ISBN 975-342-301-2
13X19,5 cm, 160 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Sadettin Tantan, 2001
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

“İlksöz”, s. 9-15

Bu kitap yalnızca bir MİT yöneticisinin yaşamındaki keskin virajları anlatmak için değil, aynı zamanda Türkiye yakın tarihinin epey karanlıkta kalmış bir yüzü konusunda kamuoyunu bir ölçüde bilgilendirmek için yazılmıştır.

Türkiye’nin yakın istihbarat tarihi, birçok yönüyle sırlar içeren bir aynadır. Ancak bu sırlar, camı aynaya dönüştüren kimyasal madde olmaktan çok, onu karartan gizli olaylar bütünüdür. Türkiye tarihi son yıllarda öyle büyük, öyle ilginç olaylar depolamıştır ki artık ayna bunları taşıyamaz hale gelmiştir. Böylece kamuoyu, aynadaki devinimi fark etmiş ve onun sırlarını çözmek üzere harekete geçmiştir.

Elinizdeki kitapta bütün gerçek olayların etkin öznesi gibi görünen Mehmet Eymür, saklamaya ve yeri geldiğinde açığa vurmaya elverişli zihinsel yapısı ve eylemleriyle, yakın tarihin aynasında yer kaplayan kişiliklerden birisidir. Ancak Eymür’ün de dahil olduğu ayna, olduğu gibi salt gerçeği yansıtan bir ayna değil, gerçeğin bazı unsurlarını gizleyen, dışa vurduğu unsurlarını da yorumlayarak, değiştirerek, hatta kimi zaman içeriğinden soyutlayarak sunan bir aynadır. Zaten aynanın "sırlar" içermesinin nedeni de budur. Ayna istihbaratın bazı ilkesel problemlerinden kaynaklanan yanlışları gizlemektedir.

Yıllardır medyada ve son olarak kendisine ait internet sitesinde konuşan Mehmet Eymür, konuşacağı şeyleri hâlâ tüketmemiştir. Bunun nedeni, kendi kişisel tarihinin olay örgüsü bakımından karmaşıklığı değil, istihbarat dünyasının karanlık, gizli ve hatta agnostik yapısıdır.

Yakın tarihteki deneyimler Türkiye'nin bugününe ve geleceğine, aynı anda pek çok gücün yön verdiğini göstermektedir. Bu güçler askeri ve sivil bürokrasi ile siyasal alana serpiştirilmiş gruplardan oluşmaktadır. Ve bunların birbirleri arasındaki mücadele, anlaşmazlık ya da işbirliği ulusal/uluslararası politikanın rotasını çizmektedir. Bu güçler arasında bir "kişi" olarak yer alan Eymür'ün konuşma çabasının, kamuoyunun "gizli" tutulan konular hakkında aydınlatılması için büyük bir katkı olduğu kesindir. Ancak yanlışlıkları gözler önüne sermek için Eymür-Atasagun çekişmelerini beklemeye, ya da yeni Susurluklar olması için dua etmeye gerek olmamalıdır. Dünyanın en etkili gizli servislerinin başında gelen CIA –Susurlukvari kazaları beklemeye gerek duymaksızın– otuz yıl öncesine ait gizli kalmış dosyalar hakkında Amerikan kamuoyuna detaylı bilgi sunmaktadır. Bu dosyaların kapsamında kimi zaman komplolar, dezenformasyonlar ve istikrarsızlaştırma projeleri de yerlerini aynen korumaktadır.

Bu, yönetim değişikliklerinden bağımsız bir tasarruftur, bir anlamda da "papazın günah çıkarması"dır. Normal koşullarda günah çıkarmaya gelen Hıristiyanları affeden papaz, bu kez kilise mensuplarından kendisi için af dilemektedir. Yani her yönetim, yıllar önce devletin işlediği günahları kamuoyuna sunarak kendini affettirmek, meşrulaştırmak istemektedir. Türk gizli servisinin de gelişmenin –ya da gelişme çabasının– gerektirdiği biçimde bu kısmi şeffaflığı sağlamaması için hiçbir neden yoktur.

Diğer taraftan aynanın içerdiği yanlışların büyük bir kısmı, uygulamalardan kaynaklanmaktadır ve yakın tarihi karanlık kılan asıl etkenlerin en önemlilerinden biri de budur. MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal'ın Başbakanlık Teftiş Kurulu eski başkanı Kutlu Savaş'a söylediği üzere, "MİT her zaman doğru kişilerle çalışmamaktadır." Kamuoyu, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım ya da Abdullah Çatlı gibi isimler özelinde MİT'in hangi yöntemlerle çalıştığını sezmiştir. Bugün hâlâ Türkiye'nin ya da dünyanın pek çok bölgesinde adı bilinmeyen Yıldırım'lar ve Çatlı'lar, bilinen yöntemlerle çalışmaktadır.

Bu gerçek göz önüne alınırsa MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un, "MİT'in artık kendi yağıyla kavrulacağı" şeklindeki açıklaması fazla iyimser bir temenniden öteye geçmemektedir. MİT'in illegal faaliyet gösteren isimlerle çalışmış ve halen çalışıyor olması mevzuattan beslenen bir uygulama sorunudur ve değişime pek de açık değildir. Ayrıca MİT'in kimlerle çalıştığından daha da önemli olan şey nasıl çalıştığıdır. Herhangi bir bölgede ve herhangi bir operasyonda rol alan ve aynı amaç için faaliyet gösteren MİT mensubu ile dışarıdan çalışan MİT elemanı arasında teknik bakış açısı dışında bir fark yoktur. MİT'in devletin resmi elemanlarını deşifre etmemek için kurum harici "karanlık" isimlerle çalışması istihbaratın kendi özel mantığı içinde anlaşılabilir bir şeydir. Hem istihbarat mantığı hem de sivil bakış açısıyla anlaşılır olmayan şey ise bu isimlerin istikrarsızlaştırma ya da kaos yaratmak için ülkenin belirli bir bölgesinde emirler doğrultusunda eylem yapmış/yapıyor olmasıdır.

İlke ve uygulamadan kaynaklanmayan, ancak neredeyse her ikisi kadar ciddiyet taşıyan bir diğer husus MİT yöneticileri ve hatta klikleri arasındaki mücadelelerdir. Türkiye kamuoyu bu mücadelelere Susurluk öncesi ve sonrası süreçte defalarca tanıklık etmiştir. Güç dengesinin ya da "dengesizliğinin" yarattığı kaos, Susurluk'ta ortaya çıkan yapının biricik nedenidir. Susurluk, devletin büsbütün şeffaflaşması için değil, devlet içindeki bazı grupların –şeffaflaşmaksızın– tasfiyesi için gerekçe olmuştur. Pek çok olaya adı karışan ve mantıki olarak tek başına hareket etmeyen Mehmet Ağar, belki yargılanamamış ama yalnız bırakılmış ve siyasi geleceği açısından büyük yaralar almıştır. Ağar ekibini deşifre eden Mehmet Eymür ise MİT'teki tasfiye operasyonunda dostu Şenkal Atasagun'un isteğiyle kurumdan uzaklaştırılmıştır. Ordunun isteğiyle MİT Müsteşar Yardımcısı yapılan Mikdat Alpay da yakın bir geçmişte yine Atasagun operasyonuyla tıpkı Eymür gibi Washington'a atanmak istenmiş, ancak bu istek Köşk'ten dönmüştür.

Pek çok şeyi gözler önüne seren, ancak hemen hiçbir şeyi değiştirmeyen Susurluk kazası güç dengeleri arasındaki çatışmaların son rauntlarını ateşlemiştir. Son rauntta güçlerin bir kısmı birbirlerini tasfiye etmiş, ringte onlardan boşalan yerleri başka güçler almıştır. Şu halde öz ve nitelik aynıdır, farklı olan sadece biçim ve niceliktir.

Bu kitap, güvenlik bürokrasisi içindeki kavga ya da anlaşmaların yakın tarihin en önemli yönlendiricisi olduğunu ortaya koymak amacıyla yazılmıştır. Kitabın hazırlanmasında, Washington'da görüştüğüm Mehmet Eymür'ün "kayıtlı" ve "kayıt dışı" anlatımları, MİT ve Emniyet içindeki gelişmeleri yakından takip eden güvenlik bürokrasisine mensup kamu görevlilerinin verdiği bilgi ve fikirler, devlet operasyonlarının detaylarını gözler önüne seren "çok gizli" raporlar, Susurluk sürecinde hazırlanan "daha az gizli" rapor ya da iddianameler ile kitap, gazete, dergi gibi açık kaynaklardan faydalanılmıştır. Bu harmanlama sonucunda elde edilen on ayrı olayla ilgili bilgiler detaylarıyla anlatılmış ve Eymür'le yapılan röportajın tamamı verilmiştir. Ayrıca okuyucunun kitapta adı geçen kişileri daha yakından tanıması için düzenlenen "Kim Kimdir?" bölümü kitabın girişine konulmuş, Eymür'ün bürokrasi hayatı ve Susurluk süreci de küçük birer kronoloji ile sunulmuştur.

Bu kitaptan, "Eymür'ün kişisel evriminin aynı zamanda Türkiye yakın tarihinin bir parçası olduğu ve o tarihe belirli ölçüde yön verdiği" genel sonucunu çıkarmak mümkündür. Eymür'ün kendi kişisel tarihinin belirli yönlerini açığa çıkarma ve böylelikle bir dönemi sınırlı da olsa aydınlatma çabalarının benzerini başka güç temsilcilerinden de beklemek gerekir. Bir başka deyişle, en çok susulması gereken yerde konuşmayı neredeyse ilke edinen askeri-sivil bürokratik güçler ve siyasi odaklar, en çok konuşulması gereken yerde susmamayı da bilmelidirler. Aynadaki sırları gerçek anlamda çözmenin ve biz araştırmacıların çabalarındaki yanlışlıkları düzeltmenin, eksiklikleri gidermenin tek yolu budur. Ayna, ancak bu yolla olumsuz da olsa gerçeğin bire bir yansımasını bize sunacaktır. Tıpkı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler Masalı'ndaki çirkin cadıya sunduğu gibi...

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2020. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova