine karşı gelmediklerini düşünmek için haklı gerekçelerimiz vardır. Hissettiğimiz hoşnutsuzluğun çoğu algısal hoşnutsuzluktur; kâh doyurulmamış dürtülerin baskısının algılanmasından kaynaklanır, kâh kendiliğinden acı verici olan, ya da ruhsal aygıtta hoş olmayan beklentileri uyaran –yani ruhsal aygıt tarafından "tehlike" olarak tanınan– dış algılardan kaynaklanır. Bu dürtü taleplerine ve tehlike tehditlerine verilen ve ruhsal aygıtın asıl uğraşını oluşturan tepkiler, haz ilkesi tarafından ya da onu değiştiren gerçeklik ilkesi tarafından doğru bir şekilde yönlendirilebilirler. Bu süreç haz ilkesinin daha öte bir kısıtlanışını gerektirmez; bununla birlikte dış tehlikeye verilen ruhsal tepkinin incelenmesi burada ele alınan soruna yeni malzeme ve yeni sorular sağlayabilir.

(1) En önemlisi herhalde haz ve hoşnutsuzluğun bilinçli algılamalar olarak bene bağlı olmalarıdır. Yukarı

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova