ISBN13 978-975-342-314-4
13x19,5 cm, 160 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
 

Sunuş, s. 13-18

Batman'ı önce petrolüyle tanıdık. Ardından 20 yılı bulan çatışma ortamında faili meçhuller kenti olarak girdi gündemimize. Hizbullah'ın doğup palazlandığı kent olarak kazındı hafızalarımıza. Peşi sıra "ölüm evleri", "domuz bağları" geldi. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilip tutuklanmasıyla birlikte, önce çatışmalar dindi, ardından tüm bölgede olduğu gibi Batman'da da görece bir huzur ortamı yaşanmaya başlandı. Hizbullah'a yönelik yürütülen operasyonlarla birlikte ise, faili meçhul cinayetler dönemi sona erdi.

Ancak "huzur" kavramının gölgede kalması, kentin yeniden olumsuz şeyler çağrıştırması için uzun bir zaman geçmesi gerekmedi; Batman bir süreden beri "kadın intiharlarının başkenti" diye anılır oldu.

Önceleri hiç kimsenin haberi olmadı, yiten genç yaşamlardan. Rakamlar dünya ortalamasının üstüne çıkınca ve yine bizden önce, dünya kamuoyunun dikkatini çekince, Türkiye gündemine de mecburen girdi. Batman'da bir şeyler oluyordu, sanki birileri düğmeye basmıştı ve "artık yaşamaya değmez" denmişti.

Batmanlı kadınların intiharları, toprak koktuğu için, "Ora" koktuğu için baş tacı ettiğim bir "eski" dostun klavyesinden dökülen satırlarla girdi gündemime. Klavyenin yanı başında duran –artık içemediği– buzlu kolasını yudumlarken yazdığı ve "soldan sağa altı harfli, Doğu'da bir petrol kenti" cümlesiyle biten makale ile, kentin girişindeki petrol pompası bir kez daha canlandı hafızamda. "Dışarıda gürül gürül akan hayata perde arasından bakan Batmanlı genç kızlar", o satırlardan sonra bir vicdan azabı gibi dikildi karşımda.

Gazete haberlerinden bir okuyucu olarak izlediğim Batman intiharları, birkaç ay sonra kafamda bir kitap projesi olarak şekillendiğinde, ne kadar zor bir işe kalkıştığımın farkında değildim. Projenin ilk aşamasında, konuyla ilgili çıkan bütün haberleri incelemeye soyundum. Günlerce gazetelerin internet sayfalarında, içinde "Batman" sözcüğü geçen her haberi tek tek okudum. 2000 yılının Eylül ayından itibaren medyada yer almaya başlayan haberlerin, büyük ölçüde yol gösterici olduğunu söylemem gerek.

Gazete haberlerini incelerken, bir yandan notlar aldım, görüşmem gereken ilgili kişi ve kurumların listesini çıkardım. Öte yandan, haberlerin tarafsızlıktan uzak ve "çarpıcı" olmaya çalışan tarzını da gözden kaçırmamaya çalıştım. Bir süre sonra yüz yüze yaptığım görüşmeler, gazetelerin intiharları ele alma yönteminden rahatsız olmakta haklı olduğumu gösterdi. Batmanlılar da, haklarında çıkan haberlerden hiç memnun değildi. Onlar da, "kadın" ve "ölüm" temalarının yanyana geliş şeklini birer "magazin" malzemesine dönüştüren medyadan şikâyetçiydi. Yayınlanan her haberin, intiharı modaya dönüştürdüğünden ve ölümlerin bu yüzden arttığından yakınıyorlardı. Gerçekten de, gazetelerde yer alan her ölüm haberinin, hayatlarında bir kez bile olsa "ses getirmek", "fark edilmek" isteyen genç kızların ölüme daha kolay yönelmelerine sebep olduğunu bizzat gözlemledim.

Medya organları, bölgenin yıllardır süren ihmal edilmişliğini, sadece çatışmalara ve faili meçhul cinayetlere konu olan öznelliğini göz ardı ettiler. Bölge insanının ilk kez özel hayatıyla gündeme geldiği gerçeğini ihmal ettiler. Kadınların ve genç kızların birer namus simgesi olduğunu, intiharın bölge için "ayıp", "günah" ve "utanç" olarak algılandığını unuttular. Kurcaladıkları her özel yaşam, deşifre ettikleri her yeni isim, listeye yeni isimlerin eklenmesini de beraberinde getirdi. Savaş psikolojisini, yoksulluğu, sürgünü ve yıllarca sadece hayatta kalabilmek için verilen mücadeleyi hiçe sayan haberler, bölge insanının ölümden korkmak bir yana, ölümü kurtuluş olarak gördüğü gerçeğinin yok sayılmasının sonucuydu.

Medya mensupları turist kafileleri gibi doluştukları kentte, mikrofonlarını, teyplerini uzattıkları her yeni insanın ilk defa önemsendiği zannına kapıldığını akıllarına bile getirmedi. Batmanlılar, değişir zannettikleri yaşamlarının bir-iki gazete haberiyle değişmeyeceğini çok geçmeden anladılar ve eski kapalı kutularına geri döndüler. Batman intiharları ise, önce gazetelerin birinci sayfalarından üçüncü, dördüncü sayfalarına, ardından da kısa haber sütunlarına düştü.

Projenin önemli ayaklarından birini intiharlarla ilgili araştırma yapan kurumların çalışmalarına ulaşmak oluşturdu. Üç yıl önce ilk araştırmayı yapan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yanı sıra Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Batman Barosu'nun çalışmaları belge niteliği taşıdığından, önemli bölümlerine kitapta yer verdik. Dicle Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yapılan Diyarbakır ölçekli araştırma, konuyla ilgili yapılan ilk ve tek bilimsel çalışmaydı. 1997'de Diyarbakır kent merkezinde yaşanan intiharların dosyaları incelenerek ortaya çıkarılan verilerin, Güneydoğu'daki intiharların habercisi olduğu ortaya çıktı. Ne var ki, araştırma ancak Batman intiharları kamuoyuna yansıyınca hatırlandı ve tozlu raflardan indirilerek tartışmaya açıldı.

Batman'la ilgili ilk resmi çalışmayı, Batman Valisi İsa Parlak'ın çağrısıyla kente gelen Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu uzmanları yaptı. Batman'daki resmi ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan görüşmeler sonucu hazırlanan bir rapor kamuoyunda ses getirdi. Özellikle polis ve askerlerle kurulan duygusal ilişkilerin intiharların nedenlerinden biri olduğu yönündeki saptama, bir devlet kurumundan beklenmeyecek kadar cesurdu. Ancak Aile Araştırma Kurumu'nun çalışması, kitabın tamamlandığı şu günlerde hâlâ rapor aşamasındaydı.

Batman'ı konu alan ikinci araştırma, bir uzman heyetini Batman'a gönderen Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapıldı. Bir yandan bilimsel görüşler içeren Diyanet araştırması, diğer yandan intihar gerekçeleri arasında sıraladığı bölge insanının din mefhumundan uzaklaşması gibi tespitlerle, kendisiyle çatışan içeriğiyle dikkat çekti. Çalışma, gençlere dine ve Allah'a yönelme çağrısıyla son buldu.

Son ve dikkate değer bir araştırma ise Batman Barosu'ndan geldi. Çoğunluğunu Batmanlı avukatların oluşturduğu Baro Kadın Komisyonu tarafından yapılan çalışma, intihar mağdurlarıyla birebir görüşülerek ve ayrıca konu ile ilgili resmi belgeler incelenerek yapılan tek araştırma. Sosyolojik bir araştırmanın avukatlar tarafından yapılmasının ilginçliği bir yana, Baro kadın intiharlarını en ciddiye alan ve takip eden kurum durumunda. Batman'ı son yarım yüzyılıyla tahlil eden araştırmada, kentin coğrafi ve sosyolojik yapısına da ayrıntılarıyla yer verildi.

Gazete haberleri ve araştırmalardan sonra, projenin ikinci aşamasında Batman'la uzun süren telefon trafiği başladı. İstanbul'da yaşayan Batmanlı dostlarla uzun süren görüş alışverişleri, İstanbul'da Batman'ı yaşamamın ilk adımını oluşturdu.

Bu çalışma için bir süre Batman'da kaldım. Yukarıda sözünü ettiğim araştırmalara yansımayan kadın psikolojisini gözlerimle gördüm. Hayatından memnun erkeklerle, hayatı reddetmeye dünden hazır kadınlarla konuştum. Ve Batman'ın kadın-erkek, genç-yaşlı demeden ölümü kanıksadığını dehşetle izledim. Kafeteryalarda el ele tutuşan gençleri gördüğümde duyduğum mutluluk, düzgün Türkçe’lerini işittiğimde ve Batman Meslek Yüksek Okulu'nun Batı bölgelerinden gelen öğrencileri olduğunu anladığımda hayal kırıklığına dönüştü. Birileri tarafından bittiği söylenen savaşın ve sağlandığı iddia edilen huzur ortamının, daha derinleşip evlerde yeni cepheler açtığını anladım.

Çalışma sırasında, Kürt olmanın ve Kürtçe bilmenin avantajlarından söz etmem gerek. Ancak konuşacağım kadınların da özel yaşamlarını anlatmadaki ketumluğuyla ünlü Kürt kadınları olması, çalışmanın önemli bir zorluğunu da oluşturacaktı. Bu zorluğu Batmanlı dostlarımın referanslarıyla aştım. Kapılarını çaldığım bütün aileler, yaşadıkları gerçeği dillerinin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştı.

İntiharların fazla kurcalanmasını istemeyen aileler ve kurumlara ise bir dokunduk bin ah işittik. İçeri alınmadığım evleri dışarıdan gözlemekle yetindim. Gözleri kapalı bile hissedilen yoksulluk, çarpık kentleşme, kadınlara yasak sokaklar, sadece erkeklerin oturduğu kafeteryalar, birer ibadethaneye dönüşen parti büroları, ince belli bardaklarda sunulan kaçak çayların eşliğinde yapılan sohbetler, intihar atmosferini solumama yardım etti.

Ağızlarını PKK ile açıp Hizbullah'la kapatan her Batmanlı için ölüm, elini uzattığında ulaşabileceği kadar yakındı. Batmanlı öğretmenler, 8-9 yaşlarındaki öğrencilerinin sokak ortasında tanık oldukları cinayetleri anlattı. İntiharları durdurmak için canla başla çalışan Batmanlı avukatların bir yandan yardım çığlıkları atarken, diğer yandan intihar teşebbüsünde bulunan kız kardeşlerinin öykülerini anlatmamayı tercih etmesi ilginçti. Batmanlı aileler, "özgür Kürdistan" hayallerinin söndürülmesinden yakındılar. Batmanlı politikacılar, topu yine Ankara'ya attılar. Batmanlı erkekler sokaklarda, internet kafelerde, kahvehanelerde erkek erkeğe muhabbet edip, hayallerindeki kadınları ararlarken; Batman'ın mülki ve idari erkânı güvenlik güçlerine borçlu olduklarını söyledikleri huzur ortamının memnuniyetini yansıttılar. Batman'ın "kurtarılmış" genç kızları ÇATOM'larda halı, kilim dokurken yaşadıkları sanal mutlulukları ezberden anlatır gibiydiler. Batman'ın aydınları "Vizontele"yi izlemek için Diyarbakır'a gittiklerini gururla karışık bir buruklukla anlatırken, yeni açılan Bahar Kültür Merkezi'ni dolduran Batman'ın hızlı-politize gençliği intihar edenlere uzak bir iklimde büyük bir coşkuyla 2001 Nevroz'una hazırlanıyordu.

Tüm bunlar olurken, Batmanlı genç kadınlar hayatın diğer yüzünü televizyonlarda izlemeye devam ediyordu. Batman'ın tek caddesi olan Tekel Caddesi'nde yürüme şansı olanlar, sabah bu yoldan okula giden ve akşam yine aynı yolu kullanmak zorunda olan öğrenci kızlar ile resmi kurumlarda çalışan kadınlardı. Bunun dışında sokaklarda "dişi" bir ize rastlamadığımı söylemem gerek.

Tüm bunlar olurken, Batman'ın kenar mahallelerinde yeni intihar senaryoları yazılıyordu. "Mutlu"yu oynayanlar, küçük-güzel evlerinde kocalarının eve dönüşünü bekleyip, evcilik oyununa kaldıkları yerden devam ederlerken; artık oyun oynamaktan yorulanlar eski kanlı sokakları özlüyorlardı. Gidilecek dağ düşü kuranlar Medya TV'nin "Ey Raqip"le biten son dakikasına kadar uzaktan kumanda ile bütünleşirken, Brezilya dizilerinde yaşanan aşkları birer beyaz atlı prense dönüştürdükleri polis ve subaylarla yaşayacaklarını sananlar, ertesi günkü kaçak randevunun düşlerini kuruyordu. Lise önlerinde "sota"da bekleyen asker cipleri yeni "yalan" aşkların yolunu çizerken, bir yandan da yeni namus cinayetlerinin kapısını aralıyordu.

Tüm bunlar olurken, Batman Devlet Hastanesi'nin morguna yeni kadın cesetleri geliyordu. Evli-bekâr, genç-yaşlı, çocuklu-çocuksuz, esmer-kumral kadın cesetleri. Kimi silahla, kimi kendisini asarak, kimi ilaçla son verilen yaşamlar morgun soğuk dolaplarında otopsi için sırasını bekliyordu.

Tüm bunları gözlerken, İstanbul'da yaşayan bir Kürt kadını olmaktan yakınmalarımı anımsadım. Ve ilk defa o günlerde işsiz bir gazeteci olmaktan, böyle bir kitap yazmama neden olduğu için memnun oldum. Tanık olduklarımın hayal ettiğimin çok ötesinde olduğunu gördüğümde, bir kez daha hayatını bizlerin eğitimine adayan babam İsmail Halis'e ve hayatı boyunca üstünden çıkarmadığı şalvarıyla ömrünü bize vefa eden annem Makbule Halis'e minnet duydum. Onların özverisi olmasaydı, Doğu'nun, Güneydoğu'nun intihar kurbanı kızlarından biri olabileceğim ihtimali bir kez daha canlandı kafamda. İlk kitap olmanın bütün amatörlüklerini içeren bu çalışmayı, doğup büyüdüğüm ve beni yetiştiren topluma vefa borcumu ödemenin ilk adımı saydım.

Mekânın Güneydoğu, kahramanların Kürt, konunun intihar olması çalışmanın en önemli dezavantajlarını oluşturdu. Düne kadar kanla, "terör"le, cinayetlerle eşdeğer tutulan bir coğrafyada, insanların –hele kadınların– özel yaşamlarına girmeye çalışmak, gerçekten zordu. Aşklarını "ayıp"lanarak yaşayan, özlemlerini hiçbir zaman dile getirmeyen genç kadınlar, kendilerine onyıllardır belletilen özgürlük düşünün peşinde olduklarını söylediler. Birçoğu yaşadıkları sıkıntıları kendileri bile çözemezken, "birey" olmanın arifesinde olduklarını yarım-yamalak Türkçe’leriyle, utana sıkıla anlattılar. Okula gitmek istediklerini, çalışmak istediklerini, sokaklarda "damgalanmadan" dolaşmak istediklerini anlatırlarken bunun doğru olup olmadığından hâlâ emin değillerdi. Kitapta yaşam öykülerini bulacağınız genç kadınların isimlerini, geride bıraktıkları ailelerini düşünerek ve bundan sonrası için örnek teşkil etmesinden kaygı duyduğumuz için yayınlamadık. Unutulmaması gereken isimler değil, her biri birer trajediyi anımsatan yaşamlardı.

Bu satırlar yazıldığı sırada, Batman 2001 yılının dördüncü ayında 39 intihar girişimi ve 13 intiharla yine başı çekiyordu. Üstelik son intihar eden 11 yaşında ilköğretim öğrencisi bir çocuktu. Kafasına dayadığı kalaşnikofla son verdi yaşamına.

Bu kitap, Batman'da ve Güneydoğu'nun diğer bütün illerinde akan bir başka "kan"ın durmasına küçük bir katkı olması için hazırlandı. Yıllarca çatışma ikliminde yaşayan bölge halkının, daha güzel ve özgür yaşamları hak ettiğine duyulan inançla yazıldı. Umarım, yıllarca dağlarda-sokaklarda yiten genç yaşamlardan sonra, şimdi evlerde-mahallelerde süren "savaş", bütün toplum kesimlerinin desteğiyle bir an önce biter. Umarım, bu konuda kimin üstüne ne görev düşüyorsa, geç olmadan gereğini yapar…

 


Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2019. Her hakkı saklıdır.

Site Üretimi ModusNova